Bir bitkinin üç organı
Kök toprağa tutunur ve su ile mineralleri alır, gövde taşır ve destekler, yaprak fotosentez, terleme ve gaz alışverişini yapar. Bu ünitede üçünü de hem dıştan (kazık ↔ saçak kök, otsu ↔ odunsu gövde, basit ↔ bileşik yaprak) hem içten (boyuna ve enine kesitler) inceleyeceğiz. Ünitenin omurgası tek bir ayrım: tek çenekli ↔ çift çenekli. Kambiyumun olup olmaması kökten gövdeye, yaprağın damarlanmasından yaprak sapının varlığına kadar her şeyi belirliyor.
Genellikle bitkinin toprak altında kalan kısmıdır. Tohumun çimlenmesi sırasında oluşan ilk yapıya radikula (kök taslağı), radikulanın gelişimi ile ortaya çıkan ilk köke ana kök denir. Ana kökün dallanmasıyla yan kökler oluşur.
İki kök sistemini yan yana gör. Kazık kök seçildiğinde çizimde dikey yönde çok iyi gelişmiş tek bir ana kök aşağı iner ve ondan çıkan çok sayıda ama az gelişmiş yan kökler kısa kalır. Saçak kök seçildiğinde ana kök silinir ve yerine toprak yüzeyine yakın, dallanmış çok sayıda ince ve uzun kök yayılır; toprak taneleri arasına sıkışan bu ağ, erozyon oku geldiğinde toprağı yerinde tutar — kazık kökte aynı ok toprağı sürükler. Sağdaki iki ölçüt her seçimde değişir: ana kök gelişimi ve toprağı tutma. Alt satırda o kök tipine sahip bitkiler listelenir.
Kökün temel görevleri; bitkiyi toprağa bağlamak, topraktan su ve mineralleri alarak bitkinin diğer kısımlarına taşınmasını sağlamak, besin maddelerini depolamak, destek sağlamak, bazı bitki hormonlarını sentezlemektir.
Son madde çoğu zaman gözden kaçar: kök yalnız emen bir organ değil, hormon üreten bir organdır da. 43. ünitede göreceğin giberellin köklerde, genç yapraklarda ve bitki embriyolarında, sitokinin embriyolarda, kök hücrelerde ve meyvelerde üretiliyor.
Bitkilerde başlıca iki tip kök sistemi bulunur. Bunlar kazık kök ve saçak köktür.
Kazık kök: Dikey yönde çok iyi gelişmiş tek ana kök vardır. Ana kökten çıkan çok sayıda ve az gelişmiş yan kökler bulunur. Kazık kök; elma, çam, söğüt, gül, havuç, şeker pancarı, lahana, bakla, gelincik, papatya, bamya, fasulye gibi bitkilerde bulunur.
Saçak kök: Ana kök gelişmemiştir. Bu kök tipinde genelde toprak yüzeyine yakın yerlerde dallanmış çok sayıda ince, uzun kökler bulunur. Toprağa iyice yayılarak bitkinin sıkıca tutunmasını sağlar. Örneğin çim bitkisinin saçak kök sistemi, toprağı sıkıca tutarak erozyona karşı koruma sağlar. Saçak kök; soğan, buğday, arpa, yulaf, mısır, pırasa gibi bitkilerde bulunur.
İki listeyi yan yana koyduğunda bir düzen görünür: saçak kök örnekleri soğan, buğday, arpa, yulaf, mısır, pırasa — hepsi tek çenekli. Kazık kök örnekleri elma, çam, söğüt, gül, havuç, şeker pancarı, lahana, bakla, gelincik, papatya, bamya, fasulye — hepsi çift çenekli (çam açık tohumludur, o da kazık köklüdür). Bu yüzden soruda “mısırın kökü” dendiğinde saçak, “fasulyenin kökü” dendiğinde kazık demek güvenlidir. Ama dikkat: ünitenin sonundaki nemli/kurak tablosunda nemli bölge → saçak kök, kurak bölge → kazık kök yazıyor; orada ölçüt çenek sayısı değil, suyun derinliği.
Kökün boyuna kesitinde net sınırlarla ayrılmayan hücre bölünme bölgesi, uzama bölgesi ve olgunlaşma bölgesi olarak adlandırılan üç bölge vardır.
Kaydırağı kök ucundan yukarı doğru çektiğinde vurgu üç bölge arasında sırayla kayar ve hücre çizimleri gerçekten değişir. Bölünme bölgesinde hücreler küçük ve kare, bazılarının içinde bölünme çizgisi var; en uçta kaliptra başlık gibi durur ve altından kaygan madde damlaları sızar. Uzama bölgesinde aynı hücreler dikey yönde uzar — bölünme çizgileri kaybolur, çünkü buradaki hücreler bölünmez. Olgunlaşma bölgesinde hücreler farklılaşır: dışta epidermis ve ondan çıkan emici tüyler, ortada temel doku, en içte ksilem ve floemden oluşan merkezî silindir renklenir. Sağdaki rozet her bölgede o bölgede ne olduğunu tek cümleyle yazar.
