Aynı çözümleme kalıbı, iki kurum
Eğitim ve din: ikisi de tanım, kuramsal perspektif ve işlevler başlığıyla ele alınıyor. Bu ünitede eğitim kurumunun üç kuramı, eğitimin sekiz toplumsal etkisi, formel (örgün-yaygın) ve informel eğitim, Atatürk’ün yedi eğitim ilkesi, dinin sosyolojik tanımı, işlevsel ve özsel tanımlama, dinin altı işlevi, tarihte görülen altı inanç biçimi ve laikliğin anayasa tarihi var.
Eğitim; bireylere akademik bilgi, genel beceri ve kültürel normları öğretmek üzere organize olmuş toplumsal bir kurumdur.
Eğitim kurumunun amacı, hayatın çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak için bireylere gerekli donanımı kazandırmak ve bireylerin topluma faydalı olacak tutumlar geliştirmesini sağlamaktır.
Dünyadaki tüm ülkeler birbirinden çok farklı öğretim programlarına ve eğitim olanaklarına sahip olsalar da eğitim kurumu olmayan toplum yoktur.
Bir önceki ünitedeki kurumların evrenselliği maddesinin somut hâli: biçim değişir, varlık değişmez.
Aynı okul, üç ayrı gözden nasıl görünüyor? Bir kuram seç: çizim o kuramın okula yüklediği rolü gösterir. İşlevselci hazırlar, çatışmacı eşitsizliği sürdürür, sembolik etkileşimci etiketler.
Öğrencileri ileride üstlenecekleri rollere hazırlayan eğitim kurumu, topluma hizmet eden en önemli kurumlardan biridir. Bu kurama göre okullar öğrencileri akademik başarı ve yeteneklerine göre sınıflandırarak iş hayatına hazırlar.
Eğitim kurumu ve onun uzantısı olan okullar ırk, sınıf ve cinsiyet eşitsizliklerini sürdüren bir araçtır. Onlara göre okullar özellikle sosyoekonomik düzeyi düşük öğrencilere diğerleriyle aynı fırsatları sunmaz.
Eğitim, bireyleri etiketlemenin bir aracıdır. Bir kişinin belirli bir beceriye sahip olduğunu, belirli bir eğitim düzeyine ulaştığını gösteren sertifikalar ne elde edildiğinin bir sembolü olur ve o kişinin etiketlenmesini mümkün kılar.
Sınavda kuram adı verilmeden bir cümle gösterilir. Anahtar kelimeler ayırır: “rollere hazırlama, sınıflandırma, iş hayatına hazırlık” → işlevselci; “eşitsizliği sürdürme, fırsat eşitsizliği” → çatışma; “etiketleme, sertifika, sembol” → sembolik etkileşimci. Aynı kalıp bir sonraki ünitede de işine yarayacak — kuramlar kurum kurum tekrarlanır.
Eğitimin toplumsal hayata etkisi sekiz başlıkta toplanır. Aralarında en çok karışan ikisi toplumsal kontrol ile toplumsal ve siyasal uyum; birinde otoriteye saygı ve hukuka uyum, ötekinde vatandaşlık rolleri ve millî değerler öne çıkıyor.
Sekiz başlık ve açıklamaları. “hareketlilik”, “vatandaşlık”, “kontrol” gibi bir kelime yazarak ara.
Sosyalleşme: Eğitim, bireylerin sosyalleşme süreçlerinde önemli bir işleve sahiptir. Çünkü sosyalleşme süreci, bireylerin bilgi ve beceri kazanmalarının yanında toplumun tüm değer ve normlarını öğrenmelerini de içerir.
Kültürel aktarım: Eğitim kurumları aracılığıyla toplumun değer, norm ve tüm kültürel ögeleri gelecek nesillere aktarılır.
Toplumsal kontrol: Eğitim kurumu, toplumun ortak değer ve normlarına uygun davranışların geliştirilmesinde önemli bir işleve sahiptir. Hukuksal normlara uyum, otoriteye saygı gibi davranışların okullarda kazanılmış olması toplumsal kontrolün sağlanmasını kolaylaştırır.
Hayata hazırlama: Eğitim, bireyleri gelecekte yapmak istedikleri mesleğe yönlendirme işlevi görür. Örneğin sınıf arkadaşlarıyla grup çalışması yapan öğrenciler için bu çalışmalar ileride iş ortamında yapacakları grup çalışmalarına bir ön hazırlıktır.
