Bu bileşikler enerji vermez, sindirilmez, canlı tarafından üretilmez. Ama biri eksik olsa kaslarına kramp girer, dişin çürür, kanın pıhtılaşmaz. Su, asitler, bazlar, tuzlar ve mineraller — canlının vazgeçilmez inorganik beşlisi.
Canlıların yapısını oluşturan temel bileşikler moleküllerden, moleküller ise aynı ya da farklı element atomlarından meydana gelir. Farklı türdeki canlıların vücudundaki element çeşitleri ve miktarları da farklılık gösterebilir. Canlılardaki temel bileşikler inorganik ve organik olmak üzere iki çeşittir.
Canlılar tarafından üretilemeyen, doğadan hazır olarak alınan, yapısında karbon ve hidrojen elementlerini birlikte bulundurmayan bileşiklere inorganik bileşik denir.
Tüm organizmalarda en çok bulunan bileşen sudur. Organizmaların toplam kütlesinin %70'inden fazlası sudan oluşur. Su, biyolojik yapıların oluşturulması ve yaşamsal faaliyetlerin gerçekleştirilebilmesi için gerekli inorganik maddelerin en önemlisidir. İnsanların çeşitli doku ve organlarındaki su miktarı birbirinden farklı olduğu için metabolizma hızları da farklılık gösterir.
Su molekülü, bir oksijen atomuna kovalent bağlar ile bağlanan iki hidrojen atomundan oluşur. Su molekülleri birbirlerine hidrojen bağı ile bağlanır.
Su molekülleri arasında kurulan hidrojen bağının çekim kuvveti.
Suyun diğer moleküllere tutunmasını sağlayan kuvvet.
Günlük hayattan: Damlanın küre şeklini alması kohezyon; camın üstünde damlanın asılı kalması adhezyondur.
İyi bir çözücü olduğundan sindirim tepkimelerinde kullanılır.
Hücrelerin ihtiyaç duyduğu maddelerin taşınmasını ve hücrelerde oluşan metabolik atıkların uzaklaştırılmasını sağlar.
Yüksek özgül ısıya sahip olması ve ısıyı depolama özelliği sayesinde deniz ve okyanuslardaki su yavaş yavaş ısınıp soğur; böylece canlıların olumsuz etkilenmesi önlenmiş olur.
Deniz kenarındaki şehirlerin kışın daha ılık olmasının sebebi budur.
Suyun donmasıyla oluşan buz, yoğunluğu daha az olduğundan su yüzeyinde kalarak alt tabakalardaki suyun soğuk hava ile temasını önler; suda yaşayan canlıların donmadan yaşamlarına devam etmelerine olanak sağlar.
Göl üstten donar, dipteki balık yaşamaya devam eder.
Yapraklarda terleme sonucunda oluşan emme kuvveti ve kohezyon-adhezyon kuvvetleri sayesinde su, bitkilerin köklerinden yapraklarına kadar kesintisiz bir sütun şeklinde yer çekimine zıt yönde taşınır.
Suyun kohezyon kuvvetine bağlı olarak oluşan yüzey gerilimi, bazı canlıların su yüzeyinde durabilmesine ve yürüyebilmesine olanak sağlar.
Su üstünde koşan su örümceği batmaz.
Su, buharlaşma ısısının yüksek olması sebebiyle etkili bir soğutma sağlar. Karada yaşayan bazı canlılar, artan vücut sıcaklığını terleme yoluyla düşürür.
Bir çözeltinin ne kadar asidik ya da bazik olduğunu içeriğindeki serbest H⁺ iyon derişimi belirler. Oluşan hidrojen iyonlarının konsantrasyonuna bakılarak çözeltinin pH değeri belirlenir; bunun için pH metre adı verilen cihaz kullanılır. Aşağıdaki cetveli kaydır.
Suda çözündüğünde hidrojen iyonu (H⁺) veren bileşiklere asit denir. Genellikle tatları ekşidir. Mavi turnusol kâğıdını kırmızıya dönüştürür.
Suda çözündüğünde hidroksit iyonu (OH⁻) veren bileşiklere baz denir. Genellikle tatları acıdır ve ele kayganlık hissi verir. Kırmızı turnusol kâğıdını maviye dönüştürür.
Vücudun farklı bölgeleri farklı pH değerine sahiptir. Bu değerlerdeki küçük değişimler ölümcül bile olabilir.
İnsan kanının normal pH değeri 7,4'tür. Bu değerin 7'ye düşmesi ya da 7,8'e yükselmesi iç dengeyi bozacağından birkaç dakika içinde insanın ölmesine sebep olur.
Yani kanın pH'ının oynama payı toplamda 0,8 birimden azdır. Homeostazinin ne kadar hassas bir denge olduğunu bundan iyi anlatan örnek azdır.
Asitlerin ve bazların nötrleşme tepkimesi ile birleşmesi sonucunda tuz ve su oluşur.
Hidroklorik asit (HCl) ve sodyum hidroksitin (NaOH) birleşmesi sonucu sofra tuzu olarak bilinen sodyum klorür (NaCl) ve su (H₂O) meydana gelir.
Yorgunluk ve kan şekerinin yükselmesi görülebilir.
Yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, böbrek rahatsızlıkları ve bağırsak iltihaplanmaları gibi sağlık sorunlarına yol açabilir.
