Hayvan konuşur,
insan anlar
Fabl; kahramanları çoğunlukla hayvanlardan seçilen, sonunda ders verme amacı güden, genellikle manzum hikâyedir. Öykünce de denir. Bu ünitede fablın dört bölümlü planını, Mevlana’nın Aslan ve Av Hayvanları fablını ve fablın masal, destan, şiir, roman ve mesneviden farkını çalışacağız.
Kahramanları çoğunlukla hayvanlardan seçilen, sonunda ders verme amacı güden, genellikle manzum hikâye; öykünce. Tanımdaki “çoğunlukla” ve “genellikle” sözcükleri boşuna değildir — düğmelerle dördünü de aç.
Fablın kurucusu iki söz sanatıdır:
İntak varsa teşhis de vardır — konuşmak zaten insana ait bir özelliktir. Ama teşhis tek başına olabilir: konuşmayan ama üzülen bir ağaç yalnızca kişileştirilmiştir.
Fablın öğüdü açık da olabilir örtük de. Açık ileti doğrudan söylenir, okuyan herkes aynı sonucu çıkarır; örtük ileti sezdirilir.
Tanım “kahramanları hayvanlardan seçilen” demez, “çoğunlukla hayvanlardan seçilen” der. Fablda insan, bitki, hatta eşya da kahraman olabilir: Tencereyle Çömlek’in kahramanları eşyadır, Horozla İnci’de kuyumcu ve kitapçı insandır. Aynı biçimde “genellikle manzum” denir: fabl düzyazı da olabilir — Şaşkın Tilki düzyazıdır. Sınavda “fablın kahramanları yalnız hayvanlardır” ve “fabl her zaman manzumdur” yargıları yanlıştır.
Fablın serim, düğüm, çözüm ve öğüt bölümlerinden oluşan kendine özgü bir planı vardır. Bu plan fablı öteki anlatılardan ayıran en somut işarettir: dördüncü bölüm başka hiçbir türde zorunlu değildir.
Aynı fablın olayları, planın dört bölümüne yerleştirildiğinde böyle görünür.
Çözüm bölümünde olay şaşırtıcı bir sonla bitirilir. Sebebi öğretme yöntemiyle ilgilidir: beklenen son okuru düşündürmez, beklenmedik son “neden böyle oldu?” sorusunu doğurur. Aslan ve Av Hayvanları’nda ormanın en güçlü hayvanını yenen şey pençe değil bir tavşanın planıdır; Şaşkın Tilki’de tilki semiz horozu bırakıp içi boş bir davulun peşine düşer. Öğüt bölümü, bu şaşkınlığın açıklamasıdır.
Ormandaki av hayvanları, her gün avlanan aslanın verdiği zarardan bıkmıştır. Aslanla bir anlaşmaya varırlar: avlanmayacak, günlük payı kendisine gönderilecektir. Bir gün kura tavşana çıkar ve tavşan aslana bir tuzak kurar.
Fabllarda kurnazlığıyla ön plana çıkan hayvan tilkidir. Bu fablda kurnazlık tavşana yüklenmiştir; bunun iki etkisi vardır. Birincisi şaşırtma: okur tilkiyi bekler, tavşanı bulur. İkincisi ve önemlisi güç farkının büyümesi: tilki zaten güçlü sayılan bir hayvandır, oysa tavşan ormanın en güçsüz hayvanlarındandır. Aslanı yenenin tavşan olması, fablın iletisini keskinleştirir: akıl, kuvvetten üstündür.
Fablın açtığı asıl soru şudur: Aslan, av peşinde koşmak için sürekli çaba sarf etmeli midir, yoksa rızkının kendiliğinden gelmesini bekleyip daha huzurlu bir yaşam mı sürmelidir? Anlaşma aslana zahmetsiz bir hayat vaat eder — ve tam da bu zahmetsizlik onu savunmasız bırakır: “Bundan sonra sana gönderilen günlük nafakadan ümidini kes.” Fabl, çabayı bırakmanın bedelini bir olayla gösterir; hükmü doğrudan söylemez, olayın kendisine söyletir.
Fabl tek bir edebiyata ait değildir; aynı anlatma biçimi Hint’ten Anadolu’ya, Anadolu’dan Fransa’ya uzanır. Aşağıdaki künyeler bu ünitede okunan adları toplar.