Hücre bölünme bölgesinde primer meristem hücreleri bulunur. Yeni kök hücreleri ve kaliptra hücreleri bu kısımda üretilir. Kaliptra, kökün toprak içinde büyümesi sırasında kök ucunu korur. Ayrıca büyümekte olan kök ucu, çevresindeki toprağı gevşeten kaygan bir madde salgılayarak kökün toprak içinde rahat uzamasını sağlar.
Uzama bölgesi, hücre uzamasının görüldüğü bölgedir. Buradaki hücreler bölünmez. Uç meristem hücrelerinin bölünerek oluşturduğu yeni hücreler hızla dikey yönde büyür. Böylece kökün uzaması gerçekleşir.
Olgunlaşma bölgesindeki hücreler, farklılaşarak değişik hücre tiplerine dönüşür. Olgunlaşma bölgesinde en dış tabakadaki hücreler epidermis (örtü) tabakası olarak farklılaşır. En içteki hücreler ise ksilem ve floemden oluşan merkezî silindiri oluşturur. Merkezî silindir ile epidermis arasında kalan hücreler ise temel doku olarak farklılaşır.
“Kök nerede uzar?” sorusunun cevabı bölünme bölgesi değil, uzama bölgesidir. Bölünme bölgesi yeni hücreleri üretir ama boy kazandırmaz; boy, uzama bölgesinde hücrelerin hızla dikey yönde büyümesiyle kazanılır. İkinci karışan nokta: uzama bölgesinde hücreler bölünmez — “uzuyorsa bölünüyordur” diye düşünme. Üçüncüsü: kaliptra kökü korur ama uzatmaz; onu üreten yer de bölünme bölgesidir.
Dört kesiti tek tek gez: tek çenekli otsu bitki kökü, çift çenekli otsu bitki kökü, tek çenekli bitki gövdesi, çift çenekli bitki gövdesi. Her seçimde daire yeniden çizilir. Kökte merkezî silindir ortada durur; çift çenekli kökte iletim demeti açık olduğu için ksilem ile floem arasına kambiyum halkası çizilir, tek çenekli kökte demet kapalı olduğu için o halka yoktur. Gövdeye geçtiğinde fark daha da belirginleşir: tek çenekli gövdede demetler dağınık hâlde, rastgele serpilir; çift çenekli gövdede demetler kambiyum etrafında düzenli bir halka hâlinde sıralanır, kambiyumun dışında floem, içinde ksilem yazılır ve merkezde öz, dışta korteks etiketlenir. Sağdaki rozet enine büyüme var mı sorusunu her seçimde cevaplar.
Gövde, bitkinin toprak üstünde kalan sürgün sistemidir. Görevleri taşımak, desteklemek ve iletmektir; bazı bitkilerde ise bambaşka işler için özelleşmiştir.
Yaprak, çiçek, yan dallar, meyve, tomurcuk gibi kısımları taşımak, bu kısımları desteklemektir. Kökler ile alınan su ve minerallerin en uçtaki yapraklara kadar iletilmesini sağlamaktır. Fotosentez sonucu sentezlenen besini bitkinin diğer organlarına iletmektir. Bazı bitkilerin gövdeleri depolama, tırmanma, eşeysiz üreme vb. görevleri yapabilmek için özelleşmiştir.
Tohumlu bitkilerde otsu ve odunsu olmak üzere iki çeşit gövde vardır.
Otsu gövdelerde boyca büyüme görülür. Bazı otsu gövdeler hariç genelde enine kalınlaşma gerçekleşmez. Odun ve kabuk yapıları bulunmaz. Otsu gövdeli bitkiler tek çenekli ya da çift çenekli olabilir. Tek çenekli bitkilerden buğday, lale, zambak, mısır, çim otsu gövde yapısındadır. Papatya, ayçiçeği, bezelye gibi bitkiler ise çift çenekli otsu bitki örnekleridir.
Odunsu gövdeler ise kalın yapılıdır ve koruyucu bir kabuk bulundurur. Çift çeneklilerin çoğunda odunsu gövde vardır. Odunsu gövdeli bitkilerde hem enine hem de boyuna büyüme görülür. Enine büyüme sonucunda gövdede yaş halkaları meydana gelir. Elma ağacı, kayısı ağacı odunsu gövdeye sahip çift çenekli bitkilere örnektir.
