Her beyit kendi
içinde kafiyeli
Mesnevi, her beyti kendi arasında kafiyeli divan şiiri nazım biçimidir. Kafiye düzeni aa, bb, cc, dd, ee… biçiminde olan mesnevilerin beyit sayısı sınırsızdır. Mesnevilerde genellikle aşk, kahramanlık, tasavvuf, din gibi temalar işlenir. Bu ünitede Şeyhî’nin Harnâme’sini beyit beyit okuyacak, mesnevinin neden “ortaya çıktığı dönemin romanı” sayıldığını göreceğiz.
Her beyti kendi arasında kafiyeli divan şiiri nazım biçimidir. Kafiye düzeni aa, bb, cc, dd, ee… biçiminde olan mesnevilerin beyit sayısı sınırsızdır. Mesnevilerde genellikle aşk, kahramanlık, tasavvuf, din gibi temalar işlenir. Tanımın dört parçasını düğmelerle tek tek aç; her biri sınavda ayrı bir soruya karşılık gelir.
Harnâme’nin ilk okunan beytinde kafiyeli sözcükler öküzler / gögüzler. Sözcüğü, kafiye olan bölümle ondan sonra gelen bölüm arasından ayır.
Gazelde bütün beyitler tek kafiyeye bağlıdır; bu yüzden gazel uzayamaz — şairin bulabileceği kafiye tükenir. Mesnevide her beyit kendi kafiyesini kurar ve bir sonraki beyit yeni bir kafiyeye geçer. Sonuç: beyit sayısı sınırsızdır. Uzun hikâye anlatmak isteyen şairin biçimi budur.
Harnâme’de beyitler numaralıdır (74, 75, 76…); Leylâ ve Mecnûn’da 1408, İskender-nâme’de 3016 numaralı beyitler okunur. Bu numaralar mesnevilerin binlerce beyit tutabildiğini gösterir.
Diğer geleneksel tahkiye türlerinde (masal, halk hikâyeleri, meddah hikâyeleri gibi) olduğu gibi mesnevilerin de ortaya çıktıkları dönemde toplumun anlatı ihtiyacını karşıladıkları kabul gören bir görüştür. Bununla birlikte kimi araştırmacılar bunu daha da ileriye götürerek modern anlatı formu olan roman ile aralarında bir koşutluk kurmuş ve mesneviler için “ortaya çıktıkları dönemin romanı sayılabileceği” yönünde düşüncelerini ifade etmişlerdir.
Dikkat: bu bir benzetmedir, bir eşitlik değil. Mesnevi manzumdur, roman düzyazıdır; mesnevi belirli bölümlerle açılır, roman böyle bir kalıp tanımaz.
Harnâme, “eşeğin kitabı” demektir ve Türk edebiyatında hiciv türünün en güzel örneklerinden biri kabul edilir. Odun taşımaktan bitkin düşmüş bir eşeğin, semiz öküzlere özenip boynuz istemesini ve bunun sonucunu anlatır. Şeridin düğmeleriyle olay örgüsünü sırayla gez.
Metnin teması açgözlülüktür. Şeyhî’nin ünlü beyti bunu tek cümlede söyler:
“Batıl isteyü hakdan ayrıldum
Boynuz umdum kulakdan ayrıldum”
Yani: olmayacak bir şey isterken hakkım olandan da oldum; boynuz umdum, kulağımdan ayrıldım. Bu ifade Türkçede bugün de kullanılan bir deyime dönüşmüştür. Aynı durumu anlatan atasözü ve deyimler: “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak”, “Gözünü hırs bürümek”, “Akılsız başın cezasını ayaklar çeker”, “Kanaat gibi devlet olmaz”.
Kahramanları hayvan diye Harnâme’ye fabl demek yanlıştır. Harnâme bir mesnevidir: divan şiirinin bir nazım biçimi, aruzla (Fe’ilâtün / Mefâ’ilün / Fe’ilün) yazılmış, bölümlü bir eserdir. Fabl ise bir türdür; ayrı bir planı (serim-düğüm-çözüm-öğüt) vardır. Hayvanların konuşturulması ikisinde de olabilir — ortak olan teşhis ve intak sanatlarıdır, tür değil.
Harnâme’nin okunan bölümünde eşek, bilge eşeğe boynuzun neden öküzlere verildiğini sorar. Aşağıdaki tabloda hem özgün beyti hem bugünkü karşılığını bulacaksın; arama kutusuna bir sözcük yaz, ilgili beyit süzülsün.
Harnâme’nin Allah’ın birliğinin anlatıldığı, Hz. Peygamberin ve dönemin padişahının övüldüğü bölümlerinde Arapça, Farsça kelimeler ve tamlamalara daha çok yer verilmiştir. Asıl hikâyenin anlatıldığı bölümde ise daha açık ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır.