Selçuklu devletinin esaslı bir kültür ve tasavvuf merkezi olan Konya’da, hükümdar I. Alâeddin Keykubad’ın takdirini kazanmış bir babanın çocuğu olarak yetişmiştir. Babasının ölümünden sonra halkın ve ilim adamlarının göz bebeği olmuştur.
Hayatındaki duraklar: babasının Anadolu’ya göç eden talebesi Tirmizli Seyyid Bürhâneddin’in müritleri arasına girmesi ve dokuz yıl onunla bulunması; hocasının tavsiyesiyle Şam ve Halep’te iki yıl kalıp Konya’ya dönmesi; Seyyid Bürhâneddin’in ölümünden sonraki yalnızlığında kendini fıkıh, tefsir ve hadise vermesi; İran, Hindistan ve Arap edebiyatlarının yanı sıra Rumca öğrenip Yunan felsefesiyle uğraşması. Bu sırada vaazlarının toplandığı Mecâlis-i Seb’a’yı meydana getirmiştir; bu eserin şekil ve ruh bakımından Mesnevî’yi hazırladığına işaret edilmektedir.
Mevlana yalnız şair değildir: fıkıh, hadis, tefsir, edebiyat ve felsefe alanlarında derinleşmiştir. Bu birikim fablın iletisini tek bir öğütle sınırlı kalmaktan kurtarır. Aynı hikâyeden birden çok sonuç çıkar: çaba ile tevekkül dengesi (din), güçlünün gücüne güvenip aklı küçümsemesi (ahlak), bir topluluğun ortak karar alması (toplum), sırrın paylaşılmasının sonucu (“Bir sırrı, bir iki kişiye söyledin mi artık o sırra veda et.”). Kısa bir hayvan hikâyesi böylece katmanlı bir metne dönüşür.
Fabl; masala, destana, mesneviye, şiire ve romana ayrı ayrı benzer. Sınav sorusu tam bu benzerliklerin üstüne kurulur. Aşağıdaki matriste her özelliği ait olduğu metne işaretle.
Benzeyen: ikisi de manzum olabilir, ikisinde de ahenk unsurları (ölçü, kafiye, redif) kullanılır, ikisinde de soyut kavramlar somutlaştırılabilir ve teşhis-intak bulunabilir.
Ayıran: şiirde duygular ön plandadır, metin imge ve çağrışımlarla yüklüdür; fablda ise bir olay örgüsü vardır ve amaç öğüt vermektir. Sedat Umran’ın Meş’aleler şiirinde “Arzu yarıldı bir nar gibi içimde” dizesi soyutu somutlaştırır ama ortada anlatılan bir olay yoktur.
Benzeyen: ikisi de anlatmaya bağlı metinlerdir; olay, kişi, zaman ve mekân taşırlar, ikisinde de diyaloglara yer verilebilir ve ikisi de ilahi bakış açısıyla yazılabilir.
Ayıran: romanda mekân ve zaman belirgindir, kahramanlar gerçek kişiler arasından seçilir ve günlük hayatta karşılaşılabilecek bir olay anlatılır; roman öğüt vermek için yazılmaz. Cengiz Aytmatov’un Toprak Ana’sında köye gelen traktör sahnesi böyledir: kişiler insandır, zaman “ilkbaharın ilk günlerinden biri”dir, olay gerçektir.
Her soruda ya bir cümle, ya bir tanım ya da bir kavram verilir. Soruların ve şıkların sırası her açılışta karışır; yanlış cevapta doğrusu ve gerekçesi hemen görünür.
50 soruluk test — fablın tanımı ve tanımdaki “çoğunlukla / genellikle” ayrıntısı, serim-düğüm-çözüm-öğüt planı, teşhis ve intak sanatları, açık ve örtük ileti, Mevlana’nın hayatı ve eserleri, Aslan ve Av Hayvanları fablının olay örgüsü, kahramanları ve iletisi, Beydeba, La Fontaine ve öteki fabllar, fablın masal, şiir, roman, mesnevi, destan ve öğretici metinlerden farkı
Kahramanları çoğunlukla hayvanlardan seçilen, sonunda ders verme amacı güden, genellikle manzum hikâye; öykünce. “Çoğunlukla” ve “genellikle” sözcükleri önemlidir: kahraman insan ya da eşya olabilir, metin düzyazı da olabilir.
