Ayrıştırıcıları çıkar, yaşam sona erer
Ekosistem, cansız (abiyotik) ve canlı (biyotik) bileşenleri birlikte taşıyan bir birimdir ve bu ikisi ayrılmaz bir bütün oluşturur. Birini çekip aldığında ne olduğunu bu sayfada deneyerek göreceksin.
Canlıların birbirleri ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen, araştıran bilim dalına ekoloji adı verilir. İnsanlar tarih boyunca günlük yaşamlarını sürdürebilmek için ekoloji bilimi ile iç içe olmuştur.
Belirli bir bölgedeki canlı topluluklarının tamamı ve bu canlıların etkileşim hâlinde olduğu cansız çevre ekosistem olarak adlandırılır.
Ekosistemler, varlıklarını sürdürebilmek için gerekli olan cansız (abiyotik) ve canlı (biyotik) tüm bileşenleri içeren birimlerdir. Bir ekosistemdeki cansız ve canlı bileşenler birbirinden ayrılmaz bir bütünü oluşturur.
Biyo- yaşam demektir: biyotik canlı, abiyotik cansız. “a-” öneki “-sız” anlamı katar.
Ekoloji araştırmaları, bireysel organizmalardan gezegene kadar farklı hiyerarşik boyutlarda yapılmaktadır. Örneğin organizma ekolojisi, popülasyon ekolojisi, komünite ekolojisi, ekosistem ekolojisi ve küresel ekoloji ekolojinin farklı boyutlardaki çalışma alanlarını oluşturur.
Ekoloji araştırmalarının yapıldığı boyutlar, tek bir canlıdan gezegene doğru genişler.
Canlılar ve cansız çevre arasında çeşitli etkileşimler görülür; bunun sonucunda canlılar yaşamlarını fiziksel çevreyle uyumlu bir şekilde sürdürür. Canlılar; sıcaklık, mevsimler, gün uzunluğu, ışık, su, toprak gibi cansız faktörlerden etkilenir:
Sulak alanlar, yağmur ormanlarından sonra biyolojik olarak en zengin ve üretken ekosistemlerden biridir. Çünkü sulak alanlar farklı türde birçok canlıya ev sahipliği yaparak beslenme, üreme ve barınma ortamı sağlar. Ayrıca ekolojik döngülerde rol oynar, bünyesindeki organik maddelerle sel sularını emerek ve yavaşlatarak sel kontrolü sağlar ve yer altı sularına kaynak oluşturur.
Türkiye’de 86 tane uluslararası öneme sahip sulak alan vardır. Bunlardan bazıları sulak alanların korunması amacıyla hayata geçirilen Ramsar Sözleşmesi ile koruma altına alınmıştır.
Sultan Sazlığı Millî Parkı, Kayseri’nin Yeşilhisar, Develi ve Yahyalı ilçeleri arasında yer alır. Toplam alanı 24.357 hektardır. Daha önce tabiatı koruma alanlarından biriyken 2006 yılında millî parka dönüştürülmüştür. En önemli özelliklerinden biri hem tatlı hem de tuzlu su ekosistemlerinin bir arada bulunmasıdır; güneydoğusunda yer alan Yay Gölü tuzlu bir göldür.
Burada yaşayan kuş türlerinden bazıları: toy, küçük batağan, bahri, kızıl boyunlu batağan, kulaklı batağan, ak pelikan, karabatak, gri balıkçıl, balaban, leylek, kuğu, yosun kazı, kılkuyruk, çamurcun ve flamingo.
İklim herhangi bir bölgede uzun yıllar hüküm süren hava koşullarının ortalamasına denir. İklim canlıları etkileyen bir faktördür. Işık, sıcaklık, yağış, rüzgâr, nem gibi fiziksel faktörler iklimi oluşturan temel unsurlardır.
Ayrıca volkanik faaliyetler, deniz seviyesi yüksekliği, Ekvator’a uzaklık, yer şekilleri, denize uzaklık gibi faktörler iklimin oluşmasında etkilidir.
