İki hücre tipi, tek ayırt edici soru
DNA nerede duruyor? Prokaryot ve ökaryot hücreler arasındaki en temel farklılıklardan biri DNA’nın hücre içindeki konumudur. Bu ünitede hücrelerin ortak iskeletini — zar, sitoplazma, DNA, ribozom — ve ikisini birbirinden ayıran şeyleri göreceksin.
Canlıları oluşturan hücreler işlevsel olarak benzerlik gösterse de yapısal bazı farklılıklara sahiptir. Bilim insanları yapısal iki farklı hücre tipi belirlemiş, bunlara prokaryot ve ökaryot hücre adını vermiştir. Bakteri ve arke domainlerindeki organizmalar prokaryotik hücre yapısına sahip hepsi tek hücreli organizmalardır. Protistler, mantarlar, bitkiler, hayvanlar ise ökaryotik hücre veya hücrelerden oluşan organizmalardır.
Ünite 10 ve 11’deki âlem tablosuyla birebir örtüşüyor: iki domain prokaryot (bakteriler, arkeler), dört âlem ökaryot (protista, mantarlar, bitkiler, hayvanlar).
Prokaryot ve ökaryot hücreler bazı temel ortak özelliklere sahiptir. Örneğin bütün hücreler hücre zarı (plazma zarı) denen seçici geçirgen bir bariyerle çevrilidir. Hücre zarı, içinde hücre alt bileşenlerinin yer aldığı sitoplazma adı verilen yarı akışkan bir maddeyi çevreler. Yapısında genetik bilginin kodlu olduğu DNA’yı taşıyan kromozomlar ve genlerin verdiği talimatlara uygun olarak protein sentezleyen ribozomlar da hemen hemen bütün hücrelerde bulunur.
Dört ortak yapı: hücre zarı · sitoplazma · DNA · ribozom. Bu dördü olmadan hücre olmaz; geri kalan her şey ayrım noktasıdır.
Prokaryot ve ökaryot hücreler arasındaki en temel farklılıklardan biri, DNA’nın hücre içindeki konumudur. Ökaryot hücredeki DNA’nın çoğu, çift katlı zarla çevrili bir organel olan çekirdeğin içindedir. Prokaryotlarda ise sitoplazmanın daha yoğun bir bölgesi olan ve nükleoid adı verilen bölgede yoğunlaşmıştır. Genetik materyal açısından karşılaştırıldığında ökaryotlarda çok sayıda iplik şeklinde doğrusal DNA bulunur ancak prokaryotlar halkasal DNA molekülü içerir. Ökaryot hücrelerde mitokondri, endoplazmik retikulum, Golgi aygıtı, lizozom, peroksizom gibi zarla çevrili organeller vardır fakat prokaryot hücrelerde zarla çevrili organel yoktur. Hücre boyutları açısından genel olarak ökaryot hücreler, prokaryot hücrelerden daha büyüktür.
Dikkat: nükleoid bir çekirdek değildir. O, “sitoplazmanın daha yoğun bir bölgesi” diye tanımlanıyor ve prokaryotta zarla çevrili organel bulunmadığını ayrıca söylüyor — yani nükleoidin çevresinde zar yoktur. Çekirdek ise “çift katlı zarla çevrili bir organel”dir.
Düğmelerle hücre tipleri arasında geç. Ökaryot kesitlerinde zarla çevrili yapılar görünür; prokaryot kesitinde ise yalnız zar, sitoplazma, halkasal DNA (nükleoid) ve ribozomlar vardır.
Her satır bir yapı. Hücreye tıkladıkça boş → ✓ → ✗ diye döner; her satırda tam bir doğru sütun vardır. Denetle’ye basınca sonucunu görürsün.
Ökaryotik bir hücrenin yapısal bileşenleri arasında hücresel yapılar, hücre zarı, sitoplazma, organeller ve çekirdek bulunur. Bu bileşenler, hücrelerin yaşamsal faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi ve hücresel homeostazinin (iç denge) sağlanması için gereklidir. Hücrenin çeşidine ve görevine göre bu yapılarda değişiklikler görülebilir.
