Eski kalıp,
yeni kavga
3 Kasım 1839’da Gülhane meydanında okunan Tanzimat Fermanı, Türk toplumunun Batı’yla yeni bir ilişki kurmasının başlangıcı oldu. Namık Kemal, divan şiirinin en görkemli biçimi olan kasideyi alıp içine vatan, hürriyet, millet, hak, adalet koydu. Bu ünitede Hürriyet Kasîdesi’ni beyit beyit okuyacağız.
Hariciye Nâzırı Mustafa Reşid Paşa, 3 Kasım 1839’da Gülhane meydanında Tanzimat Fermanı’nı okudu; Sultan Abdülmecid töreni Gülhane Kasrı’ndan izledi. Aşağıdaki düğmelerle fermanın maddelerini tek tek aç.
Ferman valilere gönderilen suretleri ve Takvîm-i Vekāyi gazetesi aracılığıyla bütün ülkeye duyuruldu. Valilerden istenen üç şey vardı: halkın ileri gelenlerini meydanlarda toplayıp fermanı okumaları, herkese içeriğini “güzelce” anlatmaları ve ayrıntıları sonra belirlenecek olan vergi ile askerlik dışındaki maddeleri hemen uygulamaya koymaları.
Bir gazetenin bu işte kullanılması tesadüf değildir: Tanzimat Dönemi’nde gazeteye büyük önem verilir ve zamanla halkın okuryazarlığında önemli gelişmeler olur.
Tanzimat yazarları 19. yüzyılda Osmanlının Batılılaşma sürecinde gerek eserleriyle gerekse fikirleriyle önemli rol oynarlar. Namık Kemal ve Ahmet Mithat Efendi’nin yazdığı gazeteler oldukça ilgi görür.
Tanzimat gazetelerinde ağırlıklı olarak işlenen konular: hürriyet, eşitlik, aile hayatı, meşrutiyet, basın hakları, devlet yönetimi. Bu liste, Hürriyet Kasîdesi’nin konusunun neden şairin kişisel derdi değil toplumun ortak meselesi olduğunu açıklar.
Ferman, devletin kurulduğundan beri güçlü, ülkenin mâmur ve halkın refah içinde olduğu; ancak 150 yıldan beri bunlara riayet edilmediğinden bu durumun zaaf ve fakirliğe dönüştüğü tespitiyle başlar. Coğrafî konum, arazilerin verimliliği ve halkın çalışkanlığı göz önünde tutulduğunda, gerekli tedbirler alınırsa devletin beş on yıl içerisinde eski durumuna kavuşacağı belirtilir.
Fermanın maddeleri, bir anlamda modern devlet yapılanmasına geçişteki kusurları gidermeyi de öngörmekteydi: insani hukuk ve özgürlüklerin yasal güvenceye bağlanması, mutlak eşitlik gereği hâkim ve mahkûm millet ayrımının geçersiz hâle gelmesi ve fermandaki vatan muhabbeti terimiyle bütünleşik biçimde vatandaşlık anlayışının önünün açılması.
Kaside 31 beyittir ve baştan sona bir çatışma üzerine kurulur: zulüm ↔ hürriyet, esaret ↔ bağımsızlık, fani zevk ↔ kalıcı erdem. Aşağıdaki tabloda beyti ve bugünkü karşılığını birlikte bul.
Kasidenin ahengini kuran şey eş ve zıt anlamlı sözcüklerin bir arada kullanılmasıdır. Şair bir kavramı söylerken hemen karşıtını da anar; böylece çatışma dilin içine yerleşir.
Kasidenin en güçlü yanı, tutulamayan kavramları tutulabilir nesnelere çevirmesidir:
Genç Namık Kemal, “Encümen-i Şuarâ” arkadaşlarından Leskofçalı Galib’in divanını karıştırırken şu beyte rastlar:
“Olup mecrûh-ı peykân-ı havâdis tâir-i devlet
Demâdem hûn akar çeşmim gibi enzâr-ı milletten”
Yıldırımla vurulmuşa döner. Hürriyet Kasîdesi’nin kıvılcımını oradan alır — “fakat bu kıvılcımdan bir yangın, bir ihtilâl yangını çıkar”. Kaside vezin, kafiye ve ilham bakımından o beyitten gelir. Bu, edebiyatta etkilenmenin taklit olmadığını gösteren örnek bir durumdur: alınan şey bir kalıp, üretilen şey yeni bir düşüncedir.
