9. SINIF EDEBİYAT · ÜNİTE 10 · ROMAN VE UNSURLARI

Bir kız İstanbul’dan çıktı,
Anadolu’yu yazdı

Roman, insanı veya çevresini inceleyen, onun serüvenlerini anlatan, duygu ve düşüncelerini çözümleyen, kurmaca veya gerçek olaylara dayanan uzun edebî türdür. Hikâye gibi anlatmaya bağlıdır ama olay örgüsü daha uzun, kişileri daha çok, mekânı daha genişletir. Bu ünitede romanın unsurlarını, türlerini, anlatım tekniklerini ve üslubu Çalıkuşu üzerinde çalışacağız.

8
Roman türü
9
Anlatım tekniği
7
Anlatım ilkesi
01 / ROMAN VE HİKÂYE

Aynı aile, ayrı ölçek

Roman, hikâye gibi anlatmaya bağlı bir edebî türdür. İkisi de kurmacadır, ikisinde de olay örgüsü, kişiler, mekân, zaman ve anlatıcı vardır. Fark, bu unsurların ölçeğindedir.

İKİ TÜR KARŞI KARŞIYA
OLAY ÖRGÜSÜ

Romanın olay örgüsü hikâyeye göre daha uzundur. Hikâyede genellikle bir ana olay vardır; romanda birbirine bağlanan çok sayıda olay bulunur. Çalıkuşu beş kısımdan meydana gelir ve her kısım ayrı bir dönemi anlatır.

KİŞİ VE MEKÂN

Romanda karakterler ve olayların geçtiği mekân sayısı hikâyeye göre daha fazladır. Çalıkuşu’nun vakaları İstanbul, B, Zeyniler köyü, Ç, İzmir, Kuşadası ve Tekirdağ’da geçer; bunların içinde ayrıca özel mekânlar vardır.

ZAMAN

Romanda olaylar daha uzun bir zaman diliminde gerçekleşir. Çalıkuşu, Feride’nin iki buçuk yaşındaki ilk hatırasından yirmi beş yaşına kadarki hayatını kapsar; hikâyede ise çoğu zaman kısa bir kesit anlatılır.

TUZAK KARTI — “UZUN HİKÂYE” ROMAN DEMEK DEĞİLDİR

Romanı hikâyeden ayıran şey sayfa sayısı değil kurgunun genişliğidir: birden çok olay hattı, gelişen karakterler, değişen mekânlar ve uzayan zaman. Bir metin uzun olabilir ama tek bir olayı, tek bir ânı anlatıyorsa hikâyedir. Tersi de doğrudur: romanda başkarakter roman boyunca değişir — Feride, romanın başında “hafif ve dikkatsiz bir çocuk”ken sonunda ekmeğini kendi kazanan, idealist bir öğretmendir. Hikâyede böyle bir gelişim için yer yoktur.

02 / ROMANIN TARİHÇESİ

Destandan romana

İnsan tarih boyunca duygu ve düşüncelerini ifade etmek için çeşitli edebî türler kullanır. Farklı toplumların edebiyat tarihlerine bakıldığında insanın kendini ifade etmek için kullandığı ilk türün destan olduğu söylenebilir. Destanı masal, efsane, halk hikâyesi gibi türler takip eder. Bu türlerden sonra da roman ortaya çıkar.

İNTERAKTİF: ROMANIN DURAKLARI
TÜRK ROMANINDA “İLK”LER — ARANABİLİR TABLO

Sınavda en çok karışan liste budur. Kutuya bir eser ya da yazar adı yaz; tablo kendini süzer.

TUZAK KARTI — DÖRT AYRI “İLK” VAR

İlk çeviri roman Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon’dan çevirdiği Telemak’tır. İlk Türk romanı olarak kabul edilen eser Şemsettin Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’ıdır. İlk edebî roman Namık Kemal’in İntibah’ı, ilk tarihî roman yine Namık Kemal’in Cezmi’sidir. Buna ilk psikolojik roman olan Mehmet Rauf’un Eylül’ünü ve Batı tekniğine uygun ilk romanları yazan Halit Ziya Uşaklıgil’i ekle; listenin tamamı budur.

