Birlikte yaşamanın dört ayrı hesabı
İki tür yan yana yaşıyorsa bu her zaman “dostluk” değildir. Dört simbiyoz biçimi vardır: amensalizm (0/–), mutualizm (+/+), kommensalizm (+/0) ve parazitizm (+/–). Ayrıca mutualizmin kendi içinde sıkı ve gevşek hâli var — likende ayrılık ölümcül, akasya ile karıncada değil. İkinci yarıda komünitenin zamanla değişimini, yani süksesyonu göreceksin.
Komünitede farklı iki türün birbiriyle ilişki içinde olmasına, bir arada yaşamasına simbiyoz yaşam denir. Canlılar arasındaki bu ilişkiler yararlı (+), zararlı (–) veya nötr (0) olabilir. Simbiyoz yaşam biçimleri; amensalizm, mutualizm, kommensalizm ve parazitizmdir.
On örneği tek tek seç. İki tür kutusu çizilir, her birine +, 0 ya da – rozeti basılır ve altta ilişkinin adı belirir. Ölçüt tek: her iki tarafın ne kazandığına ayrı ayrı bak. İki artı varsa mutualizm, bir artı bir sıfır varsa kommensalizm, bir sıfır bir eksi varsa amensalizm, bir artı bir eksi varsa parazitizmdir.
Bir türe ait organizmanın herhangi bir fayda sağlamadan başka bir türün bireylerine zarar verdiği “0 / –” şeklinde ifade edilen etkileşim biçimidir.
Büyük karasal omurgalılar hareket hâlindeyken otları ezerek onlara zarar verir. Otları ezmeleri kendilerine herhangi bir fayda sağlamazken ezdikleri otlar ve otların ezilmesiyle otların arasında yaşayan küçük omurgasız canlılar zarar görür. Mandalar, otlar ve omurgasızlar arasında amensalizm görülür.
Komünitede farklı iki türün birbiriyle ilişki içinde olmasına, bir arada yaşamasına simbiyoz yaşam denir. Dikkat: simbiyoz yalnız yararlı birliktelik demek değildir; parazitlik de simbiyoz yaşam biçimlerinden biridir. İlişkiler yararlı (+), zararlı (–) veya nötr (0) olabilir.
Amensalizm ile parazitlik karıştırılır çünkü ikisinde de bir taraf zarar görür. Ayrım, zarar verenin ne kazandığındadır. Amensalizmde zarar veren tür herhangi bir fayda sağlamaz — manda otu ezerken beslenmiyor, sadece yürüyor. Parazitlikte ise parazit üzerinde yaşadığı canlıdan beslenir, yani açık bir kazancı vardır. Gösterimleri de bunu söyler: 0/– ile +/–.
İki farklı organizmanın birbirlerinden yarar sağlamasıyla oluşan yaşam biçimine mutualizm, bu canlılara mutualist canlılar denir. “+ / +” şeklinde ifade edilir.
Beş mutualist birlikteliği gez, sonra “AYIR” kutucuğunu işaretle. İki canlı birbirinden uzaklaşır ve sonucu görürsün: sıkı (zorunlu) mutualizmde taraflardan en az biri sönerek yok olur — bu tür birlikteliklerde canlılardan en az biri diğeri olmadan hayatta kalamaz. Gevşek (isteğe bağlı) mutualizmde ikisi de yerinde kalır: iki canlı birbirlerinden ayrıldıklarında da yaşamlarına devam edebilir.
İnsanın kalın bağırsağında B ve K vitamini üreten bakteriler ürettikleri vitaminlerle sindirim faaliyetlerinin kolaylaşmasına, zararlı bakterilerin üremesinin engellenmesine ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur. İnsanlar da bu bakterilere besin ve barınma sağladığından karşılıklı yarar ilişkisi vardır.
Otçul memeliler sindirim sisteminde yaşayan ve selüloz sindiren bakteriler sayesinde selülozun glikoza parçalanması sağlanır. Böylece selülozu sindiren bakteriler kendileri ve otçullar için glikoz üretimi yapmış olur. Otçul memeli de bakteri için besin ve barınma ortamı sağlar.
Bitkiler polen ve tohumlarını yaymak için bazı böcek ve kuş türlerine ihtiyaç duyar. Çiçekli bitkilerden nektar toplayan arı, bu nektarı besin olarak tüketerek kendine yarar sağlarken vücuduna yapışan polenlerin başka çiçekli bitkilere taşınmasını sağlayarak da tozlaşmayı gerçekleştirir.