Sebebi açıktır: giriş bölümleri saray ve ulema için yazılmış törensel metinlerdir; hikâye ise anlaşılmak için yazılmıştır. Hicvin işe yaraması için okurun gülmesi, gülmesi için de anlaması gerekir.
Harnâme tek bir anlatım biçimine bağlı kalmaz; okunan beyitlerde üçü iç içedir:
Mesnevi bir kaptır; içine din de konur, aşk da, kahramanlık da. Aşağıdaki künyeler okunan mesnevileri ve şairlerini toplar.
Şeyhî’yi çok takdir eden padişah II. Murad onu vezir yapmak ister. Şeyhî’yi çekemeyenler, Nizâmî’nin Penc-genc’i gibi beş mesnevi yazdıktan sonra bu makama gelmesinin daha uygun olduğunu söylerler. Şeyhî Hüsrev ü Şîrîn’i Farsçadan çevirmeye başlar; çevirdiği 1000 beyti padişaha sunar, ihsanlarla memleketine dönerken yolunu haramiler keser, canını zor kurtarır. Bunun üzerine kendi hâline uygun düşen Harnâme’yi yazıp padişaha gönderir.
Göz rahatsızlığı olan Çelebi Mehmed’i tedavi etmesi üzerine kendisine Tokuzlu (Tokuzlar) adlı bir köy verilir. Tımar olarak verilen köye giderken köyün eski sahipleri yolunu keser ve nesi var nesi yok elinden alınır. Bunun üzerine eserini yazıp padişaha sunar.
İki görüş bir noktada birleşir: Şeyhî yaşadığı bir haksızlığı, kendisini eşeğin yerine koyarak anlatmıştır. Bir sanatçının hayatını bilmek, eserin niçin böyle kurulduğunu açıklar: eşeğin “ben de buğday işleyeyim” diyerek başına gelenler, şairin kendi başına gelenlerin hicivli bir aynasıdır.
Mesnevi, halk hikâyesi ve modern anlatı aynı ihtiyacı karşılar: hikâye anlatmak. Ayrım biçimde, dilde ve gerçeklikle kurulan ilişkidedir. Aşağıdaki matriste her özelliği ait olduğu metne işaretle.
Isfahan şahının oğlu Ahmet Mirza ile hazinedar keşişin kızı Kara Sultan, bir elmanın yarısından doğar ve birbirine söz verilir. Dinleri farklı olduğu için keşiş sözünden cayar, kızının öldüğü yalanını yayar. Ahmet Mirza kızı bulunca “Aslın nedir?” diye sorar, kız “kerem eyle” der; adları Kerem ve Aslı olur.
Kerem, arkadaşı Sofu ile İran, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ve Anadolu’yu dolaşır; Laleli dağında kışa yakalanır ve Hızır onları kurtarır. Sonunda keşişin diktirdiği, düğmesi çözüldükçe kendiliğinden iliklenen gelinlikte Kerem bir ah çeker, yanıp kül olur; Aslı da külleri toplarken tutuşur.
Nazım-nesir karışıktır: anlatı düzyazıdır, araya “Aldı Kerem:” diye türküler girer. Anonimdir, sözlü gelenekte oluşmuştur.
Şam’da kıtlık vardır: “Çekirgeler bostanları, insanlar çekirgeleri yediler.” Anlatıcının zengin bir dostu bir deri bir kemik kalmıştır. Anlatıcı “kıtlıktan neden korkuyorsun, başkalarının açlığından sana ne?” diye sorunca dost şöyle der: “Bir deniz kıyısında durup sevdiklerinin sudaki boğuluşunu gören insanın yüreği nasıl rahat olabilir?”
Metnin teması merhamet ve empatidir. Harnâme ile ortak yönü: ikisi de olay çevresinde gelişen edebî metindir ve ikisi de okuru düşündürmeyi amaçlar. Farkı: Harnâme’nin kişileri insanlar ve hayvanlardan, Yokluk Acısı’nın kişileri yalnız insanlardan seçilmiştir; Harnâme manzum, Yokluk Acısı düzyazıdır.
Her soruda ya bir beyit, ya bir tanım ya da bir kavram verilir. Soruların ve şıkların sırası her açılışta karışır; yanlış cevapta doğrusu ve gerekçesi hemen görünür.
50 soruluk test — mesnevinin tanımı, kafiye düzeni, nazım birimi ve sınırsız beyit sayısı, mesnevi ile roman koşutluğu, Şeyhî’nin hayatı ve eserleri, Harnâme’nin olay örgüsü, kişileri, teması ve ünlü beyti, Harnâme’deki söz varlığı ve anlatım biçimleri, Harnâme’nin yazılış sebebine dair iki görüş, Vesîletü’n-Necât, Leylâ ve Mecnûn, Yûsuf ve Zelîhâ, İskender-nâme ve Hüsrev ü Şirin, Kerem ile Aslı adlı halk hikâyesi, Yokluk Acısı ile karşılaştırma
Her beyti kendi arasında kafiyeli divan şiiri nazım biçimidir. Kafiye düzeni aa, bb, cc, dd, ee… biçiminde olan mesnevilerin beyit sayısı sınırsızdır. Mesnevilerde genellikle aşk, kahramanlık, tasavvuf, din gibi temalar işlenir.
