Bir kıta kadar bitki, bir ülke kadar toprak
Avrupa kıtasında yaklaşık 12.000 bitki türü mevcutken Türkiye, 3.500 kadarı endemik yaklaşık 10.000 tohumlu bitki türüne ve 12.000 civarında bitki çeşidine ev sahipliği yapmaktadır. Bu cümle bir tesadüf değil; coğrafyanın, iklimin ve yükseltinin birlikte ürettiği bir sonuç. Bu ünitede önce biyoçeşitliliğin ne olduğunu, sonra Türkiye’nin neden bu kadar zengin olduğunu göreceksin.
Biyoçeşitlilik (biyolojik çeşitlilik), bir bölgedeki veya dünya genelindeki canlıların çeşitliliğini ifade eden önemli bir kavramdır. Bu çeşitlilik, genlerden ekosistemlere kadar her düzeyde kendini gösterir. Biyoçeşitlilik; genler, bireyler, türler, popülasyonlar, komünite, ekosistemler gibi farklı organizasyon düzeylerindeki çeşitlilikleri kapsar.
Tanımın en önemli kelimesi “her düzeyde”. Biyoçeşitlilik yalnız “kaç tür var” sorusunun cevabı değildir. Aynı türün bireyleri arasındaki farklar da, bir bölgedeki ekosistemlerin çeşitliliği de biyoçeşitliliğin parçasıdır. Bu üç düzeye kısaca genetik çeşitlilik, tür çeşitliliği ve ekosistem çeşitliliği denir.
Düzeyler küçükten büyüğe sıralanır: gen → birey → tür → popülasyon → komünite → ekosistem. Düğmelerle her düzeye geç; merdivende yukarı çıktıkça kapsam genişler.
Aynı coğrafik alanda yayılış gösteren, aynı türe ait bireylerden oluşan topluluktur.
İki şart birden geçerlidir: aynı tür ve aynı coğrafik alan. Uludağ’daki kayın ağaçları bir popülasyondur; Kaz Dağları’ndakiler ayrı bir popülasyondur, çünkü coğrafik alan farklıdır.
Belirli bir zaman aralığında aynı bölgede yaşayan, iki ya da daha fazla popülasyonun oluşturduğu topluluktur.
Popülasyondan farkı: komünitede birden fazla tür vardır. Bir ormandaki kayın ağaçları, sincaplar, mantarlar ve böcekler birlikte bir komünite oluşturur. Komünite canlıları kapsar; ekosistem ise komüniteye cansız çevreyi de (toprak, su, ışık, sıcaklık) ekler.
Alanları belirli bir ülke veya bölgeye ait, yerel, ender ve çok ender bulunan türlerdir.
Endemik bir tür başka hiçbir yerde bulunmadığı için korunmaya daha çok muhtaçtır: yaşadığı tek bölgede yok olursa, dünyanın hiçbir yerinde “yedeği” yoktur. Türkiye’de yalnız ülkemizde yaşayan 9 memeli ve 19 sürüngen türü bulunması bu yüzden hem bir zenginlik hem bir sorumluluktur.
Flora: bir ülke, bölge ya da belirli bir yörede bulunan tüm bitki türlerinin genel
adıdır.
Bitki coğrafyası (fitocoğrafya): bitki örtüsünün yeryüzündeki dağılışını ve bu
dağılışı etkileyen faktörleri inceler.
Bu iki terim üçüncü bölümde işine yarayacak: Türkiye’nin biyoçeşitlilik zenginliğinin nedeni üç farklı fitocoğrafik bölgenin kesişim noktasında bulunmasıdır. Bir bölgedeki hayvan türlerinin tamamına ise fauna denir; bu kelime bilim insanları bölümünde geçer.
Türkiye, biyoçeşitlilik ve endemik türler açısından önemli bir konuma sahiptir. Türkiye’nin zengin biyoçeşitliliği içinde bugüne kadar tanımlanmış yaklaşık 1.300 omurgalı hayvan türü bulunmaktadır. Bu canlılar içerisinde 9 memeli ve 19 sürüngen türü sadece Türkiye’de yaşamaktadır.