Baklagillerin köklerinde nodüllerde azot bağlayıcı bakteriler [Rhizobium leguminosarum] yaşar. Bu bakteriler, havadaki azotu bağlayarak bitkinin kullanmasını sağlarken bitki de bakteriye besin sağlar.
Bazı mutualist ilişkilerde iki canlının birlikteliği canlıların yaşamlarının devamlılığı için önemlidir. Bu tür birlikteliklerde canlılardan en az biri diğeri olmadan hayatta kalamaz. Bu birlikteliğe sıkı (zorunlu) mutualizm adı verilir.
Mantar ve alg, liken denilen yaşama birliklerini oluşturur. Alg fotosentez yaparak besin ile oksijen üretir ve bunu mantarla paylaşırken mantar da oksijenli solunumla ürettiği su ve karbondioksiti alg ile paylaşır. Mantar ayrıca hif denen uzantılarıyla havanın nemini emer, alge su temin eder. Alg, mantardan almış olduğu su ve karbondioksidi fotosentez için kullanabilir. Alg ve mantar birlikteliği biterse en az ikisinden biri hayatta kalamayacağından bu birliktelik sıkı (zorunlu) mutualizme örnektir.
Anemon bir deniz mercanı türüdür ve palyaço balığının yaşam alanını oluşturur. Anemon, yakıcı tentakülleriyle palyaço balığını düşmanlarından korurken palyaço balığı da anemonla beslenen balıkları anemondan uzaklaştırır.
Bazı mutualist ilişkilerde iki canlı birbirlerinden ayrıldıklarında da yaşamlarına devam edebilir. Buna isteğe bağlı (gevşek) mutualizm adı verilir. Örneğin, Afrika’da yetişen akasya ağacı [Acacia drepanolobium] ve bu ağaçta yaşayan karıncalar [Crematogaster mimosae] arasında gevşek mutualizm görülür. Akasya ağacı karıncalara larvalarını koruma, yaşam ortamı ve besin niteliğindeki salgılar sağlar. Karıncalar da ağacı zararlı böceklerden korur. Birliktelikleri bitse de iki canlı yaşamlarına devam edebileceğinden gevşek mutualizme örnektir.
| Ölçüt | Sıkı (zorunlu) | İsteğe bağlı (gevşek) |
|---|---|---|
| Gösterimi | + , + | + , + |
| Ayrılırlarsa | En az biri hayatta kalamaz | İkisi de yaşamlarına devam edebilir |
| Örnek | Liken (mantar + alg) | Akasya ağacı + karıncalar |
Gösterim ikisinde de aynıdır; ayrımı yapan tek soru “ayrılırlarsa ne olur” sorusudur.
Birlikte yaşayan iki türden birinin yarar sağlarken diğerinin olumlu ya da olumsuz etkilenmediği, “+ / 0” şeklinde ifade edilen simbiyotik ilişki türüdür.
Vantuzlu Remora balıkları, köpek balığına tutunarak ona zarar vermeden yaşar. Köpek balığının hareketiyle yer değiştirir ve onun yiyecek artıklarından beslenirken köpek balığı bu durumdan olumlu ya da olumsuz bir etki görmez.
Sucul kaplumbağaların kabukları üzerinde yaşayan algler üzerinde yaşadıkları konakla yer değiştirir. Böylece algler, başka canlılara yem olmaktan korunurken kaplumbağa algden yarar ya da zarar görmez.
“Bir canlı başka bir canlının üzerinde yaşıyorsa parazittir” diye ezberleme. Remora köpek balığına tutunarak ona zarar vermeden yaşar ve onun yiyecek artıklarından beslenir — konaktan beslenmez, artıktan beslenir. Kaplumbağanın kabuğundaki alg de fotosentez yapar, kaplumbağayı yemez. İkisi de + / 0, yani kommensalizm. Parazitlikte ise parazit üzerinde yaşadığı canlıdan beslenir ve ona zarar verir.
Parazitlik, bir tür yarar görürken diğerinin doğrudan zarar görmesi şeklindeki simbiyotik ilişkidir. Üzerinde yaşadığı canlıdan beslenen ve ona zarar veren canlıya parazit (asalak) adı verilir. Zarar gören canlıya da konak denir.
