10. SINIF EDEBİYAT · ÜNİTE 12 · MİLLÎ EDEBİYAT DÖNEMİ’NDE HİKÂYE

Destan kahramanı
tayyareye biniyor

Hikâye; yaşanmış veya yaşanması mümkün olayların kişi, zaman ve mekâna bağlı olarak kurgulanıp anlatıldığı, genellikle tek bir olaya dayanan kısa metinlerdir. Millî Edebiyat Dönemi’nde yazarlar Anadolu’yu keşfeder, dil sadeleşir ve kahraman destandan çıkıp aramıza gelir. Bu ünitede Ömer Seyfettin’in Kaç Yerinden adlı hikâyesini çalışacağız.

1911
Yeni Lisan makalesi
6
Yeni Lisan’ın ilkesi
49
Ferhat Ali Bey’in yarası
01 / MİLLÎ EDEBİYAT DÖNEMİ

Anadolu’nun keşfi

Millî Edebiyat Dönemi (1911-1923), Genç Kalemler dergisinde yayımlanan, Ömer Seyfettin’in yazdığı Yeni Lisan makalesiyle başlayıp Cumhuriyet’in ilanına kadar devam eden edebî dönemdir. Aşağıdaki düğmelerle dönemin beş özelliğini aç.

İNTERAKTİF: DÖNEMİN BEŞ ÖZELLİĞİ
HİKÂYE NEDİR?

Yaşanmış veya yaşanması mümkün olayların kişi, zaman ve mekâna bağlı olarak kurgulanıp anlatıldığı, genellikle tek bir olaya dayanan, kısa metinlerdir.

Tanımın üç ayırt edici parçası vardır: “yaşanması mümkün” (olağanüstülük yok, gerçeklik ölçüsü var), “tek bir olaya dayanan” (romandan ayıran nokta) ve “kurgulanıp” (öğretici metinden ayıran nokta; hikâye kurmacadır).

DÖNEMİN HİKÂYESİ VE ROMANI

Millî Edebiyat Dönemi Türk edebiyatı, Millî Mücadele’nin başladığı yıllarda gelişen, o zamana kadar alışılmış olan klişeleri kırarak yepyeni bir anlayışla ilerleyen bir süreçtir. Gerek tema gerek dil ve anlatım bakımından pek çok yeniliği barındırır.

O zamana kadar Anadolu’ya mesafeli duran yazarlar, artık Anadolu’yu keşfetmeye başlamışlardır. Okuyucu roman ve hikâyede bir “taşra” gerçeği ile karşılaşma fırsatı bulur; Anadolu’nun o zamana kadar ihmal edildiği de bu yönelişle fark edilir. Dönemin yazarları Anadolu gerçeğini dışarıdan bakan bir gözlemci olarak değil, bizzat bu coğrafyada yaşayarak anlatma yoluna gitmişlerdir.

DÖNEMİN KONULARI

Anadolu bu dönem hikâye ve romanına daha çok yoksulluk, cehalet, taassup gibi kavramlarla girer. Millî Mücadele de yine bu dönemde en çok işlenen temalar arasında yer alır. Genel olarak sosyal meselelere doğru bir yönelme söz konusudur: o zamana kadar daha çok bireysel temalar etrafında oluşan roman ve hikâye kendine farklı bir alan bulmuş olur. Bu dönem eserlerinde yalın ve duru bir anlatım tercih edilir. Dönem, içerik ve dil bakımından Türk edebiyatının yeni bir mecraya girdiği bir süreçtir.

02 / YENİ LİSAN

Altı madde, bir dil

Yeni Lisan makalesi 1911’de Genç Kalemler dergisinde yayımlandı ve dilde sadeleşmenin önemine dikkat çekti. Makalenin ilkeleri “bütün yabancı sözcükleri at” demez — dikkatle oku.

