Kim anlatıyor,
ne kadarını biliyor?
Hikâyede birbirine sebep sonuç ilişkisiyle bağlanmış bir olay örgüsü vardır. Bu örgü; olay örgüsü, şahıs kadrosu, mekân ve zamandan oluşan yapı unsurlarıyla somutlaşır. Ama aynı olay, anlatıcısı değişince bambaşka bir hikâyeye dönüşür. Bu ünitede olayın nasıl örüldüğünü, kimin gözünden anlatıldığını ve olay hikâyesi ile durum hikâyesinin nerede ayrıldığını çalışacağız.
Yaşanmış ya da yaşanabilir olaylar hikâyenin konusunu oluşturur. Hikâyede birbirine sebep sonuç ilişkisiyle bağlanmış bir olay örgüsü vardır. Bu örgü, metnin yapı unsurlarıyla somutlaşır ve anlamlı bir bütünlük kazanır.
Şahıs kadrosunu oluşturan karakter ya da karakterler hikâyenin yapı unsurlarındandır. Hikâyedeki olayların merkezinde bulunan kişi başkarakterdir. Başkarakterin yanında olayların gelişmesinde etkili olan kişi ya da kişilere yardımcı karakter denir. Eskici’de başkarakter Hasan’dır; eskici, hala ve süvari neferi Hüseyin yardımcı karakterlerdir.
Mekân, hikâyede olayın geçtiği yerdir. Yazar, olayların geçeceği mekânı gerçek dünyadan (ev, konak, iş yeri, çarşı, pazar, tren, vapur, otobüs, uçak, sokak) alabileceği gibi kurmaca bir mekân da kullanabilir. Mekânın olaylar ve karakterlerle doğrudan ilişkisi vardır: Eskici’de dil duyulmayan tren vagonu, Hasan’ın suskunluğunu büyüten yerdir.
Olay, hikâyede yaşanan tek tek durumlardır. Olay örgüsü, bu kurgusal olayların hikâyede belirli bir düzen içinde sıralanışıdır. Kurmaca bir metin olan hikâyede olaylar gelişigüzel dizilmez; her biri bir öncekinin sonucu, bir sonrakinin sebebidir. Eskici’de Hasan’ın susması bir olaydır; “anne baba ölümü → gurbete gönderilme → dilin duyulmaması → susma → eskicinin gelişi → konuşma → ayrılık → ağlama” zinciri ise olay örgüsüdür. Olayları alt alta yazmak örgü kurmaz; aralarındaki bağı kurmak örgüyü kurar.
Aşağıdaki eğri, Eskici adlı hikâyenin olay örgüsüdür. Bir aşama düğmesine bas: o aşamada hikâyede ne olduğu sağda okunur, eğri üzerindeki nokta da yerini gösterir.
Doğru ve yanlış bilgiler karışık verilmiştir. Her satırda tam bir hücre işaretle, sonra Denetle’ye bas.
Çözüm bölümünde okurun merakı giderilir, heyecanı yatıştırılır. Ama bu, her şeyin açıkça söylendiği anlamına gelmez: çözüm bölümünde olayların sonucu okuyucunun yorumuna da bırakılabilir. Eskici tam da böyle biter — hikâye, eskicinin gözyaşlarıyla kapanır; Hasan’ın bundan sonra ne olacağını yazar söylemez.
Hikâyede yazar, anlatma görevini bir anlatıcıya verir. Bu anlatıcı olay ve durumları okura aktarır. Anlatıcı da tıpkı kişiler, zaman veya mekân gibi yazar tarafından kurgulanmış bir hikâye unsurudur. Olayların veya durumların anlatıcı tarafından ifade edilişi bakış açısını oluşturur.
Anlatıcı olay ve kişilerle ilgili her şeyi görür ve bilir. Kişilerin geçmişlerini, geleceklerini, ruh hâllerini bildiği gibi olayların akışından veya geçmişinden de haberdardır; bilmediği hiçbir şey yoktur.
