Yapıya katılmaz, işi düzenler
Bu organik moleküller hücrelerin, dokuların ve organların yapısını oluştururken vitaminler bu yapıların bir parçası olmak yerine vücudun çeşitli biyokimyasal reaksiyonlarını düzenler. Dört ünitedir yapı taşlarına baktın: karbonhidrat, lipit, protein, nükleik asit. Vitaminler bu listeye yapı taşı olarak değil, düzenleyici olarak girer — sindirilmezler, enerji vermezler ve çok küçük miktarlarda gerekirler. Ama biri eksik olduğunda bütün bir sistem durur.
Vitaminler sağlıklı büyüme, gelişme ve yaşamın devamlılığı için gerekli organik moleküllerdir. Canlılık için vazgeçilmez olan protein, karbonhidrat ve lipit gibi moleküller birçok canlı tarafından yeterli ölçüde üretilir fakat vitaminler vücudun ihtiyaçlarını karşılayacak kadar üretilmediği için besinlerden veya bazı sentetik kaynaklardan alınmalıdır. Bu nedenle vitaminler temel besin maddeleri olarak da adlandırılır. Bazı vitaminler (K vitamini ve bazı B vitaminleri gibi) ise bağırsak mikrobiyotası veya güneş ışığı (D vitamini) yardımıyla vücutta üretilir.
Terim kutusu — Mikrobiyota: belirli bir ortamda yaşayan mikroorganizma topluluklarının tamamı.
Bu mantığı daha önce iki kez gördün: ünite 14’te mineraller (canlı üretemez, dışarıdan alınır), ünite 16’da esansiyel yağ asitleri (vücutta üretilemez, besinden hazır alınır). Vitaminler de aynı ailedendir; onlara “temel besin maddeleri” denmesinin sebebi budur.
Ama tanımın bir istisnası var ve o hemen ardından veriyor: K vitamini ve bazı B vitaminleri bağırsak mikrobiyotası tarafından, D vitamini güneş ışığı yardımıyla vücutta üretilir. Yani “vitamin hiç üretilemez” demek yanlıştır; doğrusu ihtiyacı karşılayacak kadar üretilemez.
Tüm organizmaların vitamin gereksinimleri aynı değildir. Örneğin askorbik asit (C vitamini) insanlar tarafından üretilemediği için vitamin olarak tanımlanırken diğer canlıların çoğu bu vitamini sentezleme yeteneğine sahiptir.
Bu cümle şaşırtıcıdır ama tanımın doğrudan sonucudur: vitamin olmak, molekülün kendi özelliği değil, o canlıyla olan ilişkisidir. Aynı molekül insan için vitamindir, çoğu hayvan için değildir — çünkü onlar üretebiliyor.
Vitaminler genellikle A, B, C gibi alfabenin seçilmiş harfleriyle isimlendirilir. Aynı zamanda niasin ve folik asit gibi kimyasal adları da bulunur. Vitamin terimi, belirli bir vitaminle bağlantılı biyolojik aktivite gösteren bir dizi bileşiği de ifade edebilir. Örneğin A vitamini, dört farklı karotenoid bileşik grubunu içerir. Benzer şekilde B vitamini de metabolik reaksiyonlarda görev alan enzimlerin çeşitli koenzimlerini içeren vitamin grubudur. Vitaminler genel olarak öncül molekül (provitamin) olarak alınır ve vücutta enzimatik olarak değişikliklere uğrayarak aktif formlarına dönüştürülür.
Provitamin = “ön-vitamin”. Yediğin şey çoğu zaman vitaminin aktif hâli değil, öncülüdür; vücut onu enzimlerle işe yarar hâle getirir. D vitamininde bu dönüşümün adım adım nasıl olduğunu 4. bölümde göreceksin.
Bir ayrıntı daha: “A vitamini” ya da “B vitamini” tek bir molekül değil, bir bileşik grubudur. A vitamini için dört farklı karotenoid bileşik grubu, E vitamini için sekiz farklı bileşik diyor.
