Destanla hikâyenin
arasındaki köprü
Bir ön söz ve on üç hikâyeden oluşur. Türkler arasında sözlü olarak işlenmiş, yayılmıştır. Hikâyelerin XV. yüzyılın sonlarında yazıya geçirildiği tahmin edilmektedir. Bu hikâyelerde Oğuz Türklerinin Rum, Ermeni ve Gürcülerin yanı sıra olağanüstü güçlerle mücadelesi ile kendi iç çatışmaları anlatılır. Bu ünitede Salur Kazan’ın ejderhayla savaşını okuyacak, Türk edebiyatının dönemlerini bir şeritte göreceğiz.
Bir ön söz ve on üç hikâyeden oluşur. Türkler arasında sözlü olarak işlenmiş, yayılmıştır. Hikâyelerin XV. yüzyılın sonlarında yazıya geçirildiği tahmin edilmektedir. Bu hikâyelerde Oğuz Türklerinin Rum, Ermeni ve Gürcülerin yanı sıra olağanüstü güçlerle mücadelesi ile kendi iç çatışmaları anlatılır. Tanımın dört parçasını düğmelerle aç.
“Resul aleyhisselam zamanına yakın Bayat boyundan Korkut Ata derler bir er ortaya çıktı. Oğuz’un evvel kişisi, tam bilicisiydi. Ne derse olurdu. Gaipten türlü haber söylerdi. Hak Teala onun gönlüne ilham ederdi.”
Ön sözden çıkan bilgiler: Bayat boyundandır · Oğuz’un ilk (evvel) kişisi ve tam bilicisidir · gelecekten haber verir · Oğuz kavminin müşkülünü halleder: “Her ne iş olsa Korkut Ata’ya danışmayınca işlemezlerdi. Her ne ki buyursa kabul ederlerdi.” Yani Dede Korkut bir savaşçı değil, bilge ve danışmandır — Oğuz toplumunun ortak aklı.
“Allah Allah demeyince işler yürümez
Kadir Tanrı vermeyince er zenginleşmez
Ezelden yazılmasa kul başına kaza gelmez
Ecel vakti ermeyince kimse ölmez
Ölen adam dirilmez, çıkan can geri gelmez
Bir yiğidin Kara Dağ yumrusunca malı olsa
Yığar, derler, talep eyler, nasibinden fazlasını yiyebilemez
Coşkun sular taşsa deniz dolmaz
Kibirlilik eyleyeni Tanrı sevmez”
Bu parça İslami değerlerin Oğuz diline nasıl yerleştiğini gösterir: kader, ecel, nasip, kibir. Aynı ön sözde Korkut Ata’nın “Ahir zaman hanlık geri Kayı’ya değecek” sözü de yer alır ve bunun Osman nesli olduğu söylenir.
İkisi de değil, ikisi birden. Dede Korkut hikâyeleri destandan halk hikâyesine geçiş döneminin ürünüdür:
Bu yüzden Dede Korkut’a “destansı hikâye” ya da “boy” denir. Her hikâyeye boy adı verilir.
Boy, Kazan’ın kendi ağzından anlattığı bir geçmiş savaşla açılır; ardından av sahnesine geçilir. Şeridin düğmeleriyle olay örgüsünü sırayla gez.
Boyun en önemli cümlesi bir savaş kuralıdır. Kazan uyuyan ejderhayı görünce şöyle düşünür:
“Yatmış, uyurken er öldürmek mertlik olmaz. Hile ile bir kişiyi vurmak, er oğluna yakışan bir vuruşma olmaz.”
Bunun üzerine sadağından bir ok çıkarıp ejderhayı uyandırır. Kendi hayatını tehlikeye atmak pahasına düşmanına eşit koşul tanır. Aynı ölçü Oğuz Kağan Destanı’nda da vardır ama burada açıkça sözle ifade edilir; bu, sözlü kültürün törenin kendisini aktarma biçimidir.
İkinci ölçü tevazudur. Zaferden sonra Kazan şöyle der: “Canım Lala! Ejderhayı ben öldürmedim. Senin bana verdiğin cesaret ve güç öldürdü.” Kazan boyun başında da “O anda bile alpım, erim diyerek övünmedim” demiştir.
