Vaşak çoğalınca tavşan azalır
Sonra tavşan azaldığı için vaşak da azalır, tavşan yeniden çoğalır. Doğada hiçbir tür tek başına yaşamaz: rekabet, av-avcı ve ortak yaşam ilişkileri komüniteyi biçimlendirir; süksesyon ve popülasyon dinamikleri ise onu zaman içinde değiştirir.
Belirli bir alan içerisinde birbiriyle etkileşim hâlindeki tüm türlerin oluşturduğu topluluk komünite olarak adlandırılır.
Yeryüzündeki ormanlar, göller, akarsular, denizler, okyanuslar, çöller ve kutuplar; canlıların yaşamsal faaliyetlerini sürdürdükleri, barındıkları ve üreyebildikleri yerlerdir. Tüm bu ortamlarda organizmalar birbirleri ve yaşadıkları çevre ile sürekli etkileşim içindedir.
Komüniteler büyüklük ve tür çeşitliliği açısından birbirinden farklılık gösterir. Bir komünite içerisinde başka komüniteler de bulunabilir. Bir lagünde yaşayan tüm canlı türleri o alandaki komüniteyi oluştururken, orada bulunan tek bir ağaç üzerinde yaşayan kuşlar, böcekler ve böceklerle beslenen türler de kendi başına bir komünite örneği oluşturur.
Dikkat: komünite tek bir türün topluluğu değildir. Tek türün topluluğu popülasyondur — 05. bölümde göreceğiz.
Komünitelerin yapısı ve büyüklüğü, çevresel koşullar ve abiyotik faktörlere (enlem, yeryüzü şekilleri, iklim gibi) bağlı olarak değişir.
Karasal komünitelerin aldığı ışık miktarı ve süresi, nem oranı, sıcaklık, yağış miktarı gibi iklimsel olaylar canlıların dağılımını etkiler. Bol yağış alan tropikal bölgelerde canlı çeşitliliği fazla iken, kutup bölgelerinde ve çok az yağış alan çöllerde daha azdır.
Sıcaklık, yağış ve ışık miktarı gibi çevresel koşulların yanı sıra doğal yaşam alanlarında beslenme, üreme, avlanma, barınma gibi nedenlerle ortaya çıkan rekabet, av-avcı ve parazitlik ilişkileri de türlerin yayılışını belirleyen etmenlerdir.
Sucul komünitelerde çeşitlilik; suyun derinliği, karasal alana olan uzaklığı ve kirlilik ile değişir. Kaydırağı aşağı çektikçe ışığın, fotosentetik canlıların ve çözünmüş oksijenin ne olduğunu izle.
Suların evsel ve endüstriyel atıklarla kirlenmesi belirli türlerin anormal artmasına, birçok türün de yok olmasına veya sayıca azalmasına neden olur. Yani kirlilik her türü aynı yönde etkilemez: bazıları patlama yapar, çoğu silinir.
Doğal yaşam alanlarında besin, barınma, ışık, su gibi sınırlı kaynaklardan faydalanmak isteyen aynı türün bireyleri birbiri ile rekabete girebilir; buna tür içi rekabet denir. Aynı türden bireylerin gereksinimleri genellikle benzerdir. Bir türün birey sayısı arttıkça aralarındaki rekabet de artar.
Ortamda yeterli kaynak yoksa, birey sayısı artmışsa ya da bireyler üreme evresindeyse aralarındaki rekabet daha da artar. Ortamda bulunan kaynaklar yeterli olduğunda bireyler arasında rekabet azalır.
Tür içi rekabette bireylerin genetik çeşitlilikleri, rekabetten farklı etkilenmelerine ve birbiri üzerinde üstünlük elde etmelerine neden olur. Örneğin bir ormandaki aynı tür ağaçlar güneş ışığına erişim için rekabet eder; uzun ağaçlar, daha kısa olanların gölgede kalmasına ve gelişimlerinin yavaşlamasına veya durmasına neden olur.
Komünitelerde aynı kaynaktan faydalanmak isteyen farklı türler arasında görülen rekabete türler arası rekabet denir. Bir komünitede yaşayan farklı türlerin kullandıkları aynı kaynaklar ne kadar sınırlı ise rekabet o kadar artar. Vahşi doğada benekli sırtlanlar ve aslanların besin kaynaklarını korumak için rekabet etmesi buna örnektir.
