Pasifik’te beş ada tamamen yok oldu
Yükselen deniz suları ve erozyon Solomon Adaları’ndaki beş adayı yuttu. Bu ünitede sürdürülebilirliği kısıtlayan sekiz başlığı — habitat kaybı, hava, su ve toprak kirliliği, radyoaktif kirlilik, iklim değişikliği, erozyon, orman yangınları ve biyoçeşitlilik kaybını — mekanizmalarıyla göreceğiz.
Ekolojik sürdürülebilirlik; doğal kaynakların, ekosistemlerin ve biyoçeşitliliğin korunarak gelecek nesillere sağlıklı bir çevre bırakılmasını hedefler. Ancak bu amaca ulaşmak, günümüzdeki çevresel tehditler nedeniyle giderek zorlaşmaktadır. Habitat kaybı ve parçalanması, kirlilik ve çevre sorunları ile biyoçeşitlilik kaybı gibi faktörler, ekosistemlerin sağlıklı bir şekilde işlemesini engeller ve sürdürülebilirliği tehdit eder.
Habitat kaybı, bir canlının hayatta kalabilmesi için gerekli olan yaşam alanlarının insan faaliyetleri nedeniyle tamamen yok olmasıdır. Habitat parçalanması ise büyük ve sürekli yaşam alanlarının insan etkisiyle küçük parçalara ayrılmasıdır.
Her iki durum da doğadaki türler için büyük bir tehdit oluşturur çünkü bir türün yaşamını sürdürebilmesi için bu alanların devamlılığı çok önemlidir. Habitat kaybı genellikle tarım, kentsel gelişim, ormancılık, madencilik, kirlilik gibi insan kaynaklı faktörlerin etkisiyle meydana gelir. Bir türün başka bir yaşam alanı olmadığında veya tür yer değiştiremediğinde oluşan habitat kaybı, türün yok olması anlamına gelebilir.
Habitat parçalanması ve kaybı, bir bölgedeki türlerin birey sayısını ve çeşitliliğini azaltır. Habitat parçalanması sonucu yaşam alanları arasındaki mesafe arttığından türlerin yayılması zorlaşır.
Aynı büyüklükteki bir alan, yollarla ve yapılarla bölündükçe ne oluyor? En büyük kesintisiz parçanın ve kenar uzunluğunun nasıl değiştiğine bak.
Bitkilerde adaptasyon sağlayamama, çimlenme yeteneğini kaybetme ve rekabet güçlerinde azalma meydana gelir. Hayvanlarda yaşam alanlarının tahribatı; yuva yapma, yavrulama, göç gibi davranışlarda bozukluk meydana getirir.
Karasal ve sucul ekosistemlerde tarım ilaçlarının yaygın ve yanlış kullanımı, sulak alanların kurutulması, aşırı avlanma, plansız yapılaşma, nehirlere barajlar kurulması, akarsuların akışının değiştirilmesi gibi insan faktörleri; verimli tarım arazilerinin, ormanlık ve sulak alanların, deniz ve tatlı su habitatlarının bozularak geri dönüşsüz yok olmasına neden olmaktadır.
İklim değişikliği sebebiyle yükselen deniz suları ve erozyon, Solomon Adaları’ndaki beş adanın tamamen yok olmasına neden oldu. Yoğun tropik bitki örtüsüne sahip adaların büyüklükleri 1 ila 5 hektar arasında değişiyordu.
Dünya genelinde denizler her yıl ortalama 3 milimetre yükseliyor. Ancak son 20 yıl içinde Solomon Adaları civarındaki deniz seviyesi her yıl ortalama 7-10 milimetre kadar yükseldi.
Adaların yok olmasına neden olan etkenlerden biri de güçlü dalgalar. Araştırmacılar tarafından 1947-2015 yılları arasında takip edilen 33 adadan zayıf dalgalara maruz kalan 12 tanesinin kıyı bölgelerinde çok az tahribat meydana gelmiş. Güçlü dalgalara maruz kalan 21 adanınsa beşi tamamen yok olmuş, altısı büyük oranda aşınmış.
Kıyı bölgelerinde yaşanan değişiklikler adalarda yaşayan insan topluluklarını da etkiliyor. Sahile yakın bölgelerde yaşayan pek çok köy şimdiden adaların daha iç bölgelerine taşınmış durumda.