Son cümle önemlidir: bütün hücreler aynı değildir. Kas hücresiyle sinir hücresi aynı bileşenleri taşır ama farklı oranlarda — çok protein üreten bir hücrede daha çok ribozom bulunur.
Bu sayfa hücre zarını, sitoplazmayı ve zarsız yapıları ele alıyor; organeller ve çekirdek bir sonraki ünitenin konusudur.
Hücre zarı, hücrenin dış sınırını oluşturan seçici geçirgen bir yapıdır. Besinlerin, oksijen ve karbondioksit gibi gazların, hücresel atıkların geçişine hücrenin gereksinimlerine göre izin verir. Birçok arkede, alglerde (bazı protistlerde), bitkilerde, mantarlarda ve bakterilerde hücre zarının dış kısmında hücre duvarı adı verilen bir yapı daha bulunur.
Duvar taşıyanlar listesine dikkat et: arkeler, algler, bitkiler, mantarlar, bakteriler. Hayvan bu listede yoktur — hayvan hücrelerinde hücre duvarı bulunmaz. (24. ünitede bunun bir sonucunu göreceksin: hücre duvarı olan canlılarda endositoz gerçekleşmez.)
Hücre zarının yapısı akıcı-mozaik zar modeli ile açıklanır. Bu modele göre zarın yapısında çift katman hâlinde dizilmiş fosfolipitler, bunların arasında kolesterol molekülleri (hayvan hücrelerinde) ve proteinler bulunur. Bu yapıda fosfolipitler ve proteinler hareket edebildiğinden, hücre zarı akışkan bir görünüme sahiptir. Ayrıca fosfolipitlerin arasında bulunan proteinler de büyütme gücü yüksek mikroskop ile bakıldığında hücre zarına mozaik görünümü vermektedir.
Modelin adı iki kelimeden kuruluyor ve her
kelimenin ayrı bir sebebi var:
AKICI → fosfolipitler ve proteinler hareket edebiliyor.
MOZAİK → proteinler fosfolipitlerin arasına serpiştirilmiş görünüyor.
Düğmelerle zarın bileşenleri arasında geç; seçilen bileşen vurgulanır ve görevi alt kutuda yazar.
Hücre zarının yapısında bulunan proteinlerin hücrelerin haberleşmesi, birbirine tutunması, birbirini tanıması ve madde geçişlerinin sağlanması gibi pek çok işlevi bulunur.
Hayvan hücre zarındaki proteinlere ve lipitlere bağlı karbohidrat molekülleri, hücrelerin birbirini tanımasında ve hücrelere özgüllük kazandırılmasında görevlidir.
Görseldeki adlarıyla: proteine bağlı karbonhidrat grubu glikoprotein, yağ asitlerine bağlı olan glikolipittir. Bu karbonhidratlar hücrenin “kimlik kartı” gibidir — bir sonraki bölümde neden kan grupları olduğunu bu bilgiyle açıklayacağız.
Tek bir cümlede bir ters orantı veriyor: “Kolesterol miktarı yükseldiğinde akışkanlık azalır.” Kaydırakla kolesterol miktarını değiştir, fosfolipitlerin ne kadar serbest hareket ettiğine bak.
Günlük konuşmada kolesterol kötü bir şey gibi anılır. Buradaki bilgi ise bir görevdir: kolesterol molekülleri zarın akışkanlığını düzenler. Yani hayvan hücre zarının normal bir bileşenidir.
İki ayrıntıya dikkat: kolesterol hayvan hücrelerinde bulunur (ders kitabı parantez içinde bunu belirtiyor) ve etkisi ters yönlüdür — miktar artınca akışkanlık azalır.
