Bir devletin çöküşü binlerce kilometre öteden başlayabilir.
Türkistan’da hâkimiyetini kaybeden bir boy batıya doğru hareket eder; önüne çıkan kavim yerinden olur, o da bir başkasını sürer. Zincir 374’te İtil Nehri’nde başlar, 476’da Batı Roma’nın yıkılışıyla sonuçlanır. Şu uyarıyı da baştan aklında tut: “Tarih boyunca hiçbir topluluk, sebepsiz yere yurdunu terk etmemiş” ve “göç edilen hiçbir bölge, boş ve sahipsiz değildir.”
Tanım: “Bir topluluğun yaşadığı bölgeyi ya da yurdunu terk ederek başka bir yere gitmesine veya çeşitli sebeplerle yer değiştirmesine göç adı verilir. Bir yer değiştirme hareketinin göç olarak nitelendirilmesi için belli sebeplerin olması ve mekân, zaman gibi unsurların bulunması gerekir.”
Bu ayrım bir önceki ünitenin devamıdır ve doğrudan yapılır: “Yaşanan göçlerde Türkler; yaylak ve kışlak arasında yer değiştirmemiş, çeşitli nedenlerle yaşadıkları bölgeyi kitleler hâlinde terk ederek başka bölgelere gitmişlerdir.” Yani konargöçerlik geri dönülen bir harekettir; göç geri dönülmeyen bir harekettir.
“Sosyal bir olay olan göç, hayati ve ciddi sebeplere dayanır. Tarih boyunca hiçbir topluluk, sebepsiz yere yurdunu terk etmemiş ve sonu belli olmayan böyle bir maceraya kalkışmamıştır.”
“Çünkü göç edilen hiçbir bölge, boş ve sahipsiz değildir. Eski çağlarda göç eden toplumlar, gittikleri yerlerdeki yerli topluluk veya devlete karşı mücadele etmek zorunda kalmışlardır.” Bu mücadeleler hem toplum psikolojisi hem de ekonomik, siyasi, askerî buhranlara neden olmuştur.
İkinci kural bu ünitenin tamamını açıklar: Kavimler Göçü bir yolculuk değil, bir yerinden etme zinciridir. Yerinden olan her kavim, bir başkasını yerinden eder.
Konu güncel verilerle de sürüyor. Uluslararası Göç Örgütünün iki yılda bir yayımladığı World Migration Report-2024 raporuna göre 2000-2024 arasında dünya genelindeki göçmen sayısı sürekli artmıştır. Rakamlar şöyle: 2022’de dünya genelinde 61,5 milyon kişi çatışma ve şiddet; 8,7 milyon kişi de doğal afetler nedeniyle göç yollarına düşmüştür. Ayrıca günümüzde yaşanan göçler esnasında binlerce insan yaşamını yitirmiştir.
Kavimler Göçü boşlukta patlamadı. Göç öncesinde Asya ve Avrupa’nın siyasi durumunu dört başlıkta verir; dördü de aynı anda bir sıkıntı yaşıyordu ve bu sıkıntılar birbirini besliyordu.
Türk göçleri iki tür sebeple açıklanır: maddi (iktisadi) ve manevi. Aşağıdaki satırlar ders kitabından uyarlanmıştır; türü seç, kelimeye tıkla, “Denetle”ye bas.
Bu sorunun cevabı coğrafidir: “Türk göçleri, genellikle doğu-batı ekseni üzerinde gerçekleşmiştir. (…) Her şeyden önce Ural dağlarından Orta Avrupa’ya kadar olan Karadeniz’in kuzeyindeki sahalar, Orta Asya’daki bozkırların tabiî bir uzantısı durumundadır. Bu saha bitki örtüsü ve iklimiyle Türklerin kendilerine has hayat tarzlarını sürdürmeye son derece elverişli bir bölgedir.”