Dört başlığı gez: iç (endo) parazitler, dış (ekto) parazitler, vektörle taşınma ve bitkisel parazitler. İnsan gövdesi şematik olarak çizilir; iç parazitlerde yerleşim noktaları gövdenin içinde, dış parazitlerde yüzeyinde yanar. Vektör kipinde zincir canlanır: parazit → vektör → konak yolu ok akışıyla gösterilir. Bitkisel kipte emeçlerin hangi boruya uzandığı çizilir — yarı parazitte yalnız odun borusuna, tam parazitte hem odun hem soymuk borusuna.
Parazitler; virüsler olabildiği gibi bakteri, protista veya bazı mantar türleri gibi tek hücreli ya da bazı hayvan ve bitki türleri gibi çok hücreli organizmalar da olabilir. Parazitin konaktan elde ettiği besin sayesinde hayatta kalma ve üreme yeteneği arttığından (+), konak organizma bu birliktelikten olumsuz etkilendiğinden (–) olarak ifade edilir.
Parazitlerin bir kısmı vektörlerle konağa taşınır. Paraziti vücudunda bulunduran ve başka konaklara aktarılmasını sağlayan canlılara vektör (taşıyıcı) denir. Vektörler eklem bacaklılar, omurgalı veya omurgasız canlılar olabilir.
Tek hücreli parazitlerden Trypanosoma (Tripanozoma), çeçe sineği ile taşınır ve insanlarda uyku hastalığına neden olur. Plazmodyum malaria (Plazmodyum malarya) isimli tür, Anofel cinsi sivrisinekler aracılığıyla insanlarda sıtma hastalığına neden olur.
Parazitlik, hayvanlarda iç ve dış parazitlik olarak iki şekildedir. Konağın sindirim yolunda, karaciğer ve akciğer gibi dokularında veya kanda yaşayan vücut içine yerleşmiş parazitlere iç (endo) parazitler denir. Plazmodyum, tenya, trişin, kıl kurdu, kancalı kurt çeşitli hastalıklara sebep olan iç parazitlerdir. Vücut dışına yerleşmiş olanlara dış (ekto) parazitler denir. Bit, pire, tahta kurusu, kene gibi kan emen dış parazitler hastalık taşıyan vektörlerdir.
Alerjik etkilere yol açabilir. Çoğu üzerinde bulunduğu konağın hastalanmasına ya da ölümüne neden olur. Ancak parazit canlılar konak canlıya bağlı yaşadıklarından parazitin yaşamını sürdürmesi konağın hayatını devam ettirmesiyle mümkündür.
Bitkisel parazitlerde emeç denilen köke benzer yapılar başka bir bitkiden besin, su ve mineral alımını sağlar. Bitkilerde parazitlik tam ve yarı parazitlik olarak iki şekildedir.
Yarı parazit bitkiler, emeçlerini konak bitkinin odun borusuna kadar uzatarak sadece su ve minerallerini alır. Bu bitkilerin klorofilleri olduğu için kendi organik bileşiklerini fotosentezle sentezleyebilir. Ökse otu yarı parazit bitkidir.
Tam parazitlerin yaprakları yoktur. Kloroplastları bulunmaz, fotosentez yapamaz dolayısıyla bütün ihtiyaçlarını konak bitkiden karşılar. Üzerinde yaşadıkları canlının odun ve soymuk borularından besin, su ve mineral sağlar. Canavar otu, verem otu tam parazit bitkilerdendir. Cinsaçı da tam parazit bitki olarak gösterilir.
“Parazit konağa zarar verir” doğrudur ama sınırı da bellidir: parazit canlılar konak canlıya bağlı yaşadıklarından parazitin yaşamını sürdürmesi konağın hayatını devam ettirmesiyle mümkündür. Yani parazit için en kötü senaryo konağın ölmesidir. Bu, av-avcı ilişkisinden önemli bir farktır: avcı avını öldürerek beslenir, parazit ise konağını yaşatarak.
Komüniteler zaman içinde değişimlere uğrar. Buzul hareketleri, volkanik patlamalar gibi doğal olaylarla ya da yangın, baraj yapımı, aşırı otlatma gibi insan müdahalesiyle komünitenin yapısı bozulabilir, baskın türler yok olabilir ve canlılar göç edebilir. Bozulmuş alanlarda uzun zaman içinde türlerin aşamalı olarak birbirinin yerini almalarına süksesyon (sıralı değişim) denir.
