Kökler gidince
toprak
tutunamaz
Toprağın verimli üst tabakasının akarsular, rüzgâr, deniz, buzul gibi çeşitli dış kuvvetlerin etkisiyle aşındırılıp zamanla bulunduğu yerden taşınması ve sürüklenmesi olayına erozyon denir.
Toprağın verimli üst tabakasının akarsular, rüzgâr, deniz, buzul gibi çeşitli dış kuvvetlerin etkisiyle aşındırılıp zamanla bulunduğu yerden taşınması ve sürüklenmesi olayına erozyon denir. Arazinin eğimli olması, bitki örtüsünün tahrip edilmiş olması ve tarım alanlarının yanlış kullanılması erozyon riskini artırır. Aşağıdaki canlandırmada iki kaydırağı oynat: eğimi ve bitki örtüsünü değiştirdiğinde taşınan verimli toprak miktarının nasıl değiştiğini gör.
Erozyon sonucunda toprağın verimli kısmı kaybolur. Toprak kaybının fazla olması, su kaybını da beraberinde getirir.
Verimli toprak katmanlarını kaybeden arazilerde çölleşme başlar. Çölleşen topraklarda yağmur suları tutulup depolanamaz. Tarım alanlarının verimi azalır. Bu durum, toplumsal sorunların artmasına neden olur.
İfade net: tarımda kullanılan eğimli arazilerde toprak eğime dik sürülmelidir. Eğim yönünde açılan izler suya hazır bir kanal olur; eğime dik izler ise suyu yavaşlatır. Aynı mantık teraslamada da işler: suyun yüzeysel akışını denetlemek içindir. İkinci tuzak: erozyon toprağın tamamının değil, verimli üst tabakasının taşınmasıdır; ve dış kuvvetler yalnız akarsu değildir — akarsular, rüzgâr, deniz, buzul hepsi sayılır.
Doğal yaşam alanlarında canlı yaşamı, iç içe geçmiş birliktelikler oluşturur. Bitkilerin ve hayvanların oluşturduğu bu hayat birliği yaban hayatı olarak adlandırılır. İnsanoğlu doğal yaşam alanlarına her türlü müdahalede bulunabilmekte, diğer canlılardan farklı olarak doğadaki birçok şeyi istediği gibi kullanabilmektedir. Ekosistemler, yaban hayatı için doğal yaşam alanıdır. Aşağıdaki canlandırmada düğmelerle tahrip sebepleri arasında gez; her birinin hangi alanı nasıl etkilediğini gör.
Artan insan nüfusu, sanayileşme ve gelişen teknoloji sonucu yeryüzündeki ekosistemlerin neredeyse tamamı tehdit altındadır. Tarım ilaçlarının yaygın ve yanlış kullanımı, sulak alanların kurutulması, aşırı avlanma, plansız yapılaşma; verimli tarım arazilerinin, ormanlık alanların, sulak alanların yok olmasına neden olmaktadır.
Tüm bunların yanında yol yapım çalışmaları, baraj yapımı, orman yangınları vb. olaylar yaban hayvanlarının doğal yaşam ortamını olumsuz etkilemektedir. Bitkilerin ve hayvanların yaşamlarını sürdürmek için gereksinim duydukları havanın, suyun ve toprağın tahrip edilmesi, kirlenmesi birçok canlı türünün sayısının azalmasına hatta nesillerinin yok olmasına neden olmaktadır.
Doğa kendi kendini yenileyebilir. İnsan kaynaklı faktörlerin dışında doğal afetler, canlılar arasındaki av-avcı ilişkileri, iklim değişiklikleri gibi etkilerden kaynaklanan doğal dengesizlikleri ekosistemler zaman içinde dengeler.
İnsanın uzun yıllar doğadaki tüm maddeleri tükenmez bir kaynak olarak görmesi, doğayı bilinçsizce kullanmasına neden olmuştur. Bu bilinçsiz kullanım doğanın kendini yenileme özelliğini azaltmış, yaban hayatını da olumsuz etkilemiştir.
Ormanlar, biyolojik çeşitliliğin fazla olduğu alanlardır. Ormanlık alanların bir kısmı yıldırım düşmesi, yanardağ patlaması ve yüksek sıcaklık gibi doğal sebeplerden; bir kısmı da insan kaynaklı olarak ihmal, dikkatsizlik ve kaza sonucu çıkan yangınlardan dolayı yok olur.
Ormanlara atılan cam kırıkları bir mercek gibi güneş ışınlarını çekerek kuru yaprakların, otların tutuşmasına sebep olur.