İkinci sebep ise engelin yokluğudur: “Ayrıca bölgede, Türklerin aşamayacakları tabiî bir engel veya Çin, İran ve Bizans gibi yerleşik medeniyete sahip büyük bir devlet çıkmamıştır. Eğer bu yönde Türklerin önüne yerleşik medeniyete sahip güçlü bir devlet çıksaydı, Türk göçleri ve yayılması bu kadar kolay olmayabilirdi.” Yani göç yönünü belirleyen şey yalnızca istek değil, önünde ne olduğudur.
Bu olay bir domino taşları düzeniyle anlatılır: her kavim, kendisini iten bir öncekinin sonucudur. Şemada durakları gez; her durakta o halkanın karşılığı yazar.
Şema ölçekli harita değildir; durakların birbirine göre yeri doğru, ölçek yanlıştır.
Özet cümle şudur: “Hun askerî gücünün etkisiyle başlayan, kavimlerin birbirlerini yurtlarından sürmesi ile devam eden ve Roma İmparatorluğu’nun kuzey eyaletlerini alt üst ederek İspanya’ya kadar uzanan bu göç dalgası, Avrupa’nın etnik çehresini değiştirmiştir.”
“Türkistan’daki siyasi hâkimiyetlerini kaybeden Hun boyları, Balamir önderliğinde İtil Nehri’ni geçerek 374 yılında ilk defa Avrupa önlerinde görünmeye başlamıştır.”
“Hun Türkleri ilk olarak yarı İranlı yarı Türk kökenli olan Alanlar ile karşılaşmıştır. Hun Türkleriyle karşılaşınca batıya doğru göç etmeye başlayan bazı Alan boy beyleri Hunlara katılmıştır.” Yani ilk temas hem itme hem katılma üretti.
“Alanların harekete geçmesiyle Ostrogotlar, Vizigotlar, Vandallar, Süevler, Burgundlar, Franklar, Angıllar ve Saksonlar göç etmeye başlamıştır. Bu süreçte birbirini sürükleyen kavimler, Roma’nın içlerine girerek talan ve yağma hareketlerinde bulunmuşlardır.”
“Hunlar, 378’de Tuna’yı geçerek Trakya’ya kadar ulaşmıştır. İki koldan Roma topraklarında ilerleyen Hunların bir kolu Balkanlardan Trakya’ya ilerlerken diğer kolu Kafkaslardan Anadolu istikametine yönelmiştir.”
Sonuç coğrafyası da bellidir: “Göç hareketleriyle Rusya, Balkanlar, Baltık bölgesi ve Doğu Avrupa coğrafyasında dengeler değişmeye başlamıştır. Yaşanan Hun akınları Katalon Ovası, Trakya, Sicilya, Sardinya ve Kuzey Afrika’ya olan göçleri artırmıştır.”
“Germen kavimlerinin yeni yerleşim yerleri” bilgi görseline göre işaretle.
Romalı filozof Seneca’nın dönemin göçlerini anlattığı metin, göçün insan yüzünü gösterir: “İnsanlar bilinmez, geçit vermez topraklar üzerinde kararsız bir şekilde yol alıyorlardı. Çocuklarını, eşlerini ve yaşlı anne babalarını yanlarına almışlardı. Bazıları yolunu şaşırmış hâlde uzun süre dolanıp durduktan sonra fazla düşünmeden, bitkin bir hâlde önlerine çıkan ilk yere yerleşiyorlardı (…) Hepsinin yeni bir vatan arama sebepleri de aynı değildi. Bir kısmı topraklarını gasp edip yurtlarını yakıp yıkan düşmanlardan, bir kısmı iç siyasi kavgalardan kaçıyordu. Bir grup artan nüfus ve yetersiz kaynaklardan, başka bir grup da veba, sık yaşanan depremler ile kıraç ve verimsiz topraklardan ötürü göçüyordu. (…) Çünkü doğdukları yerde kalmak söz konusu değildi.”