Avrupa kıtasında yaklaşık 12.000 bitki türü mevcutken Türkiye, 3.500 kadarı endemik yaklaşık 10.000 tohumlu bitki türüne ve 12.000 civarında bitki çeşidine ev sahipliği yapmaktadır. Türkiye’nin zengin biyoçeşitliliği içinde henüz keşfedilmemiş canlı türleri de bulunmaktadır. Yerli türler başta olmak üzere tüm biyoçeşitliliğin doğal bir miras olduğu bilinciyle korunması her vatandaşın sorumluluğudur. Bu mirasın korunması sadece Türkiye’nin geleceği için değil aynı zamanda dünya çapındaki ekosistemlerin dengesi ve insanlığın refahı için hayati önem taşımaktadır. Türkiye’deki millî parklar zengin biyoçeşitliliğe ev sahipliği yapar.
Karşılaştırmayı gözden kaçırma: bir ülke, bir kıta kadar bitki türü barındırıyor. Bir de “henüz keşfedilmemiş canlı türleri” ifadesi var — yani bu sayılar son hâli değil, bugün bilinen hâli. Millî parklar için verilen örnek Bolu’daki Yedigöller Millî Parkıdır.
Kontrol Noktası’ndaki tablo dört bölgeyi altı ölçütte karşılaştırıyor. Düğmelerle ölçütü değiştir; çubuklar aynı ölçekte çizilir, böylece farklar gerçek oranıyla görünür. Not: ders kitabı tablonun altına “takson sayıları yaklaşık olarak verilmiştir” notunu düşüyor.
1. Tabloyu dikkate alarak yüz ölçümüne göre ülkeleri veya kıtaları biyoçeşitlilik açısından değerlendiriniz.
Türkiye 783.562 km² ile tablodaki en küçük alandır — Avrupa’nın yaklaşık on üçte biri, Avustralya’nın yaklaşık onda biri kadar. Buna rağmen bitki taksonu sayısı (12.460) Avrupa’nınkinden (12.000) fazladır ve İran’ınkinin (8.200) belirgin biçimde üzerindedir. Yani alan ile çeşitlilik doğru orantılı değildir: birim alana düşen çeşitlilik bakımından Türkiye tablodaki en zengin bölgedir. Avustralya mutlak sayılarda öndedir (21.000 bitki taksonu, 17.000 endemik) ama alanı Türkiye’nin yaklaşık on katıdır.
2. Türkiye’nin yüz ölçümünün Avrupa, İran ve Avustralya’dan küçük olmasına rağmen biyoçeşitlilik açısından avantajlı olmasının nedenleri neler olabilir?
Cevabı metnin kendisi veriyor ve bir sonraki bölümde ayrıntılı işleniyor: Anadolu yarımadası üç farklı fitocoğrafik bölgenin kesişim noktasındadır; bu yüzden farklı iklim tipleri ve bitki örtüsü çeşitliliği görülür. Buna çeşitli jeolojik yapılar ve yükselti farklılıkları eklenir; ülke hem sucul (denizler, göller, akarsular) hem karasal (ormanlar, bozkırlar, dağlar) yaşam alanlarına sahiptir. Farklı yaşam alanı = farklı tür demektir.
Ünitenin girişinde altı canlı örneği veriyor. Hepsi endemik değildir — listede tür içi çeşitliliği gösteren bir örnek de var. Arama kutusunu kullan.
Türkiye, biyolojik çeşitlilik yönünden önemli bir konuma sahiptir. Türkiye’deki toprakların büyük bir bölümünü oluşturan Anadolu yarımadası, üç farklı fitocoğrafik bölgenin kesişim noktasında yer alır. Bu nedenle Türkiye’de farklı iklim tipleri ve bitki örtüsü çeşitliliği görülür. Bu durum Türkiye’nin biyoçeşitliliğinin zenginliğine katkıda bulunmaktadır. Fiziki olarak çeşitli jeolojik yapıları ve yükselti farklılıklarını içeren Türkiye; denizler, göller, akarsular gibi sucul alanlar ile ormanlar, bozkırlar, dağlar gibi farklı karasal yaşam alanlarına sahiptir. Bu farklı yaşam alanları bitki ve hayvan türlerinin çeşitliliğine olanak tanır.