Tanzimat edebiyatının birinci döneminde yeni konular eski nazım biçimleriyle işlenir. Hürriyet Kasîdesi bu cümlenin en açık kanıtıdır: biçim baştan sona divan şiiri, içerik baştan sona yeni.
Aynı hitap tarzı üç ayrı çağda karşımıza çıkar; üçü de bir topluluğa doğrudan seslenir ve geçmişe dayanarak geleceğe güven verir:
Üçünün ortak yanı hitabettir: söyleyici bir topluluğu muhatap alır, cümleler kısa ve kesindir, sesleniş sözcükleri (ey, milletim) öne çıkar. Farkları dildedir: Orhun Abideleri’nde arı Türkçe, kasidede yoğun Arapça-Farsça tamlama, Nutuk’ta sade ve resmî bir Türkçe.
Namık Kemal (1840-1888), Türk edebiyatına yalnız yeni konular değil, yeni bir sanat anlayışı da getirdi.
Namık Kemal’in eserlerinde bu iki kavram çoğunlukla birlikte ve birbirini tamamlayacak şekilde işlenir. Bağ şöyle kurulur: insanın vatanı yoksa hürriyeti de yoktur; hürriyetin ve istiklâlin olmadığı yerde vatan tehlikededir; vatanı yükseltmek hürriyet ve istiklâl sayesinde mümkündür. Vatanın ve istiklâlin tehlikeye düştüğü durumlar olabilir; ancak bu durum, köklü ve şanlı bir maziye dayanan, gücünü tarihten alan milletler için geçicidir.
Bu yaklaşım ve bir tehdit durumunda bağımsızlığı koruma iradesi, yıllar sonra yazılacak İstiklâl Marşı’nın üçüncü kıtasında yine geçmişe vurgu yapılarak karşımıza çıkar:
“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.”
Kasidedeki iki beyit bu kıtayla doğrudan akrabadır: “Hakîr olduysa millet şânına noksan gelir sanma / Yere düşmekle cevher sâkıt olmaz kadr ü kıymetten” (düşüş geçicidir) ve “Biz ol nesl-i kerîm-i dûde-i Osmâniyânız kim / Muhammerdir serâpâ mâyemiz hûn-ı şehâdetten” (güç geçmişten alınır).
“Hakîr olduysa millet şânına noksan gelir sanma / Yere düşmekle cevher sâkıt olmaz kadr ü kıymetten” beytinde şair milleti bir cevhere (elmasa) benzetir. Sanatın temelindeki düşünce şudur: bir şeyin değeri, bulunduğu yerden değil kendi özünden gelir. Elmas çamura düşse de elmastır; milletin geçici düşüşü de onun şanını eksiltmez. Benzetmenin gücü, soyut bir teselliyi herkesin gözünde canlanan bir sahneye çevirmesindedir.
Hürriyet kavramı her dönemde başka bir anlam kazanır: Namık Kemal’de toplumsal, Orhan Veli’de bireysel ve gündelik, Ahmet Hamdi Tanpınar’da içsel. Aşağıdaki tabloda üç şiiri ölçüt ölçüt karşılaştır.
“Gün doğmadan, / Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında, / İçinde bir iş görmenin saadeti…
Heeeey! / Ne duruyorsun be, at kendini denize;
Görmüyor musun, her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol; / Git gidebildiğin yere.”
Nazım birimi serbest, ölçü yok, dil gündelik konuşma dili. Hürriyet burada bir hak değil, bir eylemdir: çalışmak, denize açılmak, gitmek. Namık Kemal’de hürriyet uğrunda ölünen bir şeydi; burada içinde yaşanan bir şeydir.