Bu göç hareketinin ölçeği de bellidir: Avrupalı tarihçiler tarafından “Büyük Göç” veya “Kavimler Göçü” olarak tanımlanan bu hareket, yaklaşık SEKİZ YÜZYILI kapsayan bir sürecin parçası kabul edilmiştir. Yani 375-476 arası olaylar, çok daha uzun bir sürecin görünen kısmıdır.
Bu bölümün üç anahtar kelimesi var: Batı Roma’nın yıkılışı, feodalizm ve kilise. Üçü aynı boşluğun üç ayrı doldurulma biçimidir.
Zincir birebir şöyledir: “Roma imparatorluğu yıkıldıktan sonra Avrupa’da yaşanan büyük karışıklıklar, savaşlar ve yağmalarla birlikte halkın güvenliği tehlikeye girmiştir. Tarıma elverişli topraklar soylular, din adamları ve savaşçı şeflerin ellerine geçmiş ve kendilerini güven içinde göremeyen yoksullar, asillerin koruması altına girerek onlar için çalışmaya başlamıştır.”
“Feodalizm, sözcük anlamıyla TOPRAĞA DAYALI DÜZEN anlamına gelir. Tarihsel anlayışla feodalizm; Orta Çağa karşılık gelen siyasal, ekonomik ve sosyal düzenin adıdır. En geniş tanımıyla Feodalite TOPRAĞIN VE TOPRAK ÜZERİNDEKİ EGEMENLİĞİN PARÇALANDIĞI üretim ve yönetim sistemidir.”
“Feodalizmde yönetim yetkisi krala aittir. Ancak krallar bu yetkiyi MUTLAK SADAKAT KOŞULUYLA ve KONTROLLÜ OLARAK yerel derebeyleriyle paylaşır.” Yani kral yetkisini kaybetmez, devreder — ama devrettiği yetkiyi geri almakta zorlanır.
“Feodalizmin ekonomik yönü tarım etkinliğine ve en önemli mülkiyet olan toprağa dayanır. Feodal ekonomi düzeninin temel yasası bir ARTIK ÜRÜN elde edilmesidir. Bu fazlalıkla SENYÖRLERİN ve adamlarının gereksinimleri karşılanmıştır. Bu üretim sürecinde PARA DOLAŞIMI ve onun doğurduğu ARTIK DEĞER YOKTUR.”
“Feodalite, Avrupa’da devlet otoritesinin zayıfladığı ve özellikle de yöneticilerin halkı koruma konusunda yetersiz kaldığı bir dönemde ortaya çıkmıştır. Feodal sistemin imtiyazlı sınıflarından olan şövalyeler, kendilerine ait şatolar ve kalelerde yaşamıştır. O dönemde şatolar hem MADDİ GÜCÜN hem de STATÜNÜN SEMBOLÜ olarak inşa edilmiştir.”
Burada tek bir yorum dayatılmaz, iki bakış yan yana durur: “Avrupa’daki bu dönüşümü Batılı tarihçilerin bir kısmı felaket, bir medeniyetin yok olması ve Avrupa’yı bin yıl geriye götüren ‘Karanlık Çağ’ın başlangıcı’ olarak görmüştür. Bir kısım tarihçi ise Roma-Germen etkileşimini ‘yorgun, bitkin ve yozlaşmış Akdeniz medeniyetinin savaşçı, kuzeyli bir medeniyetle değiştirilmesi’ şeklinde nitelendirmiştir.”
Dönemin somut hâli ise şudur: “Bu dönemde halkın büyük bir bölümü dış dünyaya karşı korku, şüphe ve çekinme duygusu içinde yaşamını sürdürmüştür. Sanat, eğitim, ticaret, üretim ve iş bölümü en az seviyeye inmiştir. Nüfusun az olması ve üretimin yeterli gelmemesi yoksulluğun aşırı bir şekilde yükselmesine sebep olmuştur. Bu toplumsal yapı içerisinde yalnız iki sınıf, SOYLULAR ve RUHBANLAR maddi ve manevi yönleriyle durumlarını korumuşlardır. Değerler sisteminin çökmesiyle kuvvete ve inançlara dayanan bir toplum oluşmuş, PARALI ASKERLİK ve ŞÖVALYELİK saygı gören meslekler hâline gelmiştir.”