Kirlilik çeşitli atık maddelerin hava, su ve toprağa karışarak doğal yollarla atılamaması durumudur. Bu atıkların yoğun bir şekilde çevreye yayılması, hem canlıların yaşamını olumsuz etkiler hem de ekosistemlerin dengesini bozar. Hava kirliliği, ozon tabakasının incelmesine veya asit yağmurlarına yol açabilir.
Ayrıca su ve toprak kirliliği de çevre için ciddi tehditler oluşturur. Radyoaktif kirlilik, canlıların maruz kalma seviyelerine bağlı olarak büyük zararlara yol açabilir. Küresel iklim değişiklikleri, erozyon ve orman yangınları da çevresel bozulmanın başlıca nedenlerindendir. Kirlilik ve çevre sorunları beraberinde biyoçeşitliliğin kaybına yol açabilir.
İnsan sağlığını veya çevresel dengeleri bozacak şekilde havanın içeriğinin değişmesine ya da havada bulunmaması gereken maddelerin havaya karışmasına hava kirliliği denir.
Hava kirliliği kirletici kaynaklarına göre doğal kaynaklar ve yapay kaynaklar olarak ikiye ayrılır.
Havaya karışan kirleticilerin insanlarca solunması; kronik bronşit, nefes darlığı, üst solunum yolu enfeksiyonları gibi rahatsızlıklara neden olur. Havadan toprak, bitki, hayvan ve diğer çevresel ortamlara geçerek biriken kirleticiler içme suyu ve besin zincirine karışır. Bu sebeple vücuda giren kimyasalların birikimi ve emilimi canlı sağlığını olumsuz etkiler. Özellikle şehirlerde ısınma, trafik ve sanayiden kaynaklanan hava kirliliğinin son yıllarda artmasıyla sağlık problemlerinde de artış görülmektedir.
2005 yılında faaliyete geçen “Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağı” ülke geneline yayılmış izleme istasyonları ile görev yapmakta ve hava kalitesine ilişkin güncel veriler elde etmektedir. Bu istasyonlarda hava kalitesini iyi, orta, hassas, sağlıksız, kötü ve tehlikeli şeklinde derecelendiren bir sınıflama sistemi kullanılmaktadır.
Ozon, atmosferde doğal olarak üç oksijen atomunun bir araya gelmesiyle oluşan bir gazdır. Ozon, kimyasal olarak O₃ şeklinde gösterilir. Atmosferdeki ozonun %90’ı, stratosferin üst kısmında; yer yüzeyinin 15-50 km’leri arasında bulunur. Bu aralıkta bulunan toplam ozonun oluşturduğu gaz tabakasına ozon tabakası denir. Ozon tabakasında, Güneş’ten gelen zararlı morötesi ışınlar (UV-B ve UV-C) tutularak bu ışınların Dünya’nın yüzeyine ulaşması önlenir.
Atmosfere karışan çeşitli maddeler ozon miktarının azalmasına ve ozon tabakasının incelmesine neden olur ve bu durum ozon tabakası incelmesi olarak adlandırılır. Ozon tabakasının incelmesiyle yeryüzüne ulaşan morötesi ışık miktarı artar. Bu durum, deri kanseri başta olmak üzere katarakt ve bağışıklık sistemi hastalıklarında artışa neden olabilir.
İnsan faaliyetleri sonucunda atmosfere karışan ve ozon moleküllerinin parçalanmasına neden olan maddelerin başında kloroflorokarbonlar (CFC) gelir. Bu moleküller, kolaylıkla atmosferin üst katmanlarına ulaştıktan sonra Güneş’ten gelen ışınlarla parçalanır ve ozon moleküllerinin oksijen moleküllerine dönüşmesine neden olan maddeler ortaya çıkar. CFC’lerin ozon tabakasına verdiği zararın fark edilmesinin ardından 1987 yılında Montreal Protokolü ile tüm dünyada CFC kullanımı yasaklanmıştır.
Normal yağmur suyunun sahip olduğu 5,5-5,6’lık pH düzeyinin altında olan yağmurlara asit yağmurları denir. Kaydırağı çekerek eşiği gör.
