Kanın pH’si niçin 7,35 ile 7,45 arasında kalmak zorunda?
Çünkü dar bir aralıktan çıkınca asidoz ya da alkaloz başlıyor. Vücudun buna karşı iki silahı var: asit-baz tampon sistemleri ve böbrek. Bu ünitede ADH ile aldosteronun böbreği nasıl yönettiğini, karbonik asit tepkimesinin nasıl çalıştığını, böbrek taşı, sistit, üretrit, akut ve kronik yetmezliği, diyaliz ile böbrek naklini ve korunma yollarını göreceksin.
Üriner sistem sadece kanın temizlenmesinde ve alyuvar üretiminde değil, vücutta homeostasinin sağlanmasında da görev alır. Özellikle hormonlarla ve asit-baz tampon sistemleri ile kanın basıncını, hacmini ve pH dengesini düzenlemede rol oynar. Hipofiz bezinin arka lobundan salgılanan antidiüretik hormon (ADH, vazopressin) ve böbrek üstü bezlerinden salgılanan aldosteron hormonu homeostasinin korunmasında ve böbreklerin sağlıklı çalışmasında etkilidir.
Kaydırakla kan plazmasının ozmotik basıncını değiştir. Basınç yükseldikçe hipofizden salgılanan ADH çubuğu uzar, toplama kanalı duvarındaki su okları çoğalır ve sağdaki idrar kabında hacim düşerken renk koyulaşır. Basınç düşünce tam tersi olur. Aşağıdaki iki düğme kaydırağı iki uca taşır.
Aldosteronun üç ayrı etkisi var ve ikisi ters yönlü: sodyum geri emilir (tüpten kana), potasyum atılır (kandan tüpe). Düğmeyle etkiyi seç: ok yön değiştirir, alttaki kutu hangi vücut dengesinin korunduğunu yazar.
ADH kan plazması ozmotik basıncı arttığında hipofiz bezinden salgılanır. ADH, böbrek toplama kanallarının duvarındaki epitel hücreleri etkileyerek suyun geri emilimini sağlar.
Aldosteron hormonu vücut sıvılarında mineral miktarının dengede tutulmasında görev alır. Aldosteron nefronların distal tübüllerini ve toplama kanallarını etkileyerek sodyumun ve suyun geri emilimini sağlar. Ayrıca potasyumun idrarla dışarı atılımını da artırır. Böylece vücut sıvılarının su ve iyon dengesi korunur.
| Ölçüt | ADH (vazopressin) | Aldosteron |
|---|---|---|
| Nereden salgılanır | Hipofiz bezinin arka lobu | Böbrek üstü bezleri |
| Uyaran | Kan plazması ozmotik basıncının artması | Vücut sıvılarında mineral dengesinin bozulması |
| Etkilediği yer | Toplama kanallarının duvarındaki epitel hücreler | Distal tübüller ve toplama kanalları |
| Sağladığı | Suyun geri emilimi | Sodyum ve suyun geri emilimi, potasyumun idrarla atılımı |
| Sonuç | İdrar yoğunlaşır, su korunur | Su ve iyon dengesi korunur |
Asidik ve bazik özelliğe sahip moleküllerin miktarlarındaki değişiklik vücut sıvılarının pH dengesini etkiler. Vücut sıvılarının pH düzeyi dar sınırlar içerisinde tutulur. Örneğin, kanın pH değeri 7,35-7,45 arasında dengededir. Bu dengenin bozulması sorunlara neden olur.
Kaydırakla ortamdaki karbondioksit miktarını değiştir. Üstteki tersinir tepkime canlanır: CO2 arttıkça sağa kayar, H+ çubuğu uzar ve pH iğnesi düşer. 7,35’in altına inince ASİDOZ, 7,45’in üstüne çıkınca ALKALOZ rozeti yanar. “Böbrek devreye girsin” kutucuğunu işaretlersen böbrek H+ iyonlarını uzaklaştırıp HCO3– geri emer ve iğne yeşil banda geri döner.
Kan pH değerinin 7,35’in altında olmasına asidoz, 7,45’in üstünde olmasına ise alkaloz denir. Alkaloz ve asidoz durumlarında H+ iyonlarının konsantrasyonunu düzenlemek için asit-baz tampon sistemleri devreye girer.