Üstünlüğün nasıl bölündüğü de bellidir: “Avrupa’daki idari üstünlüğü Germenler ele geçirmiş ve Romalılar ise kültürel üstünlüklerini korumaya devam etmiştir.” Ayrıca Germen kabileleri “klasik şehirciliği sona erdirmiş” ve Avrupa’da yeni kırsal yerleşim türleri görülmeye başlanmıştır.
“Avrupa’da Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra ortaya çıkan otorite boşluğu, kilise tarafından doldurulmuştur. Çünkü halk, kiliseye ve kilise mensuplarına saygılı davranarak kurtuluşa ereceğine inanmıştır. Bunun sonucunda Vatikan her alanda yetkilerini genişletmeye ve Orta Çağ Avrupası’nı şekillendirmeye başlamıştır.”
Ayrıntılı metin süreci verir: “Kavimler Göçü’nün yaşandığı dönemde kilise, kök salmak ve yayılmak için yaşanan korku ve karmaşa ortamından faydalanmıştır. (…) 5. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar Avrupa’da Hristiyanlığın köylüler ve barbarlar arasında yayılması büyük ölçüde tamamlanmıştır. Böylece şehirlerden başlayarak köylere kadar inen kilise örgütlenmesi de güçlenmiştir. Bu durum aynı zamanda Orta Çağ Avrupası’nın en belirgin özelliklerinden biri olan SKOLASTİK DÜŞÜNCENİN ortaya çıkmasını sağlamıştır.”
“Skolastik düşüncede esas olan kilisenin ortaya koymuş olduğu öğretidir. ARİSTO MANTIĞINA sıkı sıkıya bağlı olan bu düşüncede KİTAP VE ÜSTAT BİLGİLERİ esas alındığı için TABİATIN DOĞRUDAN DOĞRUYA MÜŞAHEDESİ YOKTUR. Gerçeği araştırma düşüncesi ya da yeni bir dünya görüşü endişesi yoktur.” Bir önceki ünitede Yunanların bilimi “doğanın gözlemine” dayandırma çabasını okumuştuk; skolastik düşünce tam da bunun tersidir.
Kilisenin siyasi konumu da şöyledir: “Dünyevî işlerin dışında olması gereken Kilise, piskoposlar aracılığıyla yönetime katılmayı normal görmüştür. (…) Bu arada inananların sadakatleri ile oluşturulan, kiliselerin mal varlığı, muazzam servetlere dönüşmüştür.”
“Vandallar, Roma’ya girdiklerinde şehri yağmalamış, anıtları parçalamış ve hapishanelerdeki binlerce mahkûmu serbest bırakarak büyük bir kargaşaya neden olmuştur. Günümüzde kullanılan ve ‘eski kültür ve sanat anıtlarını yakıp yıkma düşünce ve davranışı’ anlamına gelen Vandalizm kelimesinin kökeni bu olaya dayanmaktadır.” Bir kavmin adı, bir davranışın adı hâline gelmiştir.
Hunların rolü dört maddede toplanır: Batı Asya’nın Türkleşmesini sağladılar, Avrupa’nın düzenini altüst ettiler, Büyük Kavimler Göçü’nü başlattılar, Germen kavimlerini bir daha birleşmemek üzere dağıttılar ve en önemlisi Roma İmparatorluğu’nu temelinden sarstılar.
