Görülemeyen bir şeyin resmi nasıl çizilir
Hiç kimse bir atomu gözüyle görmedi. Buna rağmen 120 yıl içinde atomun resmi beş kez değişti — her seferinde yeni bir deney eskisinin açıklayamadığı bir şeyi gösterdiği için. Bu ünite iki şeyi birden öğretir: atomun yapısını ve bilimin nasıl çalıştığını. Şu yargı bunu özetler: “doğru olduğu düşünülen bilgiler, zamanın koşulları dâhilinde ve o zamandaki bilgi birikimi ile oluşmuş yargılardır.”
Teori veya kuram bir konu, olay veya olgu hakkında genel ve sistemli bir açıklamadır. Teori belirli bir konuyu anlamak, açıklamak ve konuyla ilgili öngörülerde bulunmak amacıyla geliştirilen kapsamlı ve genel geçer bir çerçevedir. Teori, bilimsel araştırmalar sonucunda elde edilen bilgileri, bunların nedenlerini ve bilgiler arasındaki ilişkileri açıklamak için üretilir.
Modeller; gerçek nesne, olgu, olay ve yasaları açıklamak üzere üretilmiş teorileri temsil etmek için kullanılan semboller, görseller veya matematiksel ifadelerdir. Atom teorilerinde “model”, atomun yapısını açıklamak veya temsil etmek için kullanılan bir kavramdır.
Bunun örneği çubuk mıknatıs modelidir: “Manyetizma teorisi, mıknatıs ve manyetik alan kavramlarını inceleyen bir fizik teorisidir. Çubuk mıknatıs modeli bu teorinin basit bir modelidir.” Yani teori açıklamadır, model o açıklamanın temsilidir. Model bir resim, bir maket ya da bir denklem olabilir.
Fenomen terimi de şöyle tanımlanır: “genel olarak gözlemlenebilir ve tanımlanabilir herhangi bir olayı veya olguyu ifade eder. Bu kavram, doğal dünyada meydana gelen her türlü olayı, durumu veya değişimi kapsar.” Bilim insanları fenomenleri gözlemleyerek, izah ederek ve teoriler geliştirerek doğal dünyayı anlamaya çalışır.
Buradan çıkan sonuç şudur ve ünitenin en önemli cümlesidir: model, gerçeğin kendisi değil onun basitleştirilmiş bir temsilidir. Modelleme bir şeyi anlaşılır kılar ama her zaman bir şeyleri dışarıda bırakır. Bu yüzden “atom gerçekte Bohr modelindeki gibi mi görünüyor?” sorusunun cevabı hayırdır.
“Atom kavramıyla ilgili ilk düşünceler binlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Antik Yunan filozoflarından Demokritos, her şeyin temelinde bulunan ve bölünemez olan atomların varlığını savunmuştur ancak bu düşünce felsefi bir yaklaşımdan ibarettir ve bilimsel bir temele dayanmaz.”
“Bilimsel temele dayalı atom teorileri çalışmaları, 19. yüzyılın başlarına doğru ivme kazanmıştır. Bu dönemde bilim insanları yeni teoriler geliştirmiş ve bu teorilere dayalı bilimsel modeller önererek bilimin ilerlemesine önemli katkıda bulunmuşlardır. Ayrıca geliştirilen bilimsel modeller, araştırma konuları üzerine tahminler yapılmasında bilim insanlarına destek olmaktadır.”
Sınavın en sevdiği ayrım burada: Demokritos’un düşüncesi doğru yönde ama bilimsel değildir, çünkü bir deneye ya da ölçüme dayanmıyor. “Atom” kelimesi de zaten Yunanca bölünemez anlamına gelir. Bilimsel atom teorilerinin başlangıcı 19. yüzyılın başıdır, yani 1803.