Gazelde bütün beyitler tek kafiyeye bağlıdır, bu yüzden uzayamaz. Mesnevide her beyit kendi kafiyesini kurar; şair kafiye sıkıntısı çekmeden istediği kadar uzatabilir. Uzun hikâye anlatmanın biçimi budur.
Mesneviler ortaya çıktıkları dönemde toplumun anlatı ihtiyacını karşılamıştır; kimi araştırmacılar bunu ileri götürerek mesnevilerin “ortaya çıktıkları dönemin romanı sayılabileceğini” ifade etmişlerdir. Bu bir benzetmedir: mesnevi manzumdur, roman düzyazıdır.
Şeyhî’nin mesnevisi; adı “eşeğin kitabı” demektir. Odun taşımaktan bitkin düşmüş bir eşeğin semiz öküzlere özenip boynuz istemesini ve bunun sonucunu anlatır. Ölçüsü Fe’ilâtün / Mefâ’ilün / Fe’ilün. Türk edebiyatında hiciv türünün en güzel örneklerinden biri sayılır. Teması açgözlülüktür.
“Batıl isteyü hakdan ayrıldum / Boynuz umdum kulakdan ayrıldum” — olmayacak bir şey isterken hakkım olandan da oldum. Aynı anlamı taşıyan söz varlığı: Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak, gözünü hırs bürümek, akılsız başın cezasını ayaklar çeker, kanaat gibi devlet olmaz.
Eşek (zayıf, yorgun; açgözlülüğe kapılır — başkişi) · bilge (pîr) eşek (görmüş geçirmiş; güven, dayanışma ve tecrübeyi temsil eder) · öküzler (semiz ve kuvvetli; emeğin karşılığını simgeler) · ekin sahibi · eşeğin sahibi.
Bitkinlik → merak (“boynuz neden onlara verildi?”) → bilge eşeğe danışma → açıklama (öküzler rızka sebep oldukları için o şerefi aldılar) → heves (“ben de buğday işleyeyim”) → ekine girme → yakalanıp cezalandırılma → pişmanlık.
XV. yüzyıl divan şairi; asıl adı Yusuf Sinaneddin. Hekim Sinan olarak tanınmış, Çelebi Mehmet’in hekimliğini yapmıştır. Kaynaklar onun mesnevi alanında üstat olduğunda hemfikirdir; zarif bir dile, zengin bir hayale, canlı bir tasvir yeteneğine sahiptir. Eserleri: Divan, Hüsrev ü Şirin, Harnâme.
Vesîletü’n-Necât (Mevlid) — Süleyman Çelebi, konusu din (Hz. Peygamberin miracı). Leylâ ve Mecnûn — Fuzûlî, konusu aşk. Yûsuf ve Zelîhâ — Şeyyâd Hamza, konusu din ve aşk. İskender-nâme — Ahmedî, konusu kahramanlık. Hüsrev ü Şirin — Şeyhî, konusu aşk.
Harnâme’nin Allah’ın birliğinin anlatıldığı, Hz. Peygamberin ve dönemin padişahının övüldüğü bölümlerinde Arapça, Farsça kelimeler ve tamlamalara daha çok yer verilmiştir; asıl hikâyenin anlatıldığı bölümde daha açık ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır. Hicvin işlemesi için okurun anlaması gerekir.
1. görüş: II. Murad Şeyhî’yi vezir yapmak ister; Hüsrev ü Şîrîn’den 1000 beyti sunup ihsanlarla dönerken haramiler yolunu keser. 2. görüş: Çelebi Mehmed’i tedavi edince kendisine Tokuzlu köyü verilir, köye giderken eski sahipleri yolunu keser ve her şeyini alır. İkisinde de Şeyhî yaşadığı haksızlığı kendini eşeğin yerine koyarak anlatır.
Anonim halk hikâyesi. Nazım-nesir karışıktır: anlatı düzyazı, araya türküler girer. Kerem (Ahmet Mirza) ile Aslı (Kara Sultan) bir elmanın yarısından doğar; keşiş sözünden cayar. Kerem, Sofu ile diyar diyar dolaşır, Laleli dağında Hızır onları kurtarır. Sonunda gelinlikte Kerem yanıp kül olur, Aslı da tutuşur.
Şeyh Sadî-i Şirazî’nin Bostan’ından. Şam’daki kıtlıkta anlatıcının zengin dostu başkalarının açlığından ötürü erimiştir: “Bir deniz kıyısında durup sevdiklerinin sudaki boğuluşunu gören insanın yüreği nasıl rahat olabilir?” Teması merhamet ve empati. Harnâme ile ortak yönü: ikisi de olay çevresinde gelişen edebî metindir.