Bir organizmanın veya aynı türden oluşmuş bireylerin doğal yaşama ortamı habitat olarak adlandırılır.
Rekabetin ortaya çıkmasının temel nedeni aynı habitatta bulunan türlerin ekolojik nişleridir. Ekolojik niş, bir türün yaşamını sürdürmek için yapmış olduğu tüm faaliyetlerin yanı sıra diğer canlılarla olan ilişkilerini ve ekosistem içindeki işlevini belirtir. Ekolojik nişleri aynı olan türler birbirleriyle besin, alan, sıcaklık gibi faktörlerden dolayı rekabete girer.
Kısaca: habitat adres, ekolojik niş meslek. İki tür aynı adreste oturabilir; kavga, aynı mesleği yaptıklarında çıkar.
Rus bilim insanı Gause, ekolojik nişleri örtüşen Paramecium aurelia ve Paramecium caudatum türleri arasındaki rekabeti gözlemlemek için bir deney tasarladı. İki aşamayı karşılaştır.
Beslenmek için bir canlıyı avlayıp yiyene avcı, besin olan canlıya da av denir. Bir komünitede av-avcı arasında azalma ve artma şeklinde bir denge vardır. Özellikle tek av türü ile beslenen avcı popülasyonlarında bu durum bariz bir şekilde görülür.
Avcı sayısı artarsa zamanla av miktarı azalır. Av miktarı azaldığında yeterli besin bulunmadığı için bir süre sonra avcı sayısında azalma görülür. Kanada ve Alaska’nın ormanlık bölgelerinde yaşayan Kanada vaşağı, besin olarak çoğunlukla kar tavşanını tüketir. Vaşak sayısı artınca tavşan sayısı azalır; tavşan azalınca vaşaklar arasında rekabet başlar, yeterli av olmadığından vaşakların bir kısmı komüniteden ya göç eder ya da ölür. Ölümler ve göçler vaşak sayısını azaltır; bu da tavşanlar üzerindeki baskıyı azalttığı için tavşan sayısı yeniden artar.
Böylece tavşanların ve vaşakların sayısı birbirini izleyen artış ve azalışlar şeklinde dalgalanma gösterir.
Kar tavşanı ve vaşak sayılarının yıllara bağlı değişimi. Vaşak tepesinin tavşan tepesinden sonra geldiğine dikkat et.
İki ya da daha fazla türün bir arada, yakın bir ilişki içinde yaşamalarına simbiyotik ya da ortak yaşam adı verilir. Ortak yaşam ilişkisinde bazı türler zarar, bazıları fayda görebilirken bazıları ise ne fayda ne de zarar görür. Türler arasındaki birlikte yaşam; mutualizm, kommensalizm, amensalizm, parazitizm gibi farklı şekillerde gerçekleşir.
Her ilişkide iki tarafın ne kazandığını ya da kaybettiğini gör. Kutuların üstündeki +, 0 ve − işaretleri tanımın kısaltmasıdır.
Birlikte yaşayan her iki türün de karşılıklı fayda gördüğü simbiyotik ilişki biçimidir. Mutualizm farklı özelliklere sahip canlılar arasında gerçekleşir.
Bağırsak bakterileri. İnsanın kalın bağırsağında yaşama ortamı ve besin bulan yararlı bakteriler, sentezledikleri K ve B vitaminleri ile insan sağlığına olumlu katkıda bulunur. K vitamini; kanın pıhtılaşmasında, kemik sağlığının desteklenmesinde ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkilidir. B vitamini ise kalp sağlığının korunmasında ve kan hücrelerinin sentezinde etkilidir. Bakteriler bağırsakta barınır ve beslenir; böylece iki taraf da kazanır.
Nodül ve azot bakterileri. Fasulye, bezelye, bakla, yer fıstığı gibi baklagillerin kökleri ile toprakta yaşayan ve havanın serbest azotunu bağlayabilen azot bakterileri (Rhizobium) arasında görülür. Bakterilerin köke yerleşmesiyle nodül adı verilen yapılar oluşur. Bu nodüllerde azot bakterileri havanın serbest azotunu bitkilerin kullanabileceği duruma getirir; bitki azot ihtiyacını karşılarken bakteriler ihtiyaç duyduğu organik besinleri bitkiden alır. Bu ilişki aynı zamanda toprağın azotça zenginleşmesini sağlar.
