Aileden farklı, aileler arası bir düzen
“Siyaset”, Arapça kökenli bir kelimedir ve sözlük karşılığı eğitmek, yetiştirmek, düzenlemek anlamlarına gelir. Bu ünitede siyaset kurumunun kökeni, on altı temel kavram, beş siyasal yönetim biçimi, demokrasinin üç biçimi, kuvvetler ayrılığı ve Türkiye’deki karşılıkları ile Atatürkçü düşünce sisteminin özellikleri var. Dersin son ünitesi bu.
“Siyaset”, Arapça kökenli bir kelimedir ve sözlük karşılığı eğitmek, yetiştirmek, düzenlemek anlamlarına gelir. Bu terim zamanla “yönetme bilgisi ve yönetme tekniği” anlamında kullanılagelmiştir.
Siyaset teriminin Batı dillerindeki karşılığı olan “politika”nın ise Grekçe şehir yerel yönetimi, kamu düzeni anlamlarına gelen “politeia”dan türediği kabul edilmektedir.
Siyaset, kamu düzenini sağlamak ve genel yönetimi gerçekleştirmek görevini yerine getiren bir temel kurumdur. Bu hâliyle de insanlığın varlığıyla paralel bir olgudur.
Siyaset; temel bir kurum kimliğiyle potansiyel olarak, insanlığın başından beri; fiilî olarak ise klan ve kabile hayatından bu yana var olmuştur. Sınavda bu ayrım sorulur: potansiyel olarak insanlığın başından, fiilî olarak klan ve kabile hayatından beri.
Antropologların açıklaması bir zincir hâlinde ilerler: nüfusun yoğunlaşması → klanda bir aile başkanının ek bir rol üstlenmesi → siyasal oluşumun doğuşu. Bir halkayı seç: çizimde o adım öne çıkar.
Antropologlar siyasetin aileden farklı ve aileler arası bir düzenin ortaya çıkmasıyla başlamış olabileceğini düşünmektedirler. Yani siyaset kurumunun doğuşu ailenin içinde değil, aileler arasında aranır. Çünkü nüfus yönünden yoğunlaşmaya paralel olarak klanda aile başkanlarından birisi, aile başkanlığının yanı sıra kamu düzenini sağlayıcı bir rol üstlenmiştir. İşte bu rol, siyasal bir oluşumun kökenidir. Dikkat: kişi zaten bir aile başkanıdır; yeni olan şey kamu düzenini sağlayıcı rolün eklenmesidir.
Bu ünitenin en çok soru çıkan yeri kavram tanımlarıdır. Aşağıdaki tablo on altı tanımı olduğu gibi taşıyor; altındaki matriste kendini sınayabilirsin.
“yasama”, “yürütme”, “meşru”, “özgür” gibi bir kelime yaz; sütun süzgeciyle yalnız kavram adında da arayabilirsin.
Devlet: Belirli bir ülke üzerinde yerleşmiş, zorlayıcı yetkiye sahip üstün bir iktidar tarafından yönetilen insan topluluğunun meydana getirdiği siyasal yapıdır.
Millet: Belli bir coğrafya üzerinde yaşayan; ırk, dil, din, tarih, yasa, gelenek ve âdetlerin birliği; fiziki ve fikrî benzerlikler, ekonomik ihtiyaçların üretimi gibi sebeplerle birlikte yaşamak hususunda arzu duyan toplumdur.
İktidar: İnsanları itaat etmeye ve kurallara uymaya zorlayabilme gücüdür. Bir diğer ifade ile bir kişinin (ya da grubun) diğerlerinin davranışlarını kontrol etmesini ifade eden toplumsal ilişkidir. Siyasal iktidar ise devlet yönetimini elinde bulundurma ve devlet gücünü kullanma yetkisidir.
Otorite: İktidarın meşru kullanımını belirleyen, toplumsal bir sistemde ortaya çıkan kurumsallaşmış ve meşru güçtür. Ayrım tek kelimede: otoritede meşruluk vardır.
Meclis: Üç büyük güçten “yasama” gücünü kullanan, seçilmiş insanlardan oluşan, demokratik devletlerde halk tarafından seçilen organdır.