Buradaki mantık zinciri üç adımdır ve sınavda doğrudan sorulur: konum → iklim ve yaşam alanı çeşitliliği → tür çeşitliliği. Yükselti farkı özellikle önemlidir: deniz seviyesinden birkaç bin metreye çıkan bir dağda, kısa bir mesafede birbirinden çok farklı iklimler arka arkaya dizilir. Aynı dağın eteğindeki bitki ile zirvesindeki bitki farklı türlerdir; yani tek bir dağ, birkaç ayrı yaşam alanı demektir.
Yaşam alanlarını sucul ve karasal diye ikiye ayırdık. Her biri ayrı canlı topluluklarına ev sahipliği yapar.
Kontrol Noktası tablosu bunu doğrudan gösteriyor: İran Türkiye’den yaklaşık iki kat büyüktür ama bitki taksonu sayısı (8.200) Türkiye’den (12.460) azdır. Alan tek başına belirleyici olsaydı bunun tersi olurdu. Belirleyici olan şey yaşam alanı çeşitliliğidir: bir bölgede kaç farklı iklim, kaç farklı yükselti ve kaç farklı ortam varsa o kadar çok tür barınabilir. Geniş ama tek düze bir alan, dar ama çeşitli bir alandan daha az tür taşır.
Türkiye’nin biyoçeşitliliği üzerinde pek çok çalışma yapılmıştır ve bu çalışmalarda Türk bilim insanlarının önemli katkıları bulunmaktadır. Prof. Dr. Asuman Baytop’un Türkiye florasına yaptığı katkılardan dolayı adına ithafen tanımlanan Baytop’un çöveni, Anadolu teke dikeni Türkiye’nin endemik bitki çeşitliliğinin örneklerindendir.
Prof. Dr. Muhtar Başoğlu ve Prof. Dr. İbrahim Baran’ın keşfettiği Antalya semenderi gibi amfibi türleri, Prof. Dr. Tevfik Karabağ tarafından tanımlanan Uludağ gökçesi, Antalya yayın çekirgesi gibi endemik böcek türleri ve Prof. Dr. Bahtiye Mursaloğlu’nun kör fareler üzerine yaptığı çalışmalar ve ülkemizin memeli biyoçeşitliliğinin korunmasına yönelik araştırmalar Türkiye’nin fauna zenginliğini anlamamıza yardımcı olmuştur. Bu çalışmalar, Türkiye’nin biyoçeşitliliğinin belirlenmesinde ve korunmasında önemli adımların atılmasına katkılar sağlamıştır.
Bu paragrafın söylediği asıl şey şudur: bir tür, ancak tanımlanınca korunabilir. Bir önceki ünitelerde “sınıflandırma neden önemli” sorusunun cevabı buydu. Bir bilim insanı yeni bir türü tanımlayıp adlandırmadan, o türün yok olduğunu bile kimse fark edemez.
Türkiye’de biyolojik çeşitliliğin ulusal ölçekte izlenmesine yönelik ulusal bir izleme sisteminin geliştirilmesi süreci Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü koordinasyonunda 2013’te başlatılmış ve yaklaşık 13.500 bitki ve hayvan türüne ilişkin envanter verisi toplanarak Nuh’un Gemisi Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Veri Tabanı’na girilmiştir. Türkiye’deki biyoçeşitliliğin dinamik olarak izlenebilmesine olanak veren bu projeyle Türkiye ve KKTC’deki farklı coğrafik bölgelerde keşfedilen canlı çeşitliliğine dair dinamik bir veri tabanı oluşturulmuştur.
Türkiye’nin biyoçeşitliliğine dair bilgilerin bu veri tabanı aracılığıyla tablo, grafik ve harita bazında sorgulanabilmesine ve dinamik olarak takibinin yapılmasına imkân sağlanmıştır. Projeyle Türkiye’deki biyoçeşitlilikte meydana gelebilecek değişimlerin fark edilmesi sağlanarak biyoçeşitliliğin korunmasına yönelik önlemlerin hızlıca alınması amaçlanmıştır.
Metinde iki kez geçen “dinamik” kelimesi rastgele seçilmemiş. Bir kere sayılıp rafa kaldırılan liste, birkaç yıl sonra hiçbir işe yaramaz — çünkü değişim ancak düzenli ölçümle görülür. Bir türün sayısının azaldığını fark edebilmek için önceki yılın verisine ihtiyaç vardır. “Değişimlerin fark edilmesi sağlanarak… önlemlerin hızlıca alınması” cümlesindeki sıralama da budur: ölç → karşılaştır → fark et → önlem al.