Bazı mutualist ilişkilerde türler birbirini tamamlar. Bu ilişkilerde en azından türlerden biri diğeri olmadan hayatta kalamaz. Bu çeşit mutualizm zorunlu mutualizm olarak adlandırılır. Örneğin liken birliğini oluşturan alg ve mantar arasında böyle bir birliktelik vardır: alg hücreleri, fotosentez ile oluşturduğu organik molekülleri ve oksijeni kendisini saran mantar hiflerine verir; mantarların hifleriyle ortamdan aldığı su ve mineral ise alg hücrelerine iletilir.
Bazı mutualist birlikteliklerde ise zorunluluk yoktur. Bu çeşit mutualizme isteğe bağlı mutualizm ya da gevşek mutualizm adı verilir. Bu birliktelikte iki tür, bir arada birbirlerinden fayda sağlarken birliktelik bitse de yaşamlarına devam edebilir. Örneğin karga, kızıl geyiğin üzerinde bulunan böceklerle beslenir; bu sayede geyik de bu zararlı böceklerden korunur.
Kommensalizm. Bu birliktelikte türlerden biri fayda görürken diğeri ne fayda ne de zarar görür. Remora balıkları, köpek balığının yiyecek artıklarıyla beslenir ve onun hareketiyle yer değiştirir. Remora fayda sağlarken köpek balığı fayda sağlamaz ya da zarar görmez.
Amensalizm. İki farklı türe ait organizmalar arasında birinin engellendiği ya da yok edildiği, diğerinin etkilenmediği ilişki biçimidir. Örneğin ceviz ağacının yaprak ve meyvelerinden salgılanan ve yağmur sularıyla toprağa inen bir madde, ceviz ağacını etkilemezken onun altında bulunan otsu bitkilerin gelişimini engeller.
Tuzak: kommensalizmde kimse zarar görmez; amensalizmde kimse fayda görmez. İkisi birbirinin aynası.
Birlikte yaşayan iki türden biri yarar, diğeri bu ilişkiden zarar görüyorsa bu ilişki biçimine parazitizm denir. Birliktelikten fayda sağlayan tür parazit, zarar gören tür ise konak olarak adlandırılır. Parazitler, başka canlıların üzerinde ya da içinde yaşayarak onların besinlerine ortak olur ve genellikle konağa zarar verir.
Bazı parazitler çok küçük yapıdadır ve konak canlının içinde yaşar. Bu tür parazitler hızla çoğalabilir ve konağın hastalanmasına ya da ölmesine yol açabilir. Virüsler, bazı bakteri türleri, bazı protistler ve bazı mantarlar bu gruba girer. Diğer parazitler ise daha büyük yapılıdır ve genellikle çok hücrelidir. Bağırsak solucanları, bitler ve bazı parazit bitkiler bu tür parazitlere örnektir.
Her hücreye bir kez tıklayınca ✓, iki kez tıklayınca ✗ olur.
Komünitenin önemli özelliklerinden biri dinamik bir yapıda olmasıdır. Komüniteyi oluşturan canlı ve cansız etmenler, kendi içinde sürekli bir etkileşim ve değişim içindedir. Komünitelerde, çevresel faktörlerin etkisiyle zamanla ortaya çıkan ve düzenli olarak tekrar eden küçük çaplı değişimler görülür.
Ancak orman yangınları, volkanik patlamalar, toprak kayması gibi büyük çevresel etkenler komünitenin yapısını bozabilir. Bu tür büyük çaplı bozulmaların ardından komünitelerdeki denge yeniden kurulur. Yeniden denge sağlanırken komüniteye hâkim olan türler değişebilir.
Böyle bir süreçte, ilk olarak yeni koşullara uyum gösterebilen ve çevreyi değiştiren öncü türler ortaya çıkar. Zamanla bu türlerin yerini daha karmaşık yapılar ve türler alır. Bir bölgedeki türlerin zaman içinde sıralı olarak birbirinin yerini alması süksesyon olarak adlandırılır.
Volkanik patlamalar veya toprak kaymaları sonucu toprağın kaybolduğu bölgelerde başlangıçta canlı yaşamı mümkün değildir. Bu tür yerler bitkilerin yetişmesine uygun olmadığı için süksesyon süreci çok yavaş başlar ve yüzlerce yıl sürebilir.
Bir orman yangını sonrasında bitki örtüsünün kısmi veya tam olarak yok olması, süksesyon sürecinin yeniden başlamasına örnek oluşturur. Zaman şeridindeki noktalara tıkla.