İNTERAKTİF: YENİ LİSAN’IN ALTI İLKESİ
İNTERAKTİF: HANGİ İLKEYE UYUYOR?
TUZAK KARTI — YENİ LİSAN TASFİYECİ DEĞİLDİR

Makalenin üçüncü ilkesi açıktır: “Bütün Arapça ve Farsça kelimelerin atılmasına lüzum olmadığından ilmî terim olarak Arapça kelimelerin kullanılmaya devam edilmesi.” Yani hedef sözcük avı değil, kural temizliğidir: atılan şey Arapça ve Farsça dil bilgisi kuralları ve tamlamalardır, Türkçeye yerleşmiş sözcükler değil.

İkinci bir ayrıntı: makale öteki Türk lehçelerinden kelime alınmamasını ve konuşmada İstanbul şivesinin esas tutulmasını ister. Amaç, yazı dili ile konuşma dili arasındaki uçurumu kapatmak ve herkesin anlayacağı tek bir yazı dili kurmaktır. Kaç Yerinden’de bu ilkelerin uygulandığı görülür: cümleler kısadır, konuşmalar gündelik dilden alınmıştır, Arapça-Farsça tamlama neredeyse yoktur — “nezaret”, “istida”, “tervîç” gibi terim niteliğindeki sözcükler ise korunmuştur.

03 / KAÇ YERİNDEN

Defteri denize atmak istemek

Hikâyenin anlatıcısı bir destan yazarıdır; elinde eski kahramanların destanını taşır. Vapurda hekim akrabasıyla karşılaşır ve bir tartışma başlar: bugünün kahramanı kimdir?

İNTERAKTİF: OLAY ÖRGÜSÜ ŞERİDİ
KİŞİLER VE AMAÇLARI
ADIN ANLAMI

Hikâyeye “Kaç Yerinden” adı verilmesinin sebebi, hekimin genç zabiti tanıtırken kullandığı ölçüdür: bu genç kırk dokuz yerinden yara almıştır. Ad, hikâyenin asıl sorusunu taşır: kahramanlık nasıl ölçülür?

Destan yazarının elindeki defter, kahramanlığı unvanla ve olağanüstülükle ölçer: kırık kalkanlı ihtiyar sipahi. Hikâyenin sonundaki ölçü ise sayıdır ve doğrulanabilir: kırk dokuz yara, bir takma bacak. Bu yüzden anlatıcı defterini denize fırlatmak ister ve “utanacak bir şeymiş gibi gayriihtiyari, bu hakir defteri bükerek cebine sokar”.

Hikâyeye verilebilecek başka adlar düşünüldüğünde ölçüt aynıdır: “Gerçek Kahramanlar”, “Vatanın Koruyucuları”, “Ya İstiklal Ya Ölüm”, “Uzak Hudutlar” — hepsi hikâyenin bir yanını tutar, ama “Kaç Yerinden” tek başına hem soruyu hem cevabı taşır.

SÖZ VARLIĞI
HİKÂYENİN ÖZELLİKLERİ
  • Tarihî bir olaydan esinlenerek kurgulanmıştır: metin I. Dünya Savaşı’ndan esinlenerek yazılmıştır.
  • Yaşanmış veya yaşanması muhtemel olaylar anlatılır; olağanüstülük yoktur.
  • “Sanat toplum içindir” anlayışıyla oluşturulmuştur.
  • Anlatıcıyla doktorun hayata bakış açıları farklıdır — hikâyenin çatışması buradan doğar.
  • Yardımcı fikirler ana fikirle tutarlıdır.
  • Sade bir dil kullanılmıştır; Yeni Lisan ilkelerine uygundur.
  • Millî duyguları harekete geçirmek amaçlanmıştır.
  • Okuyucuda merak duygusu uyandırır ve kahramanların içinde bulunduğu koşullar olayların sonucunu etkiler.
DİYALOGLARIN İŞLEVİ

Hikâye çoğunlukla diyaloglardan oluşur. Bunun üç etkisi vardır: metin canlı ve akıcı olur; kişiler kendi sözleriyle tanıtıldığı için anlatıcının araya girip onları anlatmasına gerek kalmaz; ve en önemlisi, iki bakış açısı doğrudan karşı karşıya gelir — okur kimin haklı olduğuna kendisi karar verir.