Yedi gövdeyi tek tek gez: otsu tek çenekli (çim), otsu çift çenekli (papatya), odunsu (elma ağacı), yumru gövde (patates), sürünücü gövde (çilek), sarılıcı gövde (asma), depo gövde (kaktüs). Çizim her seçimde baştan kurulur — patateste toprak altında şişkin bir yumru, çilekte toprak yüzeyinde yana uzanan bir sürgün ve ucunda yeni bir bitkicik, asmada bir çubuğa sarılan sülük, kaktüste su ile dolu şişkin bir gövde belirir. Odunsu gövdede kesit görünümüne geçilir ve yaş halkaları iç içe çizilir; otsu gövdelerde halka çizilmez. Sağdaki iki rozet boyca büyüme ve enine kalınlaşma satırlarını her seçimde yeniler.
Bazı bitkilerin gövdeleri farklı görevleri yapmak için özelleşmiştir. Örneğin patates besin depo eden yumru gövdeye, çilek sürünücü gövdeye, asma sarılıcı (sülük) gövdeye, kaktüs ise su depo eden depo gövdeye sahiptir.
Toprak altında olması bir organı kök yapmaz. Patates besin depo eden yumru gövdeye sahiptir — yani toprak altındaki o şişkin yapı bir gövdedir. Nitekim patatesin üstündeki “gözler” tomurcuktur ve filiz verir; kök tomurcuk vermez. Karşı örneği de aklında tut: havuç ve şeker pancarı gerçekten kazık köktür ve besini kökte depolar. Sorunun ayırıcı sorusu şudur: üzerinde tomurcuk ve nodyum var mı?
Koruyucu pullarla kuşatılmış olan tepe tomurcuğu sayesinde gövde boyuna uzar. İlkbaharda tepe tomurcuğunu koruyan pullar dökülür ve yeni bir primer büyüme başlar.
Gövde şeması sabit durur; düğmelerle tepe tomurcuğu, yanal tomurcuk, nodyum, internodyum, tomurcuk izi, yaprak izi, bir yıllık uzama bölgesi arasında gez. Seçilen yapı şemada yanar ve etiketlenir, ötekiler soluklaşır. Tomurcuk izi seçildiğinde gövdenin üstündeki halka izleri belirginleşir ve iki halka arasındaki bölüm parlak bir şeritle işaretlenir — iki tomurcuk izi arasındaki boyca uzama bölgesi bir yıllık boyuna uzama bölgesini oluşturur. Yanal tomurcuk seçildiğinde tomurcuktan üç ok çıkar: çiçek, dal, yaprak. Apikal dormansi düğmesine bastığında tomurcukların bir kısmı gri renge döner ve “uyuyor” etiketi alır.
Tepe tomurcuğu, bir yıl büyüdükten sonra koruyucu pullarla yeniden kaplanır. Bu oluşan pulların izleri, tomurcuk izi olarak halkalar şeklinde gözlenebilir. İki tomurcuk izi arasındaki boyca uzama bölgesi bir yıllık boyuna uzama bölgesini oluşturur.
Bitkinin gövdesi üzerinde yaprağın bağlandığı noktaya nodyum (düğüm), iki nodyum arasında kalan bölgeye de internodyum (düğümler arası bölge) denir.
Yaprak sapının gövdeye bir açı oluşturarak bağlandığı bölgede çiçek, dal veya yaprak verebilecek yanal tomurcuk (koltuk altı tomurcuğu) bulunur. Yanal tomurcukta bulunan meristemlerin bölünmesiyle gövdede yaprak taşıyan dallar oluşur. Sonbahar başlarında nodyumda bulunan yapraklar dökülür ve burada yaprak izi oluşur.
Gövde üzerindeki tomurcukların faaliyetleri mevsime bağlıdır. Koşullara göre tomurcukların bir kısmı aktifken bir kısmı pasif kalır ya da uyur. Tomurcukların uyku hâlinde kalmasına apikal dormansi adı verilir.
Uyku hâli 43. ünitede hormonla açıklanıyor: absisik asit bitkide uyku hâlini (dormansi) teşvik eder, giberellin ise ilkbaharda absisik asidin etkisinin azalması sonucu tomurcuklarda sentezi artarak tomurcuklanmayı uyarır.
İletim demetlerinin gövdedeki yerleşimi tek çenekli ve çift çenekli bitkilerde farklıdır. Tek çenekli bitkilerin gövdesinde kambiyum dokusu olmadığı için iletim demetleri dağınık hâldedir ve bu bitkiler enine büyümez. Çift çenekli bitkilerin gövdesinde iletim demeti, kambiyum etrafında düzenli olarak sıralanmıştır. Kambiyumun dış kısmında floem, iç kısmında ksilem bulunur. Çift çenekli bitkilerin gövdesinde korteks ve öz bölgesi bulunur.