Toplumsal ve siyasal uyum: Eğitim; bireylerin tutum, düşünce ve alışkanlıklarını toplumla uyumlu hâle getirir. Aynı zamanda gelecek nesilleri vatandaşlık rollerine hazırlamaya yardımcı olur. Millî değerlerin aktarımında da eğitim önemli bir işleve sahiptir — örneğin bayrağa ve millî marşa saygı duymanın ve vatanseverliğin önemi, eğitimin her düzeyinde öğrencilere aktarılır.
Toplumsal hareketlilik: İyi eğitim almış bireylerin, toplumda daha yüksek statülere yükselme potansiyelleri dikey toplumsal hareketliliğe sebep olur.
Toplumsal gelişim: Eğitim, bir bütün olarak toplum ve bireyin temel yetkinliklerini artırarak toplumsal gelişmeyi sağlar.
Toplumsal bütünleşme: Eğitim, toplumdaki bireyleri birleştirerek dayanışma duygusunun oluşmasına katkı sağlar. Bireylerin ve grupların birbirleriyle iş birliği yapmasına ve toplumsal hayat için ortak bir zemin bulmasına yardımcı olur.
Bireylerin toplumun bir üyesi olmayı öğrenmeleri iki kaynaktan ilerler. Ağaç basit ama şıklar karıştırıcı: formel ikiye ayrılıyor (örgün ve yaygın), informel ayrılmıyor.
Bir kutu seç: çizimde vurgulanır, tanımı ve örneği altta çıkar. Yaş sınırı ölçütüne dikkat — örgün eğitimde yükseköğretim yaş sınırı olmayan kademedir.
Resmî nitelik taşıyan okullar, özel kurslar, hizmet içi kurslar, halk eğitim kursları vb. kurumlarda verilen eğitimdir.
Bu tür eğitim kurumlarının resmî nitelik taşımasının nedeni bir planı ve süresinin olması, olumlu davranışların ortaya çıkmasını amaçlaması, çerçevesi çizilmiş bir programa sahip olmasıdır. Örneğin okullardaki tüm öğretme ve öğrenme faaliyetleri, ülkenin eğitim politikası temelinde hazırlanmış öğretim programları aracılığıyla gerçekleştirilir. Bu programların amacı öğrencilerin toplumun beklentileri yönünde tutum, davranış ve beceri kazanmış üyeler olarak sosyalleşmelerini sağlamaktır. Formel eğitim örgün ve yaygın eğitim olmak üzere ikiye ayrılır.
Örgün eğitim: Millî eğitimin temel amaçlarını taşıyan ve yaş sınırı olan anaokulu, ilköğretim, ortaöğretim kademeleri ile yaş sınırı olmayan yükseköğretimi kapsayan eğitimdir.
Yaygın eğitim: Bireysel amaçlara hizmet eden ve yaş sınırı olmayan özel kurslar, meslek edindirme merkezleri gibi kuruluşlarda verilen eğitimdir.
Öğrenme; aile, arkadaş grupları, kitle iletişim araçları gibi kaynaklar yoluyla gerçekleşir. Ancak bu kaynaklar belirli bir plana ve çerçeveye sahip değildir.
Bu kaynaklardan öğrenme, olumlu ya da olumsuz davranışların ortaya çıkmasına sebep olabilir. Resmî olmayan eğitimin belirli bir süresi yoktur. Hayatın her aşamasında kesintisiz devam eder. Örneğin çocuklar okula başladıklarında formel eğitime geçiş yapsalar da informel eğitim süreci devam eder.
Hem resmî hem resmî olmayan öğrenme araçları bireylerin bilgi, beceri ve kimlik kazanmasını; içinde yaşadıkları toplumun kültürel değer, norm ve davranış kalıplarını öğrenmesini sağlar. Okullar, sosyalleşmenin en önemli kısmını oluşturur. Çünkü çocukluktan yetişkinliğe kadar okul, bireylerin en fazla zaman geçirdikleri ortamdır.
Bireylerin nitelik, potansiyel ve yetenekleri büyük oranda okulda keşfedilir. Okullar; bireylere toplumsal, duygusal ve akademik beceriler kazandırır: dinlemek, grup çalışmalarını iş birliği içinde yapabilmek (toplumsal), duyguları anlama, ifade edebilme (duygusal), bilgiyi kavrama, analiz etme (akademik). Okullarda sıraya girmek, ödev yapmak, sınavlara katılmak gibi rutin görev ve sorumluluklar öğrencilerin yetişkin olduklarında bazı bürokratik durumlara uyum sağlamaları içindir.