“MS 375 yılında Balamir önderliğinde batıya göç eden Hunlar, askerî güç ve tekniklerinin de etkisiyle CİDDİ BİR YENİLGİ ALMADAN pek çok yeri ele geçirmiş ve önemli başarılar elde etmiştir.” · “Macaristan ovalarına yerleşen Hunlar, kısa zamanda Orta Avrupa’daki Germen kavimlerini egemenlikleri altına alarak V. yüzyıl başlarında KAFKASLARDAN ELBE IRMAĞI’NA kadar uzanan geniş topraklar üzerinde Avrupa Hun İmparatorluğu’nu kurmuştur.” Haritada devletin başkenti Etzelburg olarak gösterilir; Doğu Roma’nın başkenti Konstantinopolis (İstanbul), Batı Roma’nınki Roma’dır.
Hunlar yalnız savaş alanında değil kültürde de iz bırakmıştır. Nibelungen Destanı: “Avrupa Hun Kağanlığı ve büyük hükümdarı Attila’nın taşıdığı yüksek askerî ve diplomatik mertebeyi dünyaya tanıtan önemli bir eserdir (…) Ayrıca CERMENLERİN MİLLÎ DESTANI olmasından ve içinde farklı kültürlerden birçok öğe barındırmasından dolayı da hakkında çok fazla araştırma yapılmıştır. (…) Destanda anlatılanlar destanî bilgi niteliğinde kalmamış, tiyatro, opera, sinema gibi pek çok alanda işlenerek Avrupa Hun kültürünün dünyaya duyurulmasında büyük rol oynamıştır.”
İki örnek daha var: Marcel Brion’ın “Attila-Tanrı’nın Kırbacı” adlı romanı (1929) — Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu romanı okumuş ve çok beğenmiştir. Ve Macarlar: “Geçmişlerini Hun Türklerine dayandıran Macarlar, efsanelerinde 13. yüzyıldan itibaren Hun-Macar birlikteliğine vurgu yapmaktadır. Macar tarihinde HUNOR-MAGOR efsanesinde, Hunların ve Macarların Hunor ve Magor kardeşlerden geldiği anlatılmaktadır. (…) M.S. 900-950 yıllarındaki Bizans kaynaklarında Macarlar için TÜRKLER ve Macaristan için de TÜRKİYE ifadesinin kullanılması boşuna değildir.”
“MS IV. yüzyılın sonunda Avrupa’ya gelmeye başlayan Hunlar, Türkistan’dan batıya göç eden ilk Türk kavmi olmuştur. Hun göçlerini daha sonra diğer Türk topluluklarının hareketleri izlemiştir.” Aşağıdaki tablo bu hareketlerin tamamını, tarih ve güzergâhlarıyla birlikte veriyor.
“Balkan”, “Hazar”, “IX”, “devlet” gibi bir kelime yazarak süz.
“Balkan coğrafyası M.S. 376’lardan itibaren Türk tarihinde büyük bir öneme haiz olmuştur. Bu yüzyıldan itibaren İtil nehrini geçerek Doğu Avrupa’dan Balkanlar’a kadar uzanan bölgeye ulaşan başta Doğu Avrupa Hunları olmak üzere, Avarlar, Bulgarlar, Sabarlar, Hazarlar, Peçenekler, Uzlar (Oğuz) ve Kuman-Kıpçaklar bu geniş sahada büyük ve etkili bir güç oluşturmuşlardır. Bu Türk kavimleri bölgeyi kendilerine yurt edinerek hem vatan telakki etmişler, hem de BALKAN MİLLETLERİNİN TEŞEKKÜLLERİNDE VE KÜLTÜREL GELİŞİMLERİNDE önemli roller oynamışlardır.”
Göçlerin bir de tarihçilik sonucu vardır ve bu, ünitenin en ilginç noktalarından biridir: “Bir milletin hem millî hem de evrensel bir nizam kurmuş olması; o milletin kendine has sosyal, siyasi, idari ve askerî müesseselere sahip olduğunu gösterir. Ancak Türklerin tarih boyunca yaptığı göçler, TÜRK TARİHİNİN BELİRLİ ZAMAN KESİTLERİNDE VEYA BİR BÜTÜN HÂLİNDE İNCELENMESİNİ ZORLAŞTIRMAKTADIR. Belli bir coğrafi çevre içinde yaşam sürdüren bazı milletlerin aksine Türkler, yüzyıllar boyunca yeni yurtlar ve iklimler ararken dünyanın farklı bölgelerinde izler bırakmıştır.”