Sağlık Bakanlığı'nın "günde en fazla 5 gram tuz" tavsiyesinin arkasındaki biyoloji tam da budur: NaCl'ün sodyumu su tutar, kan hacmi artar, tansiyon yükselir. Ama tuzu tamamen kesmek de doğru değildir — sodyum ve klor vazgeçilmez minerallerdir.
Mineraller, canlılarda organik moleküllerin yapısına katılan ve bazı bileşik enzimleri aktive eden inorganik maddelerdir. Canlılar yaşadığı ortamdan su ve besinler aracılığıyla mineralleri hazır olarak alır.
Her mineralin kendine özgü görevi vardır. Bu sebeple vücuttaki bir mineralin eksikliği başka bir mineral ile giderilemez.
Mineraller idrar, ter ve dışkı ile vücut dışına atıldığından mineral içeren besinler düzenli olarak vücuda alınmalıdır.
Mineraller, hücre içinde ve hücreler arası boşluklarda tuz hâlinde de bulunabilir.
Bu ünitedeki bilgiler doktorun sana söylediklerinin, market etiketlerinin ve annenin tavsiyelerinin arkasındaki biyolojidir.
İyot, tiroit bezinden salgılanan tiroksin hormonunun yapısında bulunur. Eksikliğinde tiroit bezi büyüyerek guatr hastalığına yol açar; büyüme çağında yeterince alınmazsa cücelik, çarpık bacaklılık ve zekâ geriliği görülebilir. Türkiye'de sofra tuzuna iyot eklenmesinin sebebi budur.
Besinlerle alınan demir minerali C vitamini varlığında emilerek kana karışır. Doktorun demir hapını portakal suyuyla içmeni söylemesinin sebebi tam olarak budur. Demir eksikliğinde yeterli hemoglobin üretilemez ve anemi (kansızlık) ortaya çıkar.
Besinlerle alınan kalsiyum, D vitamininin varlığında emilerek kana karışır. Çocuklarda kalsiyum eksikliği kemiklerde yumuşama ve eğrilme şeklinde görülen raşitizme; yetişkinlerde kemik erimesine (osteoporoz), fazla alınması ise eklemlerde kireçlenmeye sebep olur.
Flor diş ve kemik sağlığı için gereklidir. Yetersiz alınması dişlerin çürümesine, normalden fazla alınması ise dişlerde kararma ve beneklenmeye yol açar. Macun tüpünde çocuklar için "bezelye tanesi kadar" uyarısının sebebi budur.
Terle sodyum, potasyum ve magnezyum kaybedilir. Magnezyum yetersizliği kaslarda krampa, potasyum eksikliği kalp ve iskelet kaslarının çalışma ritminin bozulmasına neden olur. Muz, potasyumun en bilinen kaynaklarındandır.
Klor, mide hücrelerinden salgılanarak midede görev alan sindirim enzimlerini H⁺ ile birleştirerek aktifleştirir. Ayrıca hücre içi ve hücreler arası sıvıda su dengesinin ve pH'ın ayarlanmasında görev alır.
Kükürt amino asitlerin yapısına katılır; saç, tırnak ve cilt sağlığı için gereklidir. Eksikliğinde büyüme bozuklukları, saçta dökülme, deri renginde solma görülür. Magnezyum yetersizliğinde de saç dökülmesi ve yorgunluk hissi olur.
Çinko bazı enzimlerin ve insülin hormonunun yapısına katılır, yaraların iyileşmesinde etkilidir. Eksikliğinde vücut direnci azalır ve dikkat eksikliği görülür.
Magnezyum bitkilerde klorofil pigmentinin yapısında vardır. Yani gördüğün her yeşil yaprağın merkezinde bir magnezyum atomu bulunur. İnsanda ise kemik ve dişlerin yapısına katılır, ATP üretiminde görev alır.
16 sorudan oluşan bu test ile "İnorganik Bileşiklerin Genel Özellikleri ve Canlılar İçin Önemi" ünitesini ne kadar kavradığını gör.
Canlılar üretemez, doğadan hazır alınır. Sindirilmeden kana geçer, enerji ham maddesi değildir; yapıcı, onarıcı, düzenleyicidir.
Organizmaların toplam kütlesinin %70'inden fazlası sudur.
Bir oksijene kovalent bağla bağlı iki hidrojen. Su molekülleri birbirine hidrojen bağı ile bağlanır.
Kohezyon: su molekülleri arasındaki çekim. Adhezyon: suyun diğer moleküllere tutunması. İkisi birlikte suyu kökten yaprağa taşır.
Tadı ekşi. Mavi turnusolü kırmızıya çevirir. H₂SO₄, HCl.
Tadı acı, ele kayganlık verir. Kırmızı turnusolü maviye çevirir. NaOH.
7'ye düşmesi ya da 7,8'e yükselmesi birkaç dakika içinde ölüme sebep olur.
Asit + baz → tuz + su. Az tuz: yorgunluk, kan şekerinin yükselmesi. Çok tuz: tansiyon, kalp-damar, böbrek, bağırsak sorunları.
Klor, kükürt, iyot, magnezyum, sodyum, demir, potasyum, kalsiyum, flor, çinko, fosfor. İdrar, ter ve dışkıyla atıldığı için düzenli alınmalıdır.