Vitaminler protein, karbohidrat, lipit ve nükleik asitler gibi biyolojik açıdan önemli diğer organik moleküllerden çeşitli yönleriyle farklıdır. Bu organik moleküller hücrelerin, dokuların ve organların yapısını oluştururken vitaminler bu yapıların bir parçası olmak yerine vücudun çeşitli biyokimyasal reaksiyonlarını düzenler. Vitaminler sindirime uğramaz ayrıca bunlardan enerji elde edilmez. Bunun yerine enerji üretiminde rol oynayan metabolik süreçlere aracılık ederek bu süreçlerin gerçekleşmesini kolaylaştırır. Hücrelerde görevlerini yerine getirmek için diğer organik moleküllere oranla daha az miktarda ihtiyaç duyulur. Çoğu vitamin yüksek sıcaklıktan, ışıktan, oksijen varlığından, asit ve bazdan etkilenerek bozunur.
Beş fark ayrı ayrı sorulur ve beşi de kısa: (1) yapıya katılmaz, düzenler; (2) sindirilmez; (3) enerji vermez; (4) çok az miktarda gerekir; (5) sıcaklık, ışık, oksijen, asit ve bazdan etkilenip bozunur.
Üçüncü maddeyi dikkatle oku: vitamin enerji vermez, ama enerji üretimini kolaylaştırır. Ünite 17’de sebebini görmüştün: vitaminler enzimlerin koenzimi veya koenzimlerin öncülüdür. Enerji üreten tepkimeyi yürüten enzim, koenzimi olmadan çalışamaz.
Ünite 17’deki apoenzim-holoenzim şemasının vitamin tarafı. Vitamin ya doğrudan koenzimdir ya da vücutta koenzime dönüşen öncül moleküldür.
Her hücreye tıklayarak işaretle — bir tık evet (✓), iki tık hayır (✗) — sonra Denetleye bas.
Reklamlarda “enerji veren vitaminler” denmesine aldanma. Kural net: vitaminler sindirime uğramaz ayrıca bunlardan enerji elde edilmez. Yaptıkları şey enerji üretiminde rol oynayan metabolik süreçlere aracılık etmektir.
Benzetmeyle: enerji veren yakıt karbonhidrat ve yağdır; vitamin ise motorun çalışmasını sağlayan bujidir. Buji yakıt değildir, ama o olmadan yakıt da işe yaramaz.
İkinci tuzak: vitaminlerin bozunması. Beş etken sayılır — yüksek sıcaklık, ışık, oksijen varlığı, asit ve baz. Bu yüzden sebzeyi çok pişirmek ya da meyve suyunu uzun süre açıkta bırakmak vitamin kaybına yol açar.
Vitaminler yağda çözünenler ve suda çözünenler olarak sınıflandırılır. Vitaminlerden A, D, E ve K yağ yapılı ve hidrofobik özellik taşırken C vitamini ve tüm B vitaminleri polar ve suda çözünebilir özellik taşır.
Ezberi kolaylaştıran harf dizisi: A – D – E – K yağda, geri kalan (C ve bütün B’ler) suda. Ünite 16’dan hatırla: hidrofobik = suyu sevmeyen, polar = suyla karışan. Yani ayrım yeni bir kural değil, iki ünite önce öğrendiğin çözünürlük kuralının vitaminlere uygulanmasıdır.
Düğmelerle vitamini seç. Şemada üstte yağ tabakası, altta su tabakası var — ünite 14’teki “su polar çözücüdür” kuralı gereği ikisi karışmaz. Seçtiğin vitamin, çözündüğü tabakaya iner ya da çıkar.
Ders kitabı yalnız ayrımı veriyor; şu iki sonuç ise ayrımın doğrudan gereğidir ve sınavda sıkça kullanılır:
1. Emilim. Yağda çözünen vitaminler (A, D, E, K) ancak yağ içeren bir öğünle alındığında iyi emilir; çünkü bağırsakta yağla birlikte taşınırlar. Havucu zeytinyağlı yemenin, salataya yağ eklemenin karşılığı budur.
2. Depolanma. Yağda çözünenler vücudun yağ dokusunda ve karaciğerinde depolanabilir; suda çözünenlerin fazlası ise kolayca vücuttan uzaklaştırılır. Bu yüzden C ve B vitaminlerinin düzenli olarak alınması gerekir.
Düğmelerle geç; merkezde vitamin, çevresinde o vitaminin görevleri yer alır. Altındaki kutuda ders kitabının kendi cümleleri, eksiklik belirtileri ve besin kaynakları yazar.