Dokularda solunum sonucu oluşan CO2, H2O ile birleşerek H+ ve bikarbonat iyonlarına dönüşür. Bu olay tersinirdir. Ortamda CO2 miktarı arttıkça H+ iyonları artar ve pH düşer. Böbrekler tampon görevi görerek H+ iyonlarını uzaklaştırır ve HCO3– iyonlarının geri emilimini sağlar. Böylece pH değerinin tekrar artarak dengelenmesini sağlar.
Tepkimenin gidişi: CO2 + H2O ↔ H2CO3 (karbonik asit) ↔ H+ + HCO3– (bikarbonat iyonu)
pH ölçeğinde sayı ile asitlik ters yönde gider: ortamda CO2 miktarı arttıkça H+ iyonları artar ve pH düşer. Yani asidoz “pH’nin yükselmesi” değil, 7,35’in altına inmesi demektir. İkinci tuzak da tepkimenin yönüdür: bu olay tersinirdir, tek yönlü değil — böbrek H+ atıp bikarbonat geri emdiğinde tepkime sola kayar ve pH yeniden yükselir. Bu, 22. ünitedeki distal tüpün ikinci tip hücresinin yaptığı işin ta kendisidir.
Üriner sistemin yapısının ve işleyişinin bozulması böbrek fonksiyon bozukluğu, böbrek taşı, akut böbrek yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği, sistit, üretrit gibi hastalıklara neden olur.
Beş rahatsızlığı gez. Her birinde üriner sistem şeması çizilir ve hastalığın tuttuğu bölge vurgulanır: taşta havuzcukta kristaller birikip büyür, sistitte idrar kesesi, üretritte üretra iltihaplı çizilir, akut yetmezlikte idrar damlaları neredeyse durur, kronik yetmezlikte nefronların %70’i gri kutularla kaybolur.
Böbrek taşının oluşumu böbrekte süzülen kanın yapısında bulunan kalsiyum ve fosfat minerallerinin fazlalığına dayanır. Böbreğin havuzcuk bölgesinde fazla kalsiyum, okzalat kristalleri ile birleşerek kalsiyum okzalat kristallerini oluşturur. Bu kristaller zamanla çökelti hâline gelerek birikir. Böbrekten atılamayacak boyutlara ulaştığında böbrek taşı (kalkül) adını alır. Taşın hareketinden kaynaklı oluşan böbrek tahribatı ve tıkanıklığı idrarda kan görülmesine sebep olabilir. Böbrek taşı rahatsızlığının tedavisinde bol su içilmesi önerilmektedir. Günümüzde şok dalgaları ile parçalanarak doğal yollarla atılması sağlanmaktadır.
İdrar yolu enfeksiyonları çeşitli bakterilerin enfeksiyonu sonucu oluşan iltihaplanmalardır. İki ayrı yerde ortaya çıkar. Bunlardan idrar kesesinin iltihaplanmasına sistit, üretranın iltihaplanmasına üretrit adı verilir. Sistitte sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma, idrarda kan görülmesi, idrar kokusunun kötü olması, karın alt bölgesinde ağrı gibi belirtiler ortaya çıkar. Üretra iltihaplanmasında da sistit benzeri belirtiler görüldüğünden iki hastalığı birbirinden ayırmak zordur. Yapılan idrar tahlilinde bakteri sayısının az çıkması ile sistitten ayrılır.
Üretrit tedavi edilmezse üreme organları rahatsızlıkları ile bel soğukluğu, artrit, menenjit, kısırlık gibi rahatsızlıklara dönüşebilir. Sistit tedavisinin ertelenmesi durumunda enfeksiyon etkeni bakterilerin böbreklere kadar ulaşması, zamanla kronik böbrek yetmezliği gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.
Akut ve kronik böbrek yetmezliği olarak iki şekilde ele alınır. Akut böbrek yetmezliği böbrek fonksiyonlarının neredeyse tamamının durmasıdır. Böbrek yetmezliğinin en önemli göstergesi idrarın çok az oluşması ya da hiç oluşmamasıdır. İdrarın oluşmaması durumunda atılacak olan maddeler vücuttan uzaklaştırılamaz.
Akut böbrek yetmezliğine böbreğe yeterince kanın gelmemesi, böbrek taşları, arterioskleroz, yanlış kan nakli, yaralanma ve kalp krizinin yanı sıra civa, arsenik gibi toksik maddeler de neden olabilir. Akut böbrek yetmezliği genellikle 10 gün içerisinde tedavi edilebilir.