Zaman çizelgesindeki beş tarih: 1803 · 1897 · 1911 · 1913 · 1926. Düğmeye bas: canvas o teorinin atom modelini çizer, altta varsayımları, hangi deneyden geldiği ve neyi açıklayamadığı yazar. Şeridi baştan sona gez; her modelin bir öncekinin eksiğini kapatmak için doğduğunu göreceksin.
Model: içi dolu, bölünemez, sert bir küre — bilardo topu gibi.
Varsayımları: Bütün maddeler atom denen çok küçük ve bölünemez taneciklerden oluşur. Aynı elementin bütün atomları birbirinin aynıdır; farklı elementlerin atomları birbirinden farklıdır. Bileşikler, farklı elementlerin atomlarının belirli sayı oranlarında birleşmesiyle oluşur. Kimyasal tepkimelerde atomlar ne yaratılır ne yok edilir, yalnız yer değiştirir.
Açıklayamadığı: atomun içinde yüklü tanecikler bulunduğunu, yani atomun bölünebildiğini.
Model: pozitif yüklü bir hamurun içine gömülmüş negatif elektronlar. Türkçede genellikle üzümlü kek modeli denir.
Varsayımları: Atom bölünebilir; içinde negatif yüklü elektronlar vardır. Atom bir bütün olarak nötrdür, çünkü elektronların negatif yükü, atomun geri kalanının pozitif yüküyle dengelenir. Pozitif yük ve kütle atomun her yerine yayılmıştır.
Açıklayamadığı: pozitif yükün neden atomun ortasında küçücük bir noktada toplandığını.
Model: ortada çok küçük ve yoğun bir çekirdek, çevresinde büyük bir boşluk ve o boşlukta dolaşan elektronlar.
Deneyi: ince bir altın levha üzerine pozitif yüklü alfa tanecikleri gönderildi. Taneciklerin büyük çoğunluğu hiç sapmadan geçti; çok azı saptı, çok daha azı geri döndü. Bu üç gözlemin üç ayrı sonucu vardır: atomun büyük kısmı boşluktur; ortada pozitif yüklü bir bölge vardır; o bölge çok küçük ama çok yoğundur.
Açıklayamadığı: elektronların neden çekirdeğe düşmediğini ve elementlerin neden belirli renklerde ışık yaydığını.
Model: çekirdeğin çevresinde belirli yarıçaplı dairesel yörüngeler; elektronlar yalnız bu yörüngelerde bulunabilir.
Getirdiği yenilik: elektronun enerjisi her değeri alamaz, yalnız belirli değerleri alabilir. Elektron bir yörüngede kaldığı sürece enerji yaymaz. Bu, Rutherford’un cevaplayamadığı “elektron neden çekirdeğe düşmüyor?” sorusunun karşılığıdır.
Açıklayamadığı: çok elektronlu atomları, belirsizlik ilkesini ve elektronun dalga özelliğini.
Model: yörünge yok; bulunma olasılığı var. Elektronun bulunma olasılığının yüksek olduğu bölgeye orbital denir.
Tanım şudur: “Elektronlar, Bohr’un önerdiği belirli yörüngeler boyunca hareket etmek yerine atom çekirdeğinin çevresinde herhangi bir yerde bulunabilir.” Elektronun belirli bir anda nerede olacağını kesin olarak belirlemek mümkün değildir; ama bulunma olasılığının yüksek olduğu bölgeler tanımlanabilir.
Atomda farklı büyüklük ve şekillerde orbitaller bulunur; 1s, 2s, 3s, 2p bunlardandır. Bu, bir sonraki ünitenin konusudur.
Bir teorinin yerini bir başkasının alması, eskisinin tamamının yanlış olduğu anlamına gelmez. Bugün de geçerli olanlar:
· Dalton’dan: maddenin taneciklerden oluşması ve kimyasal tepkimelerde atomların yok olmaması.
· Thomson’dan: atomda negatif yüklü elektronların bulunması ve nötr atomun toplam yükünün sıfır olması.