“Gazanun başına aydın oldı; ejdahayılan dögüşmaka kasdeyledi; kayıtdı, geri bahdı, Lala Kılbaşı kullukında hâzır gördi; Lala-ilen maslahat gördi; cânum Lala, bu tepe kimi yatan ejderhanı görür-misen, bu ejdehanun üstine varalım-mı, yoksa yan verüb savuşuben ötelim-mi, salahun nedür, cânum Lala mana degil dedi…”
Bu bölümden çıkan dil özellikleri: kelimelerin çoğu bugün de kullanılmaktadır (baş, geri, bakmak, yatan, üst, can) · isim ve sıfat tamlamalarıyla zenginleştirilmiştir (“tepe kimi yatan ejderha”) · soru cümlelerinden yararlanılmıştır (“varalım-mı, ötelim-mi”) · benzetme ve ikilemelere yer verilir · konuşmalarda ahenkli, kalıplaşmış ifadeler kullanılır (“…sensin olmag-ilen” tekrarı) · akıcı ve sürükleyici bir anlatımı vardır. Buna karşılık dolaylı anlatım ve yoğun yabancı tamlama yoktur; anlatım doğrudan ve sadedir.
Boyun ilk sayfası bir savaş düzeni anlatır. Bu düzen aynı zamanda Oğuz toplumunun yönetim şemasıdır: kim padişah, kim vekil, kim hangi kanatta.
Boyun açılışı ünlü bir yükselen sayı kalıbı taşır. Ulak her seferinde daha büyük bir sayı getirir, Kazan her seferinde bir adım daha atar:
Bu kalıp iki iş yapar: sözlü anlatıda gerilimi basamak basamak yükseltir ve Kazan’ın soğukkanlılığını ölçülebilir kılar. Yüz bin kişiye karşı yedi gün yedi gece savaşır; Aras ve Kars Kalesi’ni o seferde alır.
İslamiyet’in kabulü sonrasında sosyal hayatta yaşanan değişim dile de yansımıştır; boyda geçen İslami kelime ve kavramlar bunun kanıtıdır:
abdest · namaz · Allah · Perverdigâr (besleyici, koruyucu, terbiye edici; Allah) · Cebbar (kuvvet ve kudret sahibi; Allah) · mümin · sadık · İslâm dini kuvveti · gaza · kâfir · Barekallah · zekât.
Yanı başında eski Türk kültürünün sözcükleri durur: otağ, alp, koçak, börü (kurt), budun, yaylak, kışlak, sadak, temren, gürz. İki katman çatışmaz, kaynaşır: Kazan hem namaz kılar hem “Konur atlı, Salur iği” diye anılır. Dede Korkut hikâyelerinin dönemi tam olarak bu kaynaşma dönemidir.
Türk edebiyatı üç ana döneme ayrılır ve bu ayrımın ölçütü medeniyet dairesidir: İslamiyet öncesi, İslami dönem, Batı etkisinde gelişen dönem. Şeritteki her durağa bas.
İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı ikiye ayrılır: sözlü ve yazılı dönem — ölçüt aktarım biçimidir. İslami Dönem Türk Edebiyatı da ikiye ayrılır: halk ve divan edebiyatı — ölçüt zevk ve gelenektir. İkisini karıştırma; sınavda “sözlü ve divan” gibi karışık eşleştirmeler tuzak olarak konur.
Ayrıca dikkat: halk edebiyatı üç kolda gelişir — anonim halk edebiyatı, tekke edebiyatı, âşık tarzı halk edebiyatı. Batı etkisindeki edebiyat ise beş döneme ayrılır: Tanzimat, Servetifünun, Fecriati, Millî Edebiyat, Cumhuriyet.
Aynı edebiyatın iki ucu: bir yanda yedi başlı ejderhayla dövüşen Salur Kazan, öte yanda Süleymaniye’de beş odalı bir ev alan bir avukatın oğlu. Aşağıdaki matriste her özelliği ait olduğu metne işaretle.
Mutlu bir ailenin çocuğu Ahmed Cemil Mülkiye Mektebinde yatılı okur, arkadaşı Hüseyin Nazmi ile edebiyata büyük ilgi duyar. Babasının ölümüyle hayalleri ertelenir; çeviri ve özel dersle ailenin geçimini sağlar, Mir’at-i Şuun gazetesinde çalışır.
Kız kardeşi İkbal, gazete sahibi Vehbi Efendi ile mutsuz bir evlilik yapar ve vefat eder. Ahmed Cemil gazeteden kovulur, sevdiği Lamia nişanlanır, kitabı hakkında çıkan bir eleştiri onu karamsarlığa iter. Eserini sobaya atıp yakar ve İstanbul’dan uzak bir yere tayin ister. Romanın teması hayal-hakikat çatışmasıdır.