Kızılçam ormanlarının yangın sonrasında kendini onarma potansiyeli yüksektir. Genellikle çok sayıda kızılçam fidesi, yangını canlı olarak atlatan ve kapalı kozalaklarından yere dökülen tohumların çimlenmesi ile ortaya çıkar. Ormanın alt katlarındaki çok sayıda çalı ve ağaççık türü de toprak altında yangını canlı atlatan organları sayesinde birkaç ay içinde sürgün verebilir. Çok sayıda tek yıllık bitki ise yangın sırasında ortaya çıkan sıcaklıklar ya da duman ile çimlenmelerinin uyarılması sayesinde yangını izleyen ilkbaharda çiçek açar.
Kızılçam ormanlarında yangından sonra ekosistemin kendini yenilemesi birkaç yıl sürer ve yangından sonraki ilk iki yıl içinde yangından önce ortamda bulunan tüm bitkiler yeniden ortaya çıkar. Ancak ormanın biyokütle ve boy olarak eski hâlini alması birkaç on yıl sürer. Bunun en önemli sebebi, ormanın hâkim türü olan kızılçamın yanmadan önceki orman yapısına erişecek kadar büyümesi için gereken 20-25 yıllık zamandır.
2021 yazında Türkiye’nin farklı bölgelerinde sayısı 250’yi aşan orman yangını çıkmış; en büyük ölçeklileri Antalya’nın Manavgat ve Gündoğmuş ilçeleri ile Muğla’nın Marmaris, Köyceğiz ve Milas ilçelerinde meydana gelmişti.
Bir ekosistemde, belli bir alanda yaşayan aynı türe ait bireylerin oluşturduğu topluluğa popülasyon denir.
Ekolojik organizasyon düzeyleri, küçük birimden büyüğe doğru şu şekilde sıralanır: organizma – popülasyon – komünite – ekosistem – biyosfer.
Ana vatanı Türkiye olan ve Antalya ili çevresinde yaşayan alageyikler ile Türkiye’nin batı kesimlerindeki kıyı kuşağında yaygın olarak bulunan anemon çiçekleri popülasyona örnektir.
Popülasyonu oluşturan bireyler, benzer çevre koşullarından etkilenir ve bu koşullar altında yaşar. Bazı türlerin bireyleri çevre koşullarına karşı farklı dirence sahip olsa da genellikle beslenme şekilleri ve yaşam gereksinimleri aynıdır. Bu bireyler aynı kaynaklardan beslenir ve aralarında genetik alışverişi olur; bu etkileşim popülasyonun yapısal özelliklerini etkiler.
Popülasyonlar dinamik bir yapıdadır ve sürekli değişim içindedir. Bir popülasyonu oluşturan bireylerin zaman içindeki değişimleri ve bu değişimlere neden olan faktörler popülasyon dinamiği olarak adlandırılır. Popülasyonların bulunduğu alan, Toros Dağları kadar geniş ya da bir gölet kadar küçük olabilir. Popülasyonun yoğunluğu, büyüklüğü, popülasyondaki birey ve yaş dağılımı popülasyonlarda farklılık gösteren özelliklerdendir.
Birim alan ya da birim hacimde bulunan birey sayısına popülasyonun yoğunluğu denir. Örneğin bir bölgede 1 km²’lik alanda bulunan sincap ya da meşe ağacı sayısı, o alandaki popülasyonun yoğunluğunu verir. Popülasyon yoğunluğu zaman içinde ölümler, göçler, doğumla yeni bireylerin eklenmesi veya doğal yaşam alanlarının tahribi ile değişebilir. Yoğunluk; doğum ve popülasyona yeni bireylerin katılmasıyla artarken, ölüm ve bireylerin popülasyondan ayrılıp gitmesi ile azalır.
Belirli bir zaman diliminde bir popülasyonda bulunan toplam birey sayısı, o popülasyonun büyüklüğünü gösterir. Popülasyonların yaşadığı ortamlar sınırlı çevresel faktörler içerir; popülasyonlar ihtiyaçlarını karşılayabildikleri sürece yaşar ve çoğalmaya devam eder.
Popülasyonların büyüklüğü, doğum oranı ve içe göçlerle artarken ölüm oranı ve dışa göçlerle azalır. Birim zamanda ölüm nedeniyle popülasyondan eksilen birey sayısı ölüm oranını; üreme yoluyla popülasyona katılan birey sayısı ise doğum oranını verir. Bir popülasyona başka popülasyonlardan bireylerin katılması içe göç, popülasyondan bireylerin ayrılıp başka popülasyonlara gitmesi ise dışa göç olarak adlandırılır.