İklim koşulları ekosistemdeki canlıların dağılışını ve etkinliklerini belirler. Her ekosistemde bulunduğu iklim kuşağına uyum sağlamış canlılar görülür. Örneğin Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü alanlarda bu iklime uyum sağlamış bitkileri görmek mümkündür.
Dikkat: iklim, hava durumu değildir. Tanımda “uzun yıllar” ve “ortalama” sözcükleri geçer.
Işık, ekosistemdeki canlıları etkileyen önemli bir bileşendir. Bitkiler ve bazı mikroorganizmalar, fotosentez yaparak güneş ışığını besin üretmek için kullanır. Bu sayede ekosistemdeki canlılara enerji sağlayan besin zinciri başlar.
Işığın şiddeti, dalga boyu ve süresi; canlıların gelişimini, üremesini ve davranışlarını etkiler. Bitkiler, yeterli ışık olmadığında fotosentez yapamaz ve büyümeleri yavaşlar. Ayrıca bitkilerin çiçek açma zamanında gün uzunluğu etkilidir. Bitki gelişimi üzerinde ışıklanma süresi gibi ışık yoğunluğu da etkilidir: bazı bitkiler yoğun ışıkta, bazıları gölgede gelişir.
Işık hayvan davranışlarında da etkilidir. Günlerin uzaması veya kısalması; kuşların göç etmesine, bazı hayvanların kış uykusuna yatmasına ve üreme dönemlerinin başlamasına neden olabilir.
Sıcaklık, canlıların biyolojik süreçleri üzerinde önemli bir bileşendir. Canlıların çoğunluğu, metabolik faaliyetlerini belirli bir sıcaklık aralığında sürdürebilir. Bunun başlıca nedeni, proteinler ve enzimlerin etkin çalışabilmesinin doğrudan sıcaklıkla ilişkili olmasıdır.
Farklı sıcaklık değerlerinde yaşayabilen canlılar bulundukları ortama uyum sağlamışlardır. Örneğin çöle özgü bitkilerden kaktüsler, 50 °C’un üzerindeki sıcaklıklara dayanacak şekilde çöle uyum sağlamışlardır.
Çöl tilkisi ile kutup tilkisinin kulak, kuyruk, burun gibi vücut çıkıntılarının büyüklükleri ve kürk renkleri yaşadıkları ortama uyum sağlayacak şekilde farklılık gösterir. Ayrıca çöl yaşamına uyum sağlayan develer, vücut sıcaklıklarını çevre koşullarına göre esnek bir şekilde ayarlayarak terlemeyi minimuma indirir; bu sayede su kaybını en aza indirerek uzun süre susuz kalabilir.
Çöl tilkisinin kulakları belirgin biçimde daha büyüktür: geniş yüzey, fazla ısıyı dışarı vermeyi kolaylaştırır. Kutup tilkisinde çıkıntılar küçüktür — orada amaç ısıyı tutmaktır.
Canlıların çoğunluğu metabolik faaliyetlerini belirli bir sıcaklık aralığında sürdürebilir; sebebi enzimlerdir.
Su canlı yaşamının devamlılığı için gerekli olan önemli bir bileşendir. Belirli bir bölgedeki su miktarı, o alandaki canlıların dağılışını ve sayısını doğrudan etkiler. Su kaynakları zengin olan bölgelerde canlı çeşitliliği daha fazladır.
Madde taşınması, sindirim, fotosentez, boşaltım, solunum, vücut sıcaklığının ayarlanması, enzimlerin çalışması gibi pek çok hayati olayda su gereklidir. Su miktarı belirli bir seviyenin altına düştüğünde enzimler yeterli şekilde çalışamaz. Bu nedenle özellikle kurak ortamlarda yaşayan canlılar için su, sınırlayıcı bir bileşendir.
Çöl gibi kurak ortamlarda yaşayan canlılar su kaybını azaltacak yapılar ve özelliklerle ortama uyum sağlamıştır: sarı sabır bitkisinin yapraklarında su depolaması, kanguru sıçanının su içmeden kuru tohumlarla beslenerek uzun süre hayatta kalabilmesi buna örnektir.