D vitamini, steroit yapısına sahip bir vitamindir. D vitamini güneş ışığındaki ultraviyole B (UVB) sayesinde inaktif formda deride sentezlenir. İnaktif D vitamini önce karaciğerde sonra da böbrekte bazı reaksiyonlardan geçerek aktif D vitaminine dönüşür. Böbrekler aktif D vitamini ile bağırsaklarda kalsiyum ve fosfat taşınmasını artırırken kemiklerin kendisi için gerekli mineralleri almasını sağlar. En iyi bilinen görevi, kalsiyum ve fosfor emilimini artırarak kemiklerin ve dişlerin sağlıklı olmasını sağlamaktır. Bağışıklık sistemi fonksiyonlarını da düzenler.
Görev iki kez yazılıyor ve elementler farklı anıyor: önce “kalsiyum ve fosfat”, sonra “kalsiyum ve fosfor”. Çelişki değil — fosfat, fosforun bir bileşik hâlidir; ikisi de aynı elementten söz eder.
Bu paragraf, ünitenin en somut provitamin örneğidir: deride üretilen molekül inaktiftir, aktif hâle gelmesi için iki organdan geçmesi gerekir. Ayrıca D vitamini ünite 16’da steroitler arasında da geçmişti — dört halkalı ortak iskeleti taşır.
B vitamini, en fazla çeşidi olan ve suda çözünen vitamin grubudur. B vitamini grubundaki vitaminler kimyasal veya fizyolojik olarak birbiriyle ilişkili olmamasına rağmen hepsinin en önemli ortak özelliği enerji verici metabolik reaksiyonlarda görevli enzimlerin koenzimleri veya bunların sentezi için öncül molekül olmalarıdır. Biyokimyasal reaksiyonlarda koenzim olarak görev alır ve enerji metabolizmasının düzenlenmesinde görevlidir. Vücut büyümesi ile gelişimi, sağlıklı cilt, sinirlerin ve kalbin düzgün çalışması ayrıca kırmızı kan hücresi oluşumu için de gereklidir. Somon, kırmızı et, karaciğer, yumurta, süt, kabuklu deniz ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler, meyveler, fındık, badem ve ayçiçeği tohumları gibi besinler B vitamini içerir.
Bu paragraf ünite 17’yi doğrudan tamamlıyor. Orada “vitaminler enzimlerin koenzimi veya koenzimlerin öncülüdür” yazıyordu; burada bunun hangi vitamin grubunda en belirgin olduğu söyleniyor: B grubu. B vitaminlerinin üyeleri birbirine benzemez, onları tek çatı altında toplayan şey ortak görevleridir.
C vitamini, askorbik asit olarak da bilinen ve suda çözünen kuvvetli bir antioksidan moleküldür. Limon, portakal, greyfurt gibi narenciyeler ve kırmızı biber, yeşil biber, brokoli gibi sebzeler C vitamini açısından zengindir. Cildin, bağ dokularının, kemiklerin ve dişlerin temel yapısal proteini olan kolajenin sentezinde görev alır. Enfeksiyonlara karşı vücudun savunmasını güçlendirir.
Terim kutusu — Antioksidan: serbest radikaller adı verilen kararsız moleküllerin oluşturabileceği hücresel hasarın engellenmesinde görevli maddelerdir.
İki antioksidan vitamin sayılır: E (yağda çözünen) ve C (suda çözünen). İkisinin görev alanı da çözünürlüğüne uyar — E vitamini hücre zarını ve yağ yapıdaki bileşenleri korur, C vitamini sulu ortamda çalışır.
Bir bağ daha: kolajen bir proteindir ve C vitamini onun sentezinde görev alır. Yani C vitamini eksikliğinde bozulan şey, ünite 17’nin konusu olan bir proteinin üretimidir.
Arama kutusuna antioksidan, kemik, bağışıklık, yumurta sarısı gibi bir kelime yaz.
Her satırda doğru vitaminin sütununa tıkla, sonra Denetleye bas.
Verilen görev, eksiklik belirtisi ya da besin kaynağından doğru vitamini seç. Sorular her seferinde karışık sırada gelir.
Okuldan hava kararmadan çıkamadığın haftalarda “D vitamini eksikliği” duyman rastlantı değil: D vitamini güneş ışığındaki ultraviyole B (UVB) sayesinde inaktif formda deride sentezlenir. Sonra karaciğerde ve böbrekte işlenip aktif hâle gelir. Işık olmayınca zincir en baştan başlayamaz.