Her satır bir öğrenme ortamı ya da özellik; doğru sütunu işaretle. Her satırda tek doğru var.
Mustafa Kemal Atatürk, kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin devamlılığı için eğitim sisteminin düzenlenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Cumhuriyetin ancak cumhuriyete özgü değerleri benimseyen, o değerleri koruyan ve geliştiren bireylerle varlığını sürdürebileceğini belirtmiştir.
Bu açıdan eğitimin her şeyden önce bu bireyleri yetiştirmeyi amaçlamasının, çağdaş eğitimin bir ülkeyi ileriye taşıyacak en önemli güç olduğunun ve eğitimin genel çerçevesinin bazı temel ilkeler üzerinde şekillenmesinin önemi üzerinde durmuştur.
Bir ilke seç: panoda vurgulanır ve o ilkenin gerekçesi altta çıkar. Yedi ilkenin beşine ayrıca gerekçe cümlesi verilir.
Mustafa Kemal Atatürk, eğitimin şu nitelikleri taşıması gerektiğini belirtmiştir: millî olması, bilimsel olması, tek elden yürütülmesi, işlevsel olması, meslek kazandırması, cinsiyet farkı gözetmemesi, fırsat eşitliği sağlaması.
Eğitimin millî olması, millet olma bilincini pekiştiren en önemli ilkedir. Bilimin rehberliğinde hazırlanmış eğitim programları; soran, sorgulayan, çözüm üreten bir neslin yetişmesini sağlayacaktır. Eğitimin tek elden yürütülmesi eğitime istikrar kazandırması açısından çok önemlidir.
Eğitimin işlevselliği ilkesi, toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde organize edilmiş bir eğitim sistemini beraberinde getirecektir. Eğitimin meslek kazandırma ilkesine sahip olması, üretken bireylerin yetişmesi ve ekonomik kalkınma için gereklidir. Eğitimde cinsiyet farkının gözetilmemesi ve fırsat eşitliği ilkesiyle toplumun tüm bireylerinin eğitim olanaklarına ayrım gözetmeksizin ulaşması sağlanacaktır.
Din; varlığı ve gücü bu dünyayı aşan kutsal bir varlığa inanç ve bu kutsala saygı temelinde biçimlenmiş, değer, norm, ritüel ve davranış kalıplarından oluşan toplumsal bir kurumdur.
Din tanımları, dinden ne kastedildiğine bağlı olarak farklılık gösterir.
Sosyolojide iki tür din tanımıyla karşılaşılır. İşlevsel tanımlamalar, dinin bireye ve topluma sağladığı düşünülen yararları betimler ve dinin ne yaptığı ya da ne işe yaradığı üzerine yoğunlaşır. Özsel tanımlamalar ise dinin ne olduğu, içeriği ve özüyle ilgilidir.
Ezber kısayolu: işlevsel = ne yapar, özsel = ne olduğu.
Dinleri bilimsel yöntemlerle ele alıp inceleyen sosyoloji, herhangi bir inancın doğruluğu ya da yanlışlığı ile ilgilenmez.
Sosyoloji, dinin toplumsal bir kurum olarak nasıl örgütlendiğine; aile, evlilik, ekonomi, siyaset gibi kurumlarla ilişkisine ve inançların toplumsal sonuçlarına odaklanır. Bu cümle neredeyse her yıl bir sorunun cevabıdır.
Sosyologlar toplumun bir parçası olan dinin toplumsal anlamı, değeri, önemi ve sonuçlarını araştırmaktadır. Bütün dinlerdeki belki de tek ortak nokta; hemen her dinin kutsal sayıp saymadığı olay, faaliyet ve varlıkların olmasıdır.
Kutsal sayılan şeylere saygı duyulur, bunlardan korkulur, sakınılır ve bu kutsal şeyler yüceltilir. Bunlara yaklaşma da belirli resmî, kalıplaşmış ritüellere ve formalitelere göre olur.
Dinin toplumsal hayat üzerinde düzenleyici etkileri sosyologların dikkatini çekmiştir. Altı sonuç aranabilir tabloda.
Güven ve dirlik sağlama: İnsan kontrol edemediği doğa ve toplum olayları karşısında güçsüz ve yalnızdır. Bu güçsüzlük ve yalnızlık karşısında kutsal bir varlığa sığınmak ister. İnanç, ibadet ve dualar insana iç huzur, güven ve dirlik sağlar.