Kronik böbrek yetmezliği, tedavi edilmeyen ya da edilemeyen akut böbrek yetmezliği sonucu ortaya çıkar. Kronik böbrek yetmezliğinde nefron kaybı %70’in üzerine çıktığında sorun başlar. Kronik böbrek yetmezliği yıllara bağlı olarak yavaş yavaş gelişir. Böbreklerde bakteriyel enfeksiyonlar, diyabet, yüksek kan basıncı ve akut böbrek yetmezliğine neden olan unsurlar kronik böbrek yetmezliğinin nedenleri olarak sayılabilir. Ayaklarda ve bacaklarda şişlik, sinirlilik, yüksek tansiyon, iştahsızlık, solunum sıkıntıları ve hâlsizlik böbrek yetmezliği belirtileri olarak değerlendirilebilir.
İkisi de idrar yolu enfeksiyonudur, belirtileri de neredeyse aynıdır. Ayıran iki şey var: yer — idrar kesesinin iltihaplanmasına sistit, üretranın iltihaplanmasına üretrit — ve tahlil sonucu: yapılan idrar tahlilinde bakteri sayısının az çıkması ile sistitten ayrılır. Sonuçları da farklı yönlere gider: tedavi edilmeyen üretrit üreme organlarına (bel soğukluğu, kısırlık), tedavi edilmeyen sistit ise yukarı doğru böbreklere ilerleyip kronik böbrek yetmezliğine yol açabilir. Ayrıca akut ile kronik yetmezliği de karıştırma: akut genellikle 10 gün içerisinde tedavi edilebilir, kronik ise yıllara bağlı olarak yavaş yavaş gelişir ve akutun tedavi edilememesinin sonucudur.
Böbrekler fonksiyonunu yerine getirmediği zaman vücutta sıvı, asit, potasyum ve diğer toksik maddeler birikir. Böbrek yetmezliği sonucu vücutta homeostasi bozulur. Böbrek yetmezliğinde kesin tedavi böbrek naklidir.
Ortadaki yarı geçirgen zarın solunda hastanın kanı, sağında diyaliz solüsyonu var. Kaydırakla süreyi ilerlet: atılmak istenen maddeler (üre, fazla potasyum, asit) zardan diyaliz sıvısına geçer — çünkü o maddelerin solüsyondaki konsantrasyonu düşüktür. Kanda kalması gereken maddeler ise iki tarafta eşdeğer olduğu için yerinden kıpırdamaz: çubuğu izle, hiç kısalmıyor.
Böbrek nakli yapılmaz ya da diyalizle böbrek işlevleri normale döndürülmezse birkaç hafta içerisinde birey hayatını kaybeder. Uygun böbreğin bulunması zaman alabileceğinden hastanın tedavisine diyaliz ile devam edilir. Diyaliz tekniği suda erimiş moleküllerin yarı geçirgen bir zardan difüzyonudur. Diyaliz makinesinin solüsyonunda kanda bulunması gereken yapılara eşdeğer miktarda madde bulunur. Bunun yanında kandan atılması istenilen maddelerin konsantrasyonu ise düşüktür. Böylece kandaki uzaklaştırılmak istenen maddeler yarı geçirgen zardan geçerek diyaliz sıvısına aktarılır ve kan temizlenmiş olur. Diyaliz makinesinde temizlenerek çıkan kan hastaya tekrar verilir. Böbrek yetmezliği olan hastalar haftada üç kez 4-6 saat diyaliz makinesine bağlanmak zorundadır. Bu süreç, böbrek nakli yapılıncaya kadar devam eder.
Böbrek nakli, günümüzde doku ve organ nakilleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Hasta böbrek fonksiyonlarını kaybettiğinde hayatta kalabilmek için böbrek nakline ihtiyaç duyar. Böbrek nakillerinin sağlıklı yapılabilmesi için vericiyle hasta arasında akrabalık ilişkisi ya da genetik benzerlik olması gerekir. Uygun bir verici bulunamadığında doku uygunluk kontrolleri yapılarak kadavradan alınan böbrek 48 saat içinde nakledilebilir. Kadavradan alınarak yapılan böbrek nakilleri en sık yapılan böbrek nakilleridir.
Nakledilen böbreği vücudun reddetmesini önlemek için hastaya bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar verilir. Böbrek naklinden sonra böbreğini bağışlayanın ve alıcının hayatında herhangi bir olumsuz değişiklik olmaz. Bağış yapan kişi tek böbrekle hayatına kaldığı yerden devam eder. Organ bağışı yapmak, organ bekleyen birçok insanın yaşamasını sağlayacaktır.
