İki ayrı bozkırda kurulan devletler, bir yüzyıl sonra aynı ordunun içindeydi.
552’de Ötüken’de I. Göktürk Devleti, 622’de Medine’de İslam Devleti kuruldu. 751’de Talas’ta Türkler ve Abbasiler aynı safta Çin ordusuna karşı savaştı. Bu ünitede o iki çizginin nasıl kesiştiğini adım adım izliyoruz.
“VI. yüzyılın ortalarından itibaren Asya bozkırlarında Türk adı yaygın şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Türk milletine adını veren I. Göktürk Devleti, Bumin Kağan önderliğinde 552 yılında Ötüken merkez olmak üzere kurulmuştur.” Büyük Okyanus’tan Akdeniz’e kadar Göktürklere komşu olan devletler, kendi kaynaklarında Asya bozkırları için Türkiye ya da Türkistan ismini kullanmıştır.
Ülkenin batısını idare eden İstemi Yabgu, Sâsânîlerle ittifak kurarak 557’de Ak Hun Devleti’ne son verdi ve tarihî İpek Yolu’na hâkim oldu.
İttifak kısa sürdü, Sâsânîlerle ara açıldı. Bunun üzerine Doğu Roma ile temasa geçen İstemi Yabgu 567’de İstanbul’a elçi yolladı. Böylece tarihte ilk kez Türkistan’dan İstanbul’a elçi heyeti gönderilmiş oldu.
Doğu Roma da Göktürklere 569’da elçi yolladı. Oluşan Göktürk-Doğu Roma ittifakı ile Sâsânî İmparatorluğu zor durumda kaldı ve daha sonra İslam kuvvetlerinin İran’ı fethetmesi kolaylaştı.
Bu üç adım bir önceki ünitenin de cevabıdır: Sâsânî İmparatorluğu 651’de neden bu kadar kolay yıkıldı? Çünkü Doğu Roma ile dört yüz yıllık savaşın yanına doğudan gelen ikinci bir cephe eklenmişti.
“630-680 arasındaki 50 yıllık zaman Gök-Türklerin hürriyetlerini kaybettikleri bir matem devresi oldu… Müstakil bir devletten yoksunluk Gök-Türkler için haysiyet kırıcı bir ıstırap kaynağı teşkil ediyordu.” Orhun Kitabeleri’nden anlaşıldığına göre bu felakete sürükleyen sebepler üç noktada toplanır:
Fetret devrinin sonunda, Aşina soyundan Kutluk istiklâl (bağımsızlık) savaşına girişti (680). İki yıl sonra II. Göktürk Devleti kurulacaktır.
II. Göktürk Devleti zayıflayınca Basmıl, Karluk ve Uygur boyları isyan etti. Türkistan’da önce Basmıllar idaresinde yeni bir kağanlık kuruldu ve Uygurlar onların hâkimiyeti altında yaşamaya başladı. Ancak Basmıllara karşı gelen Uygurlar, Kutluğ Bilge Kül Kağan liderliğinde 744 yılında Ötüken merkez olmak üzere Uygur Devleti’ni kurdu. Devletin merkezi daha sonra Karabalgasun’a taşınmıştır.
Şu cümle dikkatle okunmalı: “Hayvansal gıdalar yemeyi yasaklayan ve savaşçılık duygusunu zayıflatan bu dini kabul etmekle Bögü Kağan, Uygurların yerleşik hayata geçmesini amaçlamıştır.” Yani yerleşik hayata geçiş, Maniheizm’in istenmeyen bir yan etkisi değil, kağanın bilinçli hedefi olarak anlatılır. Sınavda “Uygurlar farkında olmadan savaşçılıklarını kaybetti” diyen bir seçenek görürsen bu cümle onu çürütür.
Kırgız yenilgisinden sonra başka bölgelere göç eden Uygurların kurduğu devletlerin ilkidir; Çin’in kuzeyinde yer alır.
Beşbalık, Turfan, Hoça ve Kâşgar’ı içine alır. “Turfan Uygur Devleti, Orta Asya’nın ticaret yolları üzerinde ekonomik bakımdan güçlendi. 911’de bağımsız hâle gelen Uygur Devleti güneyde Tibet, Batı Türkistan’da Karluk bölgesiyle sınırlıydı. Devlet sanat, edebiyat ve ticaret alanlarında çok ilerledi.”
Bu iki devletin yeri tesadüf değildir: ikisi de ticaret yollarının üzerindedir. Bir sonraki ünitede (Orta Çağ’da Ticaret Yolları) Turfan, Kâşgar ve Beşbalık’ı İpek Yolu’nun duraklarında yeniden göreceksin.