03 / ROMAN TÜRLERİ

Konusuna göre sekiz tür

Romanlar işledikleri konulara göre sınıflandırılabilir. Bir düğmeye bas: o türün tanımı ve örneği sağda görünür.

İNTERAKTİF: ROMAN TÜRLERİ
DENETLE — HANGİ ROMAN HANGİ TÜRDEN?

İçeriği verilen romanların türünü belirle. Her satırda tam bir hücre işaretle.

TUZAK KARTI — BİR ROMAN BİRDEN ÇOK TÜRE GİREBİLİR

Tür ayrımı romanın baskın konusuna göre yapılır, mutlak bir sınır değildir. Çalıkuşu, Feride ile Kâmran’ın aşkını anlatır ama Feride’nin Anadolu’daki öğretmenlik mücadelesini de anlatır; bu yüzden roman hem sosyal roman hem de kişinin iç dünyasını çözümlemesiyle psikolojik derinlik taşıyan bir roman olarak değerlendirilir: “Bu ayrılık, Feride’nin hem psikolojik bir derinlik hem de sosyal bir kimlik kazanmasını sağlar.” Sorularda “en uygun tür” istenir; en çok yer kaplayan konuya bak.

04 / ÇALIKUŞU’NUN OLAY ÖRGÜSÜ

Buluşma, ayrılık, kavuşma

Çalıkuşu adlı romanda olaylar üç ana bölümde toplanabilir. Bir bölüm düğmesine bas: o bölümde yaşananlar sağda okunur.

İNTERAKTİF: ÇALIKUŞU — OLAY ÖRGÜSÜ
ROMANIN BEŞ KISMI

Roman üç bölüme ayrıldığı gibi beş kısma da ayrılır. Sıralamayı ve hangi kısımda nerede olunduğunu birlikte tut.

ADI NEDEN ÇALIKUŞU?

Feride, küçüklüğünden beri hayli hareketli ve afacan bir çocuktur; okulda ağaçlara tırmanması, yerinde duramaması yüzünden adı Çalıkuşu’na çıkar. Bu ad romanın sonuna kadar taşınır: Feride Tekirdağ’a döndüğünde Aziz Bey ona hâlâ “Çalıkuşu” der ve romanın son bölümünün adı da “eski Çalıkuşu kimliğine yeniden kavuşma”dır.

FERİDE NEDEN HEP YALNIZ BIRAKILIR?

Feride annesini altı yaşında, babasını on iki yaşında kaybeder; büyükannesi de vefat eder ve yatılı okula verilir. Bu bir kurgu tercihidir. Sebep şudur: yalnız bırakılan karakter kendi ayakları üzerinde durmak zorunda kalır. Feride’nin ayrılıktan sonra “başkalarının merhamet ve koruyuculuğuna muhtaç olmayan, kendi ayakları üzerinde durabilen, ekmeğini kendi kazanan bir insan” olması bu kurgunun sonucudur.

ROMANI AŞK HİKÂYESİ OLMAKTAN KURTARAN ŞEY

Kilit cümle şudur: “Bu ayrılık, Feride’nin hem psikolojik bir derinlik hem de sosyal bir kimlik kazanmasını sağlar. Feride ve Kâmran arasındaki aşk daha anlamlı hâle gelir ve roman basit bir aşk hikâyesi olmaktan kurtulup sosyal bir boyut kazanır.” Yani ayrılık bölümü olay örgüsünün ortasında bir engel değil, romanın türünü değiştiren bir dönüm noktasıdır. Ayrıca Çalıkuşu, Türk edebiyatında Anadolu’ya yönelen ilk önemli roman olarak gösterilir.

05 / KİŞİ KADROSU VE MEKÂN

Feride’yi tamamlayan dört kişi

Feride üzerine kurgulanmış olan Çalıkuşu, bir “ben” romanıdır. Feride aynı zamanda beş kısımlık romanın dördünün de anlatıcısıdır. Feride, romanda kişisel ve sosyal olmak üzere iki yönüyle karşımıza çıkar.