Böbrekte meydana gelen yapısal veya işlevsel bir bozukluk pek çok hastalığa davetiye çıkarır. Bu yüzden böbreğimizin ve üriner sistemimizin sağlığını korumak için aşağıdaki faktörlere dikkat edilmelidir:
| Ölçüt | Diyaliz | Böbrek nakli |
|---|---|---|
| Niteliği | Geçici destek | Kesin tedavi |
| Çalışma ilkesi | Suda erimiş moleküllerin yarı geçirgen zardan difüzyonu | Sağlıklı bir böbreğin yerleştirilmesi |
| Süre | Haftada üç kez, 4-6 saat | Tek operasyon |
| Ne kadar sürer | Nakil yapılıncaya kadar | Kalıcı |
| Şartı | Makineye erişim | Akrabalık ya da genetik benzerlik; kadavrada 48 saat |
| Sonrası | Sürece devam | Bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar |
Matinede su içmemekten dişini ihmal etmeye, ağrı kesici kutusundan organ bağışı kartına kadar.
Turnuvada su içmeyi unutmak ilerideki riski büyütür: korunma listesinin ilk maddesi günlük yeterli su alımına dikkat edilmesi. Taşı olan biri için de öneri aynı: bol su içilmesi.
Cips ve fazla tuz tek seferde zarar vermez ama alışkanlık olursa: fazla baharat, tuz tüketmemeli; sağlıklı ve dengeli beslenilmelidir.
Teneffüsü kaçırıp iki ders boyunca beklemek düşündüğünden önemli: böbrek taşlarının oluşumunu engellemek için idrar, uzun süre tutulmamalıdır.
Baş ağrısına evdeki ilacı almak masum görünür: doktor tavsiyesi olmadan ilaç kullanılmamalıdır. Böbrek, ilaçların vücuttan atıldığı yer olduğu için doğrudan etkilenir.
Diş ağrısıyla böbreğin ne ilgisi var? Bağ açıktır: kalıcı böbrek rahatsızlıklarına neden olabilen diş çürükleri ve enfeksiyonlu hastalıklar, zamanında tedavi edilmelidir.
Duş almak yalnız kokuyla ilgili değil: boşaltımda etkili olan derideki gözeneklerin tıkanmaması için kişisel temizliğe önem verilerek düzenli banyo yapılmalıdır.
Soğukta ince kıyafetle dolaşmanın bir maddesi var: düzenli egzersiz yapılmalı ve boşaltım organları soğuktan korunmalıdır.
Utanılacak bir şey değil, doktora gitme sebebi: sistitte sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma, idrarda kan görülmesi, idrar kokusunun kötü olması, karın alt bölgesinde ağrı görülür ve tedavinin ertelenmesi kronik böbrek yetmezliğine kadar gidebilir.
Bağış yapan kişi için sonuç şu: böbrek naklinden sonra böbreğini bağışlayanın ve alıcının hayatında herhangi bir olumsuz değişiklik olmaz. Bağış yapan kişi tek böbrekle hayatına kaldığı yerden devam eder. Ve organ bağışı yapmak, organ bekleyen birçok insanın yaşamasını sağlayacaktır.
48 soruluk test · ADH ve aldosteronun böbrekteki etkileri, kanın 7,35-7,45 pH aralığı ile asidoz-alkaloz, karbonik asit tepkimesi ve böbreğin tampon rolü, böbrek taşı, sistit ve üretrit ayrımı, akut ve kronik yetmezlik, diyaliz, böbrek nakli ve korunma yolları
Üriner sistem sadece kanın temizlenmesinde ve alyuvar üretiminde değil, vücutta homeostasinin sağlanmasında da görev alır. Özellikle hormonlarla ve asit-baz tampon sistemleri ile kanın basıncını, hacmini ve pH dengesini düzenlemede rol oynar.
ADH (vazopressin): hipofiz bezinin arka lobundan, kan plazması ozmotik basıncı arttığında salgılanır; böbrek toplama kanallarının duvarındaki epitel hücreleri etkileyerek suyun geri emilimini sağlar. Aldosteron: böbrek üstü bezlerinden; vücut sıvılarında mineral miktarının dengede tutulmasında görev alır; nefronların distal tübüllerini ve toplama kanallarını etkileyerek sodyumun ve suyun geri emilimini sağlar, potasyumun idrarla dışarı atılımını artırır.