Asit yağmurları; fosil yakıt kullanımı, yoğun trafik, volkanik ve endüstriyel faaliyetler sonucu oluşan karbonmonoksit (CO), karbondioksit (CO₂), kükürtdioksit (SO₂) ve azot dioksit (NO₂) gazlarının doğal su döngüsüne karışmasıyla oluşur. Bu gazların havadaki su buharıyla birleşerek kimyasal tepkime meydana getirmesi sonucunda nitrik asit (HNO₃) ve sülfürik asit (H₂SO₄) damlaları oluşur.
Atmosferdeki asit yalnızca yağmurlarla değil kar, sis, havadaki gazlar ve tanecikler yoluyla da yeryüzüne iner. Asit yağmurları; göllere, nehirlere, okyanuslara, ormanlara, yerleşim ve tarım alanlarına yağar. Bu yağışlar yer üstü ve yer altı sularını kirleterek birçok canlı türünün yok olmasına; tarım alanlarının, yerleşim birimlerinin, tarihî eserlerin ve doğal örtünün tahrip olmasına neden olur.
Yağmur sularıyla su kaynaklarına akarken toprakta bulunan ağır metallerin göllere ve akarsulara karışmasına sebep olur. Hem suyun asitliğinin hem de ağır metal yoğunluğunun artması, suda yaşayan canlılarda doğrudan zehir etkisi yapar. Besin zincirine karışarak canlı dokularında biriken ağır metaller sebebiyle insanda çeşitli sağlık sorunları ortaya çıkar.
Su kirliliği; suyun kimyasal, fiziksel ve biyolojik olarak kirlenmesiyle doğal dengesinin bozulması anlamına gelmektedir. Endüstri ve ticari faaliyetlerle oluşan sıvı ve katı atıklar, evsel atıklar, kanalizasyon atıkları, tarımsal gübre ve ilaçlar, hayvansal atıklar suyun kirlenmesine sebep olan temel kirleticilerdir.
Sekiz adımlık bir zincir. Her adımın bir sonrakini nasıl tetiklediğine dikkat et; sonundaki oksijen çöküşü kaza değil, zorunlu sonuç.
Tarımda kullanılan kimyasal gübrelerin, evsel ve endüstriyel atıkların kontrolsüz biçimde su kaynaklarına karışması sudaki azot ve fosfor miktarını artırır. Bu besin elementlerinin birikimi, sucul ortamlarda alg ve su bitkilerinin hızlı ve kontrolsüz çoğalmasına yol açar. Bu süreç ötrofikasyon olarak adlandırılır.
Ötrofikasyon; özellikle göl, havuz ve yavaş akan nehirlerde daha belirgin görülür. Besin tuzlarının artışıyla birlikte alg sayısı hızla artar, su yüzeyi yoğun alg tabakalarıyla kaplanarak yeşilimsi bir görünüm kazanır. Bu durum, ışığın alt katmanlara ulaşmasını engeller; dipteki bitkiler yeterli ışık alamadığı için fotosentez yapamaz. Zamanla ölen bu bitkilerden dolayı sudaki organik madde miktarı artar. Artan organik madde, ayrıştırıcı bakterilerin faaliyetlerini hızlandırır ve bu süreçte çözünmüş oksijen tüketilir. Oksijenin hızla azalmasıyla sucul canlılar yaşamlarını sürdüremez; balıklar kıyıya yaklaşır ya da sık sık su yüzeyine çıkar. Süreç ilerledikçe zehirli gazlar açığa çıkar, su kokuşur ve yaşam olanaksız hâle gelir.
Bu olumsuz gelişmeler sonucunda birçok su canlısı türü yok olur, besin zincirleri bozulur ve ekosistemin biyolojik çeşitliliği azalır.
Toprakların fiziksel, kimyasal ve biyolojik dengesinin çeşitli kirletici unsurlarla bozulmasına toprak kirliliği adı verilir. Yerleşim alanlarından çıkan atıklar, egzoz gazları, endüstri atıkları, tarımsal mücadele ilaçları, kimyasal gübreler, radyoaktif atıklar ve ağır metaller (kurşun, kadmiyum, krom, nikel, cıva ve çinko) toprak kirliliğine sebep olan en önemli etkenlerdir.