Yani göç yalnızca yaşanan bir olay değil, o tarihi yazmayı da zorlaştıran bir olgudur. Türkler “dört bin yıllık tarihleri boyunca ana yurtları dışında Kafkaslar ve Karadeniz’in kuzeyinde, Asya ülkelerinde, Doğu ve Orta Avrupa’da, Balkanlarda hatta Macaristan ovalarına kadar uzanan geniş bir coğrafyada” yaşamış ve “eski çağlardan yeni çağlara kadar irili ufaklı devletler kurup hâkimiyetlerini sürdürmüşlerdir.”
Göçlerin etkisi altı kart hâlinde özetlenir ve bunların siyasi/sosyal/ekonomik diye sınıflandırılması istenir. Cevap anahtarı ders kitabında verilmediği için burada kartların yargılarını olduğu gibi veriyoruz; sınıflandırmayı kendin yap ve gerekçesini yazmayı dene.
Karışık sırayla gelen tarihi, kavmi ya da kavramı doğru kutuya yerleştir. Her cevaptan sonra açıklama hemen çıkar.
Göçün tanımı, Kavimler Göçü’nün sebepleri ve zinciri, Batı Roma’nın yıkılışı, feodalizm ve skolastik düşünce, Avrupa Hun Devleti ve Türk topluluklarının göçleri üzerine test.
Bir topluluğun yurdunu terk ederek başka bir yere gitmesi ya da çeşitli sebeplerle yer değiştirmesi. Göç sayılması için belli sebeplerin olması ve mekân, zaman gibi unsurların bulunması gerekir. Hayati ve ciddi sebeplere dayanır; hiçbir topluluk sebepsiz yere yurdunu terk etmemiştir. Göç edilen hiçbir bölge boş ve sahipsiz değildir; bu yüzden göçler toplum psikolojisi ile ekonomik, siyasi ve askerî buhranlara yol açar. 2022’de dünyada 61,5 milyon kişi çatışma ve şiddet, 8,7 milyon kişi doğal afetler nedeniyle göç etmiştir.
Akdeniz çevresinde, dönemin en güçlü imparatorluklarından biri. MS III. yüzyıldan itibaren doğuda Sâsânîlerin, kuzeyde Germen kavimlerinin saldırıları nedeniyle siyasi, askerî ve ekonomik gücünü kaybetmeye başladı. Sâsânîler kendilerini Pers İmparatorluğu’nun vârisi görüp Perslere ait toprakların iadesini istedi; sınır ihlali iddiasıyla uzun çatışmalar yaşandı.
Roma’nın kuzeyinde Ostrogot, Frank, Burgund, Vizigot, Vandal, Süev gibi kavimler yaşardı. Çiftçi, çoban ve avcılardan oluşan, şehir yaşamından uzak insanlardı; Romalılara göre barbardılar. Yeni yer arayışlarının sebepleri: daha verimli toprak, iklim değişiklikleri, yiyecek ihtiyacı, nüfus artışı, yerel rekabetler, iç çekişmeler; hızlı nüfus artışı temel sebep sayılır. Tacitus, Germenlerin savaşı tercih ettiklerini yazar. Arayış, göçebe atlıların akınlarıyla hız kazandı.
Asya Hun Devleti önce Doğu ve Batı olarak ikiye ayrıldı; Doğu Hun Devleti de sonra Kuzey ve Güney olarak bölündü. Hunlar MS III. yüzyılda kısmen zayıfladı ama Türkistan’daki varlığını sürdürdü. Bazı Hun boyları Çin baskısı, veraset savaşları ve kuraklık yüzünden Avrupa’ya komşu sahalara, özellikle Hazar Denizi çevresine yerleşti.