Toplumsal kontrolü sağlama: Din bir toplumsal kontrol aracıdır. İstenen davranışları sevap, istenmeyenleri ise günah olarak nitelendirerek insanın davranışlarını yönlendirir.
Toplumsal dayanışmayı kuvvetlendirme: Dinler inananlarını din kardeşi olarak tanımlar. Böylece inananlar arasında yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik ederek toplumsal birliği pekiştirir.
Ahlaklı davranmaya yöneltme: Bütün dinler aynı zamanda bir ahlak öğretisidir ve inananları ahlaklı olmaya yöneltir.
Ölüm fikrini kabullenmeyi kolaylaştırma: Dinler öteki dünyanın varlığını ve ruhun ölümsüzlüğünü bildirerek insanların ölüm fikrini daha rahat karşılamasını sağlar.
Hayatı anlamlandırma: İnsan anlamlı bir hayat sürdüğü oranda mutlu ve huzurlu olur. Dinler de insanın varoluşsal sorularına cevaplar vererek anlam arayışına katkı sunabilmektedir.
Sayılan altı işlev, dinin toplumsal sonuçlarını betimler; sosyoloji burada hangi inancın doğru olduğuna karar vermez. Kural açıktır: dinleri bilimsel yöntemlerle ele alıp inceleyen sosyoloji, herhangi bir inancın doğruluğu ya da yanlışlığı ile ilgilenmez. Bu ayrımı yapmayan şık genellikle yanlış şıktır.
Bir biçim seç: çizim neye tapınıldığını ya da neye inanıldığını gösterir. Dördü tapınma (totemizm, fetişizm, naturizm) ve inanç (animizm), ikisi ise tanrı sayısıyla ilgilidir (politeizm, monoteizm).
Totemizm: Doğadaki bazı varlıkları kutsal kabul edip o varlıklara tapınmadır.
Fetişizm: Doğaüstü gücü olduğuna inanılan nesnelere tapınmadır.
Naturizm: Açıklanamayan ya da korkulan güneş, ay gibi varlıklara ya da yıldırım, ateş gibi doğada gerçekleşen olaylara tapınmadır.
Animizm: Evrendeki tüm varlıkların ruhu olduğu ve tüm evrenin ruhlarca yönetildiği inancıdır.
Politeizm: Birden fazla tanrının varlığına inanmaktır.
Monoteizm: Tek tanrının varlığına inanmaktır.
Her satır bir tanım; doğru sütunu işaretle. Her satırda tek doğru var.
Dünyada pek çok toplum inanç ve siyaset arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır. Bu noktada laiklik kavramı öne çıkmaktadır.
Laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden kesin olarak ayrılığıdır. Laiklik ile devlet ve din tam anlamıyla birbirinden ayrılır, ne devlet dinî alana müdahale eder ne de inançlar devlet işlerini etkiler.
Atatürkçü düşüncede laiklik, inanç özgürlüğü anlamını taşır. Çünkü din, vicdani bir husus olduğu için bireyler dinî yönelimlerini kendi vicdanlarıyla seçerler ve başkalarına dayatamazlar. Aynı zamanda hiç kimsenin inancı sorgulanamaz. Atatürkçü düşüncede laiklik bireye, dine ve siyasete özgürlük alanı tanır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Atatürk inkılaplarıyla birlikte laik bir özellik kazanmasının dine karşı olumsuz bir yaklaşım olarak değil, aksine din ve vicdan hürriyetini geliştirmeye yönelik bir inkılap olduğunu algılamak gerekir. Kapanış cümlesi net: laiklik, ne dinsizliktir ne de dine zıt bir ilkedir.
Üç tarih, üç ayrı adım. Bir yıl seç: şeritte işaretlenir, o yılın maddesi altta çıkar.
“Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır.”
“Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa tetabuk etmesi (uygun gelmesi) lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen mutabıktır (uygundur)...”
“Türkiye Cumhuriyeti’nde, her yetişkin dinini seçmekte hür olduğu gibi, belirli bir dinin merasimi de serbesttir. Yani, ibadet hürriyeti vardır. Tabiatıyla ibadetler, güvenlik ve genel adaba aykırı olamaz; siyasi gösteri şeklinde de yapılamaz. Geçmişte çok görülmüş olan bu gibi durumlara artık Türkiye Cumhuriyeti asla katlanamaz.”
“Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse hiçbir kimseyi ne bir din ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.”