Bitkiler, fotosentezle havada karbondioksit birikmesini önler; canlıların ihtiyaç duyduğu oksijenin önemli bir kısmını oluşturur. Ormanların iklim üzerinde önemli etkisi vardır. Ağaçlar, kökleriyle toprağı korur ve erozyonu önler.
Ormanların yanması burada yaşayan canlıların yaşam ortamının bozulmasına veya canlıların yok olmasına neden olur. Yangın sonucu bitkilerin yok olması, oksijen-karbondioksit dengesinin bozulmasına sebep olur. Orman yangınları hava kirliliğine, toprağın ve suların kirlenmesine, ekolojik dengenin bozulmasına neden olur.
Orman yangınlarının önlenmesi için insanlar bilinçlendirilmeli, doğa sevgisi aşılanmalıdır. Ormanlık alanlarda ateş, ormana yakın tarlalarda anız ve kuru otlar yakılmamalıdır. Yangına müdahale etmek için orman içi yollar ve söndürme hatları yapılmalıdır.
Yeryüzündeki tüm canlılar toprak, hava, su ve diğer canlı toplulukları ile dünya ekosistemini oluşturur. Biyoçeşitlilik, tek hücreli canlılardan büyük organizmalara kadar yeryüzündeki bütün canlıların hem genetik çeşitliliklerini hem de yaşadıkları ortamları (yaşam birliği-ekosistem çeşitliliği) ele alarak tanımlar.
Ekosistemler kendi içinde denge hâlindedir. Doğal alanlar üzerindeki madencilik faaliyetleri, erozyon, anız yakma, tarımsal faaliyetler, sulak alanların kurutulması, barajlar, günümüzdeki hızlı nüfus artışı ve buna bağlı olarak tüketimin artması, şehirleşme, endüstrileşme, ev ve sanayi atıkları, küresel ısınma gibi faktörler biyolojik çeşitliliği tehdit eden unsurlardandır. Tüm bunların yanında artan enerji ihtiyacı ve aşırı tüketim, canlıların yaşam alanlarının değişmesine neden olmaktadır.
Ekosistemlerin yapısında çok kısa süre içerisinde gerçekleşen bu değişimler, hızlı yıkımlara ve yok oluşlara neden olmaktadır. Canlı türleri oluşan yeni koşullara uyum sağlayamazsa ya göç edecek veya nesillerinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. İsteyerek ya da istemeden gelişen insan kaynaklı bu süreç tersine çevrilmedikçe birçok canlı türü yok olacaktır.
Türlerin yok olması ve bozulan ekosistemler; insanların temiz suya, havaya ve sağlıklı gıdaya erişimini de olumsuz yönde etkileyecektir. İnsanoğlu biyoçeşitliliğin bir parçasıdır. İnsanların ve tüm canlıların neslinin devamı için doğayı korumak çok önemli ve gereklidir.
Topraklarımızda dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmayan endemik bitki türleri yetişir. Birçok böcek, balık, kurbağa, sürüngen, kuş ve memeli türü açısından Türkiye, komşularına göre oldukça zengin biyoçeşitliliğe sahiptir. Sahip olunan bu çeşitliliği koruyup kollamak her bireyin sorumluluğudur.
Tanım iki ayağı birlikte kapsar: biyoçeşitlilik, tek hücreli canlılardan büyük organizmalara kadar yeryüzündeki bütün canlıların hem genetik çeşitliliklerini hem de yaşadıkları ortamları (yaşam birliği-ekosistem çeşitliliği) ele alarak tanımlar. Yani bir türün birey sayısı sabit kalsa bile genetik çeşitliliği ya da yaşam ortamı çeşitliliği azalmışsa biyoçeşitlilik azalmıştır. İkinci tuzak: doğa kendi kendini yenileyebilir — doğal afetler, av-avcı ilişkileri ve iklim değişiklikleri kaynaklı dengesizlikleri ekosistemler zaman içinde dengeler; sorun, insanın bilinçsiz kullanımının doğanın kendini yenileme özelliğini azaltmasıdır.
Karşına rastgele sırayla bir tanım, sebep, sonuç ya da önlem geliyor; doğru etiketi seç.
Görünüşte "sadece çöp", gerçekte bir tutuşturucu: ormanlara atılan cam kırıkları bir mercek gibi güneş ışınlarını çekerek kuru yaprakların, otların tutuşmasına sebep olur. Bu yüzden ormanlık alanlarda ateş, ormana yakın tarlalarda anız ve kuru otlar yakılmamalıdır.