Havuçlu salataya yağ eklemek yalnız lezzet meselesi değil. A, D, E, K yağda çözünür; yağsız bir öğünde emilimleri düşük kalır. Aynı sebeple bal kabağı, tatlı patates ve ıspanak gibi A vitamini kaynaklarını yağla pişirmek işe yarar.
Loş ortamda gözün geç alışmasının bir sebebi A vitamini eksikliği olabilir. Ders kitabı bağlantıyı kuruyor: gözdeki görme pigmenti olan retinoidler, ışığın algılanması sürecinde aktif olarak görev alır ve eksikliği karanlıkta görmede zorluk çekilmesi ile karakterize gece körlüğüne yol açar.
Brokoliyi uzun süre kaynatınca hem rengi hem faydası azalır. Kural: çoğu vitamin yüksek sıcaklıktan, ışıktan, oksijen varlığından, asit ve bazdan etkilenerek bozunur. Kısa süre buharda pişirmek, suda uzun uzun haşlamaktan daha iyidir.
Portakal suyunu sıktıktan hemen sonra içmek boşuna önerilmiyor: C vitamini ışıktan ve oksijenden etkilenerek bozunur. C vitamini askorbik asit olarak da bilinir, kuvvetli bir antioksidandır ve narenciyelerde boldur.
Sıyrığın kapanmasında iki vitamin birden çalışır. K vitamini kanın pıhtılaşma faktörlerini aktive ederek kan kaybını önler. C vitamini ise cildin ve bağ dokularının temel yapısal proteini olan kolajenin sentezinde görev alır — yani yaranın kapanmasında.
Yoğun haftalarda “B vitamini” önerilmesinin karşılığı şudur: B grubu vitaminler enerji verici metabolik reaksiyonlarda görevli enzimlerin koenzimleridir. Kendileri enerji vermez; enerji üreten tepkimeleri mümkün kılar. Ayrıca sinirlerin ve kalbin düzgün çalışması için de gereklidir.
Fermente gıdalarda K vitamini bulunur; ayrıca K vitamini sindirim sistemindeki bakteriler tarafından üretilir. Ünite 15’te selülozu sindiren mikroorganizmaları görmüştün — bağırsağındaki topluluk yalnız sindirime değil, vitamin üretimine de katkı yapıyor.
Badem, yer fıstığı ve ay çekirdeği E vitamini listesindedir. E vitamini sekiz farklı bileşikten oluşan güçlü bir antioksidandır ve hücre zarını ve diğer yağ yapıdaki bileşenleri toksik bileşiklerin etkilerine karşı korur — yağda çözünen bir vitaminin yağ yapıdaki bir yeri koruması tesadüf değildir.
Vitaminlerin tanımı ve temel besin maddesi olmaları, öteki organik moleküllerden beş farkı, isimlendirme ve provitamin kavramı, yağda ve suda çözünen ayrımı, A · D · E · K vitaminlerinin görevleri ve kaynakları, D vitamininin deri-karaciğer-böbrek yolculuğu, B vitamini grubunun koenzim görevi, C vitamini ve kolajen sentezi
Sağlıklı büyüme, gelişme ve yaşamın devamlılığı için gerekli organik
moleküllerdir.
Vücudun ihtiyacını karşılayacak kadar üretilemedikleri için besinlerden veya
bazı sentetik kaynaklardan alınmalıdır → temel besin maddeleri.
İstisnalar: K vitamini ve bazı B vitaminleri bağırsak
mikrobiyotası, D vitamini güneş ışığı yardımıyla vücutta
üretilir.
Mikrobiyota: belirli bir ortamda yaşayan mikroorganizma topluluklarının
tamamı.
Vitamin gereksinimi her canlıda aynı değildir: askorbik asit (C vitamini)
insanlarca üretilemez, diğer canlıların çoğu sentezleyebilir.
1. Yapının parçası olmak yerine biyokimyasal reaksiyonları
düzenler.
2. Sindirime uğramaz.
3. Bunlardan enerji elde edilmez; enerji üretiminde rol oynayan metabolik
süreçlere aracılık eder.