Boydaki cümlelerin çoğu bir istek, koşul, gereklilik ya da duyulan geçmiş taşır. Bu anlamları taşıyan şey sözcük değil, fiile gelen ektir. Aşağıdaki tabloda her cümlenin fiiline gelen ekin kattığı anlam verilmiştir.
Cümleler Mai ve Siyah’tan alınmıştır. Basit fiil yapım eki almamış fiildir; türemiş fiil yapım ekiyle kurulmuştur; birleşik fiil iki sözcükten oluşur.
“Lala işitti ki Kazan yalnız başına av yerinde kalmış.” Buradaki -mış gerçekten duyulan geçmiş zamandır: Lala olayı görmemiş, işitmiştir. Ama “Kazan ejderha öldürmüştür.” cümlesinde aynı ek kesinlik bildirir — Kara Budak kılıcı almış, yani olayı doğrulamıştır. “Ola ki Kazan ejderha olmuştur” cümlesinde ise olasılık vardır: cümlenin başındaki “ola ki” ekin anlamını değiştirir. Ekin anlamı, ekin kendisiyle değil cümlenin bütünüyle belirlenir.
Her soruda ya bir cümle, ya bir tanım ya da bir kavram verilir. Soruların ve şıkların sırası her açılışta karışır; yanlış cevapta doğrusu ve gerekçesi hemen görünür.
50 soruluk test — Dede Korkut hikâyelerinin tanımı ve yapısı, Korkut Ata, destandan halk hikâyesine geçiş, Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürdüğü Boy’un olay örgüsü, kişileri, mertlik ve tevazu ölçüleri, Oğuz’un savaş ve yönetim düzeni, boydaki söz varlığı, İslami unsurlarla eski Türk kültürünün kaynaşması, Türk edebiyatının dönemleri, Mai ve Siyah ile karşılaştırma, fiil kiplerinin cümleye kattığı anlamlar
Bir ön söz ve on üç hikâyeden oluşur. Türkler arasında sözlü olarak işlenmiş, yayılmıştır. Hikâyelerin XV. yüzyılın sonlarında yazıya geçirildiği tahmin edilmektedir. Bu hikâyelerde Oğuz Türklerinin Rum, Ermeni ve Gürcülerin yanı sıra olağanüstü güçlerle mücadelesi ile kendi iç çatışmaları anlatılır. Her hikâyeye boy denir.
Bayat boyundandır; Oğuz’un evvel kişisi ve tam bilicisidir. Gaipten haber verir, Hak Teala gönlüne ilham eder. Oğuz kavminin müşkülünü halleder: her ne iş olsa ona danışmadan işlemezler. Savaşçı değil bilge ve danışmandır. “Ahir zaman hanlık geri Kayı’ya değecek” sözünün Osman nesli olduğu söylenir.
Destan tarafı: olağanüstü olaylar (yedi başlı ejderha), olağanüstü güçlü kahraman, kalıplaşmış övgü dizileri, anonimlik, sözlü gelenek. Hikâye tarafı: gerçek coğrafya (Aras, Kür, Demir Kapı Derbend, Tebriz, Halep), belirli kişi adları, nazım-nesir karışık anlatım, tek olay çevresinde kısa yapı.
Kazan’ın geçmiş savaşını anlatması → yalnız ava çıkması → Kara Dağ eteğinde yedi ışık ve yedi duman görmesi → bunların ejderhanın gözleri ve ağzının salyası olduğunu anlaması → Lala Kılbaş’a danışması → uyuyan ejderhayı ok atıp uyandırması → kayanın arkasına sığınıp kalkanla tutunması → seksen ok atıp yedi başını kesmesi → derisinden giysi, kın, kılıf ve gölgelik yaptırması → Bayındır Padişah’a dönüşü ve Kara Budak’ın gerçeği doğrulaması → yedi gün yedi gece şölen.
“Yatmış, uyurken er öldürmek mertlik olmaz. Hile ile bir kişiyi vurmak, er oğluna yakışan bir vuruşma olmaz.” Kazan bu yüzden ejderhayı ok atarak uyandırır. Zaferden sonra da “Ejderhayı ben öldürmedim. Senin bana verdiğin cesaret ve güç öldürdü.” der; boyun başında “O anda bile alpım, erim diyerek övünmedim” demiştir.