Rakam çarpıcı: ülkemizde orman yangınlarının yaklaşık %97'si yaz aylarında çıkmaktadır. Sebepler ise iki gruptur: yıldırım düşmesi, yanardağ patlaması ve yüksek sıcaklık gibi doğal sebepler ile ihmal, dikkatsizlik ve kaza sonucu çıkan insan kaynaklı yangınlar.
Ağacın yeraltındaki kısmı toprağı kilitler: ağaçlar, kökleriyle toprağı korur ve erozyonu önler. Erozyonu önleme yollarında da bu geçer: mevcut bitki örtüsü korunmalı ve ağaçlandırma kampanyalarına daha fazla önem verilmelidir.
O basamakların adı teraslama ve bir işi var: arazinin engebeli ve eğimli olması durumunda suyun yüzeysel akışını denetlemek için teraslama yapılmalıdır. Aynı listede şu da var: tarımda kullanılan eğimli arazilerde toprak eğime dik sürülmelidir.
O çamur, tarlanın en değerli kısmı: toprağın verimli üst tabakasının akarsular, rüzgâr, deniz, buzul gibi çeşitli dış kuvvetlerin etkisiyle aşındırılıp zamanla bulunduğu yerden taşınması ve sürüklenmesi olayına erozyon denir. Sonucu ağır: erozyon sonucunda toprağın verimli kısmı kaybolur. Toprak kaybının fazla olması, su kaybını da beraberinde getirir.
Toprak gidince suyu tutan da gidiyor: verimli toprak katmanlarını kaybeden arazilerde çölleşme başlar. Çölleşen topraklarda yağmur suları tutulup depolanamaz. Tarım alanlarının verimi azalır. Bu durum, toplumsal sorunların artmasına neden olur.
İnsan yapısı her hat bir yaşam alanını kesiyor: yol yapım çalışmaları, baraj yapımı, orman yangınları vb. olaylar yaban hayvanlarının doğal yaşam ortamını olumsuz etkilemektedir. Sonuç olarak birçok canlı türünün sayısının azalmasına hatta nesillerinin yok olmasına neden olmaktadır.
Şu ifadeyle: topraklarımızda dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmayan endemik bitki türleri yetişir. Birçok böcek, balık, kurbağa, sürüngen, kuş ve memeli türü açısından Türkiye, komşularına göre oldukça zengin biyoçeşitliliğe sahiptir. Sahip olunan bu çeşitliliği koruyup kollamak her bireyin sorumluluğudur.
Soru "erozyon riskini artıran" diye geliyorsa üç maddeye bak: arazinin eğimli olması, bitki örtüsünün tahrip edilmiş olması ve tarım alanlarının yanlış kullanılması erozyon riskini artırır. Biyoçeşitlilik sorusunda ise tanımın iki ayağını hatırla: genetik çeşitlilik ve yaşadıkları ortamlar (yaşam birliği-ekosistem çeşitliliği).
30 sorudan oluşan bu test ile erozyon, doğal hayat alanlarının tahribi ve biyoçeşitlilik ünitesini ne kadar kavradığını gör.
Toprağın verimli üst tabakasının akarsular, rüzgâr, deniz, buzul gibi çeşitli dış kuvvetlerin etkisiyle aşındırılıp zamanla bulunduğu yerden taşınması ve sürüklenmesi olayına erozyon denir.
Arazinin eğimli olması, bitki örtüsünün tahrip edilmiş olması ve tarım alanlarının yanlış kullanılması erozyon riskini artırır.
Erozyon sonucunda toprağın verimli kısmı kaybolur. Toprak kaybının fazla olması, su kaybını da beraberinde getirir.
Verimli toprak katmanlarını kaybeden arazilerde çölleşme başlar. Çölleşen topraklarda yağmur suları tutulup depolanamaz. Tarım alanlarının verimi azalır; bu durum toplumsal sorunların artmasına neden olur.
Arazinin engebeli ve eğimli olması durumunda suyun yüzeysel akışını denetlemek için teraslama yapılmalıdır.
Tarımda kullanılan eğimli arazilerde toprak eğime dik sürülmelidir. Yanlış sulama, yanlış ekim ve toprak işleme yöntemleri önlenmelidir.
Mevcut bitki örtüsü korunmalı ve ağaçlandırma kampanyalarına daha fazla önem verilmelidir. Ormanların tahrip edilmesi önlenmeli; orman yangınları ve başka nedenlerle zarar görmüş çıplak arazilerde ağaçlandırma yapılmalıdır.
Doğal yaşam alanlarında canlı yaşamı iç içe geçmiş birliktelikler oluşturur. Bitkilerin ve hayvanların oluşturduğu bu hayat birliği yaban hayatı olarak adlandırılır. Ekosistemler, yaban hayatı için doğal yaşam alanıdır.