KİŞİ KADROSU — ARANABİLİR TABLO
FERİDE’NİN KİŞİSEL YÖNÜ
  • Zorluklar karşısında yılmayıp mücadele eden bir kişidir (verilen örnek).
  • • Hareketli ve afacandır; hırçınlığı nişanlandıktan sonra bile değişmez.
  • • Duygularını sözle anlatamaz: “Çok sevindiğim, mesut olduğum vakit… mutlaka karşımdakinin boynuna sarılmak, onu öpmek ve hırpalamak isterim.”
  • • Gururludur: Kâmran’ın Madrid’e gitmesine karşı çıkmaz, üzüntüsünü göstermez.
FERİDE’NİN SOSYAL YÖNÜ
  • Yardımsever bir kişidir (verilen örnek).
  • • Ekmeğini kendi kazanır; annesinden kalan eşyaları satmak zorunda kalsa da dilenmez.
  • İdealist bir öğretmen tipinin bütün özelliklerini sergiler.
  • • Kimsesiz Munise’yi yanına alır; Zeyniler köyünden ayrılırken onu da götürür.
  • • Savaşta okul hastaneye dönüşünce hasta bakıcı olarak çalışır.
MEKÂN — ROMANIN COĞRAFYASI

Çalıkuşu’nun vakaları İstanbul, B, Zeyniler köyü, Ç, İzmir, Kuşadası ve Tekirdağ’da geçmektedir. Bu yerleşim yerlerinin yanında ayrıca özel mekânlar da bulunur.

YAZAR KÜNYESİ
06 / ANLATIM TEKNİKLERİ

Olayı okura ulaştıran dokuz yol

Anlatım teknikleri, olay çevresinde gelişen metinlerde anlatılacak olayı ya da durumu okuyucuya ulaştıran bir vasıtadır. Nitelikli bir edebî metnin sağlam bir anlatım tekniğine ya da tekniklerine sahip olması gerekir. Tekniklerin zengin ve bilinçli kullanımı, bir anlatının estetik yönden değerini artırır.

İNTERAKTİF: DOKUZ ANLATIM TEKNİĞİ
DENETLE — PARAGRAFTA HANGİ TEKNİK VAR?

Çalıkuşu’ndan alınan paragraflarda kullanılan teknikleri belirle. Her satırda tam bir hücre işaretle.

TUZAK KARTI — İÇ MONOLOG, İÇ DİYALOG VE İÇ ÇÖZÜMLEME

Üçü de karakterin iç dünyasını verir; ayıran şey kimin konuştuğudur. İç monologda karakter kendi kendine, kendi konuşma tarzıyla düşünür — anlatıcı araya girmez. İç diyalogda karakter, sanki karşısında biri varmış gibi kendisiyle konuşur, tartışır; bölümlere konuşma havası hâkimdir. İç çözümlemede ise anlatıcı araya girer ve karakterin zihninden geçenleri okura kendi ağzıyla aktarır. Dördüncüsü olan bilinç akışında aktarılan duygu, düşünce ve hayallerde mantıksal bir bağ yoktur; bütün düşünceler çağrışım ilkesine göre akar gider.

07 / ÜSLUP VE ANLATIM İLKELERİ

“Sanatçı fikirlerini nasıl dile getiriyor?”

Üslup, “Sanatçı, fikirlerini nasıl dile getiriyor?” sorusunun cevabıdır ve ortak dilin kişisel olarak kullanılmasıdır. Üslup, herkesin kullandığı genelleşmiş mevcut dil malzemesini kişisel ama özgün bir ifade hâline getirme çabasıdır. Yazarın kendine özgü tutumu ve söyleyiş biçimi onun üslubunu oluşturur; her yazarın üslubu, onun dünya görüşünün, hayata bakış açısının, yaşama biçiminin dildeki yansımasıdır.

İNTERAKTİF: YEDİ ANLATIM İLKESİ
METİNDEN İŞARETLE — ÜSLUBU KURAN SÖZLER

Çalıkuşu’ndan cümleler. Betimleyici sözler isimleri niteler; çağrışım değeri yüksek sözler okurun zihninde başka görüntüler açar. Önce tür düğmesine bas, sonra sözleri tıkla.

DENETLE — HANGİ ANLATIM İLKESİ ZEDELENMİŞ?