Önce kipi seç: birincil süksesyon (daha önce hiçbir komünitenin bulunmadığı boş alan) ya da ikincil süksesyon (komünite yok olmuş ama toprak sağlam). Sonra kaydırağı ilerlet. Birincil kipte yol toprak oluşumu → liken → yosun → ot → funda-çalı → ağaç basamaklarını izler; ikincil kipte toprak zaten vardır ve süksesyonu topraktaki mikroorganizmalar başlatır, bu yüzden yol daha kısadır. Sağdaki çubuk kat edilen yolu, alttaki satır o evrede olan biteni yazar. Süre ölçeği şematiktir; birincil süksesyonun yavaş geliştiği ve yıllarca sürebileceğini söylüyor ama yıl vermiyor.
Toprağın henüz oluşmadığı ve yaşamın bulunmadığı bir ortamda genellikle ilk görülen canlılar; üretici ile tüketici prokaryotlar ve bir hücrelilerdir. Ardından liken ve yosunlar oluşur. Zamanla kayaların aşınıp, organik atıkların birikerek toprak oluşumunun başlamasıyla ot, çalı ve ağaçlar gelişir.
Yangınlar ve bazı yıkıcı faaliyetler sonucu komünite bozulup toprak sağlam kaldığında ise süksesyonu topraktaki mikroorganizmalar başlatır. Mikroorganizmalar toprağı uygun hâle getirerek otsu bitkiler veya ağaçsı çalıların yerleşmesini sağlar. Ardından bu bitkilerin yerine orman ağaçları geçer.
Daha önce hiçbir komünitenin bulunmadığı boş bir alanda başlayan ve yer kaymaları, volkanik patlamalar, buzulların erimesi vb. sonucunda önce toprağın sonrasında da yeni yaşam alanlarının oluştuğu sürece birincil süksesyon denir. Birincil süksesyon yavaş geliştiğinden yıllarca sürebilir. Birincil süksesyonda sıralı değişim; toprak oluşumu, liken evresi, yosun evresi, ot evresi, funda-çalı evresi ve ağaç evresi şeklindedir.
Karasal ekosistemlerde yangın, fırtına gibi durumlar bitki örtüsünü kısmen veya tamamen yok eder. Orman alanlarının kesim ya da yangın nedeniyle bozulması, su baskınları, seller, tarım alanlarının terk edilmesi gibi sebeplerle mevcut komünitenin ortadan kalkıp zamanla bu alanlarda canlı çeşitliliğinin gelişim sürecinin yeniden başlaması ikincil süksesyon olarak adlandırılır. Süksesyonun başlangıcından bir süre sonra hayvanlar da süksesyon alanına yerleşmeye başlar.
Yıkıcı faktörler komüniteyi yok edecek şekilde etkili olmazsa zaman içinde ortam koşullarına büyük ölçüde uyum sağlamış ve en yüksek düzeyde gelişme göstermiş, dengelenmiş bir komünite oluşur. Böyle komünitelere klimaks komünite adı verilir. Klimaks komünitelerde önemli türlerin popülasyonlarında, ölüm ve doğum oranları dengelidir. Klimaks komünite dengeli ve kararlı bir yapıya sahiptir.
| Ölçüt | Birincil süksesyon | İkincil süksesyon |
|---|---|---|
| Başlangıç alanı | Daha önce hiçbir komünitenin bulunmadığı boş alan | Mevcut komünitenin ortadan kalktığı alan |
| Toprak | Yok, süreç içinde oluşur | Sağlam kalmıştır |
| Süreci başlatan | Üretici ve tüketici prokaryotlar, bir hücreliler; ardından liken ve yosunlar | Topraktaki mikroorganizmalar |
| Sebep örnekleri | Yer kaymaları, volkanik patlamalar, buzulların erimesi | Orman kesimi ya da yangın, su baskınları, seller, tarım alanlarının terk edilmesi |
| Hız | Yavaş gelişir, yıllarca sürebilir | Toprak hazır olduğu için daha kısa |
Klimaks komünitede doğum ve ölüm durmaz; önemli türlerin popülasyonlarında ölüm ve doğum oranları dengelidir. Yani olaylar sürer, oranlar eşitlenir. Ayrıca klimaks yıkıcı faktörler komüniteyi yok edecek şekilde etkili olmazsa oluşur — yeni bir yangın gelirse süreç ikincil süksesyonla baştan başlar.