Toprağa karışan kirleticiler toprağın doğal karakterini değiştirebilir ve mikroorganizmaları etkileyebilir. Birçok canlıya ev sahipliği yapan toprağa bırakılan kirleticiler topraktan bitkilere geçer. İnsanların doğrudan bu bitkileri veya bu bitkilerle beslenmiş diğer canlıları tüketmesi sonucunda ise toprağa karışmış olan kirleticiler, insan vücudunda birikir ve çeşitli zararlara neden olabilir. Toprakta bulunan kirleticiler yer altı sularına, akarsu ve göllere karışarak su kirliliğine de sebep olur.
Toprakta veya suda bulunan zararlı kirleticilerin etkisini ortadan kaldırmak veya bunları uzaklaştırmak için canlı organizmaların kullanıldığı yönteme biyoremediasyon adı verilir. Biyoremediasyonda atıklar başka organizmalar tarafından kullanılabilen biçimlere dönüştürülür. Bu amaçla bakteri, maya, bitki, solucan gibi farklı organizmalar kullanılabilir.
Bu ünitedeki tek çözüm başlığıdır: ötekiler sorunu anlatır, biyoremediasyon temizler.
Herhangi bir maddenin atom çekirdeğindeki nötronların sayısı, proton sayısına göre oldukça fazla ise bu tür maddeler kararsız bir yapı göstermekte ve çekirdeğindeki nötronlar alfa, beta, gama gibi çeşitli ışınlar yaymak suretiyle parçalanmaktadır. Çevresine bu şekilde ışın saçarak parçalanan maddelere radyoaktif madde; çevreye yayılan alfa, beta, gama gibi ışınlara ise radyasyon adı verilmektedir.
Çevrede, vücutta ya da herhangi bir maddenin yüzeyinde veya içinde istenmeyen radyoaktif madde birikimine radyoaktif kirlilik adı verilir. Radyoaktif kirliliğin çevreye etkisi radyasyonun şiddetine, etki süresine ve ışınların türüne göre değişir.
Uzay ve Güneş’ten gelen kozmik ışınlar ile yer kabuğunda bulunan uranyum, toryum gibi radyoizotoplar doğal radyasyon kaynaklarıdır. Tıbbi amaçla kullanılan X ışını cihazları, nükleer santraller, televizyon vb. ürünler yapay radyasyon kaynaklarıdır. Radyoaktif kirleticiler özellikle insan, hayvan, bitki sağlığını olumsuz etkileyerek çevreyi ve ekolojik dengeyi bozmaktadır.
Her satırda bir işaret koy, sonra Denetle’ye bas.
Güneş’ten gelen enerji Dünya atmosferine ulaştığında bu enerjinin bir kısmı uzaya geri yansır, bir kısmı da sera gazlarıyla (karbondioksit, su buharı, ozon, azot oksitler, metan) emilir ve yeniden yayılır. Emilen enerji, atmosferi ve Dünya yüzeyini ısıtır. Bu süreç sera etkisi adını alır.
Sera etkisi dünya sıcaklığını normalde olacağından daha sıcak tutar ve dünyada yaşamın devamlılığı sağlanır.
Sınavda en çok karıştırılan yer burası: sera etkisi bir sorun değil, yaşamın şartıdır. Sorun, sera gazlarının insan eliyle artmasıdır.
Fosil yakıtların kullanımı, sanayileşme, hızlı nüfus artışı, tarım alanı açmak için ormanların yok edilmesi, yanlış arazi kullanımı, şehirleşmenin artması gibi insan kökenli faaliyetler sonucunda atmosfere salınan sera gazlarının miktarı artar. Bunların atmosferde yoğun bir şekilde artması sonucunda yeryüzüne yakın atmosfer tabakaları ile yeryüzü sıcaklığının yapay olarak artmasına küresel ısınma adı verilir. Küresel ısınma, küresel iklim değişikliklerine neden olur.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne göre küresel iklim değişikliği karşılaştırılabilir zaman dilimlerinde gözlemlenen doğal iklim değişiklikleri ile doğrudan veya dolaylı olarak küresel atmosferin bileşimini bozan ve insan faaliyetleri sonucu meydana gelen iklim değişikliklerini ifade eder.