Sitoplazma, hücre zarının çevrelediği sıvı ortamdır. Su, iyonlar, küçük moleküller ve makromoleküllerden oluşur. Jel görünümlü olan sitoplazma, hücre içindeki kimyasal reaksiyonların ve hücrenin yaşamsal aktivitelerinin çoğunun gerçekleştiği bölgedir. Yapısındaki iskelet proteinleri sayesinde hücrenin üç boyutlu yapısını korur. Hücre içinde madde taşınımına imkân sağlar ve hücresel yapıların hücre içindeki konumunu sabitler.
1. Tepkime alanı: hücre içindeki kimyasal reaksiyonların ve yaşamsal aktivitelerin
çoğu burada gerçekleşir.
2. Şekil: içindeki iskelet proteinleri hücrenin üç boyutlu yapısını korur.
3. Taşıma: hücre içinde madde taşınımına imkân sağlar.
4. Sabitleme: hücresel yapıların hücre içindeki konumunu sabitler.
Bir önceki ünitede öğrendiğin şeyle birleştir: enzim tepkimeleri sulu ortamda gerçekleşir. Sitoplazmanın büyük bölümünün su olması bu yüzden rastlantı değildir.
Sitoplazma için iki ayrı yerde iki söz kullanılıyor: hücre zarının çevrelediği “yarı akışkan bir madde” ve “jel görünümlü”. İkisi de aynı şeyi anlatır: sitoplazma ne su gibi tam akışkandır ne de katıdır.
Bu ara kıvam işe yarar: sıvı olduğu için maddeler taşınabilir, jel kıvamında olduğu için organeller yerinden oynamaz. “Konumunu sabitler” ifadesi tam olarak buna karşılık gelir.
Arama kutusuna zarsız, prokaryot, protein gibi bir kelime yaz.
Ribozomlar; RNA ve protein içerikli iki alt birimden oluşan, protein sentezinin gerçekleştirilmesinde ve hücredeki genetik bilginin proteinlere çevrilmesinde görevli hücre birimleridir. Ribozomlar zarla çevrili olmadıkları için organel olarak değerlendirilmez. Hem prokaryot hem de ökaryot hücrelerde bulunan ribozom, ökaryot hücrelerde sitoplazmada serbest olarak veya endoplazmik retikulum adı verilen hücresel yapının üzerinde, çekirdek zarının dış yüzeyinde, mitokondri ve kloroplastın içinde bulunur.
Ribozomlar, biri küçük diğeri büyük iki alt birimden oluşur. Ribozomun yapısında bulunan proteinler, onun bütünlüğünü sağlayarak protein sentezi sürecindeki fonksiyonlarını düzenler. Protein sentezi sırasında iki alt birim bir araya gelir ve işlevsel ribozomu oluşturur.
“Ribozomlar zarla çevrili olmadıkları için organel olarak değerlendirilmez.”
Bu cümle bir ölçüt veriyor: bir yapının organel sayılması için zarla çevrili olması gerekiyor. Aynı ölçüt sentrozom için de geçerlidir — o da zarsızdır ve ondan bahsedilirken de “organel” değil “hücresel yapı” der.
Bunun bir sonucu daha var: prokaryotlarda zarla çevrili organel yoktur ama ribozom vardır — çünkü ribozom zaten organel değildir. İki bilgi birbiriyle çelişmez.
Düğmelerle ribozomun bulunabileceği yerler arasında geç. Dört konumun hepsi burada.
Yüksek hızlarda protein sentezleyen ya da protein salgılamak için özelleşen hücrelerde çok miktarda ribozom görülür. Örneğin sindirim enzimlerinin çoğunu sentezleyen insan pankreas hücreleri birkaç milyon ribozom taşır.
Cümle iki yönlü çalışır ve sınavda ters yönü sorulur: bir hücrede bol ribozom görülüyorsa o hücre çok protein üretiyor ya da salgılıyordur. Bir önceki ünitede öğrendiğin enzimler de protein olduğu için, bol enzim salgılayan pankreas hücresinin bol ribozomlu olması beklenen bir sonuçtur.