· Rutherford’dan: çekirdeğin varlığı, pozitif yüklü ve çok küçük olması, atomun büyük bölümünün boşluk olması.
· Bohr’dan: elektron enerjisinin belirli değerler alması ve enerji düzeyleri arasındaki geçişlerde ışık soğurulup yayılması.
Bölümü bitiren yargı şudur: “Sonuç olarak doğru olduğu düşünülen bilgiler, zamanın koşulları dâhilinde ve o zamandaki bilgi birikimi ile oluşmuş yargılardır. Bilimde ilerleme sağlandıkça yeni keşifler yapılabilir, yeni bakış açıları kazanılabilir ve yeni buluşlarla farklı bulgular elde edilebilir.”
Bu, bilimsel bilginin değişebilir olduğunu söyler — ama değişebilir olması onu güvenilmez yapmaz. Tersine: bir bilginin yeni kanıt karşısında değiştirilebilmesi, bilimi diğer bilgi türlerinden ayıran şeydir. Dalton bir hata yapmadı; elindeki kanıtla varılabilecek en iyi sonuca vardı. Sınavda “bilimsel bilgi değiştiği için güvenilmezdir” diyen seçenek her zaman yanlıştır.
“Günümüzde 300’ün üzerinde atom altı parçacık olduğu bilinmektedir ancak atomun temel taneciklerinden proton ve nötronlar atomun çekirdeğinde yer alırken elektronlar çekirdeğin dışında bulunur. Çekirdek, son derece küçüktür ve atomun kendi yarıçapının yaklaşık on binde biri kadar bir yarıçapa sahiptir.”
Atom altı parçacıkların üç temel özelliği:
1. Elektron ve protonların yük miktarı aynıdır fakat elektriksel yükleri zıt işaretlidir. Elektron −1, proton +1 bağıl yüke sahiptir.
2. Nötronlar, protonlarla yaklaşık olarak aynı kütleye sahip olmasına rağmen elektriksel olarak nötrdür.
3. Bir proton veya nötronun kütlesi, bir elektronun kütlesinden yaklaşık 1836 kat daha fazladır. Protonlar ve nötronlar atom kütlesinin büyük bir kısmını oluşturur.
Bir atom elektriksel olarak nötrdür ve atomun proton sayısı (p⁺) elektron sayısına (e⁻) eşittir. Nötronlar yüksüz olduğundan nötronların sayısı (n⁰) atomun yükünü etkilemez.
Atomdaki proton sayısı atomun hangi elemente ait olduğunu gösterir. Aynı sayıda protona sahip olan tüm atomlar aynı elementin atomlarıdır. Bu proton sayısına elementin atom numarası (Z) denir.
| Tanecik | Kütle (g) | Bağıl kütle | Elektrik yükü (C) | Bağıl yük | Nerede |
|---|---|---|---|---|---|
| Elektron (e⁻) | 9,1096 × 10⁻²⁸ | 0,0005486 | −1,6022 × 10⁻¹⁹ | −1 | Çekirdeğin dışında |
| Proton (p⁺) | 1,6726 × 10⁻²⁴ | 1,007277 | +1,6022 × 10⁻¹⁹ | +1 | Çekirdekte |
| Nötron (n⁰) | 1,6749 × 10⁻²⁴ | 1,008665 | 0 | 0 | Çekirdekte |
Tablodan okunabilecek üç şey: 1) Nötronun kütlesi protonunkinden bir parça büyüktür (1,6749 > 1,6726), yani kütlece sıralama nötron > proton > elektron’dur. 2) Elektron ile protonun yük büyüklüğü tam olarak aynıdır (1,6022 × 10⁻¹⁹ C), yalnız işaretleri zıttır. 3) Bağıl kütle sütununda elektron neredeyse sıfırdır — bu yüzden atomun kütlesi pratikte çekirdekte toplanmıştır. C harfi yük birimi coulomb’un simgesidir.