İklim değişiklikleri nedeniyle dünya üzerinde ortalama sıcaklıklar ve denizlerde su seviyesi artar. İklim değişiklikleri; buzulların erimesine, kıyı ekosistemlerinin bozulmasına, bitki örtüsünün bozularak bazı canlı türlerinin yaşam alanlarının yok olmasına neden olabilir. Orman yangınları, kuraklık, çölleşme ve bunlara bağlı olarak ekosistemlerde bozulmalar meydana gelebilir. Göller ve akarsularda su miktarının azalması; bazı bölgelerde şiddetli kuraklık, aşırı yağış, sel ve toprak kaymasına yol açabilir.
Erozyon koruyucu bitki örtüsünden yoksun kalan toprak kütlesinin su, rüzgâr vb. etkenlerle aşınması ve taşınması olayıdır. Eğimli arazilerde, bitki örtüsünün zayıfladığı veya tamamen yok olduğu bölgelerde su erozyonu daha etkindir. Yağışlarla gelen su yüzey sularıyla birleşerek, toprağı sürükleyip aşağılara taşır. Yeterli bitki örtüsü bulunmayan düz ve geniş arazilerde ise gevşek, kuru ve ince yapılı toprağın sert ve kuvvetli rüzgârla taşınması rüzgâr erozyonudur.
İklim, arazinin eğimli olması, toprağın yapısı ve bitki örtüsü erozyonu etkileyen doğal etmenlerdir. Ormanların kaçak kesimlerle veya yangınlarla tahrip edilmesi, meralarda düzensiz ve aşırı otlatma yapılması, arazilerin yanlış kullanılması, çok dik arazilerde bilinçsiz tarımsal faaliyet yapılması gibi uygulamalar ise erozyon riskini artıran insan kaynaklı sebeplerdir.
Erozyon sebebiyle toprak ve verimli arazi kaybı yaşanır. Toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini kaybetmesi ile ürün verimi de düşer. Bu durum toprağı işleyerek geçinen insanların kırsal kesimden kente göçlerini artırır. Su, rüzgâr vb. etkenlerle taşınan toprak; baraj ve gölleri doldurarak enerji üretiminin azalmasına, içme ve kullanma suyu miktarının düşmesine ve sudaki biyoçeşitliliğin azalmasına neden olur. Toprak kaybı ile beraber kuraklık ve çölleşme meydana gelir. Erozyona uğrayan arazilerde sağanak yağışlarda sel ve taşkınlar meydana gelebilir.
Ormanlar bulunduğu ekosistemin en önemli ögelerindendir. Biyoçeşitliliğin sürdürülmesini sağlar, havayı ve suyu temizler, su döngüsüne katkıda bulunur, toprağın tutunmasını sağlayarak erozyonu önler ve diğer canlılar için yaşama alanı sağlar.
Ormanda ağaçlar, otlar, çam vb. ağaçların iğne yaprakları (ibre), kuru yapraklar, kuru ağaçlar/dallar vb. yanıcı maddeler bulunur. Bunları kısmen veya tamamen yakan ve etrafının açık olması nedeniyle serbest yayılma eğilimi gösteren yangınlara orman yangınları denir. Orman yangınları, yanıcı maddenin ve ısı kaynağının varlığı ile hava şartlarının müsait olması sonucu ortaya çıkmaktadır. Orman yangınlarının çoğunun çıkış sebebi bilinmemektedir.
Yıldırım düşmesi, volkanik patlamalar ve çöplüklerde metan gazı sıkışmasına bağlı patlamalar orman yangınlarının doğal sebepleridir. Elektrik nakil hatlarındaki kazalar, makine ve araçların çıkardığı kıvılcımlar, tarla veya otlakların genişletilmesi, orman içinde veya etrafındaki istenmeyen otların yakılması, yakılan ateşin söndürülmeden bırakılması, cam ve cam kırıkları ile sönmemiş sigara izmaritleri ve kibritlerin ormana atılması gibi kaza, ihmal, dikkatsizlik veya kasıt içeren insan faaliyetleri orman yangınlarının en önemli sebepleridir.