Her satırda tam bir hücre işaretle.

REŞAT NURİ’NİN ÜSLUBU NEDEN SEVİLİR?

Cevap tek cümlede toplanır: “Sanatçı, konuşulan Türkçeyi roman ve hikâye dili hâline getirmiş; her kesimden okur tarafından ilgiyle takip edilmiştir.” Buna açık, akıcı ve duru dili; sürükleyici ve etkileyici üslubu; kurguladığı eserlerde herkesin kendinden bir şeyler bulabilmesi eklenir. Yani üslubun sevilmesi süsten değil, okurla kurulan yakınlıktan gelir. Bunun karşıtı da vardır: Özker Yaşın hakkındaki araştırma metni, aynı bilgiyi tekrar eden uzun ve dağınık cümlelerle yazıldığı için duruluk ve akıcılık ilkelerini zedeler.

08 / ROMAN İLE TİYATRO

Anlatılan ile gösterilen

Çalıkuşu, Recep Bilginer’in Yunus Emre adlı tiyatro eseriyle karşılaştırılır. İkisi de olay anlatır; ama biri anlatıcı aracılığıyla anlatır, öteki sahnede gösterir.

YAPI UNSURLARI KARŞILAŞTIRMASI
YUNUS EMRE’DE ÇATIŞMA

Oyunda Yunus, köyde kıtlık olduğu için Hacı Bektaş-ı Veli’den buğday ister. Hacı Bektaş ona buğday yerine nefes teklif eder; getirdiği her alıç başına bir, sonra on nefes. Yunus reddeder: “Nefes dediğin karın doyurur mu?” Buğdayı alıp yola çıkar, sonra döner: “Buğday tükenir dedim, ama nefes tükenmez dedim.” Çatışma acil ihtiyaç ile kalıcı değer arasındadır.

ÇALIKUŞU ÖNCE TİYATROYDU

Mülakat parçasına göre Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu’nu önce İstanbul Kızı adıyla tiyatro olarak kaleme almıştır. Eseri Dârülbedâyi oynayacaktır ama mektep dekoru yapılamaz; yazar da o zamana kadar hiç aklından geçmediği hâlde romancılığa başlar ve piyesi Çalıkuşu adıyla romana dönüştürür. Yani türü belirleyen şey bazen sahnenin imkânlarıdır.

TUZAK KARTI — TİYATRODA ANLATICI YOKTUR

Romanda olayları bir anlatıcı aktarır; tiyatroda anlatıcı yoktur. Olay, kişilerin karşılıklı konuşmaları ve eylemleriyle doğrudan gösterilir; yazarın söyleyecekleri sahne (parantez içi) direktiflerine sığar: “(Genç, sırtında heybesi yorgun girer.)” Bu yüzden romanda tek cümleyle verilebilen bir iç düşünce (“Kâmran gözlerine inanamıyordu”) tiyatroda ya bir replikle söylenmeli ya da oyuncunun oyunuyla gösterilmelidir. Son tartışma sorusu tam bunu sorar: Çalıkuşu’nda sahneleme tekniğine uygun olmayan olay ve durumlar hangileridir?

09 / OYUN

Paragrafı gör, tekniği söyle

Her soruda ya bir tanım, ya bir eser adı, ya da bir cümle verilir. Sıra her seferinde karışır; yanlış cevapta doğrusu ve gerekçesi hemen görünür.

OYUN — ROMAN VE UNSURLARI
0 / 0
10 / BİLGİ TESTİ

Öğrendiklerini test et

Romanın tanımı ve hikâyeden farkı, romanın tarihçesi, Türk romanındaki ilkler, sekiz roman türü, Çalıkuşu’nun olay örgüsü, kişi kadrosu ve mekânları, dokuz anlatım tekniği, üslup ve yedi anlatım ilkesi ile roman-tiyatro karşılaştırmasını ölçen test

Soru 1 / 10
Puan: 0
Soru yükleniyor...
11 / ÖZET

Ünitenin iskeleti

ROMAN

Roman; insanı veya çevresini inceleyen, onun serüvenlerini anlatan, duygu ve düşüncelerini çözümleyen, kurmaca veya gerçek olaylara dayanan uzun edebî türdür. Hikâye gibi anlatmaya bağlıdır. Farkları: olay örgüsü daha uzundur, karakter ve mekân sayısı daha fazladır, olaylar daha uzun bir zaman diliminde geçer.