Popülasyon büyüklüğündeki değişme = (Doğum + içe göç) − (Ölüm + dışa göç)
Sayılar örnek amaçlıdır; önemli olan hangi tarafın ağır bastığıdır. Başlangıç büyüklüğü 500 birey kabul edildi.
Birim alanda bulunabilecek maksimum birey sayısına taşıma kapasitesi denir. Bir popülasyonun yaşadığı çevrede büyüme ve gelişmesini engelleyen her türlü biyotik ve abiyotik faktöre çevre direnci adı verilir.
Birey sayısı taşıma kapasitesine yaklaşan bir popülasyonda besin kıtlığı, yaşama alanlarının azalması, salgın hastalıklar, rekabetin artması gibi nedenlerle çevre direnci artar. Bu durum popülasyon büyüklüğünün belli sınırlar içinde dengede kalmasını sağlar.
Aynı popülasyon, taşıma kapasitesi değiştiğinde nerede duruluyor? Eğri kapasiteye yaklaştıkça çevre direnci büyür ve büyüme yavaşlar.
Sorular ve şıklar her turda karışıyor.
Herkesin aynı anda aynı şeyi istemesi — pencere kenarı, priz, ön sıra — tür içi rekabetin birebir hâlidir: gereksinimler benzer olduğu için rekabet çıkar. Sınıfta iki priz yerine on priz olsaydı kimse tartışmazdı; kaynak yeterli olduğunda rekabet azalır.
Aynı işi yapmak isteyen iki kişi çatışır, farklı iş yapan iki kişi çatışmaz. Ekolojide bunun adı ekolojik niş: nişleri aynı olan türler rekabete girer. Rolleri bölüştürmek, nişi ayırmaktır.
Kalın bağırsağındaki yararlı bakteriler K ve B vitamini üretir; karşılığında barınma ve besin alır. Bu bir mutualizmdir. Antibiyotik sonrası karnının bozulması da bu ortaklığın bozulmasıdır.
Pire, kene ve bit dış parazittir: konağın kan, deri, saç gibi dokularıyla beslenir ve taşıdıkları hastalık etkenlerini kan yoluyla bulaştırabilir. Kıl kurdu ise iç parazit — bağırsakta yaşar.
Ağaç dalında yeşil yeşil duran ökse otu süs bitkisi değil, yarı parazittir: klorofili olduğu için fotosentez yapar, ama su ve minerali altındaki ağaçtan çeker.
Bahçedeki ceviz ağacının altında ot bitmemesi tesadüf değil: yaprak ve meyvelerinden salgılanan bir madde yağmurla toprağa iner ve otsu bitkilerin gelişimini engeller. Ceviz bundan ne kazanır ne kaybeder — amensalizm.
Haberlerde gördüğün kararmış yamacın ertesi ilkbahar yeşermesi mucize değil, süksesyonun ilk evresidir: önce otsu bitkiler, sonra funda ve çalı, yıllar sonra çam ve meşe. Ormanın eski hâline dönmesi yaklaşık 150 yıl alır.
Okuluna gelen yeni kayıtlar içe göç, taşınıp giden arkadaşların dışa göç, 9. sınıflar doğum, mezunlar ise çıkış gibidir. Sayının artıp azalmasını aynı formül belirler: giren − çıkan.
Bir stadyuma sınırsız kişi giremez; ekolojide bunun adı taşıma kapasitesi. Kapasiteye yaklaştıkça kuyruk, sıkışıklık ve kavga artar — doğadaki karşılığı çevre direncidir: besin kıtlığı, alan azalması, salgın, rekabet.