Kaydırakla atom numarasını (Z) değiştir. Canvas o elementin kabuk modelini çizer: çekirdekteki proton ve nötron sayısı, kabuklardaki elektronlar ve en dış kabuktaki değerlik elektronları ayrı renkte görünür. Altta elementin simgesi, proton-elektron eşitliği ve kütle numarası yazar. Sadece bir sayıyı değiştiriyorsun ama element değişiyor — “proton sayısı atomun hangi elemente ait olduğunu gösterir” cümlesinin anlamı budur.
Keşif tablosu. Kutuya bir yıl ya da isim yaz. Dikkat: bir taneciğin “keşfi” tek bir olay değildir — elektron için üç ayrı basamak listelenmiştir.
Nötron neden en geç keşfedildi? Çünkü yüksüzdür. Elektron ve protonu bulmayı sağlayan yöntemler, taneciklerin elektrik alanında sapmasına dayanır; yüksüz bir tanecik elektrik alanında sapmaz. Bu yüzden nötronun varlığı 1913’te öngörülmesine rağmen ancak 1932’de J. Chadwick tarafından deneysel olarak gösterilebilmiştir.
1. Elektron, çekirdekten belirli bir uzaklıkta bulunan dairesel yörüngelerde hareket eder. Bu yörüngelere enerji düzeyleri veya kabukları denir. Atom çekirdeği etrafında dairesel yörüngede hareket eden elektron kinetik ve potansiyel enerjiye sahiptir. Çekirdekten uzaklaştıkça yörüngenin ve elektronun enerjisi artar.
2. Elektron hareketinin mümkün olduğu enerji seviyeleri atom çekirdeğine yakınlığına göre n = 1, 2, 3, 4, 5, 6… gibi pozitif tam sayılarla veya K, L, M, N, O, P, Q… gibi harflerle ifade edilir.
3. Elektron bir yörüngede ne kadar kalırsa kalsın enerji yaymaz ve böylece elektronun enerjisi sabit kalır. Bu durum temel hâl enerji düzeyi olarak ifade edilir. Temel hâldeki atom ışın absorbe ettiğinde elektron üst yörüngeye geçebilir. Bu geçiş sırasında absorbe edilen ışının enerjisi, yörüngeler arasındaki enerji farkına eşittir. Bu olaya soğurma (absorbsiyon) adı verilir. Elektronlarının bir ya da birkaçı daha yüksek enerji düzeyine çıkan atoma uyarılmış atom denir.
4. Uyarılmış bir atom kararlı değildir, yörüngeler arasında enerji farkına eşit miktarda ışın yayarak fazla enerjisinin bir kısmını veya tamamını serbest bırakabilir. Böylece daha düşük bir enerji durumuna geçebilir. Uyarılmış atomun aldığı enerjinin bir kısmını ışıma olarak geri yaymasına emisyon (yayma) denir.
Özeti şudur: “Bohr’un atom teorisi, atomların enerji absorbe etme (soğurma) ve yayma (emisyon) süreçlerinin temelinde oluşturulmuştur.”
Enerji düzeyleri merdiven gibi çizildi: n = 1 en altta (temel hâl), yukarı çıktıkça enerji artar ve basamaklar birbirine yaklaşır — bu, Bohr modelinin gerçek bir özelliğidir. Düğmeyle bir geçiş seç, kaydırakla hedef düzeyi değiştir. Yukarı doğru ok soğurma (atom ışın alır), aşağı doğru ok emisyondur (atom ışın yayar). Okun yanındaki dalga, alınan ya da verilen ışını gösterir: enerji farkı büyüdükçe dalga sıklaşır.