Maddi (iktisadi): anayurt topraklarının geçim bakımından yetersiz kalması; büyük ölçüde kuraklık, nüfus kalabalıklığı ve otlak darlığı; bozkırda cüzi ziraat dışında ancak hayvan yetiştirilebiliyor, gıda ve giyim için başka vasıtalara ihtiyaç duyuluyordu. Manevi: Türk maneviyatının sağlamlığı ve ruhî zindelik; her askerî başarı yeni bir siyasi hedef doğurmuş ve zamanla cihan hâkimiyeti ülküsü ortaya çıkmıştır. Coğrafi: Karadeniz’in kuzeyi Orta Asya bozkırlarının tabii uzantısıdır ve önlerine aşılmaz bir engel ya da güçlü yerleşik bir devlet çıkmamıştır.
374: Türkistan’daki hâkimiyetini kaybeden Hun boyları Balamir önderliğinde İtil Nehri’ni geçerek ilk defa Avrupa önlerinde göründü. İlk karşılaşılan kavim yarı İranlı yarı Türk kökenli Alanlar; bazı Alan boy beyleri Hunlara katıldı. Alanların hareketiyle Ostrogotlar, Vizigotlar, Vandallar, Süevler, Burgundlar, Franklar, Angıllar ve Saksonlar göç etti. 378: Hunlar Tuna’yı geçerek Trakya’ya ulaştı; bir kol Balkanlardan Trakya’ya, diğer kol Kafkaslardan Anadolu’ya yöneldi. Dalga İspanya’ya kadar uzandı ve Avrupa’nın etnik çehresini değiştirdi.
Ostrogotlar ve Vizigotlar → İtalya-İspanya ve Güney Fransa yönü · Angıllar ve Saksonlar → İngiltere · Franklar → Fransa-Galya · Burgundlar → Güney Fransa · Süevler → İspanya · Vandallar → İspanya-Afrika. Hun göçleri 375.
Kavimler Göçü başlarken Roma dinî mücadeleler, iç karışıklıklar, ayaklanmalar ve Sâsânî savaşlarıyla uğraşıyordu; askerî harcamalar halka ağır vergi olarak yansıdı. MS 382’den itibaren Germen kabileleriyle anlaşmalar yapıldı; Germen halkları zamanla bağımsız derebeylikler hâline geldi. MS 395: Roma Doğu ve Batı Roma olarak ikiye ayrıldı. Batı Roma önce Vandallar ve Süevler tarafından istila edildi, sonra MS 451-452’de Hun saldırılarına uğradı; son toprakları Turcilingi kavminin reisi Odovacar tarafından alındı ve 476’da yıkıldı. 550’ye gelindiğinde yerine çok sayıda küçük Germen Krallığı kurulmuştu.
Sözcük anlamıyla toprağa dayalı düzen; Orta Çağ’a karşılık gelen siyasal, ekonomik ve sosyal düzenin adı; en geniş tanımıyla toprağın ve toprak üzerindeki egemenliğin parçalandığı üretim ve yönetim sistemi. Yönetim yetkisi krala aittir, ama kral bu yetkiyi mutlak sadakat koşuluyla ve kontrollü olarak yerel derebeyleriyle paylaşır. Ekonomisi toprağa ve tarıma dayanır; temel yasası artık ürün elde etmektir; bu fazlalıkla senyörlerin ihtiyaçları karşılanır; para dolaşımı ve artık değer yoktur. Şövalyeler şato ve kalelerde yaşar; şatolar maddi gücün ve statünün sembolüdür.
Batı Roma’nın çöküşünden sonraki otorite boşluğunu kilise doldurdu; Vatikan her alanda yetkilerini genişletti. 5. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar Hristiyanlığın köylüler ve barbarlar arasında yayılması büyük ölçüde tamamlandı. Skolastik düşüncede esas olan kilisenin öğretisidir; Aristo mantığına sıkı sıkıya bağlıdır; kitap ve üstat bilgileri esas alındığı için tabiatın doğrudan müşahedesi yoktur. Kilise piskoposlar aracılığıyla yönetime katıldı; mal varlığı muazzam servetlere dönüştü. Vandalizm kelimesi Vandalların Roma’yı yağmalamasından gelir.