Toprak; ekosistemlerin temel bileşenlerinden biridir ve hayvan, bitki, mikroorganizma gibi pek çok canlı için yaşam alanıdır. Örneğin köstebek, gelincik, solucan gibi hayvanlar toprakta barınırken bitkiler, kökleriyle toprağa tutunarak ondan su ve mineral alır.
Toprak; organik ve inorganik maddeler, su ve hava içerir. Bu bileşenler canlıların dağılışı ve ekosistemlerin işleyişi üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Toprağın organik kısmı, mikroorganizmalar tarafından ayrıştırılan humus ve çürüyen organik maddelerden oluşur; inorganik kısmı ise minerallerden meydana gelir.
pH canlıların biyolojik süreçlerini etkileyen önemli bir faktördür. Her canlının yaşayabileceği optimum bir pH değeri vardır. Bu nedenle canlıların bulundukları ortamın pH değeri yaşamsal bir öneme sahiptir.
Kirlilik, tarımsal atıklar, kanalizasyon atıkları, asit yağmurları gibi faktörler; deniz, göl, akarsu ve toprakta pH değerinde değişikliklere yol açabilir. Bu durum, sucul ve karasal ekosistemlerde yaşayan pek çok canlının yaşamını olumsuz yönde etkileyebilir.
Optimum, “en uygun” demektir.
Ekosistemi oluşturan canlı bileşenler işlevlerine göre üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar olmak üzere üç gruba ayrılır.
Ayrım işleve göredir; canlının büyüklüğüne ya da hangi âleme ait olduğuna göre değil.
Üreticiler ototrof organizmalardır. Bu canlılarda besin üretimi fotosentez veya kemosentezle gerçekleşir. Böylece hem kendilerine hem de ekosistemin diğer canlı bileşenlerine besin zinciri yoluyla besin sağlanmış olur.
Karasal ekosistemlerde bitkiler, sucul ekosistemlerde ise algler ve siyanobakteriler üreticilerdir. Derin deniz dipleri, bataklıklar gibi ekosistemlerin üretici canlıları ise genellikle kemosentetik bakteriler ve arkelerdir.
Tüketiciler heterotrof organizmalardır. Bu canlılar besinlerini kendileri üretmez, dış ortamdan hazır olarak alır. Çengel boynuzlu dağ keçisi, kızıl tilki tüketicilere örnektir.
Ayrıştırıcılar (saprotrof canlılar) organik maddeleri inorganik maddelere dönüştüren bakteriler, mantarlar gibi heterotrof organizmalardır. Bu canlılar, bitki ve hayvanların atıklarını parçalayarak besin elde eder. Aynı zamanda bu süreçte üretici canlıların ihtiyaç duyduğu inorganik maddelerin döngüsü de sağlanmış olur. Böylece ekosistemlerdeki madde sürekliliği korunur.
Dikkat: ayrıştırıcılar da heterotroftur — besinlerini kendileri üretmez. Onları tüketicilerden ayıran şey, organik maddeleri inorganik maddelere dönüştürmeleridir.
| Ölçüt | Üreticiler | Tüketiciler | Ayrıştırıcılar |
|---|---|---|---|
| Beslenme tipi | Ototrof | Heterotrof | Heterotrof (saprotrof) |
| Besinini nasıl sağlar | Fotosentez veya kemosentezle üretir | Dış ortamdan hazır olarak alır | Bitki ve hayvan atıklarını parçalayarak elde eder |
| Ekosistemdeki işlevi | Besin zincirini başlatır | Üretilen besini tüketir | Organik maddeyi inorganik maddeye dönüştürür |
| Örnekler | Bitkiler (karasal), algler ve siyanobakteriler (sucul), kemosentetik bakteriler ve arkeler (derin deniz dipleri, bataklıklar) | Çengel boynuzlu dağ keçisi, kızıl tilki | Bakteriler, mantarlar |
| Ortadan kalkarsa | Besin zinciri başlayamaz | Ekosistemdeki denge bozulur | Organik madde ayrıştırılamaz, üreticiler inorganik maddeye ulaşamaz, yaşam sona erer |
Ekosistemdeki cansız ve canlı bileşenler arasındaki etkileşimler, ekosistemin devamlılığı ve yaşamın sürdürülebilirliği açısından önemlidir. Bu bileşenlerden birinin ortadan kalkması, ekosistemdeki dengeyi bozar ve olumsuz sonuçlar doğurur.