| Ölçüt | Soğurma (absorbsiyon) | Emisyon (yayma) |
|---|---|---|
| Atom ne yapar | Işın absorbe eder | Işın yayar |
| Elektron nereye gider | Alt düzeyden üst düzeye | Üst düzeyden alt düzeye |
| Atomun hâli | Temel hâlden uyarılmış hâle | Uyarılmış hâlden daha düşük enerjili hâle |
| Enerji miktarı | Absorbe edilen ışının enerjisi yörüngeler arasındaki enerji farkına eşittir | Yayılan ışının enerjisi de aynı enerji farkına eşittir |
| Kararlılık | Sonuç: kararsız uyarılmış atom | Sonuç: daha kararlı hâl |
Not: ışın ile ışık aynı şey değildir. Işık, gözle görülebilen ışındır; atomların yaydığı ışının bir kısmı görünür, bir kısmı görünmez. Bu yüzden “ışın” kelimesi kullanılır; kapsamı daha geniştir.
· Bohr atom teorisi, yalnızca hidrojen atomu ve tek elektronlu iyonlar için geçerliyken çok elektronlu sistemlerde yetersiz kalır.
· Bohr, elektronların belirli yörüngelerde (enerji seviyelerinde) dairesel bir şekilde hareket ettiğini öne sürer ancak Heisenberg’ün belirsizlik ilkesine göre atomdaki elektronun yeri ve hızı aynı anda kesin olarak belirlenemez.
· Elektronların hem dalga hem de parçacık özelliğine sahip olduğu anlaşıldığında Bohr atom teorisi bu durumun açıklanmasında yetersiz kalmıştır.
Belirsizlik ilkesi ayrıca şöyle tanımlanır: “çok küçük atom altı parçacıklar hakkında bilgi sahibi olmak için yapılan dolaylı ölçümler sırasında tanımlanmıştır. Bu ilkeye göre elektron gibi parçacıkların hızı ve konumunun aynı anda kesin olarak belirlenmesi mümkün değildir.” Bu ilke doğrudan Bohr’un birinci maddesiyle çelişir: belirli bir yörüngede hareket ettiğini söylemek, hem konumu hem hızı bildiğini iddia etmektir.
Solda Bohr’un yörüngesi: elektron ince bir çizgi üzerinde, konumu belli. Sağda modern teorinin orbitali: elektronun nerede bulunabileceğini gösteren bir olasılık bulutu — merkeze yakın yerlerde yoğun, uzaklaştıkça seyrek. İkisi de aynı elektronu anlatır; fark, ne iddia ettiklerindedir.
“Modern Atom Teorisi: Bohr atom teorisinin yerini alan bu yeni teoriye göre elektronlar, Bohr’un önerdiği belirli yörüngeler boyunca hareket etmek yerine atom çekirdeğinin çevresinde herhangi bir yerde bulunabilir. Elektronun belirli bir anda nerede olacağını kesin olarak belirlemek (Heisenberg belirsizlik ilkesi) mümkün değildir fakat elektronun atom içinde bulunma olasılığının yüksek olduğu bölgeler tanımlanabilir ve bu bölgelere orbital denir.”
“Elektronların olasılık dağılımı, atom çekirdeğinin çevresinde nerede bulunabileceklerini gösterir. Bu dağılım muhtemel konumları temsil eder çünkü elektronların tam konumları tahmin edilemez.”
Modern teoriye kuantum modeli adı da verilir; atomda farklı büyüklük ve şekillerde orbitaller bulunur: 1s, 2s, 3s küresel, 2p ise iki loblu bir şekle sahiptir. Bunların ayrıntısı bir sonraki ünitenin konusudur.
Bir varsayım ya da bir gözlem okunur; hangi atom teorisine ait olduğunu seç. Sorular her turda karışır.
Her satırdaki ifade hangi teoriye aittir? Satır başına tek hücreyi işaretle, sonra Denetleye bas.
Havai fişeklerin renkleri boya değildir. İçlerine konan metal tuzları ısıyla uyarılır; elektronları üst enerji düzeyine çıkar, sonra geri inerken o metale özgü enerjide ışın yayar. Kırmızı stronsiyum, yeşil baryum, turuncu kalsiyum, sarı sodyum tuzlarından gelir. Gördüğün her renk bir emisyondur.