Kanın pH değeri 7,35-7,45 arasında dengededir. 7,35’in altı asidoz, 7,45’in üstü alkalozdur. Bu durumlarda H+ konsantrasyonunu düzenlemek için asit-baz tampon sistemleri devreye girer. Dokularda solunum sonucu oluşan CO2, H2O ile birleşerek H+ ve bikarbonat iyonlarına dönüşür; bu olay tersinirdir. Ortamda CO2 arttıkça H+ artar ve pH düşer. Böbrekler tampon görevi görerek H+ iyonlarını uzaklaştırır ve HCO3– iyonlarının geri emilimini sağlar; böylece pH tekrar artarak dengelenir.
Böbrekte süzülen kanın yapısındaki kalsiyum ve fosfat minerallerinin fazlalığına dayanır. Havuzcuk bölgesinde fazla kalsiyum, okzalat kristalleri ile birleşerek kalsiyum okzalat kristallerini oluşturur; bu kristaller çökelti hâline gelip birikir ve atılamayacak boyuta ulaşınca böbrek taşı (kalkül) adını alır. Taşın hareketi tahribat ve tıkanıklık yaparak idrarda kan görülmesine sebep olabilir. Tedavide bol su içilmesi önerilir; şok dalgaları ile parçalanarak doğal yollarla atılması sağlanır.
İdrar yolu enfeksiyonları çeşitli bakterilerin enfeksiyonu sonucu oluşan iltihaplanmalardır. İdrar kesesinin iltihaplanması sistit, üretranın iltihaplanması üretrittir. Sistit belirtileri: sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma, idrarda kan, idrar kokusunun kötü olması, karın alt bölgesinde ağrı. Üretritte benzer belirtiler görülür; idrar tahlilinde bakteri sayısının az çıkması ile sistitten ayrılır. Üretrit tedavi edilmezse bel soğukluğu, artrit, menenjit, kısırlık gibi rahatsızlıklara; sistit ertelenirse bakteriler böbreğe ulaşıp kronik böbrek yetmezliğine dönüşebilir.
Akut böbrek yetmezliği böbrek fonksiyonlarının neredeyse tamamının durmasıdır; en önemli göstergesi idrarın çok az oluşması ya da hiç oluşmamasıdır. Sebepleri: böbreğe yeterince kan gelmemesi, böbrek taşları, arterioskleroz, yanlış kan nakli, yaralanma, kalp krizi, civa ve arsenik gibi toksik maddeler. Genellikle 10 gün içerisinde tedavi edilebilir. Kronik böbrek yetmezliği tedavi edilmeyen akut yetmezlik sonucu ortaya çıkar; nefron kaybı %70’in üzerine çıktığında sorun başlar; yıllara bağlı olarak yavaş yavaş gelişir. Sebepleri arasında bakteriyel enfeksiyonlar, diyabet, yüksek kan basıncı da vardır. Belirtiler: ayak ve bacaklarda şişlik, sinirlilik, yüksek tansiyon, iştahsızlık, solunum sıkıntıları, hâlsizlik.
Diyaliz tekniği suda erimiş moleküllerin yarı geçirgen bir zardan difüzyonudur. Solüsyonda kanda bulunması gereken yapılara eşdeğer miktarda madde bulunur; kandan atılması istenilen maddelerin konsantrasyonu ise düşüktür. Temizlenen kan hastaya tekrar verilir. Hastalar haftada üç kez 4-6 saat makineye bağlanmak zorundadır; bu süreç nakil yapılıncaya kadar devam eder.
Kesin tedavi böbrek naklidir. Vericiyle hasta arasında akrabalık ilişkisi ya da genetik benzerlik olması gerekir; uygun verici yoksa kadavradan alınan böbrek 48 saat içinde nakledilebilir ve kadavradan yapılanlar en sık yapılan nakillerdir. Reddi önlemek için bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar verilir; bağış yapan tek böbrekle hayatına devam eder. Korunma: yeterli su, az tuz ve baharat, dengeli beslenme, tütün ve alkolden uzak durma, doktorsuz ilaç kullanmama, idrarı uzun süre tutmama, diş çürükleri ve enfeksiyonları zamanında tedavi etme, düzenli banyo, düzenli egzersiz ve boşaltım organlarını soğuktan koruma.