Hükûmet: Devlette eksiksiz bir çalışma yapılabilmesi için üç büyük güç (yasama, yürütme, yargı) içinde “yürütme” gücünü kullanan organdır. Meclis yasama, hükûmet yürütme — karışan yer burasıdır.
Özgürlük: Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu veya her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumudur. Bireylerin özgürlükleri sınırsız değildir, yasaların belirlediği sınırlar dâhilindedir.
Adalet: Yasalarda sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanmasıdır. Hak: Kişiye çıkarlarını korumak, ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla hukuk düzeninin tanıdığı irade gücü veya hukuksal güçtür.
Üçü de “güç” diyor ama üçü ayrı yerde durur. İktidar zorlayabilme gücüdür; meşru olup olmadığına bakmaz. Otorite iktidarın meşru kullanımını belirleyen kurumsallaşmış güçtür. Egemenlik ise bir toprak parçası ya da mekân üzerindeki kural koyma gücü ve hukuk yaratma kudretidir; aynı zamanda bir devletin ülkesi ve uyrukları üzerindeki yetkilerinin tümünü ifade eder. Meşruiyet ise en kısa tanımlı olanıdır: yasaya uygunluk, geçerlilik, yasallıktır.
Tanımlardan on cümle. Her satırda tek doğru sütun var; tabloyu yana kaydırarak bütün sütunları görebilirsin.
Gerek siyasal yetkililerin gerek siyasal topluluğu oluşturan tüm bireylerin etkileşimlerini düzenleyen yazılı ve yazısız kural, norm, ilkelerden oluşan sisteme siyasal yönetim şekli denir. Beş başlıca biçim vardır.
Bir biçim seç: soldaki kutu yönetenleri, sağdaki kutu yönetilenleri gösterir; figür sayısı yönetenlerin genişliğini anlatan bir şemadır. Monarşide tek kişi, oligarşide belirli bir zümre, aristokraside küçük ve ayrıcalıklı bir grup, teokraside dinî otoriteler, demokraside halkın seçtiği kişiler yönetir.
Monarşi, yönetme gücünü tek bir kişinin elinde bulundurmasıdır. Monarşiler mutlak monarşi ve meşruti monarşi olmak üzere ikiye ayrılır.
Mutlak monarşide bir hükümdar (monark) mutlak güce sahiptir. Hükümdar tüm yasaları çıkarır, tüm yargıçları atar ve yetkileri üzerinde hiçbir resmî denetim yoktur. Meşruti monarşide ise monark yetkilerini meclisle paylaşır.
Oligarşi, sadece belirli bir zümrenin bir ülkeyi yönetmesiyle ortaya çıkan yönetim biçimidir. Genelde yönetimdeki grup askerî, siyasi veya maddi olarak ülkenin önde gelen gruplarından biridir.
Ayrıcalıklı konuma sahip bu grubun üyeleri için çıkarlarını korumak temel motivasyondur. Bu durum halkın aleyhine politikaların uygulanmasına bile sebep olur. Bazı siyaset bilimciler, yönetim şekli ne olursa olsun her devletin yönetiminde mutlaka bir oligarşi olduğunu belirtirler.
Aristokrasi, halkın aristokrat adı verilen küçük, ayrıcalıklı bir grup tarafından yönetildiği yönetim şeklidir. Aristokrasiler aslında zamanla güçlerini kaybeden monarşilerden doğmuştur. Monarşilerde olduğu gibi aristokrasilerde de kan bağı önemlidir. Asalet (soyluluk) babadan oğula veraset yoluyla intikal eder ve iktidar belli asalet ölçütlerine göre kullanılır.
Tarihsel akış içinde kültürel, toplumsal ve ekonomik nedenlerle asillerden olmayan halk tabakaları siyasi ve medeni haklar elde ettikçe aristokratik düşünceler de her geçen gün zayıflamıştır. Günümüz siyasal dünyasına demokratik fikirler hâkim olduğundan günümüz devletlerinde aristokratik bir yapı görülmemektedir.
