Her anormal davranış hastalık değildir
Kişilik bozukluklarının birçok belirtisi çeşitli derecelerde her insanda zaman zaman görülebilir. Bu ünitede önce bir davranışın ne zaman bozukluk sayılacağını belirleyen ölçütü kuracağız, sonra beş kişilik bozukluğunu ve şizofreniyi tanıyacağız. En sonda ise çözüm tarafı var: altı psikolojik destek yaklaşımı — hangisi neye odaklanıyor, hangi rahatsızlıkta etkili?
Normal davranış yer, zaman ve duruma uygun olan, çoğunluğun doğru kabul ettiği davranıştır. Yer, zaman ve duruma uygun olmayan, çoğunluğun doğru kabul etmediği davranışlar ise normal değildir. Normal dışı davranış “istatistiksel olarak” seyrek rastlanandır. Bir davranışın normal ya da normal dışı sayılması o davranışın yapıldığı ortama, yere, zamana, davranışın sayısına ve şiddetine bağlıdır ve görecelidir.
Her anormal davranışı hastalık ya da bozukluk olarak görmemek gerekir. Belirli bir sıklığın üzerindeyse, bireyin günlük yaşamının gerektirdiği işlevleri yerine getirmesinde sorunlara neden oluyorsa, kişinin hayatını etkiliyorsa bu durumda davranış bozukluğundan ve anormal psikolojiden söz edilebilir.
Kişilik bozukluklarının birçok belirtisi çeşitli derecelerde her insanda zaman zaman görülebilir. Bu belirtilerin kişilik bozukluğu olarak kabul edilmesi için kişinin yaşadığı toplumun beklentilerinden belirgin olarak sapan ve sürekli olan davranış örüntülerine dönüşmüş olması gerekir. Bu bozukluklar kişinin kendisi hakkındaki algı ve düşüncelerinde de kendini gösterir.
Üç kaydırağı oynat: sıklık, günlük işlevleri bozma ve hayatı etkileme. Canvas üç kapıyı üst üste çizer; hepsi açılmadan sağdaki “davranış bozukluğu” lambası yanmaz. Bu bir ya da listesi değil, birlikte aranan bir ölçüt takımıdır.
Bunlar “en bilinen kişilik bozukluklarından bazıları”dır; sınavda her biri tek bir ayırt edici cümleyle sorulur.
Bir bozukluğa bas: canvas dört ölçüt çubuğunu çizer — şüphe, sosyal ilgi, kurallara uyum ve başkasına ihtiyaç. Profillerin birbirine hiç benzememesi, bozuklukları ayırt etmenin en hızlı yoludur. Altta tanımı ve sayılan belirtiler çıkar.
Çubuklar tanımlardaki ifadelerden çıkarılmış göreli göstergelerdir (örneğin paranoid bozuklukta “aşırı derecede kuşkulanma” şüpheyi tepeye taşır); sayısal bir ölçek verilmez.
Geçerli bir kanıt bulunmaksızın kişinin aldatıldığından, takip edildiğinden, kullanıldığından ve kendisine zarar verileceğinden aşırı derecede kuşkulanmasıdır. Paranoid kişilik bozukluğu olan bireyler; gerçek dışı düşüncelere sahiptirler, kuşkucu ve çok gururludurlar. Bu kişiler güvensiz, tedirgin, şüpheci, ciddi, soğuk ve gergindirler.
Duygusal tepkisizlik ya da tekdüze duygulanım ve yaşamdan kopukluk gözlenir. Bu kişiler duygularını ifade edemeyen, sosyal ilişkiler kuramayan, soğuk, mesafeli, rekabetten kaçınan, yalnız kişilerdir. Bu nedenle sırdaşları ve arkadaşları yoktur. Genellikle gün boyu bir konuya odaklanır ve başka hiçbir etkinliğe katılmazlar.
Bu kişiler için diğer insanların duyguları ve hakları bir şey ifade etmez. Bu kişiler sorumluluk, sadakat ve vicdan gibi duygulardan uzaktırlar. Toplumsal kurallara uygun yaşamazlar ve sorumluluk taşımazlar, empati duygusundan yoksundurlar. Yasalara aykırı davranışlar, dürüst olmayan tutumlar, sürekli yalan söyleme, sinirlilik, saldırganlık ve etrafına verdiği zararları önemsememe gibi özellikleri vardır.
Yapılan iş veya etkinliğin geneline ve asıl amacına değil ayrıntılarına takılırlar. Aşırı derecede katı, sabit, kuralcı, değişmez, düzenli ve rahatsız edecek derecede titizdirler. Bu kişiler başkalarına zarar vermekten veya hata yapmaktan korkarlar. Genellikle; elleri defalarca yıkama, kapı tokmağına dokunmayı reddetme, kilit, ocak, ütü vb. şeyleri sürekli kontrol etme gibi takıntılı davranışlar sergilerler.