375: Balamir önderliğinde batıya göç; ciddi bir yenilgi almadan pek çok yer ele geçirildi. Macaristan ovalarına yerleşildi; V. yüzyıl başlarında Kafkaslardan Elbe Irmağı’na kadar uzanan topraklarda imparatorluk kuruldu (başkent Etzelburg). Uldız dış politikanın ana hatlarını belirledi: Doğu Roma baskı altında tutulacak, Batı Roma ile dostluk kurulacak. Rua (422) Balkan Seferi ile Doğu Roma’yı vergiye bağladı. Attila devlete en parlak dönemini yaşattı: önce Balkan Seferi ile Doğu Roma’yı vergiye bağladı, sonra Galya Seferi ile Roma’yı kuşattı; Papa liderliğindeki heyetin isteğini kabul ederek Batı Roma’ya üstünlük sağladı; Galya Seferi dönüşünde vefat etti. Yerine sırasıyla İlek, Dengizik ve İrnek geçti; İrnek Dönemi’nde Hunlar Karadeniz’in kuzeyine çekildi.
Türklerin askerî başarısının temel nedeni atlı okçuluk ve yay yapımındaki ustalıktır. Hunların Avrupa’ya getirdiği en önemli yenilik üzengidir. Alföldi’ye göre Hunlar “sürekli hazırlık, hayret verici bir manevra kabiliyeti ve çok gelişmiş süvari tabyalarıyla” üstünlük sağladı; üç beş yıl içinde bütün güney Rusya ve Transilvanya ele geçti. Hun yayları Roma ordusunca da kullanıldı; Wales’te (Galler) V. yüzyıl başına ait Hun tipinde bir yay imalathanesi bulundu.
Ak Hunlar-Eftalitler: 350’lerde Afganistan ve Kuzey Hindistan’a → Ak Hun Devleti. Ogurlar: 461-465, Güneybatı Sibirya’dan Güney Rusya’ya. Sabarlar: V. yüzyılın ikinci yarısında Aral Gölü’nün kuzeyinden Kafkaslara → Sabar Devleti. Avarlar: VI. yüzyıl ortalarında Batı Türkistan’dan Orta Avrupa’ya → Avar Devleti. Hazarlar: Kafkasların kuzeyi ve İtil dolaylarına → VII. yüzyılda Hazar Devleti. Bulgarlar: Balkanlara ve Volga kıyılarına → IX. yüzyılda Bulgar Devleti. Uygurlar: 840’ı takip eden yıllarda Orhun çevresinden Türkistan’a. Peçenek, Kuman ve Uzlar: IX-XI. yüzyıllarda Doğu Avrupa ve Balkanlara. Oğuzlar: X-XI. yüzyıllarda İran ve Anadolu’ya → Büyük Selçuklu, Türkiye Selçuklu ve Osmanlı Devleti. Hunlar: Çin’e göç eden bazı boylar Kuzey Çin’de Hun ve Tabgaç devletlerini kurdu.
1) 374 Hunların Avrupa önlerinde görünmesi, 375 batıya göç, 378 Tuna’nın geçilmesi, 395 Roma’nın ikiye ayrılması, 476 Batı Roma’nın yıkılışı, 550 yerine Germen krallıklarının kurulmuş olması. 2) Konargöçerlik geri dönülen bir yer değiştirmedir; kitlesel göç geri dönülmeyen bir harekettir. 3) Batı Roma’yı yıkan Hunlar değil, Turcilingi kavminin reisi Odovacar’dır; Hunların rolü zinciri başlatmak ve imparatorluğu temelinden sarsmaktır.