4. Diğer organik moleküllere oranla daha az miktarda ihtiyaç duyulur.
5. Çoğu vitamin yüksek sıcaklık, ışık, oksijen varlığı, asit ve bazdan
etkilenerek bozunur.
A, B, C gibi alfabenin seçilmiş harfleriyle isimlendirilir; niasin ve
folik asit gibi kimyasal adları da vardır.
Bir vitamin adı bir dizi bileşiği ifade edebilir: A vitamini dört farklı
karotenoid bileşik grubunu, B vitamini çeşitli koenzimleri içerir.
Provitamin (öncül molekül): vitaminler genel olarak öncül molekül olarak alınır
ve vücutta enzimatik olarak değişikliğe uğrayıp aktif formlarına
dönüştürülür.
YAĞDA ÇÖZÜNENLER: A, D, E, K — yağ yapılı ve hidrofobik.
SUDA ÇÖZÜNENLER: C vitamini ve TÜM B vitaminleri — polar ve suda
çözünebilir.
Ayrımın iki pratik sonucu: yağda çözünenler yağ içeren öğünle daha iyi emilir ve
vücutta depolanabilir; suda çözünenlerin fazlası kolayca atıldığı için
düzenli alınmaları gerekir.
A vitamini: retinoidler ve karotenoidlerden oluşur. Gözdeki
görme pigmenti retinoidler ışığın algılanmasında görevlidir; bağışıklık
yanıtını, cilt hücrelerinin büyüme ve bölünmesini düzenler, mukozal
sistemlerin korunmasına yardım eder. Eksikliği: gece körlüğü, bağışıklık
zayıflığı, cilt hastalıkları. Kaynaklar: tereyağı, yumurta sarısı, bal kabağı, tatlı
patates, lahana, havuç, ıspanak, kuru kayısı.
D vitamini: steroit yapılıdır. UVB sayesinde inaktif formda
deride sentezlenir; önce karaciğerde, sonra böbrekte aktif hâle
gelir. Bağırsaklarda kalsiyum ve fosfat taşınmasını artırır; en bilinen görevi
kalsiyum ve fosfor emilimini artırarak kemik ve diş sağlığını sağlamaktır.
Bağışıklığı da düzenler. Kaynaklar: yumurta sarısı, karaciğer, süt ve süt ürünleri.
E vitamini: sekiz farklı bileşikten oluşan güçlü bir antioksidan.
Hücre zarını ve diğer yağ yapıdaki bileşenleri toksik bileşiklere karşı korur.
Kaynaklar: ay çekirdeği, badem, mango, kivi, avokado, yer fıstığı, badem yağı.
K vitamini: kanın pıhtılaşma faktörlerini aktive ederek kan kaybını önler,
kemiklere kalsiyum bağlanmasını sağlayarak kemik yoğunluğunu artırır;
lipit yapılıdır. Sindirim sistemindeki bakteriler tarafından üretilir;
fermente gıdalar, hayvansal ürünler, yeşil yapraklı sebzeler, bitkisel yağlar, kuru
yemişler, yumurta sarısı, süt ve süt ürünleri.
B vitamini: en fazla çeşidi olan suda çözünen gruptur. Üyeleri kimyasal
veya fizyolojik olarak birbiriyle ilişkili olmasa da ortak özellikleri enerji
verici metabolik reaksiyonlarda görevli enzimlerin koenzimleri ya da bunların sentezi
için öncül molekül olmalarıdır. Enerji metabolizmasının düzenlenmesi,
vücut büyümesi ve gelişimi, sağlıklı cilt, sinirlerin ve kalbin düzgün
çalışması, kırmızı kan hücresi oluşumu için gereklidir. Kaynaklar: somon,
kırmızı et, karaciğer, yumurta, süt, kabuklu deniz ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler,
meyveler, fındık, badem, ayçiçeği tohumları.
C vitamini: askorbik asit; suda çözünen kuvvetli antioksidan.
Cildin, bağ dokularının, kemiklerin ve dişlerin temel yapısal proteini olan
kolajenin sentezinde görev alır; enfeksiyonlara karşı savunmayı
güçlendirir. Kaynaklar: limon, portakal, greyfurt gibi narenciyeler; kırmızı biber,
yeşil biber, brokoli.
Antioksidan: serbest radikaller adı verilen kararsız moleküllerin
oluşturabileceği hücresel hasarın engellenmesinde görevli maddeler.