Yoğurt yerken, köpeğine tasma takarken, yanmış bir ormanın haberini izlerken bu bölümün konusu iş başında.
Şu anda seninle mutualist yaşayan milyarlarca canlı var: insanın kalın bağırsağında B ve K vitamini üreten bakteriler sindirimi kolaylaştırır, zararlı bakterilerin üremesini engeller ve bağışıklığı güçlendirir; sen de onlara besin ve barınma sağlarsın.
Evcil hayvanın tüyünde gördüğün pire bir dış (ekto) parazit: bit, pire, tahta kurusu, kene gibi kan emen dış parazitler hastalık taşıyan vektörlerdir. Yani sorun yalnız kaşıntı değil, taşıdığı şey.
Baklagil ekilen toprağın niçin “dinlendiği”nin cevabı köklerde: baklagillerin köklerinde nodüllerde azot bağlayıcı bakteriler yaşar; havadaki azotu bağlayarak bitkinin kullanmasını sağlar, bitki de bakteriye besin sağlar.
Arı yalnız bal üretmiyor: nektarı besin olarak tüketerek kendine yarar sağlarken vücuduna yapışan polenlerin başka çiçekli bitkilere taşınmasını sağlayarak tozlaşmayı gerçekleştirir. Alışverişin iki tarafı da kazanıyor.
Yürüyüşte kayalarda gördüğün gri yeşil lekeler liken: mantar ve algin sıkı (zorunlu) mutualizmi. Ayrıca birincil süksesyonun öncüleridir; toprağın olmadığı yerde ilk onlar gelir.
Sivrisinekten korunmanın altında bir ekoloji kavramı var: Plazmodyum malaria, Anofel cinsi sivrisinekler aracılığıyla insanlarda sıtma hastalığına neden olur. Sivrisinek burada hastalık değil, vektördür.
“Orman kendini yeniler mi?” sorusunun cevabı toprağa bağlı: komünite bozulup toprak sağlam kaldığında süksesyonu topraktaki mikroorganizmalar başlatır. Bu ikincil süksesyondur ve sıfırdan başlayandan hızlıdır.
Kabuğunda yeşil bir tabaka oluşmuşsa panikleme, ilişkiyi düşün: algler başka canlılara yem olmaktan korunurken kaplumbağa algden yarar ya da zarar görmez. Bu kommensalizmdir.
Bir ağacın dalında yeşil bir top gördüysen o ökse otu olabilir: yarı parazittir, emeçlerini konak bitkinin odun borusuna kadar uzatarak sadece su ve minerallerini alır ve klorofili olduğu için kendi organik bileşiklerini fotosentezle sentezleyebilir.
47 soruluk test · simbiyoz kavramı ve dört yaşam biçimi, amensalizm, mutualizm örnekleri ile sıkı-gevşek ayrımı, kommensalizm, parazit çeşitleri ve vektörler, bitkisel tam ve yarı parazitler, birincil ve ikincil süksesyon, klimaks komünite
Komünitede farklı iki türün birbiriyle ilişki içinde olmasına, bir arada yaşamasına simbiyoz yaşam denir. Canlılar arasındaki bu ilişkiler yararlı (+), zararlı (–) veya nötr (0) olabilir. Simbiyoz yaşam biçimleri; amensalizm, mutualizm, kommensalizm ve parazitizmdir.
Bir türe ait organizmanın herhangi bir fayda sağlamadan başka bir türün bireylerine zarar verdiği etkileşim biçimidir. Büyük karasal omurgalılar hareket hâlindeyken otları ezerek onlara zarar verir; bu kendilerine fayda sağlamaz. Mandalar, otlar ve omurgasızlar arasında amensalizm görülür.
İki farklı organizmanın birbirlerinden yarar sağlamasıyla oluşan yaşam biçimidir. Örnekler: kalın bağırsakta B ve K vitamini üreten bakteriler; otçul memelilerde selüloz sindiren bakteriler; arı ve çiçekli bitki (tozlaşma); baklagil kökündeki Rhizobium; anemon ve palyaço balığı.
Sıkı (zorunlu) mutualizm: canlılardan en az biri diğeri olmadan hayatta kalamaz — liken (mantar + alg): alg fotosentezle besin ve oksijen, mantar solunumla su ve karbondioksit verir; mantar hifleriyle havanın nemini emip alge su temin eder. İsteğe bağlı (gevşek) mutualizm: iki canlı birbirlerinden ayrıldıklarında da yaşamlarına devam edebilir — akasya ağacı ve karıncalar.