“Hayır, benim çocukluğumun hürriyeti, hiç de bu cinsten bir hürriyet değildir. Evvelâ, burası zannımca en mühimidir, onu bana hiç kimse vermedi. Bu sızdırılmış altın külçesini birdenbire kendi içimde buldum… O bana hiçbir şeye sahip olmadan, hiçbir şeye aldırmadan yaşamayı öğretti.”
Yazarın itiraz ettiği anlayış, hürriyetin dışarıdan verilen, birinin bağışladığı bir izin sayılmasıdır. Ona göre hürriyet insanın kendi içinde bulduğu, kimseye borçlu olmadığı bir hâldir. Namık Kemal toplumsal hürriyet için mücadele eder; Tanpınar içsel hürriyeti anlatır. İkisi çelişmez — aynı kavramın iki ayrı katmanıdır.
“Yorgun gözümün halkalarında / Güller gibi fecr oldu nümâyân,
Güller gibi... sonsuz, iri güller / Güller ki kamıştan daha nâlân;
Akşam, yine akşam, yine akşam, / Göllerde bu dem bir kamış olsam!”
Fecriati Dönemi’ne ait bu şiir, Hürriyet Kasîdesi’nin tam karşıtıdır. Nazım birimi bent, konu bireysel, tema iç dünya ve arzu; imgeler duyusal ve belirsizdir (fecr, güller, kamış, kavs-i mutalsam). Kaside seslenir, Haşim’in şiiri fısıldar. Kasidede ileti açıktır, burada örtüktür ve okurdan okura değişir. Ortak yön: ikisi de aruzla yazılmıştır ve ikisinde de imge kullanılır.
Her soruda ya bir beyit, ya bir tanım ya da bir kavram verilir. Soruların ve şıkların sırası her açılışta karışır; yanlış cevapta doğrusu ve gerekçesi hemen görünür.
50 soruluk test — Tanzimat Fermanı’nın ilanı, maddeleri ve duyurulması, Tanzimat Dönemi’nde gazetenin rolü, Hürriyet Kasîdesi’nin yapısı ve beyitleri, kasidedeki karşıtlıklar ve somutlaştırmalar, kasidenin ilham kaynağı, Namık Kemal’in hayatı, sanat anlayışı ve eserleri, vatan-hürriyet bağı ve İstiklâl Marşı ile ilişkisi, eski biçim-yeni içerik ilişkisi, Hürriyet Kasîdesi ile Bir Günün Sonunda Arzû, Hürriyete Doğru ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün karşılaştırılması
Hariciye Nâzırı Mustafa Reşid Paşa tarafından 3 Kasım 1839’da Gülhane meydanında okundu; Sultan Abdülmecid töreni Gülhane Kasrı’ndan izledi. Ferman valilere gönderilen suretleri ve Takvîm-i Vekāyi gazetesiyle bütün ülkeye duyuruldu.
Can güvenliği, mal, ırz ve namusun korunması · vergilerin düzenlenmesi · asker alımının ıslahı · hiç kimse için yargılanmadan ölüm hükmünün verilmemesi · özel mülkiyet garantisi · açık ve adil yargılanma olmaksızın ağır cezaların verilmeyeceği · müsaderenin kaldırılması · padişahın kanunlara uyacağına yönelik söz vermesi · kanun önünde eşitlik ilkesi.
Devletin kurulduğundan beri güçlü olduğu, ancak 150 yıldan beri kurallara riayet edilmediğinden bu durumun zaaf ve fakirliğe döndüğü; gerekli tedbirler alınırsa beş on yıl içerisinde eski durumuna kavuşulacağı belirtilir. Ayrıca iltizam usulünün kaldırılacağına işaret edilir, verginin herkesin gücü nispetinde alınması ve askerlik süresinin dört veya beş yıl olarak belirlenmesi istenir.
Tanzimat yazarları Batılılaşma sürecinde eserleri ve fikirleriyle önemli rol oynarlar. Döneme gazete damgasını vurur; Namık Kemal ve Ahmet Mithat Efendi’nin gazeteleri ilgi görür. İşlenen konular: hürriyet, eşitlik, aile hayatı, meşrutiyet, basın hakları, devlet yönetimi.