Bazı sokak lambalarının o tanıdık koyu sarı rengi sodyum buharından gelir. Lambanın içindeki sodyum atomları uyarılır ve geri inerken hep aynı enerjide ışın yayar. Bu yüzden renk her lambada aynıdır: her elementin yaydığı ışın kendine özgüdür.
Ocakta pişen yemek taşıp aleve tuz düştüğünde alev bir an sarıya döner. Sebebi havai fişektekiyle aynıdır: sodyum atomları uyarılıp geri inerken sarı ışın yayar. Buna alev testi denir ve laboratuvarda bir maddede hangi metalin bulunduğunu anlamak için kullanılır — yani ünite 2’deki nitel analiz.
Ekranındaki her nokta bir LED’dir ve LED’in ışık üretme biçimi de elektronların yüksek enerjili bir durumdan düşük enerjili bir duruma geçmesine dayanır. Aradaki enerji farkı rengi belirler; bu yüzden farklı malzemeler farklı renkte ışık verir.
Gözlüğün camı bazı ışınları soğurur, bazılarını geçirir. Soğurma bu ünitenin konusudur: madde, kendi enerji düzeylerinin farkına uyan ışını alır. Bir maddenin rengi de zaten soğurmadığı ışının rengidir.
Tavandaki duman dedektörlerinin bir kısmı, içindeki çok küçük miktardaki radyoaktif maddenin yaydığı ışınları kullanır. Duman havayı doldurunca ışın kesilir ve alarm çalar. Rutherford’un alfa taneciklerinin ta kendisidir; deneyden 100 yıl sonra bir güvenlik cihazında karşına çıkıyor.
Çekirdek, atom yarıçapının on binde biri kadardır. Atom bir stadyum büyüklüğünde olsaydı çekirdek sahanın ortasındaki bir mercimek kadar olurdu. Yani masaya vurduğunda hissettiğin “katılık” dolu bir maddeden değil, elektronların birbirini itmesinden gelir. Elinle masa arasında gerçek anlamda hiç temas yoktur.
Defterine çizdiğin “çekirdek + yörüngeler” resmi Bohr modelidir ve 1913’ten kalmadır. Yanlış değildir; basitleştirilmiştir. Bir haritanın gerçek araziden farklı olması gibi. Bugün bilinen model orbitallerle çalışır ama kâğıda çizmesi ve anlaması zordur.
Dalton, Thomson ve Rutherford yanılmadı — ellerindeki kanıtla varılabilecek en iyi sonuca vardılar, kanıt değişince model de değişti. Bu, bilimin zayıflığı değil işleyiş biçimidir. Bir tartışmada yeni bir bilgi karşısında fikrini değiştirmek de aynı şeydir; tutarsızlık değil, dürüstlüktür.
47 soruluk test · beş atom modelinin varsayımları, taneciklerin özellikleri ve keşif süreci, Bohr teorisinin dört maddesi ile üç sınırlılığı ve orbital kavramı
Demokritos: atomların bölünemez olduğunu savundu; düşünce felsefidir,
bilimsel temele dayanmaz.
1803 · Dalton: atom içi dolu, bölünemez bir küredir. Aynı elementin atomları
birbirinin aynıdır; tepkimelerde atomlar yok olmaz.
1897 · Thomson: atomda negatif yüklü elektronlar vardır ve pozitif yüklü
bir yapı içine gömülmüştür (üzümlü kek). Atom bir bütün olarak nötrdür.
1911 · Rutherford: altın levha deneyi. Atomun büyük kısmı boşluk,
ortada çok küçük, yoğun ve pozitif bir çekirdek var.
1913 · Bohr: elektronlar belirli dairesel yörüngelerde bulunur; enerji
düzeyleri kesiklidir.
1926 · Modern (kuantum) teori: yörünge yerine orbital; elektronun bulunma
olasılığının yüksek olduğu bölge.