TARİHÇE

İnsanın kendini ifade etmek için kullandığı ilk tür destandır; onu masal, efsane ve halk hikâyesi izler, sonra roman ortaya çıkar. Batı’da roman 17. yüzyılın başlarından itibaren ortaya çıkar; ilk roman örneği Cervantes’in Don Kişot’udur. Onu Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe’su ve Jonathan Swift’in Gulliver’ın Gezileri takip eder. Türk edebiyatında ilk denemeler 19. yüzyılın ikinci yarısında başlar.

TÜRK ROMANINDA İLKLER

İlk çeviri roman: Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon’dan çevirdiği Telemak. İlk Türk romanı: Şemsettin Sami — Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat. İlk edebî roman: Namık Kemal — İntibah. İlk tarihî roman: Namık Kemal — Cezmi. Köy hayatını konu edinen gerçekçi roman: Nabizade Nazım — Karabibik. İlk psikolojik roman: Mehmet Rauf — Eylül. Batı tekniğine uygun ilk romanlar ve kent-kültür romancılığının öncüsü: Halit Ziya Uşaklıgil.

ROMAN TÜRLERİ

Tarihî: tarihî olay ya da kişileri kurgulayarak anlatır. Macera: günlük hayatta sık rastlanmayacak şaşırtıcı ve sürükleyici olaylar. Sosyal: bireyi etkileyen toplumsal, kültürel ve siyasi olaylar. Psikolojik: bireyin iç dünyası ve ruh hâli. Otobiyografik: yazar kendi hayatını anlatır. Biyografik: ünlü şahısların hayatı. Fantastik: hayal gücüne dayanır. Egzotik: uzak ve yabancı ülkeleri anlatır.

ÇALIKUŞU

Reşat Nuri Güntekin’in romanı. Üç ana bölüm: Buluşma, Ayrılık, Kavuşma; beş kısım. Başkarakter Feride; onu tamamlayan kişiler Kâmran, Munise, Doktor Hayrullah Bey ve Müjgan. Bir “ben” romanıdır; Feride beş kısmın dördünün anlatıcısıdır. Ayrılık, romana sosyal bir boyut kazandırır. Anadolu’ya yönelen ilk önemli roman olarak gösterilir. Önce İstanbul Kızı adıyla tiyatro yazılmış, sahnelenemeyince romana dönüştürülmüştür.

ANLATIM TEKNİKLERİ

Anlatma (anlatıcı doğrudan aktarır), mektup (duygu ve tepkiler mektupla sunulur), özetleme (kişiler ve olaylar bariz çizgileriyle birkaç satırda verilir), geriye dönüş (şimdiki zamandan geçmişe gidilir), diyalog (karşılıklı konuşma), iç diyalog (karakter kendisiyle konuşur), iç çözümleme (anlatıcı araya girip zihinden geçenleri aktarır), iç monolog (karakterin iç konuşması), bilinç akışı (çağrışımla akan, mantıksal bağı olmayan düşünceler).

ÜSLUP

Üslup, “Sanatçı fikirlerini nasıl dile getiriyor?” sorusunun cevabıdır ve ortak dilin kişisel olarak kullanılmasıdır. Yazarın dünya görüşünün, hayata bakış açısının ve yaşama biçiminin dildeki yansımasıdır. Romanın yapı ve içerik unsurları üslubu belirlemede etkilidir. Reşat Nuri, konuşulan Türkçeyi roman ve hikâye dili hâline getirmiştir.

ANLATIM İLKELERİ

Açıklık: tartışmaya yol açmayacak biçimde iletme. Yalınlık: süsten ve gösterişten uzaklık. Duruluk: gereksiz sözcük bulunmaması. Özgünlük: benzerlerinden farklı olma. Akıcılık: anlatımın hiçbir engele takılmadan akması. Doğallık: yapmacıktan uzak, içten söyleyiş. Tutarlılık: duygu ve düşüncelerin birbiriyle çelişmemesi.