Sentrozomlar, hayvan hücrelerinde mikrotübül adı verilen boru benzeri proteinlerin ve onu çevreleyen yoğun kimyasal ortamın oluşturduğu, çapraz iki boru parçacığı görünümlü hücresel yapılardır. Hayvan hücrelerindeki mikrotübülün üretim merkezidir. Mikrotübüller, hücrenin iskeletini oluşturan ve hücre içinde madde taşınmasında görev alan yapısal proteinlerdir. Sentrozom içerisinde boru şeklindeki her bir alt birim sentriyol olarak adlandırılır. Sentrozomlar tarafından üretilen mikrotübül yapıdaki iplikçikler, hücre bölünmesinde kromozomların ayrılması sürecinde ve hücrelerden uzanan sil ve kamçı gibi sitoplazmik çıkıntıların oluşturulmasında görev alır.
Sentrozom bir üretim merkezidir; ürettiği mikrotübüller üç ayrı işte kullanılır. Şema merkezden çıkan kolları gösterir.
Üçü karıştırılır; sıra şudur:
Mikrotübül: boru benzeri yapısal protein. Hücre iskeletini oluşturur, madde
taşınmasında görev alır.
Sentriyol: sentrozom içindeki her bir boru şeklindeki alt birim.
Sentrozom: çapraz iki boru parçacığı ve çevresindeki yoğun kimyasal ortamdan
oluşan bütün; mikrotübülün üretim merkezi.
Kısaca: sentrozom = iki sentriyol + çevresi, ve sentrozomun ürettiği şey mikrotübüldür.
Sorular ve şıklar her turda karışır.
Zar karbonhidratları hücrelerin birbirini tanımasında ve hücrelere özgüllük kazandırılmasında görevli olduğunu yazar. Kan grubunu belirleyen şey de alyuvar zarındaki bu karbonhidrat gruplarıdır. “Kan grubum A” demek, hücre zarının kimlik kartını okumaktır.
Antibiyotiklerin çoğu bakterinin hücre duvarını ya da bakteri ribozomunu hedefler. İkisi de bizim hücrelerimizde ya yoktur ya da farklıdır — ilaç bu yüzden bakteriyi vurur, bizi vurmaz. Prokaryot ile ökaryot ayrımının tıptaki karşılığı budur.
Yoğurdu yapan bakteriler prokaryottur: çekirdekleri yoktur, DNA’ları halkasaldır ve zarla çevrili organel taşımazlar. Buna rağmen hücre zarları, sitoplazmaları ve ribozomları vardır — ortak dört yapı onlarda da bulunur.
Bitki hücrelerinde zarın dışında hücre duvarı vardır; yaprağa sertliğini veren odur. Hayvan hücrelerinde duvar bulunmaz — bu yüzden et, marul gibi çıtır değildir. Duvar taşıyanlar listesinde hayvanın olmaması bu farkın sebebidir.
Zarın akışkanlığı sıcaklıktan da etkilenir; hücre zarı soğukta katılaşmaya eğilimlidir. Kolesterolün görevi tam olarak burada devreye girer: zarın akışkanlığını düzenler. Zar, aşırı akıcı da olmamalıdır aşırı katı da.
Kas hücreleri bol protein üretir ve tamir eder; bu yüzden ribozom bakımından zengindir. Pankreas örneğiyle aynı mantık: hücre ne kadar çok protein üretiyorsa o kadar çok ribozom taşır.
Soluk borumuzu döşeyen hücrelerin üzerinde siller vardır; kirleri süpürerek dışarı atarlar. Sentrozomun ürettiği mikrotübüller sil ve kamçı gibi sitoplazmik çıkıntıların oluşturulmasında görev aldığını yazar. Sigara bu silleri işlemez hâle getirir, öksürük bu yüzden artar.
Kesik iyileşirken hücreler bölünerek çoğalır. Bölünme sırasında kromozomların iki yavru hücreye eşit dağılmasını sağlayan iplikçikler sentrozom tarafından üretilen mikrotübüllerdir. Yaranın kapanması, o iplikçiklerin işini doğru yapmasına bağlıdır.