Sürekli olanlar: maddenin taneciklerden oluşması, elektronun varlığı, çekirdeğin
varlığı, enerji düzeylerinin kesikli olması.
Proton ve nötron çekirdekte, elektron çekirdeğin dışında bulunur.
Çekirdek yarıçapı, atom yarıçapının yaklaşık on binde biri kadardır.
Günümüzde 300’ün üzerinde atom altı parçacık bilinmektedir.
Bağıl yükler: elektron −1, proton +1, nötron 0.
Yük büyüklüğü: elektron ve proton için aynı, 1,6022 × 10⁻¹⁹ C; işaretleri
zıt.
Kütleler (g): elektron 9,1096 × 10⁻²⁸ · proton 1,6726 × 10⁻²⁴ ·
nötron 1,6749 × 10⁻²⁴.
Bağıl kütleler: elektron 0,0005486 · proton 1,007277 · nötron
1,008665. Kütlece nötron > proton > elektron.
Bir proton veya nötron, bir elektrondan yaklaşık 1836 kat ağırdır.
Nötr atomda proton sayısı = elektron sayısı. Nötronların sayısı yükü etkilemez.
Atom numarası (Z) = proton sayısı; atomun hangi elemente ait olduğunu gösterir.
Keşifler: katot ışınları 1832 M. Faraday · eksi yük 1891 J. J. Thomson · elektron
1897 J. J. Thomson · pozitif ışınlar 1886 E. Goldstein · atomda pozitif yük 1906
J. J. Thomson · yüksüz tanecikler 1913 E. Rutherford · nötron 1932 J. Chadwick.
Elektron, çekirdekten belirli uzaklıktaki dairesel yörüngelerde hareket eder; bu
yörüngelere enerji düzeyleri ya da kabuk denir.
Elektron kinetik ve potansiyel enerjiye sahiptir; çekirdekten uzaklaştıkça
enerji artar.
Düzeyler n = 1, 2, 3, 4, 5, 6… ya da K, L, M, N, O, P, Q… ile
gösterilir.
Elektron bir yörüngede kaldığı sürece enerji yaymaz: temel hâl.
Soğurma (absorbsiyon): atom ışın absorbe eder, elektron üst yörüngeye çıkar; atom
uyarılmış olur. Absorbe edilen ışının enerjisi yörüngeler arasındaki enerji
farkına eşittir.
Emisyon (yayma): uyarılmış atom kararsızdır; enerji farkına eşit ışın yayarak daha
düşük enerjili duruma geçer.
Bohr’un üç sınırlılığı: yalnız hidrojen ve tek elektronlu iyonlar için
geçerlidir · Heisenberg belirsizlik ilkesiyle çelişir (elektronun yeri ve hızı
aynı anda kesin belirlenemez) · elektronun hem dalga hem parçacık özelliğini
açıklayamaz.
Elektronlar belirli yörüngeler boyunca hareket etmek yerine çekirdeğin çevresinde
herhangi bir yerde bulunabilir.
Elektronun belirli bir andaki yeri kesin olarak belirlenemez (Heisenberg belirsizlik
ilkesi), ama bulunma olasılığının yüksek olduğu bölgeler tanımlanabilir.
Bu bölgelere orbital denir. Modern atom teorisine kuantum modeli de
denir.
Atomda farklı büyüklük ve şekillerde orbitaller vardır: 1s, 2s, 3s küresel,
2p iki lobludur.
Teori: bir konu, olay veya olgu hakkında genel ve sistemli açıklama.
Model: teorileri temsil etmek için kullanılan semboller, görseller veya matematiksel
ifadeler.
Fenomen: gözlemlenebilir ve tanımlanabilir herhangi bir olay veya olgu.
Sonuç: doğru olduğu düşünülen bilgiler, zamanın koşulları ve o zamanki
bilgi birikimiyle oluşmuş yargılardır; bilim ilerledikçe değişebilir.