Devletin Tanrı veya doğaüstü güçler adına sınırsız güç talep eden dinî otoriteler tarafından yönetilmesidir. Diğer bir ifadeyle “devlet işlerinden, yönetim ile görevli din adamları sınıfının sorumlu olduğu ve devlet işlerinin dinî temellere dayandırıldığı sistem” olarak tanımlanabilir.
Günümüzde Vatikan, Suudi Arabistan ve İran teokratik yönetim biçimine örnek oluştururlar. Bazı aşırı teokratik devletlerde din özgürlüğü yoktur ve teokrasinin inancına karşı gelmek, genellikle aşırı hükûmetlerde ağır yaptırımlara sebep olur.
Demokrasi kavramı; hukuken iktidar olma yetkisinin halkın elinde bulunması, halk tarafından hükûmet edilmesi ya da halkın kendini yönetecekleri kendi iradesince seçmesi anlamına gelir. Demokrasi, ulus devletlerin ortaya çıkmasının ardından dünyada yaygın biçimde benimsenen bir yönetim biçimidir. Bu yönetim biçimi halkın kendisini yönetecek kişileri seçimler yoluyla belirleyip iktidara getirmesini içerir.
Günümüzdeki demokrasi modeli temsilî demokrasidir. Demokrasinin en önemli özelliği seçimlerin serbestliğidir. Yoksa seçime diğer sistemlerde de rastlanılmaktadır. Son cümle sık sorulur: ayırt edici olan seçimin varlığı değil, serbestliğidir.
İkisinde de ülkeyi küçük bir grup yönetir; ayrım grubun neye dayandığındadır. Oligarşide grup askerî, siyasi veya maddi olarak ülkenin önde gelen gruplarından biridir — dayanağı güç ve çıkardır. Aristokraside ise kan bağı önemlidir, asalet babadan oğula veraset yoluyla intikal eder. Bir ayrım daha: günümüz devletlerinde aristokratik bir yapı görülmemektedir, oysa bazı siyaset bilimciler her devletin yönetiminde mutlaka bir oligarşi olduğunu belirtirler.
Her satırda tek doğru var.
Bir yönetim sistemi olarak demokrasinin üç temel biçimi vardır. Üçünü ayıran şey, halkın karara doğrudan mı yoksa temsilci aracılığıyla mı katıldığıdır.
Bir biçim seç: akış şeması halktan karara giden yolu gösterir. Doğrudan demokraside arada durak yok; temsilî demokraside arada seçilmiş temsilciler var; katılımcı demokraside temsilcilere ek olarak referandum ve sivil toplum örgütleri devreye giriyor.
Siyasi kararların yurttaşların oy çokluğu ile doğrudan doğruya şehir halkı tarafından alındığı yönetim şekline doğrudan demokrasi denir. Doğrudan demokrasi, halkın halk tarafından yönetilmesini öngörmektedir. Dolayısıyla doğrudan demokrasi sistemi, demokrasinin anlamına en yakın olan hâlidir.
Bu sistemin ilk örnekleri Antik Çağ site toplumlarında gözlemlenmektedir. İsviçre’nin Glarus Kantonu, doğrudan demokrasinin uygulandığı nadir bölgelerden biridir.
Dünyada en yaygın uygulanan demokrasi biçimidir. Doğrudan demokrasiden önemli ölçüde ayrılır. Halk sadece belli dönemlerde yapılan seçimler yoluyla ve belli bir süre için seçtiği temsilciler aracılığıyla yönetime dolaylı ve uzaktan katılım sağlar.
Halkın seçtiği temsilciler mecliste halkı temsil etmek üzere bulunur ve halk adına kararlar alır. Bu temsilcilere milletvekili ya da parlamenter denir. Halkın alınan kararlara doğrudan müdahale yetkisi yoktur.
Gelişmiş ülke yönetimlerinde, halkın karar alma süreçlerine daha fazla katılımını ifade eden “katılımcı demokrasi” uygulamaları yaygınlaşmaktadır. Örneğin bir ülkede cumhurbaşkanını halkın seçip seçmemesine yönelik referandumun yapılması katılımcı demokrasiye örnek olarak verilebilir.