Orman yangınları sebebiyle ormanlarda yaşayan canlıların habitatı zarar görür. Bu durum biyoçeşitliliğin de zarar görmesine, bazı türlerin yok olmasına neden olabilir. Yangınlar; iklimi oluşturan sıcaklık, rüzgâr, nem, yağış gibi faktörlere doğrudan etki ederek iklim sistemlerinde bozulmalara neden olur. Ormanların zeminini oluşturan toprak yapısı bozulur; canlı ve cansız örtünün yok olmasıyla erozyon, sel-taşkın, hava kirliliği gibi doğal afetlerin sayısında ve hızında artma görülür. Ülkemizde orman yangınlarının yaklaşık %97’si yaz aylarında görülmektedir.
Uluslararası Doğayı Koruma Birliğine (IUCN) göre biyoçeşitlilik kaybına neden olan faktörlerden biri habitat kaybı ve parçalanmadır. Kentleşme, tarım, sanayileşme için verimli arazilerin ve ormanların tahribatı; su kaynağı oluşturmak için sulak alanların ve derelerin ıslah edilmesi bu habitatların ve burada yaşayan tüm organizmaların zarar görmesine neden olur. Bu tahribatlar geriye kalan habitatların küçülmesine, parçalanmasına ve organizmalar için yetersiz kalmasına sebep olur.
Türkiye’nin sahip olduğu farklı karasal ve sucul alanlarda birçok endemik bitki ve hayvan türü bulunmaktadır. Bu alanlarda meydana gelecek herhangi bir değişiklik, bu canlıların yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmasına neden olacaktır. Türkiye’nin endemik bitkilerinden piyan, endemik hayvanlarından Anadolu engereği bunlara örnektir.
İstilacı türlerin ekosistemlere kazara ya da bilerek getirilmesi, ekosistem dengelerinin değişmesine ve biyoçeşitlilik kaybına neden olur.
Fosil yakıtların kullanılması, artan enerji ihtiyacı, sanayileşme, orman yangınları, tarım arazilerinin yanlış kullanımı vb. insan faaliyetleri; hava, su ve toprakta kirliliğe sebep olur. Çevre kirliliği doğrudan biyoçeşitliliği etkileyebileceği gibi doğadaki dengeyi bozarak bireylerin, türlerin ve habitatların yok olmasına neden olabilir.
Küresel ısınma ve iklim değişikliği sebebiyle deniz seviyesinde yükselmeler meydana gelir ve birçok kıyısal ekosistem bu durumdan olumsuz etkilenir. Bu durum dünya üzerinde türlerin dağılımlarını etkiler ve biyoçeşitlilik kaybını hızlandırabilir.
Biyoçeşitlilik kaybına neden olan faktörlerden biri de kaynakların aşırı kullanımıdır. Nüfus artışına bağlı olarak doğal kaynakların aşırı kullanımı sebebiyle ekosistem dengeleri bozulur; bir türün ortadan kalkması, başka türlerin de bundan zarar görmesi ile sonuçlanır.
Bir kılçığa tıkla; o durumun alt sebepleri ve sonuçları açılır.
Bireylerin temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı olduğu gibi çevreyi koruma görevi de vardır. Bu durum Anayasa’nın 56. maddesinde “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” şeklinde ifade edilmiştir.
Ekolojik sürdürülebilirliğin sağlanması için çevreye ve insan sağlığına zarar verebilecek kimyasal maddelerin, plastik atıkların ve zararlı endüstriyel atıkların üretilmesi ve doğaya salınımı önlenmelidir. Bunun yanı sıra yerel istihdamı desteklemek, biyoçeşitliliği koruyan ham madde ve doğal kaynakları tüketmek, çevreye duyarlı ve yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak, enerji verimliliğini geliştirmeye yatırım yapmak, yenilenemeyen enerji kaynaklarının kullanımını yenilenebilir enerji kaynaklarının gelişim hızının altında tutmak ve geri dönüşüm faaliyetlerini geliştirmek gerekmektedir.
Türkiye’de 2030 yılı Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri doğrultusunda yeni bir küresel kalkınma çerçevesi çizilmiş; sürdürülebilir şehirler, iklim değişikliği, kuraklıkla mücadele, biyolojik çeşitliliğin korunması gibi çevre konuları kalkınma gündemine alınmıştır.
Sorular ve şıklar her turda karışıyor.