Anlatıcının duygusu da bir cümleyle verilir: “Doktorun o kadar sevdiğim kahramanımı beğenmeyişi âdeta benim gücüme gitti.” — burada kırgınlık ve üzüntü, eseri takdir edilmeyen bir sanatkârın elemi vardır. Hikâyenin sonunda ise hayranlık ve utanç birlikte gelir: “Kulaklarıma inanamıyordum; bu kadar narin, bu kadar güzel, bu kadar nahif bir vücutta böyle kuvvetli bir ruh…”

SON SAHNE — TAYYARECİ

“Evet, dün nezaret istidamı tervîç etti. Beni tayyareci sınıfına ayırdı. Tayyarecilikte bacağa lüzum yok. İnsan oturduğu yerde, rahat rahat harp edecek... Hem binlerce metre yukarılarda, bulutların arasında... Ne zevk, ne zevk!” … Ayrılırken doktora “Hem artık azizim, yaralanmaktan bıkmıştım” dedi, “tayyarede bu yok işte... En çok buna seviniyorum.”

Bu sahne hikâyenin bütün iddiasını tek yerde toplar. Genç zabit bacağını kaybetmiştir ama savaşı bırakmaz; yeni teknolojiye uyum sağlayarak cepheye dönmenin yolunu bulur. Kahramanlık burada ne kalkanda ne kılıçtadır: vazgeçmemekte ve çözüm üretmektedir. Anlatıcının onu “yeni, medenî, millî kahraman” diye anması bu yüzdendir. Şakayla söylenen “yaralanmaktan bıkmıştım” cümlesi ise kırk dokuz yaranın ağırlığını taşımaz gibi görünerek onu daha da ağırlaştırır.

04 / ÖMER SEYFETTİN

Modern Türk hikâyeciliğinin kurucusu

Ömer Seyfettin (1884-1920) hem bir dil hareketinin hem modern Türk hikâyesinin başlangıcında durur.

ÖMER SEYFETTİN (1884-1920)
  • Genç Kalemler dergisinde Yeni Lisan makalesini yayımlamıştır.
  • Yeni Lisan makalesiyle dilde sadeleşmenin önemine dikkat çekmiştir.
  • Modern Türk hikâyeciliğinin kurulmasında öncü rol üstlenmiştir.
  • Türk edebiyatında Maupassant tarzı hikâyenin (olay hikâyesi) önde gelen temsilcisidir.
  • Hikâyelerinin ağırlık noktasını Türk milliyetçiliği ve millî bilinç oluşturur.
  • Hikâyelerinde tarihî olaylara, çocukluk anılarına ve günlük hayattaki gözlemlerine yer vermiştir.
  • Eserlerinden bazıları: Efruz Bey, Yalnız Efe, Yüksek Ökçeler, Gizli Mabet, Bahar ve Kelebekler, Beyaz Lale, İlk Düşen Ak, Pembe İncili Kaftan, Kaşağı, Falaka.
DÖNEMİN ÖTEKİ ADLARI
ULAŞIM ARACI, EDEBİYATIN AYNASI

Aynı nesne farklı dönemlerde farklı anlamlar taşır; ulaşım araçları, gündelik hayatın içindeki faydasıyla birlikte edebî eserlere de yansıyarak anlam kazanır:

  • Battal Gazi Destanıat: kahramanın uzviyetinin uzantısıdır, adı bile vardır (Aşkar Devzâde). Destan çağının aracı.
  • Araba Sevdası (Recaizade Mahmut Ekrem) — araba: Bihruz Bey için bir ulaşım aracı değil, bir gösteriş ve yanlış Batılılaşma nesnesidir; “en son modaya muvafık surette giyinmiş” olarak arabasıyla gezmek merakının başında gelir.
  • Kaç Yerinden (Ömer Seyfettin) — tayyare: bir kahramanlık aracı; bacağını kaybetmiş bir zabitin cepheye dönme yoludur.
  • Fikrimin İnce Gülü (Adalet Ağaoğlu) — otomobil: bir kimlik ve dönüş nesnesi; kahraman “balrengi, gıcır gıcır” arabasıyla sınır kapısından süzülerek girmeyi hayal eder, ön camdaki sinek lekesi için dört kez durur.