Birlikte yaşayan iki türden birinin yarar sağlarken diğerinin olumlu ya da olumsuz etkilenmediği simbiyotik ilişki türüdür. Vantuzlu Remora balıkları köpek balığına tutunarak ona zarar vermeden yaşar, yiyecek artıklarından beslenir. Sucul kaplumbağaların kabukları üzerindeki algler yem olmaktan korunur, kaplumbağa etkilenmez.
Bir tür yarar görürken diğerinin doğrudan zarar görmesi şeklindeki simbiyotik ilişkidir. Üzerinde yaşadığı canlıdan beslenen ve ona zarar veren canlıya parazit (asalak), zarar gören canlıya konak denir. Parazitler; virüsler olabildiği gibi bakteri, protista veya bazı mantar türleri gibi tek hücreli ya da bazı hayvan ve bitki türleri gibi çok hücreli organizmalar da olabilir. Parazitin yaşamını sürdürmesi konağın hayatını devam ettirmesiyle mümkündür.
Paraziti vücudunda bulunduran ve başka konaklara aktarılmasını sağlayan canlılara vektör (taşıyıcı) denir. Trypanosoma çeçe sineği ile taşınır ve uyku hastalığına neden olur; Plazmodyum malaria Anofel cinsi sivrisineklerle sıtmaya yol açar. İç (endo) parazitler: plazmodyum, tenya, trişin, kıl kurdu, kancalı kurt. Dış (ekto) parazitler: bit, pire, tahta kurusu, kene — bunlar aynı zamanda vektördür.
Bitkisel parazitlerde emeç denilen köke benzer yapılar başka bir bitkiden besin, su ve mineral alımını sağlar. Yarı parazit bitkiler emeçlerini konak bitkinin odun borusuna kadar uzatarak sadece su ve minerallerini alır; klorofilleri olduğu için kendi organik bileşiklerini fotosentezle sentezleyebilir (ökse otu). Tam parazitlerin yaprakları yoktur, kloroplastları bulunmaz, fotosentez yapamaz; odun ve soymuk borularından besin, su ve mineral sağlar (canavar otu, verem otu, cinsaçı).
Bozulmuş alanlarda uzun zaman içinde türlerin aşamalı olarak birbirinin yerini almalarına süksesyon (sıralı değişim) denir. Toprağın henüz oluşmadığı ortamda ilk görülen canlılar üretici ile tüketici prokaryotlar ve bir hücrelilerdir; ardından liken ve yosunlar oluşur. Komünite bozulup toprak sağlam kaldığında süksesyonu topraktaki mikroorganizmalar başlatır.
Birincil süksesyon: daha önce hiçbir komünitenin bulunmadığı boş bir alanda başlayan ve yer kaymaları, volkanik patlamalar, buzulların erimesi sonucunda önce toprağın sonra yeni yaşam alanlarının oluştuğu süreç. Yavaş geliştiğinden yıllarca sürebilir. Sıralı değişim: toprak oluşumu, liken evresi, yosun evresi, ot evresi, funda-çalı evresi ve ağaç evresi. İkincil süksesyon: mevcut komünitenin ortadan kalkıp zamanla canlı çeşitliliğinin gelişim sürecinin yeniden başlaması. Süksesyonun başlangıcından bir süre sonra hayvanlar da alana yerleşmeye başlar.
Yıkıcı faktörler komüniteyi yok edecek şekilde etkili olmazsa zaman içinde ortam koşullarına büyük ölçüde uyum sağlamış ve en yüksek düzeyde gelişme göstermiş, dengelenmiş bir komünite oluşur. Böyle komünitelere klimaks komünite adı verilir. Klimaks komünitelerde önemli türlerin popülasyonlarında, ölüm ve doğum oranları dengelidir. Klimaks komünite dengeli ve kararlı bir yapıya sahiptir.
Doğal: buzul hareketleri, volkanik patlamalar, fırtına, su baskınları, seller. İnsan kaynaklı: yangın, baraj yapımı, aşırı otlatma, orman kesimi, tarım alanlarının terk edilmesi. Sonuç: komünitenin yapısı bozulabilir, baskın türler yok olabilir ve canlılar göç edebilir.