Hava durumu uygulamasındaki “iyi / orta / hassas / sağlıksız / kötü / tehlikeli” ölçeği uydurma değil: 2005 yılında faaliyete geçen “Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağı” ülke geneline yayılmış istasyonlarla tam bu sınıflamayı kullanır.
Isınma, trafik ve sanayi birlikte çalışınca hava kirliliği artar. Sonucu somut: kronik bronşit, nefes darlığı, üst solunum yolu enfeksiyonları. Şehirlerde son yıllarda sağlık problemlerinde artış görülmesinin sebebi budur.
Krem, ozon tabakasının tutamadığı morötesi ışınlara karşı ikinci bir savunmadır. Ozon tabakası incelince yeryüzüne ulaşan morötesi ışık artar ve deri kanseri, katarakt ve bağışıklık sistemi hastalıkları artabilir.
Eski soğutucularda ve spreylerde kloroflorokarbonlar (CFC) vardı. Ozona verdikleri zarar anlaşılınca 1987’de Montreal Protokolü ile tüm dünyada kullanımı yasaklandı — bu, çevre sorunlarında işe yaramış nadir yasaklardandır.
Şehir meydanındaki taş heykelin yüz hatlarının silinmesi rüzgârdan değil, çoğu zaman asit yağmurlarındandır: yağışlar tarihî eserlerin ve doğal örtünün tahrip olmasına neden olur.
Parktaki gölette biriken yeşilimsi tabaka ötrofikasyonun ilk aşamasıdır. Gübre ve evsel atıklarla artan azot ve fosfor, alg patlamasını tetikler; sonunda çözünmüş oksijen tükenir ve balıklar yüzeye çıkar.
Fazla gübre bitkiye gitmez, ilk yağmurla dereye gider. Kimyasal gübrelerin kontrolsüz biçimde su kaynaklarına karışması sudaki azot ve fosfor miktarını artırır — göldeki yeşil tabakanın kaynağı senin bahçen olabilir.
Yakılan ateşin söndürülmeden bırakılması, cam kırıkları, sönmemiş sigara izmaritleri ve kibritler orman yangınlarının en önemli insan kaynaklı sebepleri arasında sayılır. Ülkemizde yangınların yaklaşık %97’si yaz aylarında çıkar.
Ağaç dikmek süs değil erozyon önlemidir: ormanlar toprağın tutunmasını sağlayarak erozyonu önler, havayı ve suyu temizler, su döngüsüne katkıda bulunur ve diğer canlılar için yaşama alanı sağlar.
Habitat kaybı ile habitat parçalanması arasındaki fark ve bunların bitkiler ile hayvanlar üzerindeki sonuçları, Solomon Adaları örneği, kirlilik tanımı, hava kirliliğinin doğal ve yapay kaynakları, Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağı, ozon tabakasının yapısı görevi ve incelmesi ile kloroflorokarbonlar ve Montreal Protokolü, asit yağmurlarının oluşumu ve 5,5-5,6 pH eşiği, su kirliliği ve ötrofikasyonun sekiz aşaması, toprak kirliliği ile ağır metaller, biyoremediasyon, radyoaktif kirlilik ile doğal ve yapay radyasyon kaynakları, sera etkisi ile küresel ısınma ayrımı ve iklim değişikliğinin sonuçları, su ve rüzgâr erozyonu, orman yangınlarının doğal ve insan kaynaklı sebepleri, biyoçeşitlilik kaybının beş sebebi ve ekolojik sürdürülebilirliğin sağlanması ile Anayasa’nın 56. maddesi
Kayıp: yaşam alanlarının insan faaliyetleri nedeniyle tamamen yok olması. Parçalanma: büyük ve sürekli yaşam alanlarının küçük parçalara ayrılması. Sebepler: tarım, kentsel gelişim, ormancılık, madencilik, kirlilik.
Türlerin birey sayısı ve çeşitliliği azalır, mesafeler arttığı için yayılma zorlaşır. Bitkilerde adaptasyon sağlayamama, çimlenme yeteneğini kaybetme, rekabet gücünde azalma; hayvanlarda yuva yapma, yavrulama ve göç davranışlarında bozukluk.
Çeşitli atık maddelerin hava, su ve toprağa karışarak doğal yollarla atılamaması durumudur. Hava kirliliği ozon tabakasının incelmesine veya asit yağmurlarına yol açabilir.