Kişinin, kendisinin çok önemli olduğunu düşünmesidir. Bu bozukluk kendini diğer insanlardan üstün ve özel görme, başkasının doğrusunu kabul etmeyi güçsüzlük sayma, aşırı bencil ve benmerkezci olma, sürekli dikkat çekmeye çalışma, başkalarının kendisine hayran olmasını isteme, büyük başarılar elde etme ve başkalarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanma gibi özelliklerle kendini gösterir. Bu kişilerin hayatlarında sevgi, saygı, empati, anlayış ve duygusallığa pek yer yoktur.
Başkalarından destek ve öğüt almadan karar veremez ya da iş yapamazlar. Başkalarının destek ve onayını yitirme korkusuyla isteklerini dile getirmekte güçlük çeker ve kolay kolay hayır diyemezler. Ayrılık kaygısını çok üst seviyede yaşarlar.
“empati”, “titiz”, “hayır diyememe”, “sırdaş” gibi bir sözcük yaz; hangi bozukluğun tanımında geçtiğini gör.
Üçünde de “başkalarıyla ilişki kurmama” izlenimi vardır ama sebep her birinde başkadır. Şizoid: kişi ilişkiye giremez — duygusal tepkisizlik, tekdüze duygulanım, yaşamdan kopukluk; sırdaşları ve arkadaşları yoktur. Antisosyal: kişi ilişkiye girer ama karşısındakini önemsemez — diğer insanların duyguları ve hakları bir şey ifade etmez, empati duygusundan yoksundur. Narsistik: kişi ilişkiyi kendine hayranlık için kurar — başkalarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanır.
Bir ayrım daha: obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu ile önceki ünitede geçen karşıt tepki geliştirme mekanizmasının aşırı kullanımı aynı adı (takıntı-saplantı) çağırır; biri süreklileşmiş bir kişilik örüntüsü, öteki bir savunma mekanizmasının sonucudur.
Her cümle tanımlardan alınmıştır. Doğru sütuna ✓ koy.
Beyin fonksiyonlarındaki bozukluklar sonucunda kişinin düşüncesini, davranışını ve duygularını ifade etme şeklini bozan psikolojik bir rahatsızlıktır. Yani duygu ve düşünce bozukluğudur.
Şizofrenide kalıtımın rolü büyüktür. Ancak sosyal ya da çevresel faktörler, genetik olarak rahatsızlığa yatkın insanlarda şizofreninin ortaya çıkmasını tetikleyebilir.
Cümlenin iki yarısı ayrı ayrı sorulur: kalıtımın rolü büyüktür, ama çevresel faktörler tetikleyebilir. “Yalnız kalıtım belirler” diyen şık yanlıştır.
Kişi içine kapanıktır. Çoğu zaman sakindir. Bazen aniden olmadık şeylere sinirlenebilir veya gülebilir. Halüsinasyon görme, konuşmada düzensizlik, kendi kendine konuşma, gülme, kendi yarattığı dünyanın gerçekliğine inanma, öz bakım eksikliği gibi belirtiler görülebilir. İntihar olayı sıkça görülür.
Kaydırak, belirtilerin sürdüğü ay sayısıdır. Sayısal şart nettir: şizofreni tanısı için bu belirtilerin en azından 6 aydır devam ediyor olması ve kişinin günlük hayatında belirgin bozulmaya neden olması gerekmektedir. Kaydırağı 6’nın altında bırakırsan tanı eşiği kırmızı kalır — bu, sınavda en çok sorulan tek sayıdır.
Bireylerin sosyal alanda karşılaştıkları zorluklar ya da fizyolojik hastalıklar ve bunlara dayalı yaşanan travmalar ruhsal sorunlara neden olabilir. Bu durumda bireylerin yapmaları gereken şey psikolojik destek almaktır. Psikolojik destek sürecinde ilaç tedavisi ve terapi yöntemleri birlikte uygulanır. Psikolojik desteğin başarıya ulaşması, destek veren uzman ile psikolojik destek alan kişi arasında güvenin oluşmasına bağlıdır.
Son cümle sınavda ayrı sorulur: başarıyı belirleyen şey yöntem değil, güvendir.
Altı yaklaşım tek bir şema hâlinde toplandı; burası onun gezilebilir hâli. Bir kola bas: altta yaklaşımın problemi nerede gördüğü, hangi tekniği kullandığı ve hangi rahatsızlıklarda etkili olduğu çıkar. Sınav sorularının çoğu “hangi yaklaşım hangi rahatsızlıkta etkilidir” biçiminde gelir.