Bunun dışında bazı yerel kararların alınması gerektiğinde de halkın görüşlerine başvurulabilir. Halkın karar alma süreçlerine katılımı sadece referandumla sağlanamayacağı için sivil toplum örgütlerinin kamusal alanda etkin olması gerektiği savunulmaktadır. Katılımcı demokraside halkın yönetime, seçimlerin dışında, daha yoğun katkısı söz konusudur.
İki üstünlük iki ayrı biçime aittir ve soru kökünde takas edilir. Doğrudan demokrasi demokrasinin anlamına en yakın olan hâlidir; temsilî demokrasi ise dünyada en yaygın uygulanan biçimdir ve günümüzdeki demokrasi modeli temsilî demokrasidir. “En yakın” anlamla, “en yaygın” uygulamayla ilgilidir.
Kuvvetler ayrılığı; devleti yönetme erkinin her biri bağımsız yasama, yürütme ve yargı şeklinde üç ana organ arasında paylaştırılmasıdır. Bu üç organın görevleri ilgili kurum ya da kişilerce yerine getirilir. Her birinin yetki güçleri eşittir. Böylece hiçbiri tek başına sistemi değiştiremez. Kuvvetler ayrılığı, gücün kötüye kullanılmasının önüne geçerek herkes için özgürlüğü ve adaleti güvence altına almaktadır.
Bir organı seç: merkezden ona giden bağ öne çıkar, Türkiye’deki karşılığı kolun altında görünür ve o organın tanımı altta belirir.
Türkiye’nin devlet sisteminde yasama yetkisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndedir. Meclis; anayasaya bağlı kalmak koşuluyla yasa yapma, değiştirme veya yürürlükten kaldırma yetkisine sahiptir.
Yargı yetkisi, bağımsız mahkemelerdedir. Bağımsız mahkemeler, devlet adına yasaları yorumlar ve uygular. Yargının yasama ve yürütme organlarından bağımsız olması adaletin sağlanması açısından son derece önemlidir. Yargı yetkisinde son söz Anayasa Mahkemesi’ndedir.
Yürütme yetkisi ise cumhurbaşkanına aittir. Yürütme organı; yasama organı tarafından düzenlenen, yargı organlarınca yorumlanan ve uygunluğu kabul edilen yasaların uygulanmasından sorumludur.
Atatürkçü düşünce sistemi; akıl ve bilimsel düşünce rehberliğinde ilerlemeyi, insan hak ve özgürlüklerini, tam bağımsızlık ilkesini benimsemeyi, halk egemenliğini ve çağdaşlaşmayı esas alan çok yönlü ve kendine özgü bir düşünce sistemidir.
“ilke”, “egemenlik”, “dinamik” gibi bir kelime yaz. Her satır bir ilkeye karşılık gelir.
Cumhuriyetçilik ve halkçılık ilkeleri ile halkın egemenliği güvence altına alınmıştır. Millî kimliğin oluşmasında belirleyici olan Atatürkçü düşünce sistemi, evrensel değerlerle millî değerlerin bir sentezidir. Devletçilik ilkesiyle devletin; kamunun ihtiyaçlarını karşılayan, halkın huzur ve refahını sağlayan bir örgütlenme biçimi olduğu kabul edilir.
Akılcılık ve bilimsel düşünceye verilen önem sebebiyle dogmatik değil yeniliğe açıktır. İnkılapçılık ilkesi ise durağan değil dinamiktir. Atatürkçü düşüncede bağımsızlığın en yüce değer olarak kabul edilmesi bağımsızlık kazanmak isteyen birçok ülkeye ilham vermiştir. Bu yanıyla da evrenseldir.
Türk milleti, cumhuriyet yönetimi sayesinde pek çok yeni haklar elde etmiştir. Cumhuriyetle elde edilen haklar, vatandaşların devlete ve birbirlerine karşı sorumluluklarını da belirlemiştir.