Sınıf arkadaşlarınla grup çalışması yapmanın bir adı var: bu çalışmalar ileride iş ortamında yapacakları grup çalışmalarına bir ön hazırlıktır — eğitimin hayata hazırlama işlevi.
Kantinde sıraya girmek, ödevi zamanında vermek, sınava girmek… Hepsi tek bir gerekçeye bağlanır: okullarda sıraya girmek, ödev yapmak, sınavlara katılmak gibi rutin görev ve sorumluluklar öğrencilerin yetişkin olduklarında bazı bürokratik durumlara uyum sağlamaları içindir.
Haftanın töreni toplumsal ve siyasal uyum başlığına giriyor: bayrağa ve millî marşa saygı duymanın ve vatanseverliğin önemi, eğitimin her düzeyinde öğrencilere aktarılır.
Hafta sonu gittiğin özel kurs yaygın eğitimdir: bireysel amaçlara hizmet eden ve yaş sınırı olmayan özel kurslar, meslek edindirme merkezleri. Aldığın sertifika ise sembolik etkileşimcinin dediği gibi ne elde edildiğinin bir sembolü olur.
Akışta gördüğün bir videodan bir şey öğrendiysen bu informel eğitimdir: öğrenme; aile, arkadaş grupları, kitle iletişim araçları gibi kaynaklar yoluyla gerçekleşir. Uyarısı da var: bu kaynaklardan öğrenme, olumlu ya da olumsuz davranışların ortaya çıkmasına sebep olabilir.
“İyi bir bölüm okuyup daha iyi bir işe gireyim” cümlesi toplumsal hareketlilik maddesidir: iyi eğitim almış bireylerin toplumda daha yüksek statülere yükselme potansiyelleri dikey toplumsal hareketliliğe sebep olur.
Ramazanda kurulan iftar sofraları, komşuya götürülen tabak — bu, dinin toplumsal dayanışmayı kuvvetlendirme işlevidir: dinler inananlarını din kardeşi olarak tanımlar ve yardımlaşmayı teşvik ederek toplumsal birliği pekiştirir.
Bir davranıştan “günah” diye kaçınmak, toplumsal kontrol işlevidir: din, istenen davranışları sevap, istenmeyenleri ise günah olarak nitelendirerek insanın davranışlarını yönlendirir.
Sınıfında farklı inançlardan arkadaşların olması ve kimsenin bunu sorgulamaması laikliğin günlük hâlidir: Atatürkçü düşüncede laiklik, inanç özgürlüğü anlamını taşır ve hiç kimsenin inancı sorgulanamaz. Laiklik, ne dinsizliktir ne de dine zıt bir ilkedir.
50 soruluk test · eğitim kurumunun tanımı, işlevselci-çatışmacı-sembolik etkileşimci bakış, eğitimin sekiz toplumsal etkisi, formel (örgün-yaygın) ve informel eğitim, Atatürk’ün yedi eğitim ilkesi, dinin sosyolojik tanımı, işlevsel ve özsel tanımlama, dinin altı işlevi, tarihte görülen inanç biçimleri ve laikliğin anayasa tarihi
Bireylere akademik bilgi, genel beceri ve kültürel normları öğretmek üzere organize olmuş toplumsal bir kurum. Amacı, hayatın çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak için bireylere gerekli donanımı kazandırmak ve bireylerin topluma faydalı olacak tutumlar geliştirmesini sağlamaktır. Öğretim programları ve olanaklar çok farklı olsa da eğitim kurumu olmayan toplum yoktur.
İşlevselci: eğitim, öğrencileri ileride üstlenecekleri rollere hazırlar; okullar öğrencileri akademik başarı ve yeteneklerine göre sınıflandırarak iş hayatına hazırlar. Çatışma: okullar ırk, sınıf ve cinsiyet eşitsizliklerini sürdüren bir araçtır; sosyoekonomik düzeyi düşük öğrencilere aynı fırsatları sunmaz. Sembolik etkileşimci: eğitim bireyleri etiketlemenin bir aracıdır; sertifikalar ne elde edildiğinin sembolü olur.
Sosyalleşme · kültürel aktarım · toplumsal kontrol (hukuksal normlara uyum, otoriteye saygı) · hayata hazırlama (mesleğe yönlendirme, grup çalışması) · toplumsal ve siyasal uyum (vatandaşlık rolleri, millî değerler, bayrak ve millî marş) · toplumsal hareketlilik (dikey hareketlilik) · toplumsal gelişim · toplumsal bütünleşme (dayanışma, iş birliği, ortak zemin).