Örneğin ayrıştırıcılar olmadığında organik maddeler ayrıştırılamaz ve üreticiler gerekli inorganik maddelere ulaşamaz. Bu durumda yeni organik madde üretimi durur ve ekosistemde yaşam sona erer. Bu nedenle ayrıştırıcılar, ekosistemlerin işleyişi için büyük öneme sahiptir.
Kapalı bir kapta çiçekli bitki, çiçeksiz bitki, mantar, termit, solucan, toprak ve prokaryotlar var. Bir bileşeni çıkardığında ekosistemin nasıl etkileneceğini gör.
Sorular ve şıklar her turda karışıyor.
Sonbaharda yaprakların dökülmesi rastgele bir tarihte olmaz: gün uzunluğuna (fotoperiyot) bağlı olarak bitkiler çiçeklenir ya da yaprak döker. Ağaç takvimi ışıktan okur.
Bazı bitkiler yoğun ışıkta, bazıları gölgede gelişir. Saksını “daha çok güneş daha iyi” diye pencereye koymak her bitki için doğru değildir; ışık yoğunluğu da ışıklanma süresi kadar etkilidir.
Yemeğin buzdolabında geç bozulmasının sebebi, ayrıştırıcı mikroorganizmaların enzimlerinin soğukta yavaş çalışmasıdır. Dışarıda unutulan aynı yemek hızla ayrışır — ayrıştırıcılar mutfağında da iş başında.
Meyve kabuklarının birkaç ayda toprağa dönüşmesi, ayrıştırıcıların organik maddeleri inorganik maddelere dönüştürmesidir. Bu sayede üreticilerin ihtiyaç duyduğu inorganik maddelerin döngüsü sağlanır.
Yumurtadan çıkan deniz kaplumbağaları ışığa yönelerek denize ulaşır. Sahildeki yapay ışıklar bu yönelimi bozabilir — cansız bir bileşendeki değişiklik, bir canlının davranışını doğrudan etkiler.
Akvaryumda pH ölçmek gereksiz bir titizlik değildir: her canlının yaşayabileceği optimum bir pH değeri vardır. Değer kayarsa balıklar önce yavaşlar, sonra hastalanır.
Sultan Sazlığı Millî Parkı Kayseri’de, 24.357 hektar. Hem tatlı hem tuzlu su ekosistemini bir arada barındırır; güneydoğusundaki Yay Gölü tuzludur. Sulak alanlar sel sularını emerek sel kontrolüne de katkı sağlar.
Çöl tilkisinin kocaman kulakları süs değildir: vücut çıkıntılarının büyüklüğü ve kürk rengi yaşanılan ortama uyum sağlayacak şekilde farklılık gösterir. Kutup tilkisinde aynı çıkıntılar küçüktür.
Kanguru sıçanı su içmeden kuru tohumlarla beslenerek uzun süre hayatta kalabilir; sarı sabır bitkisi ise yapraklarında su depolar. İkisi de kurak ortamda suyun sınırlayıcı bir bileşen olmasına verilmiş cevaptır.
Ekolojinin ve ekosistemin tanımı, ekoloji araştırmalarının organizmadan gezegene uzanan hiyerarşik boyutları, cansız (abiyotik) bileşenler olan iklim, ışık, sıcaklık, su, toprak ve pH ile bunların canlılar üzerindeki etkileri, iklimin tanımı ve iklimi oluşturan unsurlar, ışığın şiddeti dalga boyu ve süresinin etkileri, sıcaklığın enzimler üzerinden metabolik faaliyetleri belirlemesi, çöl ve kutup canlılarının uyumları, suyun sınırlayıcı bileşen olması, toprağın organik ve inorganik kısımları, pH’ın optimum değeri, canlı bileşenlerin işlevlerine göre üreticiler tüketiciler ve ayrıştırıcılar olarak ayrılması, ayrıştırıcıların madde sürekliliğindeki rolü ve ortadan kalkmaları hâlinde ekosistemde yaşamın sona ermesi, sulak alanlar ve Sultan Sazlığı Millî Parkı
Canlıların birbirleri ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen, araştıran bilim dalıdır. Araştırmaları bireysel organizmalardan gezegene kadar farklı hiyerarşik boyutlarda yapılır.