Dördünün ortak yanı: araç, kahramanın kim olduğunu anlatan bir işarettir.

ÖKÜZDEN TAYYARE — AKA GÜNDÜZ

Aynı dönemin bir başka hikâyesi. Emine bacı iki oğlunu, bir güveyisini ve bir torununu düşman tayyarelerinin hücumlarında kaybetmiştir. Göklere böyle bir şeyin nasıl uçtuğuna aklı ermez ama dört kez inanmak zorunda kalmıştır. Bir gün dört öküzünün ikisini alıp kumandanlığa gider:

“— Öyle ise iki öküz getirdim, al onları. / — İki öküzü ben ne yapayım bacı? / — Ne mi yapacaksın? Tayyare yap. / — Öküzden tayyare olur mu bacı? / — Olmazsa, sat, parası ile bir tayyare al uçur. / — Tayyare pahalıdır. İki öküz parası ile alınmaz. / — Öyle ise benim gibi evlât kaybetmiş çok Türk ninesi, Türk babası var, onlar da bir şeyler versinler, benim öküzlerin parasına kat; bir tayyare al…”

Kaç Yerinden ile aynı iletiyi taşır ama başka bir yerden: orada cephedeki asker, burada cephe gerisindeki nine. İkisinde de kahramanlık unvanda değil davranıştadır ve ikisinde de tayyare yeni çağın simgesidir. Emine bacının çözümü ayrıca dayanışma fikrini taşır: tek başına yetmeyeni, birlikte yapabiliriz.

05 / HİKÂYE Mİ, BİYOGRAFİ Mİ?

Gerçek ile kurgu arasında

Bu ünitede üç ayrı türden metin okundu: bir hikâye (Kaç Yerinden), bir biyografi/portre (Halide Edip), bir eleştiri-portre (Halikarnas Balıkçısı). Aşağıdaki matriste her özelliği ait olduğu metne işaretle.

İNTERAKTİF: HANGİ METNİN ÖZELLİĞİ?
KAÇ YERİNDEN ↔ SAKARYA
SAKARYA — HALİDE EDİB ADIVAR

Türk’ün Ateşle İmtihanı’ndan alınan bu metin bir anıdır: yazar cepheye giderken bindiği trenden söz eder. “Kömür hemen hiç yok gibiydi… Vagonlar hep üçüncü ve çok eskiydiler. Oturacak yerler hep tahta, pencereler kırıktı.” Her istasyonda orduya katılacaklar biner, kadınlar arkalarından koşarak ağlar. Sonra iki asker pencereye tırmanıp elini öper: “Biz Nâzım Bey’in fırkasındanız, senin elini öpmeye geldik.”

Ortak yön: ikisi de Millî Mücadele yıllarını anlatır, ikisinde de sıradan insanların kahramanlığı öne çıkar, ikisi de sade bir dille yazılmıştır ve ikisinde de millî duyguları harekete geçirmek amaçlanır. Fark: Kaç Yerinden kurmacadır (hikâye), Sakarya yaşanmıştır (anı) — anlatıcısı yazarın kendisidir ve anlattığı olay belgelenebilir.

ÇANAKKALE MAHŞERİ — MEHMET NİYAZİ

Seyit Onbaşı (1889-1939), 18 Mart 1915’te Mecidiye Tabyası’nda topçu eridir. Tabya İngilizlerin Ocean zırhlısı tarafından ateş altına alınıp zarar görünce, düşman donanmasının Boğaz’dan geçişini engellemek için 215 kg’lık mermiyi tek başına sırtlanıp sağlam kalan tek topun namlusuna sürer ve Ocean zırhlısını batırır.

Romanda bu an ayrıntılandırılır: mermi gres yağlıdır, elinden kayar; avuçlarını toprağa sürer, köyündeki pehlivanlıklarını hatırlar, “dünyanın kalbini sökercesine” asılır. Batarya Kumandanı Mehmed Hilmi sığınaktan seyreder: “Yarabbi ne büyüksün, aferin Seyit.” Gerçek bir kişi ve gerçek bir olay, kurmaca bir metinde yeniden kurulmuştur — tıpkı Kaç Yerinden’in I. Dünya Savaşı’ndan esinlenmesi gibi. Seyit Onbaşı savaştan sonra kömürcülük ve odunculuk yapmış, 1939’da elli yaşındayken vefat etmiştir.