Yerli türler başta olmak üzere tüm biyoçeşitliliğin doğal bir miras olduğu bilinciyle korunması her vatandaşın sorumluluğudur. Bu mirasın korunması sadece Türkiye’nin geleceği için değil aynı zamanda dünya çapındaki ekosistemlerin dengesi ve insanlığın refahı için hayati önem taşımaktadır.
Cümledeki iki ifadeye dikkat: “doğal bir miras” ve “her vatandaşın sorumluluğu”. Koruma yalnız kurumların işi değil; bu açıkça bireysel bir sorumluluk olarak tanımlanıyor. İkinci cümle ise ölçeği büyütüyor: bir ülkedeki tür kaybı yalnız o ülkeyi ilgilendirmez, çünkü ekosistemler birbirine bağlıdır.
Ünitenin tanımlarını ve sayılarını karışık sırada sorar.
Bahçedeki aynı türden çamlar bir popülasyondur; çamlar, otlar, kuşlar ve böcekler birlikte bir komünitedir; buna toprağı, suyu ve ışığı da eklersen bir ekosistem elde edersin. Bu düzeyler soyut değil; okul bahçesinde üçü birden var.
Arkadaşlarının paylaştığı köpek fotoğrafları birbirine hiç benzemez: boyut, tüy, renk, kulak. Hepsi aynı türdür. Bu, biyoçeşitliliğin en küçük düzeyi olan genetik çeşitliliktir — tanım da genler ve bireyler düzeyini ayrı ayrı sayıyor ve örnekleri arasında evcil köpeği veriyor.
Bolu’daki Yedigöller Millî Parkı buna verilen örnektir: millî parklar zengin biyoçeşitliliğe ev sahipliği yapar. Millî park ilan etmenin amacı manzarayı korumak değil, oradaki tür topluluğunu bozulmadan sürdürmektir. Bu yüzden park içinde ateş yakmak, çiçek toplamak ve çöp bırakmak yasaktır.
Arabayla bir dağ yolunda yükselirken bitki örtüsünün değiştiğini fark edersin: önce meşe, sonra kayın, sonra köknar, en üstte çalılar. Sayılan yükselti farklılıkları tam olarak budur. Birkaç kilometrede birkaç farklı iklim geçersin; her biri farklı türlerin yaşam alanıdır.
Şanlıurfa Birecik’teki kelaynaklar hakkında haber görürsün. Kelaynak, ünitede örneklerinden biridir ve nesli tehlike altındaki bir kuştur. Sayısı düşük olan bir türde her birey sayılır; bu yüzden koruma çalışmaları tek tek bireyler üzerinden yürütülür.
Bazı koylarda “Akdeniz foku yaşam alanı” uyarıları görürsün. Ders kitabı Akdeniz fokunu Türkiye’nin canlı çeşitliliği örnekleri arasında sayıyor. Bu fokların üreme mağaralarına yaklaşmamak bir nezaket değil, türün sürmesi için gerçek bir gerekliliktir — rahatsız edilen anne yavrusunu bırakabilir.
Ankara çiğdemi ve sevgi çiçeği gibi türler endemiktir: tanımıyla alanları belirli bir ülke ya da bölgeye ait, ender bulunan türlerdir. Bir avuç endemik çiçeği koparmak, o türün dünyadaki sayısını azaltır; başka yerde yedeği yoktur. Fotoğrafını çekmek yeterlidir.
Bir biyoloji ödevinde “şehrimde kaç kuş türü var” sorusunun cevabı tahminle değil, veriyle verilir. Türkiye’de bunun için Nuh’un Gemisi Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Veri Tabanının kurulduğunu, verilerin tablo, grafik ve harita bazında sorgulanabildiğini anlatıyor. Bilimsel bir iddia, kaynağı gösterilebilen bir iddiadır.
Bakamadığın bir akvaryum balığını ya da kaplumbağayı doğaya bırakmak iyilik değil, zarardır: bir önceki ünitede geçen istilacı tür tam olarak böyle ortaya çıkar. Yerli türlerle rekabet eder, hastalık taşır ve bölgenin biyoçeşitliliğini bozar. “Yerli türler başta olmak üzere” vurgusu bu yüzdendir.