Çift çenekli bitkilerde gövdedeki kambiyum gelişimi, primer ksilem ve primer floem arasında başlar. Her yıl belirli mevsimlerde hücre bölünmeleriyle yeni odun (sekonder ksilem) ve soymuk borularını (sekonder floem) oluşturur. Kambiyum, sürekli olarak sekonder ksilem ve sekonder floem eklemesi yaparak enine kalınlaşmayı sağlar.
Kaydırak yıl sayısını 1’den 8’e çıkarır. Her yıl kambiyum halkası içeriye bir sekonder ksilem, dışarıya bir sekonder floem katmanı ekler; gövdenin çapı gözle görülür biçimde büyür ve merkeze doğru yaş halkaları birikir. Yıl sayacının yanındaki iki sayaç eklenen katmanları ayrı ayrı sayar. Kutucuğu işaretlediğinde şema tek çenekli gövdeye döner: kambiyum halkası silinir, demetler dağılır ve yıl kaydırağını ne kadar çekersen çek çap hiç değişmez — tek çenekli bitkilerin gövdesinde kambiyum dokusu olmadığı için bu bitkiler enine büyümez.
Yaprak; bitkilerde fotosentez, terleme ve gaz alışverişinin gerçekleştiği organdır. Bazı bitki türlerinde destek, koruma, depolama gibi işlevleri de vardır.
Bazı çok yıllık bitkilerde yapraklar sonbaharda dökülür. Yaprak hücrelerinde kofulda biriktirilen atık maddeler, yaprakların dökülmesiyle bitkiden uzaklaştırılır ve boşaltım olayı gerçekleşmiş olur.
Bitkilerde boşaltımın üç yolunu bir arada düşün: terleme (stomadan gaz hâlinde), gutasyon (hidatottan sıvı hâlde, mineralli) ve yaprak dökümü (kofulda biriken atıklarla birlikte). Üçü de 41 ve 42. ünitede geçiyor.
Farklı bitki türlerinde farklı yaprak şekilleri vardır. Yaprak, parçalanmamış tek yaprak ayasından oluşursa basit yaprak adını alır. İki veya daha fazla sayıda küçük yaprakçıktan oluşursa bileşik yaprak adını alır.
Beş kartı gez. Basit yaprak seçildiğinde tek ve parçalanmamış bir yaprak ayası çizilir; bileşik yaprakta aynı sap üzerinde birden çok küçük yaprakçık belirir. Paralel damarlanmada kalın bir orta damara paralel uzanan yan damarlar baştan sona düz iner (mısır yaprağı); ağsı damarlanmada orta damardan çıkan damarlar çok fazla dallanarak ince kollara ayrılır ve bir ağ kurar (asma yaprağı). Son kart yaprağın gövdeye bağlanışını gösterir: çift çeneklide yaprak sapı yaprağı nodyuma bağlarken tek çeneklide sap çizilmez, yaprak ayası doğrudan gövdeyi sarar. Sağdaki rozet her kartta hangi çenek grubuna ait olduğunu yazar.
Yapraklarda iletim demetleri çeşitli şekillerde dallanarak yaprak damarlarını oluşturur. Damarlanma tek çenekli ve çift çenekli bitki yapraklarında farklıdır. Tek çenekli bitkilerin yapraklarında paralel damarlanma görülür. Bu damarlanmada kalın bir orta damara paralel uzanan yan damarlar vardır. Çift çenekli bitkilerde ise genel olarak damarlar bir ağ sistemi oluşturur. Bu damarlanma yaprak ayasının ana damarından (orta damar) çıkan ve çok fazla dallanarak ince kollara ayrılmış damarlar şeklindedir.
Genel olarak yaprak, yaprak sapı ve yaprak ayasından oluşur. Yaprak sapı, yaprağı gövdedeki nodyuma bağlar. Gövdeden gelen iletim demetlerinin yaprağa geçişini sağlar. Yaprak sapı genellikle çift çenekli bitkilerde bulunur. Arpa, buğday vb. tek çenekli bitki türlerinde yaprak sapı bulunmaz ve bu bitkilerde yaprak ayası doğrudan gövdeye bağlıdır.
Yaprak ayası, yaprağın yassılaşmış ince ve yeşil kısmıdır. Fotosentezin en çok gerçekleştiği yerdir. Yaprak ayasının büyüklüğü arttıkça bitki güneş ışığından daha fazla yararlanır ve daha fazla terleme meydana gelir. Terlemenin çok olması bitkide su kaybını artırır. Bu nedenle bitkinin yaşadığı ortam kuraksa yaprak ayası küçük, nemliyse yaprak ayası büyüktür.