Atatürk’e göre hakların, sorumlulukların bilincinde olma vatandaşlık bilincine varmayla ilişkilidir. İnsan ait olduğu topluma faydalı hizmetler üretebildiği ölçüde vatandaşlık bilincine erişmiş demektir. Vatandaş olma bilincinde olan insanlar, sorumluluklarının farkındadırlar.
Atatürkçü düşünce sistemi, dönemin diğer düşünce ve akımlarından etkilenmiş olsa da tek bir akım ya da ideoloji ile ilişkilendirilemez. Atatürkçü düşünce sisteminin oluşmasında birçok düşünce, akım ve tarihsel olayın etkisi vardır ve farklı ideolojilerle birleştiği ya da ayrıldığı noktalar olması da doğaldır.
Ancak ülkenin koşulları ve ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yepyeni ve özgün bir düşünce ortaya konmuştur. Tüm ilkeler hayatın içinden çıkmış, halkın iradesi ile oluşturulmuş, toplumsal gerçekliğin sonuçlarıdır.
UNESCO Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumunun 100. yılı olan 1981 yılını “Atatürk Yılı” ilan etmiştir.
Kararın gerekçesi: “Sömürgecilik ve emperyalizme karşı çıkan savaşların ilk lideri, tüm hayatı boyunca insanlar arasında renk, dil, din ve ırk ayrımı gözetmeyen, bir uyum ve iş birliği çağının doğacağına inanan, eylemi her zaman barış, uluslararası anlayış ve insan haklarına saygı yönünde gerçekleşen, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, olağanüstü bir devrimci.”
Sınıfın oy verip başkan seçmesi temsilî demokrasinin küçük hâli: halk belli dönemlerde yapılan seçimler yoluyla ve belli bir süre için seçtiği temsilciler aracılığıyla yönetime dolaylı ve uzaktan katılım sağlar. Sınıf başkanı da halk adına kararlar alır.
“Gezi nereye olsun?” sorusunu herkesin el kaldırarak oyladığı an doğrudan demokrasidir: siyasi kararların yurttaşların oy çokluğu ile doğrudan doğruya alınması. Tarihsel örnek Antik Çağ site toplumları, güncel örneği İsviçre’nin Glarus Kantonu.
Okulda “kantin menüsü değişsin mi?” anketi ya da kulüplerin ortak imza metni katılımcı demokrasiye benzer: bazı yerel kararların alınması gerektiğinde halkın görüşlerine başvurulur ve sivil toplum örgütlerinin kamusal alanda etkin olması gerektiği savunulmaktadır.
Oynadığın oyunda klanın kurallarını koyan bir lider varsa, kökeni orada: klanda aile başkanlarından birisi, aile başkanlığının yanı sıra kamu düzenini sağlayıcı bir rol üstlenmiştir ve işte bu rol, siyasal bir oluşumun kökenidir.
Mesajlaşma grubunda tek kişinin herkesi çıkarabilmesi, kural koyup denetleyeni olmaması mutlak monarşinin şemasına benzer: hükümdar tüm yasaları çıkarır, tüm yargıçları atar ve yetkileri üzerinde hiçbir resmî denetim yoktur. Yöneticinin yetkilerini bir moderatör kuruluyla paylaştığı hâl ise meşruti monarşiye yakındır: monark yetkilerini meclisle paylaşır.
Bir kulüpte kararları hep aynı üç kişinin alması ve kendi çıkarlarını koruması oligarşiyi hatırlatır: ayrıcalıklı konuma sahip bu grubun üyeleri için çıkarlarını korumak temel motivasyondur ve bu, halkın aleyhine politikaların uygulanmasına bile sebep olur.
Kuralları yönetmelik koyar, uygulamayı idare yapar, itirazına disiplin kurulu bakar. Bu bölünme kuvvetler ayrılığının mantığıdır: her birinin yetki güçleri eşittir ve böylece hiçbiri tek başına sistemi değiştiremez.
Sınıfta çıkan “ben istediğimi yaparım” tartışmasının cevabı açıktır: bireylerin özgürlükleri sınırsız değildir, yasaların belirlediği sınırlar dâhilindedir. Adalet ise yasalarda sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanmasıdır.