Biyoçeşitliliğin tanımı ve organizasyon düzeyleri, popülasyon-komünite-endemik-flora terimleri, Türkiye’nin biyoçeşitlilik sayıları ve bu zenginliğin coğrafi nedenleri, Türk bilim insanlarının katkıları ve Nuh’un Gemisi Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Veri Tabanı
Biyoçeşitlilik (biyolojik çeşitlilik): bir bölgedeki veya dünya genelindeki
canlıların çeşitliliğini ifade eden kavram. Genlerden ekosistemlere kadar her
düzeyde kendini gösterir.
Kapsadığı düzeyler: genler · bireyler · türler · popülasyonlar · komünite ·
ekosistemler.
Popülasyon: aynı coğrafik alanda yayılış gösteren, aynı türe ait
bireylerden oluşan topluluk.
Komünite: belirli bir zaman aralığında aynı bölgede yaşayan, iki ya da daha
fazla popülasyonun oluşturduğu topluluk.
Endemik: alanları belirli bir ülke veya bölgeye ait, yerel, ender ve çok ender
bulunan türler.
Flora: bir ülke, bölge ya da yörede bulunan tüm bitki türlerinin genel
adı.
Bitki coğrafyası (fitocoğrafya): bitki örtüsünün yeryüzündeki dağılışını
ve bu dağılışı etkileyen faktörleri inceler.
Yaklaşık 1.300 tanımlanmış omurgalı hayvan türü.
9 memeli ve 19 sürüngen türü sadece Türkiye’de yaşar.
Avrupa kıtası: yaklaşık 12.000 bitki türü.
Türkiye: 3.500 kadarı endemik yaklaşık 10.000 tohumlu bitki türü ve
12.000 civarında bitki çeşidi.
Türkiye’de henüz keşfedilmemiş canlı türleri de bulunmaktadır.
Millî park örneği: Yedigöller Millî Parkı (Bolu).
Anadolu yarımadası, üç farklı fitocoğrafik bölgenin kesişim noktasında yer alır.
Bu nedenle farklı iklim tipleri ve bitki örtüsü çeşitliliği görülür.
Türkiye fiziki olarak çeşitli jeolojik yapıları ve yükselti farklılıklarını
içerir.
Sucul alanlar: denizler, göller, akarsular. Karasal alanlar: ormanlar,
bozkırlar, dağlar.
Sonuç: farklı yaşam alanları bitki ve hayvan türlerinin çeşitliliğine olanak
tanır. Alan büyüklüğü tek başına belirleyici değildir.
Prof. Dr. Asuman Baytop — Türkiye florasına katkıları; adına ithafen tanımlanan
Baytop’un çöveni; Anadolu teke dikeni de endemik bitki örneğidir.
Prof. Dr. Muhtar Başoğlu ve Prof. Dr. İbrahim Baran — Antalya semenderi
gibi amfibi türlerini keşfetti.
Prof. Dr. Tevfik Karabağ — Uludağ gökçesi ve Antalya yayın çekirgesi
gibi endemik böcek türlerini tanımladı.
Prof. Dr. Bahtiye Mursaloğlu — kör fareler üzerine çalışmalar; memeli
biyoçeşitliliğinin korunmasına yönelik araştırmalar.
Bu çalışmalar Türkiye’nin fauna zenginliğini anlamamıza yardımcı olmuştur.
Kim: Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü koordinasyonunda.
Ne zaman: 2013’te başlatıldı.
Ne kadar: yaklaşık 13.500 bitki ve hayvan türüne ilişkin envanter
verisi.
Kapsam: Türkiye ve KKTC’deki farklı coğrafik bölgeler.
Nasıl: bilgiler tablo, grafik ve harita bazında sorgulanabiliyor, takip
dinamik yapılabiliyor.
Amaç: biyoçeşitlilikte meydana gelebilecek değişimlerin fark edilmesi ve
korumaya yönelik önlemlerin hızlıca alınması.
Koruma: biyoçeşitliliğin doğal bir miras olduğu bilinciyle korunması
her vatandaşın sorumluluğudur.