Yaprağın enine kesiti tam olarak çizilir: en üstte kütikula ve üst epidermis, altında palizat parankiması, sonra sünger parankiması, en altta alt epidermis ve içinde stomalar; ortada bir iletim demeti durur. Düğmelerle üç doku sistemi arasında gez — örtü doku, temel doku (mezofil), iletim doku — seçilen sistem yanar, ötekiler soluklaşır. Örtü dokuda kütikulanın stomalar tarafından kesintiye uğradığı yerler işaretlenir. Temel dokuda palizat hücrelerinin içi bol kloroplastla, sünger hücrelerinin arası geniş boşluklarla dolar ve boşlukların içine hava ve su buharı etiketi düşer. İletim dokuda demet mezofilin içinde alt dallara ayrılarak dallanır ve ağ sistemi palizat ile sünger parankimasına temas eder. Alt satırda stoma sayacı üst ve alt epidermisi ayrı ayrı sayar: alt epidermisteki stoma sayısı üst epidermise göre daha fazladır.
Yaprağın enine kesitinde üç doku sistemi görülür. Bunlar örtü doku, temel doku ve iletim dokudur. Örtü doku, yaprağın alt ve üst yüzeyini örter. Örtü doku genelde tek sıralı epidermis hücrelerinden oluşur. Bu hücrelerde genel olarak klorofil bulunmaz. Epidermis üzerinde bitkinin su kaybını engelleyen kütikula tabakası vardır. Mumsu kütikula, stomalar tarafından kesintiye uğrar. Kütikula şeffaf yapıda olduğu için güneş ışığının geçmesini engellemez. Karada yaşayan bitkilerin çoğunda üst epidermisteki stoma çok az sayıdadır ya da hiç yoktur. Alt epidermisteki stoma sayısı üst epidermise göre daha fazladır.
Temel doku, üst ve alt epidermis arasında kalan ve mezofil olarak adlandırılan bölümdür. Mezofil, kloroplast bulunduran palizat parankiması ve sünger parankiması hücrelerinden oluşur. Üst epidermisin altında yer alan uzun, silindir şeklindeki palizat parankiması hücrelerinde fotosentez yoğun olarak gerçekleşir. Palizat parankimasının alt bölümünde sünger parankiması bulunur. Kloroplast miktarı, palizat parankimasından daha azdır. Sünger parankimasının hücrelerin şekilleri düzensizdir ve hücreler arasında geniş boşluklar vardır. Boşlukların içi, hava ve su buharı ile doludur. Bu sayede gaz alışverişi ve terleme verimli gerçekleşir.
İletim dokusu (odun ve soymuk boruları), yaprakta mezofil hücreleri arasında yer alır. Su ve besin taşınmasını sağlayan damar yapısıdır. Her bir yaprağın iletim dokusu gövdedeki iletim demetinin devamıdır. Damarlar, mezofilde alt dallara ayrılarak dallanır. Oluşan bu ağ sistemi mezofildeki palizat ve sünger parankiması ile yakın temas sağlar.
Bu tablo ünitenin bütün konularını tek satırda birleştiriyor: kök tipi, yaprak ayası, kütikula, stoma. Ortam değiştiğinde hepsi birlikte değişiyor.
Kaydırağı nemli bölgeden kurak bölgeye çektiğinde ekrandaki bitki gerçekten değişir. Kök saçaktan kazığa döner ve derine iner; gövde uzundan kısaya geçer; yaprak ayası geniş bir levhadan dar bir şeride küçülür; yaprak tüyleri çoğalır; kütikula şeridi kalınlaşır; alt yüzeydeki stomalar azalır, küçülür ve üst yüzeydekiler tamamen silinir; kök emici tüyleri çoğalır. Sağdaki on bir satırlık liste her adımda yeniden yazılır ve değişen satır vurgulanır. Kaydırağın en kurak ucunda stomaların üstünde “çoğu zaman gün boyu kapalı”, en nemli ucunda “çoğu zaman gün boyu açık” yazar.