Namık Kemal’in 31 beyitlik kasidesi. Nazım birimi beyit, ölçü aruz, redif “-ten / -tan”. Baştan sona bir çatışma üzerine kurulur: zulüm ↔ hürriyet, esaret ↔ bağımsızlık, fani zevk ↔ kalıcı erdem. Teması toplumsal hürriyettir.
“Hakîr olduysa millet şânına noksan gelir sanma / Yere düşmekle cevher sâkıt olmaz kadr ü kıymetten” — düşüş değeri eksiltmez. “Ne mümkün zulm ile bîdâd ile imhâ-yı hürriyyet / Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyyetten” — hürriyet ancak insandan idraki kaldırarak yok edilebilir. “Biz ol âlî-himem erbâb-ı cidd ü içtihâdız kim / Cihângirâne bir devlet çıkardık bir aşîretten”. “Uyan ey yâreli şîr-i jiyân bu hâb-ı gafletten”.
Millet → cevher (elmas) · gayret → elmas · vatan → vefasız sevgili · hürriyet → sevgili · millet → zincire vurulmuş aslan · zulüm → kılıç, hamiyet → ateş. Kasidenin gücü, tutulamayan kavramları herkesin gözünde canlanan sahnelere çevirmesindedir.
Namık Kemal, Encümen-i Şuarâ arkadaşlarından Leskofçalı Galib’in divanında “Olup mecrûh-ı peykân-ı havâdis tâir-i devlet / Demâdem hûn akar çeşmim gibi enzâr-ı milletten” beytine rastlar ve yıldırımla vurulmuşa döner. Kaside vezin, kafiye ve ilham bakımından bu beyitten gelir; “bu kıvılcımdan bir ihtilâl yangını çıkar”.
Devlet görevlerinde bulunmuş, Fransızcadan çeviriler yapmış, gazetelerde yazmıştır. Roman, tiyatro ve şiirle öne çıkar. “Toplum için sanat” anlayışını benimsemiştir. Klasik şiirin dil ve şekil özellikleriyle yeni bir şiir anlayışı ortaya çıkarmıştır. Vatan, hürriyet, millet, hak, hukuk, adalet temalarını Türk şiirine kazandırmış, “Vatan ve Hürriyet Şairi” olarak anılmıştır. Eserleri: Vatan yahut Silistre, Zavallı Çocuk, Celâleddin Harzemşah, Cezmi, İntibah.
İnsanın vatanı yoksa hürriyeti de yoktur; hürriyetin ve istiklâlin olmadığı yerde vatan tehlikededir; vatanı yükseltmek hürriyet ve istiklâl sayesinde mümkündür. Vatanın tehlikeye düşmesi, köklü ve şanlı bir maziye dayanan milletler için geçicidir. Aynı irade İstiklâl Marşı’nın üçüncü kıtasında geçmişe vurgu yapılarak yankılanır.
Divandan gelen: kaside biçimi, beyit, aruz, redif, yoğun Arapça-Farsça tamlamalar, söz sanatları. Yeni olan: övülen kişi yerine övülen kavram (hürriyet), toplumsal konu, konuşma diline yakın söyleyişler, “ben” yerine “biz”, fiil ağırlıklı hareketli anlatım. Tanzimat’ın birinci döneminde yeni konular eski nazım biçimleriyle işlenir; kaside bunun kanıtıdır.
Namık Kemal — Hürriyet Kasîdesi: toplumsal hürriyet; beyit, aruz, ağır dil, açık ileti. Orhan Veli — Hürriyete Doğru: bireysel ve gündelik hürriyet; serbest nazım, ölçüsüz, konuşma dili. Ahmet Hamdi Tanpınar — Saatleri Ayarlama Enstitüsü: içsel hürriyet — “onu bana hiç kimse vermedi”. Ahmet Haşim — Bir Günün Sonunda Arzû: Fecriati; bireysel iç dünya, örtük ileti, duyusal imgeler.
Aynı seslenme tarzı üç çağda görülür: Orhun Abideleri (“Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle”) · Hürriyet Kasîdesi (“Uyan ey yâreli şîr-i jiyân”) · 10. Yıl Nutku (“Türk Milleti! … Ne mutlu Türk’üm diyene!”). Ortak yön hitabet, fark dildir.