HALİDE EDİP VE HALİKARNAS BALIKÇISI — İKİ PORTRE
  • Halide Edip (Hakkı Süha Sezgin, Edebî Portreler): Sultanahmet Camii önündeki mitingde “siyah çarşafı ve solgun yüzüyle” anlatılır — “Gözlerinde yaş değil, alev vardı.” Millî Mücadele’ye katılmış, Halide Onbaşı unvanını almış; bir yandan siper siper dolaşırken bir yandan Dağa Çıkan Kurt, Vurun Kahpeye, Ateşten Gömlek ile mücadelenin edebiyatını yapmış, daha doğrusu mücadeleyi edebiyata sokmuştur.
  • Halikarnas Balıkçısı (Vedat Günyol, Çalakalem): asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı (1886-1973). Ege ve Akdeniz kıyılarının, ekmeğini denizden çıkaran yoksul ama namuslu insanlarının yaşam serüvenini, bölgenin mitolojisi ve efsanesiyle birlikte edebiyata mal eden ilk ve tek sanatçı sayılır. İlk hikâye kitabı Ege Kıyılarında (1939); ardından Merhaba Akdeniz, Ege’nin Dibi, Yaşasın Deniz, Gülen Ada gelir.

İki metnin ortak yanı: bir sanatçıyı ve eserlerini değerlendirmeleri, verilen bilgilerin belgelere dayanması ve kanıtlanabilir olması. Kaç Yerinden ile ortak yanları ise açık iletilerin yanı sıra örtük iletiler de barındırmalarıdır.

06 / OYUN

Parçayı gör, bilgiyi söyle

Her soruda ya bir cümle, ya bir tanım ya da bir kavram verilir. Soruların ve şıkların sırası her açılışta karışır; yanlış cevapta doğrusu ve gerekçesi hemen görünür.

OYUN — MİLLÎ EDEBİYAT HİKÂYESİ
07 / BİLGİ TESTİ

Öğrendiklerini test et

50 soruluk test — Millî Edebiyat Dönemi’nin sınırları ve özellikleri, Anadolu’nun keşfi ve dönemin konuları, hikâyenin tanımı, Yeni Lisan makalesinin altı ilkesi, Kaç Yerinden’in olay örgüsü, kişileri, adının anlamı ve söz varlığı, Ömer Seyfettin’in hayatı ve eserleri, Halide Edib Adıvar ve Halikarnas Balıkçısı, Sakarya, Öküzden Tayyare, Çanakkale Mahşeri ve Seyit Onbaşı, edebî eserlerde ulaşım araçlarının anlamı, hikâye ile biyografi ve eleştirinin farkı

Soru 1 / 10
Puan: 0
Soru yükleniyor...
08 / ÖZET

Ünitenin iskeleti

HİKÂYE

Yaşanmış veya yaşanması mümkün olayların kişi, zaman ve mekâna bağlı olarak kurgulanıp anlatıldığı, genellikle tek bir olaya dayanan, kısa metinlerdir. “Yaşanması mümkün” olağanüstülüğü dışlar, “tek bir olaya dayanan” romandan ayırır, “kurgulanıp” öğretici metinden ayırır.

MİLLÎ EDEBİYAT DÖNEMİ

1911-1923. Genç Kalemler dergisinde yayımlanan, Ömer Seyfettin’in yazdığı Yeni Lisan makalesiyle başlar, Cumhuriyet’in ilanına kadar sürer. Dilde sadeleşme amaçlanmış, millî konuların yanı sıra Anadolu ve Anadolu insanının sorunları işlenmiştir.

DÖNEMİN HİKÂYE VE ROMANI

Millî Mücadele’nin başladığı yıllarda gelişen, alışılmış klişeleri kırarak yepyeni bir anlayışla ilerleyen bir süreçtir. Anadolu’ya mesafeli duran yazarlar Anadolu’yu keşfetmeye başlar; okuyucu bir “taşra” gerçeğiyle karşılaşır. Yazarlar Anadolu gerçeğini dışarıdan bakan bir gözlemci olarak değil, bizzat bu coğrafyada yaşayarak anlatır.