| Özellik | Nemli Bölge | Kurak Bölge |
|---|---|---|
| Kök çeşidi | Saçak kök | Kazık kök |
| Kök ozmotik basıncı | Düşük | Yüksek |
| Kök emici tüy sayısı | Az | Çok |
| Yaprak ayası | Geniş | Dar |
| Yapraktaki tüy sayısı | Az | Çok |
| Kütikula kalınlığı | İnce | Kalın |
| Gövde yapısı | Uzun | Kısa |
| Stoma sayısı | Çok | Az |
| Stoma büyüklüğü | Büyük | Küçük |
| Stoma açıklığı | Çoğu zaman gün boyu açıktır. | Çoğu zaman gün boyu kapalıdır. |
| Stoma konumu | Yaprağın her iki yüzündedir. | Genellikle yaprağın altındadır. |
Tablodaki on bir satırın onu sezgiyle bulunabilir; biri bulunamaz. Kök ozmotik basıncı kurak bölgede yüksek, nemli bölgede düşüktür — “kurakta su az, o hâlde basınç da düşüktür” diye düşünmek yanlış. Sebebi 45. ünitede: bitkinin yaşadığı ortam ne olursa olsun bulunduğu ortamdan su alabilmesi için kök ozmotik basıncı, toprak ozmotik basıncından daha fazla olmalıdır. Kurak toprağın ozmotik basıncı yüksektir; kök ondan su çekebilmek için daha da yüksek bir basınç kurmak zorundadır. Aynı mantık kök emici tüy sayısının kurakta neden çok olduğunu da açıklar.
Bu ünitenin konusu mutfaktaki tezgâhtan okul bahçesindeki kesilmiş ağaca kadar her yerde.
Elindeki havuç bir gövde değil, kökün kendisi: kazık kök; elma, çam, söğüt, gül, havuç, şeker pancarı, lahana, bakla, gelincik, papatya, bamya, fasulye gibi bitkilerde bulunur. Kökün görevleri arasında besin maddelerini depolamak da vardır.
Dolapta unuttuğun patatesin filiz vermesi onun kök olmadığının kanıtı: patates besin depo eden yumru gövdeye sahiptir. Gövdede çiçek, dal veya yaprak verebilecek yanal tomurcuk bulunur; filizler oradan çıkar.
Parkta budanmış bir dalın kesitindeki iç içe halkalar yılları sayar: odunsu gövdeli bitkilerde hem enine hem de boyuna büyüme görülür. Enine büyüme sonucunda gövdede yaş halkaları meydana gelir. Bunu yapan yapı kambiyumdur.
Mısır yaprağını gövdeden ayırmaya çalıştığında sap bulamazsın: arpa, buğday vb. tek çenekli bitki türlerinde yaprak sapı bulunmaz ve bu bitkilerde yaprak ayası doğrudan gövdeye bağlıdır. Yaprağındaki damarlar da düz iner — tek çenekli bitkilerin yapraklarında paralel damarlanma görülür.
Sarmaya açtığın asma yaprağındaki ince damar ağı çift çenekli olduğunu söylüyor: çift çenekli bitkilerde damarlar bir ağ sistemi oluşturur ve bu damarlar çok fazla dallanarak ince kollara ayrılır.
Bağdaki asmanın teli tutması özelleşmiş bir gövdedir: asma sarılıcı (sülük) gövdeye sahiptir. Aynı listede çilek sürünücü gövdeye, kaktüs su depo eden depo gövdeye sahiptir.
Maç oynanan çimin sökülmemesinin sebebi kök tipi: çim bitkisinin saçak kök sistemi, toprağı sıkıca tutarak erozyona karşı koruma sağlar. Saçak kökte ana kök gelişmemiştir, bunun yerine çok sayıda ince, uzun kök yüzeye yayılır.
Yaprak dökümü sadece bir mevsim görüntüsü değil, bir boşaltım yolu: yaprak hücrelerinde kofulda biriktirilen atık maddeler, yaprakların dökülmesiyle bitkiden uzaklaştırılır ve boşaltım olayı gerçekleşmiş olur. Döküldüğü yerde yaprak izi kalır.
Toprağın saksı biçiminde topak hâlinde çıkması emici tüylerin ve köklerin işi. Kökün görevi bitkiyi toprağa bağlamak ve topraktan su ve mineralleri alarak bitkinin diğer kısımlarına taşınmasını sağlamaktır.
İki bitkinin yaprak boyutu tesadüf değil: bitkinin yaşadığı ortam kuraksa yaprak ayası küçük, nemliyse yaprak ayası büyüktür. Sebebi de yazılı: yaprak ayasının büyüklüğü arttıkça daha fazla terleme meydana gelir ve terlemenin çok olması bitkide su kaybını artırır.
Pamukta çimlendirdiğin fasulyeden ilk çıkan beyaz uç kökün ta kendisi: tohumun çimlenmesi sırasında oluşan ilk yapıya radikula (kök taslağı), radikulanın gelişimi ile ortaya çıkan ilk köke ana kök denir. Ana kökün dallanmasıyla yan kökler oluşur.
Kış boyunca kapalı duran tomurcukların birden açılması bir kural: koruyucu pullarla kuşatılmış olan tepe tomurcuğu sayesinde gövde boyuna uzar. İlkbaharda tepe tomurcuğunu koruyan pullar dökülür ve yeni bir primer büyüme başlar. Kışın kapalı kalmasının adı ise apikal dormansi.