Organizma ekolojisi · popülasyon ekolojisi · komünite ekolojisi · ekosistem ekolojisi · küresel ekoloji.
Belirli bir bölgedeki canlı topluluklarının tamamı ve bu canlıların etkileşim hâlinde olduğu cansız çevredir. Cansız (abiyotik) ve canlı (biyotik) bileşenleri içeren birimlerdir ve bu ikisi ayrılmaz bir bütün oluşturur.
Işık, sıcaklık gibi iklim elemanları ile su, pH ve toprak. Cansız ve canlı ögeler birbirine besin zinciri ve madde döngüleri ile bağlıdır.
Herhangi bir bölgede uzun yıllar hüküm süren hava koşullarının ortalamasıdır. Temel unsurlar: ışık, sıcaklık, yağış, rüzgâr, nem. Etkili faktörler: volkanik faaliyetler, deniz seviyesi yüksekliği, Ekvator’a uzaklık, yer şekilleri, denize uzaklık. İklim canlıların dağılışını ve etkinliklerini belirler.
Bitkiler ve bazı mikroorganizmalar fotosentezle ışığı kullanır; böylece besin zinciri başlar. Işığın şiddeti, dalga boyu ve süresi canlıların gelişimini, üremesini ve davranışlarını etkiler. Gün uzunluğu göç, kış uykusu ve üreme dönemlerini tetikleyebilir.
Canlıların çoğunluğu metabolik faaliyetlerini belirli bir sıcaklık aralığında sürdürür; başlıca nedeni proteinler ve enzimlerin etkin çalışmasının sıcaklıkla ilişkili olmasıdır. Kaktüsler 50 °C’un üzerine dayanır; deve terlemeyi minimuma indirir.
Bölgedeki su miktarı canlıların dağılışını ve sayısını etkiler; su zengini bölgelerde çeşitlilik daha fazladır. Su azalınca enzimler yeterli çalışamaz; kurak ortamlarda su sınırlayıcı bileşendir. Örnekler: sarı sabır, kanguru sıçanı.
Pek çok canlı için yaşam alanıdır. Organik ve inorganik maddeler, su ve hava içerir. Organik kısım humus ve çürüyen organik maddeler, inorganik kısım minerallerdir.
Her canlının yaşayabileceği optimum bir pH değeri vardır. Kirlilik, tarımsal atıklar, kanalizasyon atıkları ve asit yağmurları deniz, göl, akarsu ve toprakta pH değişimine yol açabilir.
Ototrof organizmalardır; besin üretimi fotosentez veya kemosentezle gerçekleşir. Karasalda bitkiler, sucullarda algler ve siyanobakteriler, derin deniz dipleri ve bataklıklarda kemosentetik bakteriler ve arkeler.
Tüketiciler heterotroftur, besinlerini dış ortamdan hazır alır (dağ keçisi, kızıl tilki). Ayrıştırıcılar (saprotroflar) da heterotroftur; organik maddeleri inorganik maddelere dönüştüren bakteri ve mantarlardır.
Organik maddeler ayrıştırılamaz, üreticiler gerekli inorganik maddelere ulaşamaz, yeni organik madde üretimi durur ve ekosistemde yaşam sona erer.
Yağmur ormanlarından sonra biyolojik olarak en zengin ve üretken ekosistemlerden biridir. Türkiye’de 86 uluslararası öneme sahip sulak alan vardır; bazıları Ramsar Sözleşmesi ile korunur. Sultan Sazlığı Kayseri’de, 24.357 hektar, 2006’da millî park; tatlı ve tuzlu su bir arada, Yay Gölü tuzludur.
Ayrıştırıcılar heterotroftur · bütün bakteriler ayrıştırıcı değildir · iklim hava durumu değildir · sucul ekosistemin üreticisi alg ve siyanobakteridir · toprak su ve hava da içerir.