Göktürk ve Uygur devletlerinin yönetim anlayışı tek bir cümlede özetlenir: yetki Tanrı’dan gelir, ama sınırsız değildir. Aşağıdaki şemada merkezde kağan, çevresinde onu kuşatan altı kurum var; düğmelerle her birini aç.
Aşağıdaki satırlar Orhun Yazıtları’ndan alınan kaynak metnin sadeleştirilmiş hâlidir. İki tür var: yetkinin kaynağı (kağanlığın Tanrı’dan gelişi) ve halka hizmet (kağanın ne yaptığı). Türü seç, kelimeye tıkla, “Denetle”ye bas.
Bizanslı tarihçi Anna Komnena, Türk askerleri için şöyle demiştir: “Bir Türk kovalamaya geçmişse düşmanını ok atarak haklar. Kendisi kovalanıyorsa okları sayesinde üstün gelir. Türkler gerçekten çok usta okçulardır.” Cümlenin değeri, karşı taraftan gelmiş olmasıdır: bir devletin ordusu hakkında en güçlü kanıt, çoğu zaman düşmanının yazdığıdır.
Orhun Kitabeleri’nde kanunlar bütününe “töre” denir. Töre kelimesi kitabelerde 11 yerde geçer; bunun altısında “il” (devlet) deyimiyle birlikte kullanılır, diğer beşinde de il ile alakası açıkça bellidir. Bu, Göktürk Devleti’nin töreye ne kadar bağlı olduğunu gösterir. Töre hükümleri değişik şartlar altında etkinliğini sürdürebilmek için değişebilirdi; ancak üç hüküm kesinlikle değişmezdi:
“Hz. Muhammed (sav), 571 yılında Arap Yarımadası’nın önemli şehirlerinden Mekke’de dünyaya gelmiştir. 610’da ilk vahyin Cebrail aracılığıyla Hira Mağarası’nda iletilmesiyle Hz. Muhammed’in (sav) peygamberlik görevi başlamıştır.” Mekke’de yayılmaya başlayan İslamiyet’ten tedirgin olan müşrikler, Müslümanlara işkence uyguladı; Müslümanlar Hz. Muhammed’in izni ve yönlendirmesiyle aşamalı olarak güvenli bölgelere hicret etti. Müşrikler Hz. Muhammed’i öldürmeye karar verince, Hz. Peygamber yanına Hz. Ebu Bekir’i de alarak 622’de Medine’ye hicret etmiştir.
“Mekke’deki müşriklerin baskıları karşısında pek çok eziyet ve işkenceye mâruz kalan Müslümanlar hicret sayesinde güç bulmuş ve Hz. Peygamber’in önderliğinde bir devlete kavuşmuşlardır. Hicretten sonra Hz. Peygamber İslâm devletinin kuruluşunu ilân etmiş ve diplomatik temaslarına hemen başlamıştır.”
İslam tarihinde devletin kuruluş esaslarını, organlarını ve temel ilkelerini ortaya koyan yazılı bir anayasanın ilk örneği bu dönemdedir. Hz. Peygamber; Müslümanlar, Yahudiler ve diğer grupları bir şehir devleti hâlinde teşkilatlanmaya ikna etmiş, esasları yazılı bir metin (sahîfe) hâlinde ortaya koymuştur. Metinde önce gruplar (federasyonlar) sayılır ve bunların siyasi bir bütün (ümmet) oluşturduğu belirtilir (md. 1-2). Devlet başkanı Hz. Peygamber’dir.
Tanım: “Hz. Muhammed’in (sav) vefatından sonra Hz. Ebu Bekir’e biat edilmesiyle başlayan, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın hilafetleriyle devam eden ve Hz. Ali’nin ölümüyle sona eren sürece Dört Halife Dönemi denir.” Bu dönemde hem İslam Devleti için stratejik önem taşıyan hem de İslam’ın yayılmasına engel olan ülke ve bölgelere seferler düzenlenmiştir. Fethedilen yerlerdeki insanların inanç ve ibadet hürriyetlerine saygı gösterilmiş, zorla İslamlaştırma politikası takip edilmemiştir.
Dört Halife Dönemi’nin bütün savaş, fetih ve antlaşmaları tek tabloda. Yıl, karşı taraf ya da sonuç ara.
Hz. Ömer her hac mevsiminde Mekke’de bir temyiz mahkemesi kurmak suretiyle vilayetlerde kadılar tarafından verilen yargı kararlarını denetlemiştir. Basra kadısı Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’ye gönderdiği hukuk tâlimatnâmesinden üç madde:
“İnsanlara karşı şahsî münasebetlerinde ve adaletinde eşit muamele yap ki, kuvvetli senin nüfuzundan korksun, zayıf da adaletine sığınsın.”