Psikolojik rahatsızlıkların biyolojik nedenlerden kaynaklandığını ve rahatsızlıkların tedavisinde psikoaktif ilaçların kullanılması gerektiğini savunan yaklaşımdır. Biyomedikal tedavide uzman, hastanın göstermiş olduğu belirti ve bulgulara göre tanı koyar ve ilaç yazar. Bu yaklaşımın tedavi sürecinde terapistin etkisi daha fazladır ancak iyileşme sürecinde hastanın da terapist ile iş birliği yapması beklenir.
Bilinçaltına önem veren bu yaklaşım ilk kez Sigmund Freud tarafından ortaya atılmıştır. Psikanalitik yaklaşıma göre bastırılmış anı, düşünce ve istekleri barındıran bilinç dışı bölüm çatışmalara yol açarak psikolojik ve fiziksel semptomlara neden olur. Psikanalistlere göre davranışın değişmesi, bireyin kendi bilinç dışı süreçlerini ve çatışmalarını anlamasına ve içgörü kazanmasına bağlıdır. Bastırılmış düşüncelerin ortaya çıkarılması için hipnoz, serbest çağrışım, rüya yorumu ve dil sürçmelerinin analizi gibi teknikler kullanılır. Tedavide amaç; bireyin geçmiş yaşantılarının, şu anki davranışlarını nasıl etkilediğini anlamaya çalışarak var olan problemi çözmektir. Özellikle psikonevrozlar (depresyon, histerik, fobik, depresif nevrotik gibi) kişilik bozukluklarının tedavisinde etkilidir.
Problemin kaynağının yanlış düşünce, inanç ve hatalı şemalardan kaynaklandığını, bunların değiştirilmesi ile duygu ve davranışların da değişeceğini, böylece problemin çözüleceğini savunan yaklaşımdır. Bilişsel yaklaşımın öncülerinden Aaron Beck’e göre insanın kendi kendine söylediği “Çok şanssızım.”, “Başarısızım.”, “Asla mutlu olamayacağım.” gibi olumsuz ifadeler bireyin düşünce ve duygu durumunu olumsuz etkiler. Terapist, kişinin bu olumsuz ifade ve düşüncelerini fark etmesini ve değiştirmesini sağlamaya çalışır. Bu yaklaşım panik atak, depresyon, yeme bozuklukları gibi çeşitli semptomların tedavisinde etkilidir.
Gözlenebilir davranışlara odaklanan, bütün davranışların etkileşim ve çevre yolu ile öğrenildiğini savunan yaklaşımdır. Bu yaklaşıma göre koşullanma yolu ile öğrenilen duygusal tepkiler, aynı öğrenme ilkeleri kullanılarak unutturulabilir. Yapılan terapide edimsel koşullanma ilkeleri kullanılarak davranışlar biçimlendirilir. Davranış tedavisinin amacı, uyumsuz ve bozuk davranışların yerine uyumlu davranışların kazandırılmasıdır. Özellikle fobi ve obsesif kompulsif bozuklukların tedavisinde etkilidir.
İnsanın biricikliğine, özgürlüğüne inanan ve bunlara vurgu yapılması gerektiğini savunan yaklaşımdır. Bireyin sadece dışarıdan gözlemlenebilen davranışlarına değil, davranışı gerçekleştiren kişinin bakışına da önem verilmesi gerektiğini savunur. Bireyi kendi kendini değiştirme gücü olan bir kişi olarak görür, ona saygı duyar. Hasta değil danışan ifadesini kullanır. Empatik anlayışla yargılamadan dinleme temel koşuldur. Kaygı bozuklukları, psikosomatik problemler, kişiler arası güçlükler ve krize müdahale durumlarında etkili olan bir terapi türüdür.
İnsanların kendilerini gerçekleştirme kapasitesine sahip olduklarını, yaşamlarının kendi seçimlerinden kaynaklandığını savunan yaklaşımdır. İnsan varlığının anlamı, özgür iradenin rolü gibi konulara odaklanır. Terapide o an içinde bulunulan zamana odaklanmaya, bireylerin sorumluluk almalarına vurgu yapılır. İnsanın tercih yapmakta özgür olduğuna, her zaman gelişip değişebileceğine inanır. Danışma sırasında bireyle kurulan ilişkinin daha önemli olduğunu belirtir.
Edimsel koşullanma ilkeleri; olumlu pekiştirme, olumsuz pekiştirme ve sistematik duyarsızlaştırmadır.