Artan insan nüfusu, sanayileşme ve gelişen teknoloji sonucu yeryüzündeki ekosistemlerin neredeyse tamamı tehdit altındadır.
Tarım ilaçlarının yaygın ve yanlış kullanımı, sulak alanların kurutulması, aşırı avlanma, plansız yapılaşma; verimli tarım arazilerinin, ormanlık alanların, sulak alanların yok olmasına neden olmaktadır.
Yol yapım çalışmaları, baraj yapımı, orman yangınları vb. olaylar yaban hayvanlarının doğal yaşam ortamını olumsuz etkilemektedir. Havanın, suyun ve toprağın tahrip edilmesi ve kirlenmesi birçok canlı türünün sayısının azalmasına, hatta nesillerinin yok olmasına neden olmaktadır.
Doğa kendi kendini yenileyebilir. İnsan kaynaklı faktörlerin dışında doğal afetler, canlılar arasındaki av-avcı ilişkileri, iklim değişiklikleri gibi etkilerden kaynaklanan doğal dengesizlikleri ekosistemler zaman içinde dengeler.
İnsanın uzun yıllar doğadaki tüm maddeleri tükenmez bir kaynak olarak görmesi, doğayı bilinçsizce kullanmasına neden olmuştur. Bu bilinçsiz kullanım doğanın kendini yenileme özelliğini azaltmış, yaban hayatını da olumsuz etkilemiştir.
Ormanlar, biyolojik çeşitliliğin fazla olduğu alanlardır. Bitkiler fotosentezle havada karbondioksit birikmesini önler; canlıların ihtiyaç duyduğu oksijenin önemli bir kısmını oluşturur. Ormanların iklim üzerinde önemli etkisi vardır; ağaçlar kökleriyle toprağı korur ve erozyonu önler.
Ormanlık alanların bir kısmı yıldırım düşmesi, yanardağ patlaması ve yüksek sıcaklık gibi doğal sebeplerden yok olur.
Ormanlık alanların bir kısmı da insan kaynaklı olarak ihmal, dikkatsizlik ve kaza sonucu çıkan yangınlardan dolayı yok olur. Ormanlara atılan cam kırıkları bir mercek gibi güneş ışınlarını çekerek kuru yaprakların, otların tutuşmasına sebep olur.
Ormanların yanması burada yaşayan canlıların yaşam ortamının bozulmasına veya canlıların yok olmasına neden olur. Yangın sonucu bitkilerin yok olması, oksijen-karbondioksit dengesinin bozulmasına sebep olur. Orman yangınları hava kirliliğine, toprağın ve suların kirlenmesine, ekolojik dengenin bozulmasına neden olur.
Orman yangınlarının önlenmesi için insanlar bilinçlendirilmeli, doğa sevgisi aşılanmalıdır. Ormanlık alanlarda ateş, ormana yakın tarlalarda anız ve kuru otlar yakılmamalıdır. Yangına müdahale etmek için orman içi yollar ve söndürme hatları yapılmalıdır.
Ülkemizde orman yangınlarının yaklaşık %97'si yaz aylarında çıkmaktadır.
Biyoçeşitlilik, tek hücreli canlılardan büyük organizmalara kadar yeryüzündeki bütün canlıların hem genetik çeşitliliklerini hem de yaşadıkları ortamları (yaşam birliği-ekosistem çeşitliliği) ele alarak tanımlar.
Doğal alanlar üzerindeki madencilik faaliyetleri, erozyon, anız yakma, tarımsal faaliyetler, sulak alanların kurutulması, barajlar, hızlı nüfus artışı ve tüketimin artması, şehirleşme, endüstrileşme, ev ve sanayi atıkları, küresel ısınma gibi faktörler biyolojik çeşitliliği tehdit eden unsurlardandır.
Ekosistemlerin yapısında çok kısa süre içerisinde gerçekleşen değişimler hızlı yıkımlara ve yok oluşlara neden olmaktadır. Canlı türleri oluşan yeni koşullara uyum sağlayamazsa ya göç edecek veya nesillerinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.
Türlerin yok olması ve bozulan ekosistemler; insanların temiz suya, havaya ve sağlıklı gıdaya erişimini de olumsuz yönde etkileyecektir. İnsanoğlu biyoçeşitliliğin bir parçasıdır.
Topraklarımızda dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmayan endemik bitki türleri yetişir. Birçok böcek, balık, kurbağa, sürüngen, kuş ve memeli türü açısından Türkiye komşularına göre oldukça zengin biyoçeşitliliğe sahiptir.