50 soruluk test · kökün görevleri, kazık ve saçak kök, kökün üç bölgesi ve kaliptra, kök ile gövdenin enine kesiti, otsu ve odunsu gövde, özelleşmiş gövdeler, tomurcuk-nodyum-internodyum, kambiyum ve yaş halkaları, basit ve bileşik yaprak, paralel ve ağsı damarlanma, yaprağın enine kesiti, nemli ve kurak bölge bitkilerinin karşılaştırılması
Genellikle bitkinin toprak altında kalan kısmıdır. Tohumun çimlenmesi sırasında oluşan ilk yapıya radikula (kök taslağı), radikulanın gelişimi ile ortaya çıkan ilk köke ana kök denir. Ana kökün dallanmasıyla yan kökler oluşur. Kökün temel görevleri; bitkiyi toprağa bağlamak, topraktan su ve mineralleri alarak bitkinin diğer kısımlarına taşınmasını sağlamak, besin maddelerini depolamak, destek sağlamak, bazı bitki hormonlarını sentezlemektir.
Bitkilerde başlıca iki tip kök sistemi bulunur. Kazık kökte dikey yönde çok iyi gelişmiş tek ana kök vardır; ana kökten çıkan çok sayıda ve az gelişmiş yan kökler bulunur. Kazık kök; elma, çam, söğüt, gül, havuç, şeker pancarı, lahana, bakla, gelincik, papatya, bamya, fasulye gibi bitkilerde bulunur. Saçak kökte ana kök gelişmemiştir; genelde toprak yüzeyine yakın yerlerde dallanmış çok sayıda ince, uzun kökler bulunur. Toprağa iyice yayılarak bitkinin sıkıca tutunmasını sağlar; çim bitkisinin saçak kök sistemi erozyona karşı koruma sağlar. Saçak kök; soğan, buğday, arpa, yulaf, mısır, pırasa gibi bitkilerde bulunur.
Kökün boyuna kesitinde net sınırlarla ayrılmayan hücre bölünme bölgesi, uzama bölgesi ve olgunlaşma bölgesi vardır. Hücre bölünme bölgesinde primer meristem hücreleri bulunur; yeni kök hücreleri ve kaliptra hücreleri bu kısımda üretilir. Kaliptra, kökün toprak içinde büyümesi sırasında kök ucunu korur; büyümekte olan kök ucu, çevresindeki toprağı gevşeten kaygan bir madde salgılar. Uzama bölgesi hücre uzamasının görüldüğü bölgedir; buradaki hücreler bölünmez, uç meristem hücrelerinin oluşturduğu yeni hücreler hızla dikey yönde büyür. Olgunlaşma bölgesindeki hücreler farklılaşır: en dış tabakadaki hücreler epidermis, en içtekiler ksilem ve floemden oluşan merkezî silindir, aradakiler ise temel doku olarak farklılaşır.
Gövde, bitkinin toprak üstünde kalan sürgün sistemidir. Yaprak, çiçek, yan dallar, meyve, tomurcuk gibi kısımları taşır ve destekler; kökle alınan su ve mineralleri yapraklara, fotosentezle sentezlenen besini diğer organlara iletir. Tohumlu bitkilerde otsu ve odunsu olmak üzere iki çeşit gövde vardır. Otsu gövdelerde boyca büyüme görülür; bazı otsu gövdeler hariç genelde enine kalınlaşma gerçekleşmez, odun ve kabuk yapıları bulunmaz. Buğday, lale, zambak, mısır, çim tek çenekli otsu; papatya, ayçiçeği, bezelye çift çenekli otsu bitkilerdir. Odunsu gövdeler kalın yapılıdır ve koruyucu bir kabuk bulundurur; hem enine hem boyuna büyüme görülür ve enine büyüme sonucunda yaş halkaları meydana gelir. Elma ağacı, kayısı ağacı odunsu gövdeye sahip çift çenekli bitkilerdir.
Bazı bitkilerin gövdeleri farklı görevleri yapmak için özelleşmiştir. Patates besin depo eden yumru gövdeye, çilek sürünücü gövdeye, asma sarılıcı (sülük) gövdeye, kaktüs ise su depo eden depo gövdeye sahiptir.
Koruyucu pullarla kuşatılmış tepe tomurcuğu sayesinde gövde boyuna uzar. İlkbaharda pullar dökülür ve yeni bir primer büyüme başlar; tepe tomurcuğu bir yıl büyüdükten sonra koruyucu pullarla yeniden kaplanır ve pulların izleri tomurcuk izi olarak halkalar şeklinde gözlenebilir. İki tomurcuk izi arasındaki boyca uzama bölgesi bir yıllık boyuna uzama bölgesini oluşturur. Yaprağın bağlandığı noktaya nodyum (düğüm), iki nodyum arasında kalan bölgeye internodyum denir. Yaprak sapının gövdeye açı oluşturarak bağlandığı bölgede çiçek, dal veya yaprak verebilecek yanal tomurcuk bulunur. Sonbahar başlarında nodyumdaki yapraklar dökülür ve yaprak izi oluşur. Tomurcukların uyku hâlinde kalmasına apikal dormansi adı verilir.