Bu üçlü davranışsal yaklaşımın terapide kullandığı araçlardır; üçü birlikte sayılır.
Dört yaklaşım için “özellikle şunda etkilidir” denir. Doğru sütuna ✓ koy; bu eşleşmeler sınavda doğrudan sorulur.
“hipnoz”, “danışan”, “şema”, “pekiştirme”, “özgür irade” gibi bir sözcük yaz.
İkisi de insanın kendini geliştirme/gerçekleştirme gücüne inanır ve ikisi de ilişkiyi öne alır. Ayrım iki ayrıntıda: hümanistik yaklaşım “hasta” değil “danışan” der ve empatik anlayışla yargılamadan dinlemeyi temel koşul sayar; ayrıca kaygı bozuklukları, psikosomatik problemler, kişiler arası güçlükler ve krize müdahale durumlarında etkilidir. Varoluşçu yaklaşım ise yaşamın anlamı ve özgür iradenin rolüne odaklanır, o an içinde bulunulan zamana ve sorumluluk almaya vurgu yapar.
Bu ünitenin en pratik yanı, ne zaman “bu normal” ne zaman “bunun için destek alınır” diyebilmeyi öğretmesi.
Defterini cetvelle çizen arkadaşın için “obsesif” demek acele bir yargıdır. Ölçüt açık: belirli bir sıklığın üzerindeyse, günlük yaşamın gerektirdiği işlevleri yerine getirmesinde sorunlara neden oluyorsa, kişinin hayatını etkiliyorsa davranış bozukluğundan söz edilebilir.
Kimseyle konuşmayan (şizoid: sosyal ilişkiler kuramayan, mesafeli), herkesi kullanan (antisosyal: diğer insanların hakları bir şey ifade etmez) ve hep alkış bekleyen (narsistik: başkalarının kendisine hayran olmasını isteme) profilleri ayırmayı bu ünite öğretiyor. Gerçek hayatta bunlar tanı değil, kavramı anlamak için örnek.
Kanıt olmadan sürekli kendisine kötülük yapıldığını düşünmek paranoid kişilik bozukluğu tanımında geçer: geçerli bir kanıt bulunmaksızın aldatıldığından, takip edildiğinden, kullanıldığından ve kendisine zarar verileceğinden aşırı derecede kuşkulanma.
Arkadaş grubunda hiçbir isteği geri çevirememek bağımlı kişilik bozukluğunun tanımında geçen bir örüntüdür: başkalarının destek ve onayını yitirme korkusuyla isteklerini dile getirmekte güçlük çeker ve kolay kolay hayır diyemezler. Ölçüt yine aynı: süreklilik ve hayatı etkilemesi.
“Başarısızım”, “asla mutlu olamayacağım” gibi cümleler bilişsel yaklaşımın hedefidir: insanın kendi kendine söylediği olumsuz ifadeler bireyin düşünce ve duygu durumunu olumsuz etkiler. Terapist bunları fark ettirmeye ve değiştirmeye çalışır.
Korkulan durumla adım adım karşılaşmak davranışsal yaklaşımın alanıdır: koşullanma yolu ile öğrenilen duygusal tepkiler, aynı öğrenme ilkeleri kullanılarak unutturulabilir. Bu yaklaşım özellikle fobi ve obsesif kompulsif bozuklukların tedavisinde etkilidir.
“Hasta” değil danışan denmesi bir tercih değil, bir yaklaşımın işaretidir: hümanistik psikoterapi yöntemi bireyi kendi kendini değiştirme gücü olan bir kişi olarak görür ve empatik anlayışla yargılamadan dinlemeyi temel koşul sayar.
Bölüm seçerken yaşanan boşluk hissi varoluşçu yaklaşımın konusudur: insan varlığının anlamı, özgür iradenin rolü. Terapide o an içinde bulunulan zamana ve sorumluluk almaya vurgu yapılır.
İki şey birlikte geçerlidir: psikolojik destek sürecinde ilaç tedavisi ve terapi yöntemleri birlikte uygulanır ve başarı destek veren uzman ile destek alan kişi arasında güvenin oluşmasına bağlıdır. Yani ilk şart, güvendiğin biriyle konuşabilmek.