Mahalle temizliğine katılmak ya da bir dernekte gönüllü olmak sivil toplumun tanımına girer: devlet otoritesi ve kurumları dışında kendini yönlendirebilen, hak ve özgürlüklerini savunabilen özgür ve özerk vatandaşlardan oluşan toplum. Atatürk’ün ölçütü de buna yakındır: insan ait olduğu topluma faydalı hizmetler üretebildiği ölçüde vatandaşlık bilincine erişmiş demektir.
48 soruluk test · siyaset kurumunun kökeni, on altı temel kavram, beş siyasal yönetim biçimi, demokrasinin üç biçimi, kuvvetler ayrılığı ve Türkiye’deki karşılıkları ile Atatürkçü düşünce sisteminin özellikleri
“Siyaset” Arapça kökenlidir; sözlük karşılığı eğitmek, yetiştirmek, düzenlemek, zamanla “yönetme bilgisi ve yönetme tekniği” anlamını kazanmıştır. Batı dillerindeki “politika”, Grekçe “politeia”dan (şehir yerel yönetimi, kamu düzeni) türemiştir. Siyaset, kamu düzenini sağlamak ve genel yönetimi gerçekleştirmek görevini yerine getiren bir temel kurumdur: potansiyel olarak insanlığın başından beri, fiilî olarak klan ve kabile hayatından bu yana vardır.
İktidar: insanları itaat etmeye ve kurallara uymaya zorlayabilme gücü. Otorite: iktidarın meşru kullanımını belirleyen kurumsallaşmış ve meşru güç. Egemenlik: kural koyma gücü ve hukuk yaratma kudreti. Meşruiyet: yasaya uygunluk, geçerlilik, yasallık. Meclis yasama, hükûmet yürütme gücünü kullanır.
Monarşi: yönetme gücü tek bir kişide; mutlak (denetim yok) ve meşruti (monark yetkilerini meclisle paylaşır). Oligarşi: belirli bir zümre; grup askerî, siyasi ya da maddi olarak öne gelenlerdendir. Aristokrasi: küçük, ayrıcalıklı bir grup; kan bağı ve veraset esastır, günümüz devletlerinde görülmez. Teokrasi: dinî otoriteler; örnekler Vatikan, Suudi Arabistan, İran. Demokrasi: iktidar yetkisi halkın elinde; en önemli özelliği seçimlerin serbestliğidir.
Doğrudan: kararlar oy çokluğu ile doğrudan doğruya şehir halkı tarafından alınır; demokrasinin anlamına en yakın hâlidir; Antik Çağ site toplumları ve İsviçre’nin Glarus Kantonu. Temsilî: dünyada en yaygın uygulanan biçim ve günümüzdeki demokrasi modeli; temsilcilere milletvekili ya da parlamenter denir, halkın kararlara doğrudan müdahale yetkisi yoktur. Katılımcı: referandum ve sivil toplum örgütleri yoluyla seçimlerin dışında daha yoğun katkı.
Devleti yönetme erkinin her biri bağımsız yasama, yürütme ve yargı şeklinde üç ana organ arasında paylaştırılmasıdır; her birinin yetki güçleri eşittir, hiçbiri tek başına sistemi değiştiremez, gücün kötüye kullanılmasının önüne geçer. Türkiye’de: yasama TBMM’de, yargı bağımsız mahkemelerde (son söz Anayasa Mahkemesi’nde), yürütme cumhurbaşkanına aittir.
Akıl ve bilimsel düşünce rehberliğinde ilerlemeyi, insan hak ve özgürlüklerini, tam bağımsızlık ilkesini benimsemeyi, halk egemenliğini ve çağdaşlaşmayı esas alan çok yönlü ve kendine özgü bir düşünce sistemidir. Cumhuriyetçilik ve halkçılık halkın egemenliğini güvenceye alır, devletçilik devleti kamunun ihtiyaçlarını karşılayan bir örgütlenme sayar, akılcılık sistemi dogmatik değil yeniliğe açık, inkılapçılık durağan değil dinamik yapar. UNESCO, 1981’i “Atatürk Yılı” ilan etmiştir.