Formel (resmî): okullar, özel kurslar, hizmet içi kurslar, halk eğitim kursları; bir planı ve süresi vardır, olumlu davranışları amaçlar, çerçevesi çizilmiş bir programa sahiptir. İkiye ayrılır: örgün (yaş sınırı olan anaokulu, ilköğretim, ortaöğretim + yaş sınırı olmayan yükseköğretim) ve yaygın (bireysel amaçlara hizmet eden, yaş sınırı olmayan özel kurslar, meslek edindirme merkezleri). İnformel (resmî olmayan): aile, arkadaş grupları, kitle iletişim araçları; belirli bir plana, çerçeveye ve süreye sahip değildir, hayatın her aşamasında kesintisiz devam eder ve olumlu ya da olumsuz davranışlara sebep olabilir.
Okullar, sosyalleşmenin en önemli kısmını oluşturur; çünkü çocukluktan yetişkinliğe kadar okul, bireylerin en fazla zaman geçirdikleri ortamdır. Nitelik, potansiyel ve yetenekler büyük oranda okulda keşfedilir. Kazandırdığı beceriler: toplumsal (dinlemek, iş birliği içinde grup çalışması), duygusal (duyguları anlama ve ifade etme), akademik (bilgiyi kavrama, analiz etme).
Millî (millet olma bilincini pekiştiren en önemli ilke) · bilimsel (soran, sorgulayan, çözüm üreten nesil) · tek elden yürütülmesi (eğitime istikrar) · işlevsel (toplumun ihtiyaçlarına cevap veren sistem) · meslek kazandırması (üretken birey, ekonomik kalkınma) · cinsiyet farkı gözetmemesi · fırsat eşitliği sağlaması (tüm bireylerin ayrım gözetmeksizin ulaşması). Gerekçe: cumhuriyet ancak cumhuriyete özgü değerleri benimseyen bireylerle varlığını sürdürebilir.
Varlığı ve gücü bu dünyayı aşan kutsal bir varlığa inanç ve bu kutsala saygı temelinde biçimlenmiş, değer, norm, ritüel ve davranış kalıplarından oluşan toplumsal bir kurum. İşlevsel tanımlamalar dinin ne yaptığı ya da ne işe yaradığı üzerine yoğunlaşır; özsel tanımlamalar dinin ne olduğu, içeriği ve özüyle ilgilidir. Sosyoloji herhangi bir inancın doğruluğu ya da yanlışlığı ile ilgilenmez; dinin nasıl örgütlendiğine, öteki kurumlarla ilişkisine ve inançların toplumsal sonuçlarına odaklanır.
Güven ve dirlik sağlama (inanç, ibadet ve dualar iç huzur verir) · toplumsal kontrolü sağlama (sevap ve günah) · toplumsal dayanışmayı kuvvetlendirme (din kardeşliği) · ahlaklı davranmaya yöneltme (bütün dinler aynı zamanda bir ahlak öğretisidir) · ölüm fikrini kabullenmeyi kolaylaştırma (öteki dünya, ruhun ölümsüzlüğü) · hayatı anlamlandırma (varoluşsal sorulara cevap). Ortak nokta: hemen her dinin kutsal sayıp saymadığı olay, faaliyet ve varlıkların olması.
Totemizm: doğadaki bazı varlıkları kutsal kabul edip onlara tapınma. Fetişizm: doğaüstü gücü olduğuna inanılan nesnelere tapınma. Naturizm: açıklanamayan ya da korkulan güneş, ay gibi varlıklara ya da yıldırım, ateş gibi olaylara tapınma. Animizm: evrendeki tüm varlıkların ruhu olduğu ve evrenin ruhlarca yönetildiği inancı. Politeizm: birden fazla tanrının varlığına inanma. Monoteizm: tek tanrının varlığına inanma.
Din ve devlet işlerinin birbirinden kesin olarak ayrılığı; ne devlet dinî alana müdahale eder ne de inançlar devlet işlerini etkiler. Anayasa tarihi: 1924 Anayasası’nda devletin dininin İslam dini olduğu belirtilmiştir; bu ifade 1928 Anayasa değişikliğiyle 2. maddeden çıkarılmıştır; laiklik 1937’de yapılan değişiklikle 2. maddeye devletin temel niteliklerinden biri olarak girmiştir. Atatürkçü düşüncede laiklik inanç özgürlüğü anlamını taşır, bireye, dine ve siyasete özgürlük alanı tanır ve ne dinsizliktir ne de dine zıt bir ilkedir.