DÖNEMİN KONULARI

Anadolu bu dönem eserlerine yoksulluk, cehalet, taassup gibi kavramlarla girer. Millî Mücadele en çok işlenen temalar arasındadır. Sosyal meselelere yönelme söz konusudur; daha önce bireysel temalar etrafında oluşan roman ve hikâye farklı bir alan bulur. Yalın ve duru bir anlatım tercih edilir.

YENİ LİSAN’IN ALTI İLKESİ

1) Arapça ve Farsça dil bilgisi kurallarının kullanılmaması, bu kurallarla yapılan tamlamaların bazı istisnalarla kaldırılması. 2) Arapça sözcüklerin dil bilgisi bakımından asıllarına göre değil Türkçedeki kullanışlarına göre değerlendirilmesi. 3) Arapça ve Farsça kelimelerin Türkçede söylendikleri gibi yazılması. 4) Bütün Arapça ve Farsça kelimelerin atılmasına lüzum olmadığından ilmî terim olarak Arapça kelimelerin kullanılmaya devam edilmesi. 5) Diğer Türk lehçelerinden kelime alınmaması. 6) Konuşmada İstanbul şivesinin esas tutulması.

YENİ LİSAN TASFİYECİ DEĞİLDİR

Hedef sözcük avı değil kural temizliğidir: atılan şey Arapça-Farsça dil bilgisi kuralları ve tamlamalardır, Türkçeye yerleşmiş sözcükler değil. İlmî terimler korunur. Amaç, yazı dili ile konuşma dili arasındaki uçurumu kapatmaktır.

KAÇ YERİNDEN — OLAY ÖRGÜSÜ

1) Destan yazarının hekim binbaşı akrabasıyla vapurda karşılaşması → 2) destan yazarıyla doktorun destan kahramanları üzerine sohbete başlaması → 3) destan ve menkıbe kahramanları ile bugünkü kahramanların karşılaştırılması → 4) doktorun destan yazarını genç zabit Ferhat Ali Bey’le tanıştırması → 5) hekimin, vapurda yolculuk yapan ve kırk dokuz yerinden yara almış genç zabiti tanıtması → 6) iskeleden ayrılırken destan yazarının kendini sorgulaması.

KAÇ YERİNDEN — KİŞİLER

Destan yazarı: hayalperest bir yazar; amacı tarihî şahsiyetleri yücelterek okuyucusuna idealist örnekler sunmak. Doktor (hekim binbaşı): gerçekçi; tifo, kolera ve tifüse aşılar geliştirmiş, bugünün gerçek kahramanını göstermek ister. Ferhat Ali Bey: büyük kalpaklı, pek şık, pek genç, pek zayıf, uzun boylu, narin, kumral bir zabit; kırk dokuz yerinden yaralanmış, bacağını kaybetmiş, tayyareci sınıfına geçerek cepheye dönmek ister.

ADIN ANLAMI

Ad, hekimin genç zabiti tanıtırken kullandığı ölçüden gelir: kırk dokuz yara. Destan yazarının defteri kahramanlığı unvan ve olağanüstülükle ölçer; hikâyenin sonundaki ölçü sayıdır ve doğrulanabilir. Bu yüzden anlatıcı defterini denize fırlatmak ister, sonra “utanacak bir şeymiş gibi” cebine sokar.

KAÇ YERİNDEN — ÖZELLİKLERİ

Tarihî bir olaydan (I. Dünya Savaşı’ndan) esinlenerek kurgulanmıştır · yaşanmış veya yaşanması muhtemel olaylar anlatılır · “Sanat toplum içindir” anlayışıyla oluşturulmuştur · anlatıcıyla doktorun hayata bakış açıları farklıdır · yardımcı fikirler ana fikirle tutarlıdır · sade bir dil kullanılmıştır · millî duyguları harekete geçirmek amaçlanmıştır · okuyucuda merak uyandırır · koşullar olayların sonucunu etkiler. Metin çoğunlukla diyaloglardan oluşur.