Serim, düğüm, çözüm ve öğüt bölümlerinden oluşur. Serim bölümünde olay, kişileştirilen varlıklar ve çevre tanıtılır. Düğüm bölümünde olay anlatılır ve merak uyandıracak şekilde belli bir noktaya getirilir. Çözüm bölümünde olay şaşırtıcı bir sonla bitirilir. Öğüt bölümünde olayla ilgili ana fikir verilir ya da bir öğüt paylaşılır.
Teşhis (kişileştirme): insan dışındaki varlıklara insana ait özellikler verilmesi. İntak (konuşturma): insan dışındaki varlıkların konuşturulması. İntak varsa teşhis de vardır; teşhis tek başına bulunabilir. Fablın kurucu iki sanatı budur.
Mevlana’nın Mesnevî’sinden. Av hayvanları, ziyana düşmemek için aslanla anlaşır: aslan avlanmayacak, günlük payı kendisine gönderilecektir. Kura tavşana çıkar; tavşan geç kalır, aslana kuyudaki “başka bir aslan”ı gösterir. Aslan sudaki aksine saldırır ve kuyuya düşer. İleti: akıl, kuvvetten üstündür.
Fabllarda kurnazlığıyla ön plana çıkan hayvan tilkidir. Bu fablda kurnazlığın tavşana yüklenmesi hem okuru şaşırtır hem de güç farkını büyütür: ormanın en güçsüz hayvanlarından biri, en güçlüsünü yener. Bu, iletiyi keskinleştirir.
Açık ileti doğrudan söylenir, okuyan herkes aynı sonucu çıkarır: “Yalnız eşitlerimizle yoldaş olalım.” · “Bir sırrı, bir iki kişiye söyledin mi artık o sırra veda et.” Örtük ileti sezdirilir; okur kendi çıkarır. Fablın öğüdü ikisi biçiminde de verilebilir.
1207-1273. Şiire ve musikiye dayalı yeni bir tasavvuf anlayışı ortaya koymuştur; düşüncelerinin temel kaynağı Kur’an-ı Kerim, hadisler ve sünnettir. Aklın yanında aşkın önemli olduğunu savunur. Eserlerini çoğunlukla Farsça yazmıştır. UNESCO, doğumunun 800. yılı nedeniyle 2007’yi “Mevlana ve Hoşgörü Yılı” ilan etmiştir. Eserleri: Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâfîh, Mecâlis-i Seb’a, Mektûbât.
Benzeyen: ikisi de kurmaca, ikisinde de zaman belirsiz, ikisinde de olağanüstülük ve ilahi bakış açısı bulunabilir, ikisi de ders vermeyi amaçlayabilir. Ayıran: masal tekerlemeyle başlar ve dilek bölümüyle biter (“onlar ermiş muradına…”), mensurdur ve kahramanları çoğunlukla insan ya da olağanüstü varlıklardır; fablda serim-düğüm-çözüm-öğüt planı vardır ve kahramanlar çoğunlukla hayvandır.
Benzeyen: manzum olabilme, ahenk unsurları, soyutun somutlaştırılması, teşhis ve intak. Ayıran: şiirde duygular ön planda, metin imge ve çağrışımlarla yüklü; fablda olay örgüsü ve öğüt verme amacı vardır.
Ayıran: romanda mekân ve zaman belirgindir, kahramanlar gerçek kişiler arasından seçilir, günlük hayatta karşılaşılabilecek bir olay anlatılır ve metin öğüt vermek için yazılmaz. Örnek: Cengiz Aytmatov, Toprak Ana.
Mesnevi bir nazım biçimi, fabl bir türdür; bir fabl mesnevi biçiminde yazılabilir. Destan bir milleti derinden etkileyen olayları anlatır, kahramanı olağanüstü bir insandır, uzundur ve ders verme amacı taşımaz. Fabl kısadır ve sonunda öğüt verir.
Horozla İnci (La Fontaine): horoz inciyi bir mısır tanesine, cahil de babasından kalan el yazmasını bir liraya satmak ister — değerini bilmemek. Tencereyle Çömlek (La Fontaine): eşit olmayanların yoldaşlığı çömleği paramparça eder. Horozla Tilki (La Fontaine): tilki barış müjdesiyle horozu indirmek ister, horoz “tazılar da geliyor” deyince tilki kaçar. Şaşkın Tilki (Beydeba, Kelile ve Dimne): tilki semiz horozu bırakıp ses çıkaran davulun peşine düşer, içinin boş olduğunu görür — görünüşe aldanmak.