Tek çenekli bitkilerin gövdesinde kambiyum dokusu olmadığı için iletim demetleri dağınık hâldedir ve bu bitkiler enine büyümez. Çift çenekli bitkilerin gövdesinde iletim demeti, kambiyum etrafında düzenli olarak sıralanmıştır; kambiyumun dış kısmında floem, iç kısmında ksilem bulunur ve gövdede korteks ile öz bölgesi vardır. Kambiyum gelişimi primer ksilem ile primer floem arasında başlar; her yıl belirli mevsimlerde hücre bölünmeleriyle yeni odun (sekonder ksilem) ve soymuk borularını (sekonder floem) oluşturur ve sürekli ekleme yaparak enine kalınlaşmayı sağlar.
Yaprak; bitkilerde fotosentez, terleme ve gaz alışverişinin gerçekleştiği organdır. Bazı bitki türlerinde destek, koruma, depolama gibi işlevleri de vardır. Bazı çok yıllık bitkilerde yapraklar sonbaharda dökülür; yaprak hücrelerinde kofulda biriktirilen atık maddeler böylece uzaklaştırılır ve boşaltım olayı gerçekleşmiş olur. Yaprak, parçalanmamış tek yaprak ayasından oluşursa basit yaprak; iki veya daha fazla sayıda küçük yaprakçıktan oluşursa bileşik yaprak adını alır. Tek çenekli bitkilerin yapraklarında paralel damarlanma, çift çeneklilerde ağsı damarlanma görülür.
Yaprak sapı, yaprağı gövdedeki nodyuma bağlar ve gövdeden gelen iletim demetlerinin yaprağa geçişini sağlar. Yaprak sapı genellikle çift çenekli bitkilerde bulunur; arpa, buğday vb. tek çenekli bitki türlerinde yaprak sapı bulunmaz ve yaprak ayası doğrudan gövdeye bağlıdır. Yaprak ayası, yaprağın yassılaşmış ince ve yeşil kısmıdır ve fotosentezin en çok gerçekleştiği yerdir. Yaprak ayasının büyüklüğü arttıkça bitki güneş ışığından daha fazla yararlanır ve daha fazla terleme meydana gelir. Terlemenin çok olması su kaybını artırdığından ortam kuraksa yaprak ayası küçük, nemliyse büyüktür.
Yaprağın enine kesitinde örtü doku, temel doku ve iletim doku görülür. Örtü doku yaprağın alt ve üst yüzeyini örter, genelde tek sıralı epidermis hücrelerinden oluşur ve bu hücrelerde genel olarak klorofil bulunmaz; üzerinde su kaybını engelleyen kütikula tabakası vardır. Mumsu kütikula stomalar tarafından kesintiye uğrar ve şeffaf olduğu için güneş ışığının geçmesini engellemez. Karada yaşayan bitkilerin çoğunda üst epidermisteki stoma çok az sayıdadır ya da hiç yoktur; alt epidermisteki stoma sayısı üst epidermise göre daha fazladır. Temel doku, üst ve alt epidermis arasında kalan mezofildir ve kloroplast bulunduran palizat ile sünger parankimasından oluşur. Palizat parankiması hücreleri uzun, silindir şeklindedir ve fotosentez yoğun olarak burada gerçekleşir. Sünger parankimasında kloroplast daha az, hücre şekilleri düzensiz ve aralarındaki boşluklar geniştir; boşlukların içi hava ve su buharı ile doludur, bu sayede gaz alışverişi ve terleme verimli gerçekleşir. İletim dokusu mezofil hücreleri arasında yer alır, gövdedeki iletim demetinin devamıdır ve mezofilde alt dallara ayrılarak palizat ve sünger parankiması ile yakın temas sağlar.
Nemli bölgede: saçak kök, düşük kök ozmotik basıncı, az kök emici tüyü, geniş yaprak ayası, az yaprak tüyü, ince kütikula, uzun gövde, çok ve büyük stoma, çoğu zaman gün boyu açık stoma, yaprağın her iki yüzünde stoma. Kurak bölgede: kazık kök, yüksek kök ozmotik basıncı, çok kök emici tüyü, dar yaprak ayası, çok yaprak tüyü, kalın kütikula, kısa gövde, az ve küçük stoma, çoğu zaman gün boyu kapalı stoma, genellikle yaprağın altında stoma.