ÖMER SEYFETTİN (1884-1920)

Genç Kalemlerde Yeni Lisan makalesini yayımlamış, dilde sadeleşmenin önemine dikkat çekmiştir. Modern Türk hikâyeciliğinin kurulmasında öncü rol üstlenmiş, Maupassant tarzı hikâyenin (olay hikâyesi) önde gelen temsilcisi olmuştur. Hikâyelerinin ağırlık noktası Türk milliyetçiliği ve millî bilinçtir; tarihî olaylara, çocukluk anılarına ve günlük hayattaki gözlemlerine yer verir. Eserleri: Efruz Bey, Yalnız Efe, Yüksek Ökçeler, Gizli Mabet, Bahar ve Kelebekler, Beyaz Lale, İlk Düşen Ak, Pembe İncili Kaftan, Kaşağı, Falaka.

ULAŞIM ARACI, EDEBİYATIN AYNASI

Battal Gazi Destanı — at (destan çağı) · Araba Sevdası (Recaizade Mahmut Ekrem) — araba: gösteriş ve yanlış Batılılaşma · Kaç Yerinden (Ömer Seyfettin) — tayyare: kahramanlık ve cepheye dönüş yolu · Fikrimin İnce Gülü (Adalet Ağaoğlu) — otomobil: kimlik ve dönüş. Ortak yön: araç, kahramanın kim olduğunu anlatan bir işarettir.

SAKARYA VE ÖKÜZDEN TAYYARE

Sakarya (Halide Edib Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı): anıdır, yaşanmıştır, anlatıcısı yazarın kendisidir. Öküzden Tayyare (Aka Gündüz): dört yakınını kaybeden Emine bacı, kumandanlığa iki öküz götürüp “Tayyare yap” der; yetmeyeceğini duyunca “benim gibi evlât kaybetmiş çok Türk ninesi, Türk babası var, onlar da bir şeyler versinler” diyerek dayanışma fikrini ortaya koyar.

SEYİT ONBAŞI

1889 Balıkesir Havran Çamlık köyünde (bugünkü adı Kocaseyit) doğdu. Balkan Savaşlarına katıldı; 1914’te Mecidiye Tabyası’nda topçu eri oldu. 18 Mart 1915’te tabya İngilizlerin Ocean zırhlısınca ateş altına alınıp zarar görünce 215 kg’lık mermiyi tek başına sırtlayıp sağlam kalan tek topun namlusuna sürdü ve Ocean zırhlısını batırdı. Savaştan sonra kömürcülük ve odunculuk yaptı, 1939’da 50 yaşındayken vefat etti. Mehmet Niyazi’nin Çanakkale Mahşeri romanında anlatılır.

HALİDE EDİP VE HALİKARNAS BALIKÇISI

Halide Edip: Sultanahmet mitinginde “gözlerinde yaş değil, alev vardı”; Millî Mücadele’ye katılmış, Halide Onbaşı olmuş, Dağa Çıkan Kurt, Vurun Kahpeye, Ateşten Gömlek ile mücadeleyi edebiyata sokmuştur. Halikarnas Balıkçısı: asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı (1886-1973); Ege ve Akdeniz kıyılarının yoksul ama namuslu insanlarını mitoloji ve efsaneyle birlikte edebiyata mal eden ilk ve tek sanatçı sayılır. İlk hikâye kitabı Ege Kıyılarında (1939).

TÜRLERİ AYIRMAK

Hikâye: yaşanmış ya da yaşanabilecek olayların kurgulandığı edebî tür; olay, kişi, zaman ve mekâna bağlıdır. Biyografi: kişilerin yaşamlarının kronolojik sıralamaya uygun anlatıldığı metin; verilen bilgiler belgelere dayanır ve kanıtlanabilir. Eleştiri/portre: edebiyat, sanat veya düşünce ürünlerinin olumlu veya olumsuz özelliklerini ortaya çıkarmayı amaçlar; bir sanatçıya ve eserlerine yönelik değerlendirme yazısıdır. Üçünün ortak yanı: açık iletilerin yanı sıra örtük iletiler de barındırabilmeleri.