Sitoplazmanın jel görünümlü olması, akışkanlıkla katılık arasında bir kıvam demektir. Jelatinli tatlı kaşıkla dağılır ama kâsede durur — sitoplazma da içinde madde taşınmasına izin verirken organelleri yerinde tutar.
Prokaryot ve ökaryot hücre tipleri, ortak yapılar ve ayıran özellikler, DNA’nın konumu ve biçimi, hücre zarı ve akıcı-mozaik zar modeli, zar proteinleri ve karbonhidratları, kolesterol ile akışkanlık ilişkisi, hücre duvarı, sitoplazmanın görevleri, ribozom ve sentrozom gibi zarsız yapılar, mikrotübül ve sentriyol
Prokaryot: bakteri ve arke domainleri; hepsi tek hücreli.
Ökaryot: protistler, mantarlar, bitkiler, hayvanlar.
Ortak dört yapı: hücre zarı (plazma zarı) · sitoplazma · DNA taşıyan kromozomlar ·
ribozomlar.
En temel fark: DNA’nın konumu. Ökaryotta çift katlı zarla çevrili çekirdek
içinde; prokaryotta nükleoid denen, sitoplazmanın daha yoğun bir bölgesinde.
DNA biçimi: ökaryotta çok sayıda iplik şeklinde doğrusal DNA;
prokaryotta halkasal DNA.
Organeller: ökaryotta mitokondri, ER, Golgi, lizozom, peroksizom gibi
zarla çevrili organeller var; prokaryotta zarla çevrili organel yok.
Boyut: genel olarak ökaryot hücreler daha büyüktür.
Yapısal bileşenler: hücresel yapılar, hücre zarı, sitoplazma, organeller,
çekirdek — hepsi homeostazi (iç denge) için gerekli.
Seçici geçirgen bir yapıdır; besinlerin, gazların ve atıkların geçişine
hücrenin gereksinimlerine göre izin verir.
Akıcı-mozaik zar modeli: çift katman fosfolipit, aralarında
kolesterol (hayvan hücrelerinde) ve proteinler.
Akıcı: fosfolipitler ve proteinler hareket eder. Mozaik: proteinler
serpiştirilmiş görünür.
Hücre duvarı zarın dışındadır ve birçok arkede, alglerde, bitkilerde, mantarlarda
ve bakterilerde bulunur — hayvanlarda yoktur.
Zar proteinlerinin işlevleri: hücrelerin haberleşmesi, birbirine
tutunması, birbirini tanıması ve madde geçişlerinin sağlanması.
Zar karbonhidratları (glikoprotein ve glikolipit) hücrelerin birbirini
tanımasında ve hücrelere özgüllük kazandırılmasında görevlidir.
Kolesterol zarın akışkanlığını düzenler; miktarı yükseldiğinde
akışkanlık azalır.
Hücre zarının çevrelediği sıvı ortam; su, iyonlar, küçük moleküller ve
makromoleküllerden oluşur. Yarı akışkan ve jel görünümlüdür.
Kimyasal reaksiyonların ve yaşamsal aktivitelerin çoğu burada gerçekleşir.
İskelet proteinleri sayesinde hücrenin üç boyutlu yapısını korur.
Hücre içinde madde taşınımına imkân sağlar ve hücresel yapıların
konumunu sabitler.
Ribozom: RNA ve protein içerikli iki alt birim; protein sentezinde ve
genetik bilginin proteinlere çevrilmesinde görevli. Zarla çevrili olmadığı için
organel sayılmaz. Hem prokaryot hem ökaryotta bulunur; ökaryotta sitoplazmada
serbest, ER üzerinde, çekirdek zarının dış yüzeyinde, mitokondri ve kloroplast
içinde.
Çok protein üreten hücrede çok ribozom olur — pankreas hücresi birkaç milyon
taşır.
Sentrozom: hayvan hücrelerinde, çapraz iki boru parçacığı;
mikrotübülün üretim merkezi. Her bir boru sentriyoldür. Ürettiği
mikrotübüller hücre bölünmesinde kromozomların ayrılmasında ve sil-kamçı
oluşturulmasında görev alır.