Doğal: yanardağ faaliyetleri, orman yangınları, çöl tozları, açık arazilerde hayvan türlerinin ve bitki örtüsünün bozulması. Yapay: fosil yakıtların aşırı kullanımı, fabrika bacalarından çıkan gazlar, egzoz gazları.
Ozon üç oksijen atomundan oluşur (O₃). Atmosferdeki ozonun %90’ı stratosferin üst kısmında, yer yüzeyinin 15-50 km’leri arasında bulunur. Görevi morötesi ışınları (UV-B ve UV-C) tutmaktır.
Başlıca sebep kloroflorokarbonlar (CFC). Sonuç: yeryüzüne ulaşan morötesi ışık artar; deri kanseri başta olmak üzere katarakt ve bağışıklık sistemi hastalıklarında artış. 1987 Montreal Protokolü ile CFC kullanımı yasaklandı.
Gazlar: CO, CO₂, SO₂ ve NO₂. Su buharıyla birleşince nitrik asit (HNO₃) ve sülfürik asit (H₂SO₄) damlaları oluşur. Normal yağmurun pH’ı 5,5-5,6; bunun altındaki yağmurlar asit yağmurudur. Asit kar, sis, gazlar ve tanecikler yoluyla da iner.
Suyun kimyasal, fiziksel ve biyolojik olarak kirlenmesiyle doğal dengesinin bozulmasıdır. Kirleticiler: endüstriyel ve ticari sıvı-katı atıklar, evsel atıklar, kanalizasyon atıkları, tarımsal gübre ve ilaçlar, hayvansal atıklar.
Azot ve fosfor artar → alg ve su bitkileri hızla çoğalır → yüzey yeşile döner → ışık alt katmanlara ulaşamaz → dip bitkileri fotosentez yapamaz ve ölür → organik madde artar → ayrıştırıcı bakteriler çözünmüş oksijeni tüketir → sucul canlılar yaşayamaz. Özellikle göl, havuz ve yavaş akan nehirlerde belirgindir.
Etkenler: yerleşim atıkları, egzoz gazları, endüstri atıkları, tarım ilaçları, kimyasal gübreler, radyoaktif atıklar ve ağır metaller (kurşun, kadmiyum, krom, nikel, cıva, çinko). Biyoremediasyon: kirleticileri gidermek için canlı organizmaların (bakteri, maya, bitki, solucan) kullanıldığı yöntem.
Çevrede, vücutta ya da bir maddenin yüzeyinde/içinde istenmeyen radyoaktif madde birikimidir. Etkisi radyasyonun şiddetine, etki süresine ve ışınların türüne göre değişir. Doğal: kozmik ışınlar, uranyum, toryum. Yapay: X ışını cihazları, nükleer santraller, televizyon vb.
Sera etkisi doğaldır ve dünyada yaşamın devamlılığını sağlar. Sera gazları: karbondioksit, su buharı, ozon, azot oksitler, metan. İnsan kökenli faaliyetlerle sera gazları artınca yeryüzü sıcaklığının yapay olarak artmasına küresel ısınma denir; bu da küresel iklim değişikliklerine yol açar.
Koruyucu bitki örtüsünden yoksun kalan toprak kütlesinin su, rüzgâr vb. etkenlerle aşınması ve taşınmasıdır. Su erozyonu eğimli ve bitki örtüsü zayıf yerlerde, rüzgâr erozyonu düz ve geniş, gevşek-kuru-ince topraklı arazilerde etkindir.
Ortaya çıkması için yanıcı madde + ısı kaynağı + müsait hava şartları gerekir. Çoğunun çıkış sebebi bilinmemektedir. Doğal: yıldırım, volkanik patlama, çöplükte metan patlaması. En önemli sebepler insan faaliyetleridir. Ülkemizde yangınların yaklaşık %97’si yaz aylarında görülür.
IUCN’e göre sebepler: habitat kaybı ve parçalanma, istilacı türler, çevre kirliliği, küresel ısınma ve iklim değişikliği, kaynakların aşırı kullanımı. Türkiye’de endemik türlere örnek: piyan (bitki), Anadolu engereği (hayvan).
“Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.”