Bayındır Padişah — hükümdar; söylenenleri dinler, karar verirken vekiline güvenir. Salur Kazan — Bayındır Padişah’ın vekili; mert, cesur, mütevazı, lider. Lala Kılbaş — Kazan’ın lalası; sadık, tecrübeli, cesaretlendirici. Kara Budak — öncü birliği komutanı; yürekli ve gönüllü. Han Afşar — sağ kanat; Deli Dündar — sol kanat komutanı.
On binden yüz bine kadar her sayıda Kazan’ın bir tepkisi verilir: kımıldamamak, hiçe saymak, “Azdır” demek, ürpermemek, zırhını giymek, sonunda abdest alıp namaz kılmak. Kalıp, sözlü anlatıda gerilimi basamak basamak yükseltir. Kazan yüz bin kişiye karşı yedi gün yedi gece savaşır, Aras ve Kars Kalesi’ni alır.
İslami sözcükler: abdest, namaz, Perverdigâr, Cebbar, mümin, gaza, kâfir, Barekallah, zekât. Eski Türk kültürü: otağ, alp, koçak, börü, budun, yaylak, kışlak, sadak, temren, gürz. İki katman çatışmaz, kaynaşır — Dede Korkut’un dönemi tam olarak bu kaynaşma dönemidir.
1) İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı Dönemi (?-XI. yy): sözlü dönem (sav, sagu, koşuk, destan) ve yazılı dönem (Orhun Yazıtları, Uygur metinleri). 2) İslami Dönem Türk Edebiyatı (XI-XIX. yy): Geçiş (Karahanlı) Dönemi eserlerinin ardından XIII. yüzyılda halk ve divan edebiyatı olarak iki kolda gelişir. 3) Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı (XIX-…): 1839’da Tanzimat Fermanı ile başlar.
Halk edebiyatı: İslamiyet Öncesi Dönem’in devamıdır ve bugün de sürer; anonim halk edebiyatı, tekke edebiyatı ve âşık tarzı halk edebiyatı adlarıyla üç kolda gelişmiştir. Divan edebiyatı: Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra İslam medeniyetinin ilim, inanç ve kuralları çerçevesinde Arap ve Fars edebiyatlarının etkisinde oluşan edebiyattır.
Tanzimat (1860-1896): birinci dönemde sosyal konular, dilde sadeleşme, yeni konular eski nazım biçimleriyle; ikinci dönemde bireysel konular, sadeleşmenin terki, Batı’dan alınan yeni nazım biçimleri. Servetifünun (1896-1901): Recaizade Mahmut Ekrem öncülüğünde, bireysel konular ağır ve sanatlı dille. Fecriati (1909-1913): Türk edebiyatında ilk edebî bildiriyi yayımlayan topluluk; Servetifünun’un devamı niteliğindedir. Millî Edebiyat (1911-1923): Yeni Lisan makalesiyle başlar. Cumhuriyet (1923-…).
Halit Ziya Uşaklıgil’in romanı. Ahmed Cemil’in hayalleri babasının ölümüyle ertelenir; kız kardeşi İkbal’i ve sevdiği Lamia’yı kaybeder, eserine gelen eleştiriden sonra kitabını yakar ve İstanbul’dan uzaklaşır. Teması hayal-hakikat çatışmasıdır. Boyla karşılaştırıldığında: olağanüstü olay yoktur, mekân ve zaman belirgindir, kişiler gerçek hayattan seçilmiştir, dil ağır ve sanatlıdır.
Salur Kazan Boyu — cesaret · Mai ve Siyah — hayal-hakikat çatışması · Küçük Ağa (Tarık Buğra) — bağımsızlık · Balıkçı (Mehmet Emin Yurdakul, Türk Sazı) — geçim sıkıntısı.
“Bir av avlayayım, yurduma avsız gitmeyeyim” → istek + olumsuzluk. “…varalım mı, yoksa kaçalım mı?” → istek + soru. “Eğer ejderha öldürdüysen…” → koşul. “O yılanın üstüne gitmelisin” → gereklilik. “Ola ki Kazan ejderha olmuştur” → olasılık. “Kazan yalnız başına av yerinde kalmış” → duyulan geçmiş. “Kazan ejderha öldürmüştür” → kesinlik. Ekin anlamı cümlenin bütünüyle belirlenir.