49 soruluk test · normal dışı davranış ölçütü, kişilik bozukluğunun kabul şartları, paranoid-şizoid-antisosyal-obsesif kompulsif-narsistik-bağımlı kişilik bozuklukları, şizofreni ve 6 ay tanı eşiği, psikolojik desteğin altı yaklaşımı ve etkili oldukları alanlar
Normal davranış yer, zaman ve duruma uygun olan, çoğunluğun doğru kabul ettiğidir; normal dışı davranış bunun tersidir ve “istatistiksel olarak” seyrek rastlanandır. Karar ortam, yer, zaman, sayı ve şiddete bağlıdır ve görecelidir. Her anormal davranışı hastalık ya da bozukluk olarak görmemek gerekir; belirli bir sıklığın üzerindeyse, günlük yaşamın gerektirdiği işlevleri yerine getirmede sorun yaratıyorsa ve kişinin hayatını etkiliyorsa davranış bozukluğundan söz edilebilir. Kişilik bozukluğu için ayrıca belirtilerin toplumun beklentilerinden belirgin olarak sapan ve sürekli olan davranış örüntülerine dönüşmüş olması gerekir.
Kişilik bozukluklarında etkili olan durumlar: genetik yatkınlık · anne baba tutumları · çocukluk çağında yaşanan travmalar · fiziksel ve kültürel çevre.
Paranoid (sanrılı): geçerli kanıt olmadan aldatıldığından, takip edildiğinden, kullanıldığından, zarar göreceğinden aşırı kuşkulanma; kuşkucu, çok gururlu, güvensiz, tedirgin, ciddi, soğuk, gergin. Şizoid: duygusal tepkisizlik ya da tekdüze duygulanım ve yaşamdan kopukluk; sosyal ilişki kuramaz, sırdaşı ve arkadaşı yoktur. Antisosyal: diğer insanların duyguları ve hakları bir şey ifade etmez; sorumluluk, sadakat, vicdan ve empatiden yoksun; yasalara aykırı davranış, sürekli yalan, saldırganlık. Obsesif-kompulsif: asıl amaca değil ayrıntılara takılma; katı, kuralcı, aşırı titiz; defalarca el yıkama, sürekli kontrol etme. Narsistik: kendini üstün ve özel görme, benmerkezcilik, hayranlık isteme, başkalarını çıkarları için kullanma. Bağımlı: destek ve öğüt almadan karar veremez, kolay kolay hayır diyemez, ayrılık kaygısını üst seviyede yaşar.
Beyin fonksiyonlarındaki bozukluklar sonucunda kişinin düşüncesini, davranışını ve duygularını ifade etme şeklini bozan psikolojik rahatsızlık; yani duygu ve düşünce bozukluğu. Kalıtımın rolü büyüktür, ancak sosyal ya da çevresel faktörler yatkın kişilerde ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Belirtiler: içine kapanıklık, çoğu zaman sakinlik, ani sinirlenme veya gülme, halüsinasyon, konuşmada düzensizlik, kendi kendine konuşma, kendi yarattığı dünyanın gerçekliğine inanma, öz bakım eksikliği; intihar olayı sıkça görülür. Tanı için belirtilerin en azından 6 aydır devam etmesi ve günlük hayatta belirgin bozulmaya neden olması gerekir.
Süreçte ilaç tedavisi ve terapi yöntemleri birlikte uygulanır; başarı uzman ile destek alan kişi arasında güvenin oluşmasına bağlıdır. Biyomedikal: nedenler biyolojiktir, psikoaktif ilaçlar; uzman belirti ve bulgulara göre tanı koyar ve ilaç yazar; terapistin etkisi daha fazladır ama hastanın iş birliği beklenir. Psikanalitik: Freud; bilinç dışı çatışmalar semptom üretir; hipnoz, serbest çağrışım, rüya yorumu, dil sürçmelerinin analizi; psikonevrozlar ve kişilik bozukluklarında etkili. Bilişsel: yanlış düşünce, inanç ve hatalı şemalar; öncülerinden Aaron Beck; panik atak, depresyon, yeme bozukluklarında etkili.
Davranışsal: gözlenebilir davranışlara odaklanır, bütün davranışlar etkileşim ve çevre yolu ile öğrenilir; terapide edimsel koşullanma ilkeleri kullanılır (olumlu pekiştirme, olumsuz pekiştirme, sistematik duyarsızlaştırma); amaç uyumsuz davranışların yerine uyumlu davranışların kazandırılması; fobi ve obsesif kompulsif bozukluklarda etkili. Hümanistik (insancıl): insanın biricikliği ve özgürlüğü; “hasta” değil “danışan”; empatik anlayışla yargılamadan dinleme temel koşuldur; kaygı bozuklukları, psikosomatik problemler, kişiler arası güçlükler ve krize müdahalede etkili. Varoluşçu: kendini gerçekleştirme kapasitesi, yaşamın kendi seçimlerinden kaynaklanması, özgür irade; o an içinde bulunulan zamana ve sorumluluk almaya vurgu; kurulan ilişkinin daha önemli olduğunu belirtir.