Komünitenin tanımı, komünite yapısını belirleyen çevresel koşullar ve abiyotik faktörler, karasal ve sucul komünitelerde çeşitliliğin nasıl değiştiği, tür içi ve türler arası rekabet, habitat ile ekolojik niş ayrımı, Gause’un Paramecium deneyi, av-avcı ilişkisi ve vaşak-kar tavşanı dalgalanması, simbiyotik ilişkilerden mutualizm (zorunlu ve isteğe bağlı), kommensalizm, amensalizm ve parazitizm, bitkisel parazitlerde yarı ve tam parazit ayrımı, hayvansal parazitlerde dış ve iç parazitler, süksesyonun tanımı ile topraksız alanda ve yangın sonrasında görülen evreleri, popülasyon tanımı, ekolojik organizasyon düzeyleri, popülasyon yoğunluğu ve büyüklüğü, doğum ölüm içe göç ve dışa göç hesabı, taşıma kapasitesi ve çevre direnci
Belirli bir alan içerisinde birbiriyle etkileşim hâlindeki tüm türlerin oluşturduğu topluluktur. Büyüklüğü ve yapısı çevresel koşullara ve abiyotik faktörlere (enlem, yeryüzü şekilleri, iklim) bağlı değişir. Bir komünite içinde başka komüniteler bulunabilir.
Çeşitlilik; derinlik, karaya uzaklık ve kirlilikle değişir. Derinlik arttıkça ışık azalır, fotosentetik canlılar azalır, buna bağlı olarak çözünmüş oksijen ve tür çeşitliliği de azalır.
Tür içi: aynı türün bireyleri arasında; birey sayısı arttıkça artar. Türler arası: aynı kaynağı isteyen farklı türler arasında; kaynak ne kadar sınırlıysa o kadar artar.
Habitat: bir organizmanın ya da aynı türden bireylerin doğal yaşama ortamı. Ekolojik niş: türün yaşamını sürdürmek için yaptığı tüm faaliyetler, diğer canlılarla ilişkileri ve ekosistemdeki işlevi. Rekabetin temel nedeni nişlerin örtüşmesidir.
Ayrı ortamda her iki Paramecium türü de çoğalıp sabitlendi. Aynı ortamda P. aurelia yaşamaya devam etti, P. caudatum tamamen yok oldu. Sebep: aurelianın daha hızlı üremesi ve sınırlı besini daha etkin kullanması.
Avcı artınca av azalır; av azalınca avcı azalır; baskı kalkınca av yeniden artar. Sayılar birbirini izleyen artış ve azalışlar şeklinde dalgalanır. Örnek: Kanada vaşağı ve kar tavşanı.
İki taraf da fayda görür. Bağırsak bakterileri (K ve B vitamini), baklagil kökü nodülleri ve azot bakterileri. Zorunlu: liken (alg + mantar). İsteğe bağlı (gevşek): karga ve kızıl geyik.
Kommensalizm: biri fayda görür, diğeri ne fayda ne zarar görür — remora ve köpek balığı. Amensalizm: biri engellenir ya da yok edilir, diğeri etkilenmez — ceviz ağacı ve altındaki otsu bitkiler.
Fayda gören parazit, zarar gören konak. Bitkisel: yarı parazit (klorofilli, yalnız su ve mineral alır — ökse otu) ve tam parazit (kloroplastsız, her şeyi alır — canavar otu). Hayvansal: dış parazit (bit, pire, kene, sülük, sivrisinek) ve iç parazit (kıl kurdu, tenya, bağırsak solucanı).
Bir bölgedeki türlerin zaman içinde sıralı olarak birbirinin yerini almasıdır. Topraksız alanda: kayalar → likenler → yosunlar ve likenler → heterotroflar → otsu bitkiler → çalılar → bodur ve büyük ağaçlar. Yüzlerce yıl sürer.
0 yıl yangın · 1-2 yıl yosunlar ve likenler · 3-4 yıl otlar, çalılar, tek yıllık bitkiler · 5-150 yıl otlar, çalılar, çamlar, genç meşeler ve cevizler · 150+ yıl olgun çamlar ve ceviz ormanı. Yaklaşık 150 yılda yangından önceki topluluğa benzer bir dengeye ulaşılır.
Belli bir alanda yaşayan aynı türe ait bireylerin oluşturduğu topluluk. Düzeyler: organizma – popülasyon – komünite – ekosistem – biyosfer.
Yoğunluk: birim alan ya da hacimdeki birey sayısı. Büyüklük: belirli bir zaman diliminde toplam birey sayısı. Değişim = (doğum + içe göç) − (ölüm + dışa göç).
Taşıma kapasitesi: birim alanda bulunabilecek maksimum birey sayısı. Çevre direnci: büyümeyi ve gelişmeyi engelleyen her türlü biyotik ve abiyotik faktör. Kapasiteye yaklaşıldıkça çevre direnci artar, büyüklük belli sınırlar içinde dengede kalır.