“Bir davada hüküm verdikten sonra bu hükmün yanlışlığına kanaat getirdiğinde doğruya dönmekte tereddüt etme. Çünkü asıl olan doğruya ulaşmaktır.”
“Davalara bakarken telâşa, çığırtkanlığa ve tarafların haysiyetini kırıcı davranışlara asla müsaade etme. Çünkü adaletin yerini bulması için sükûnet ve ciddiyet şarttır.”
“Muâviye tarafından 661’de Şam merkezli olarak Emevi Devleti kurulmuştur. 750 yılına kadar hüküm süren Emeviler, ilk İslam hanedanıdır.” Ülkede siyasi istikrarı sağladıktan sonra fetihleri yeniden başlatan Muâviye, ordularını Türkistan, Anadolu ve Kuzey Afrika’ya yönlendirmiştir.
Türkistan coğrafyasında Buhara, Herat, Belh, Beykent, Semerkant gibi önemli yerler ele geçirilmiştir. Ancak Ömer b. Abdülazîz Dönemi’nde Mâverâünnehir bölgesindeki fetih hareketi durdurulmuştur.
Anadolu akınlarında asıl hedef Doğu Roma’nın başkenti İstanbul olmuştur. 663’ten itibaren her yıl akın yapılmış, 668’de Kadıköy’e kadar ilerlenmiştir.
Fethin tamamlanması için kurulan Kayravan kenti sayesinde bölgedeki fetihler kalıcı olmuş ve bölgenin yerli halkı olan Berberiler, İslamiyet’i benimsemeye başlamıştır.
Büyük taarruz 674’te karadan ve denizden başladı. Yedi yıl süren bu büyük kuşatma iki sebeple başarıya ulaşamadı: Müslüman gemilerinin Grek ateşiyle yakılması ve karadan yapılan hücumun İstanbul surlarını aşamaması.
Bizans 711-717 arasında saray ihtilalleri ve anarşi içindeyken İslam orduları 715 yılında bütün güçleriyle bir daha İstanbul’u kuşattı. İki yıl devam eden kuşatma, Ömer b. Abdülazîz’in halife olmasıyla kaldırıldı.
Görsel notu iki şeyi hatırlatır: İstanbul surları Orta Çağ boyunca şehri ele geçirmek isteyen birçok orduyu durdurmuştur; Grek ateşi ise Doğu Romalıların ilk kez Muâviye’nin gönderdiği İslam ordusuna karşı kullandığı, su üzerinde yanma özelliğine sahip bir karışımdı.
Bu ünitenin en önemli tek kavramı mevâlî: Arap olmayan Müslümanlar. Emevilerin ve Abbasilerin mevâlîye bakışı, iki devletin kaderini belirlemiştir. Düğmelerle karşılaştır.
Sonuç: Emevîlerin yıkılışıyla Suriye’nin önemi azalmış, ağırlık merkezi Irak’a kaymıştır. Bir sonraki bölümün başkenti bu yüzden Bağdat’tır.
Abbasiler 750 yılında Ebü’l Abbas Seffah’ın Emevi Devleti’ne son vermesiyle Kûfe’de kurulmuştur. Devlet 1258’e kadar sürecek, ama en kritik anı daha ilk yılında yaşanacaktır: 751 Talas Savaşı.
Konu net bir tespitle başlar: “Türkler, kılıç zoruyla değil kendi istek ve iradeleriyle doğal bir geçiş süreci içinde İslamiyet’i benimsemiştir.”
1 · Siyasi: Abbasilerin mevali siyasetini terk etmesi, Türklerin İslamiyet’e girmesini hızlandırmıştır.
2 · İnanç: Gök Tanrı dini ile İslamiyet arasında benzerlikler bulunması süreci kolaylaştırmıştır.
3 · Kültürel: İslamiyet’in Türk mizacına uygun olması da geçişi kolaylaştırmıştır.
4 · Sonuç: Vurgu şudur: “İslamiyet, Türklerin millî benliklerini korumalarında önemli rol oynamıştır.”
Her satırda bir kurum, kavram ya da uygulama var; ait olduğu devleti ya da dönemi işaretle, sonra “Denetle”ye bas.
Karışık sırayla gelen ipucunu doğru devlete ya da doğru döneme eşle. Her cevaptan sonra açıklama hemen çıkar.
Göktürkler ve Uygurlar, Türk devlet ve ordu teşkilatı, Hz. Muhammed (sav) Dönemi İslam Devleti, Dört Halife Dönemi, Emeviler ve Abbasiler üzerine test.