İm: “Hasan durgun, tıkanıktı; susuyor, susuyordu.” — anlatıcı çocuğun içini bilir.
Anlatıcı olay ve durumlara sınırlı bakma iznine sahiptir; olayların ve durumların tanığı konumundadır. Olayları tarafsız bir şekilde aktarır. Kişilerin aklından geçenleri, hissettiklerini; olayların geçmişini ve geleceğini bilemez.
İm: “Adam masaya oturdu, saatine baktı, çıktı.” — yalnız görülebilen yazılır.
Yazar, olayları aktarma görevini olayların içinde yer alan bir kişiye verir. Bu anlatıcı ayrıntıları kendi bakış açısından görür. Olaylar hakkındaki bilgisi yaşadığı ve gözlemleyebildiği kadardır.
İm: “Bir arkadaşı görmeye gitmiştim. Bulamadım.” — Harika Çocuk’ta anlatıcı olayı yaşayandır.
Önce bir tür düğmesine bas, sonra o türe giren sözleri tıkla. “Dışarıdan görülebilen” sözler gözlemcinin de yazabileceği sözlerdir; “içeriden bilinen” sözleri yalnız hâkim anlatıcı yazabilir.
Birinci kişi ağzından yazılmış her metin kahraman anlatıcıya sahip değildir. Ölçüt zamir değil, bilgi sınırıdır: anlatıcı olayın içinde mi, yoksa yalnız tanığı mı? Harika Çocuk’ta anlatıcı “ben” der ama olayın başkarakteri çocuktur; anlatıcı onu izleyen ziyaretçidir. Buna karşılık Eskici’de anlatıcı hiç “ben” demez, üçüncü kişiyle konuşur, ama Hasan’ın gırtlağındaki “sert düğümü” bilir — yani hâkim anlatıcıdır.
Hikâye türleri, iki dünya yazarının adıyla anılır: Maupassant ve Çehov. Aradaki fark üslup süsü değil, hikâyeyi taşıyan şeyin ne olduğudur.
Bu hikâye türünde bir olay anlatılır ve olay serim, düğüm ve çözüm şeklinde gelişir. Bu türün dünya edebiyatındaki ilk örneklerini Maupassant verdiği için türe Maupassant tarzı hikâye adı da verilir.
Türk edebiyatındaki temsilcileri: Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin.
Durum hikâyesinde olay ön planda değildir; bunun yerini durumlar ve yaşamdan kısa kesitler alır. Bu türün dünya edebiyatındaki ilk örneklerini Çehov verdiği için türe Çehov tarzı hikâye adı da verilir.
Türk edebiyatındaki temsilcileri: Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal, Tarık Buğra.
Harika Çocuk ile Hasta bu özelliklerle eşleştirilir. Her satırda tam bir hücre işaretle.
Durum hikâyesinde de bir şeyler olur: Hasta’da Tevfik Efendi ayağını incitir, komşular gelir, on gün sonra ilgi azalır. Ama hikâyeyi taşıyan bu olaylar değil, ilgi görürken açılan, ilgi kesilince yeniden hastalanan bir insan hâlidir. Ölçüt şudur: olayı çıkarınca hikâye çöküyorsa olay hikâyesi, hâl duruyorsa durum hikâyesidir.
Türk edebiyatında modern hikâye alanında ilk denemeler, Osmanlı Devleti’nin Batı’ya yönelmesinin sonucu 19. yüzyılın ikinci yarısında başlar. Şeritteki bir düğmeye bas: o dönemin konuları ve yazarları sağda görünür.
Sınav tekrarında en çok işe yarayan tablo budur. Kutuya bir yazar adı, eser adı ya da dönem yaz; tablo kendini süzer.
İlk telif hikâyeler (yani çeviri olmayan, doğrudan Türkçe yazılan hikâyeler) Ahmet Mithat Efendi tarafından kaleme alınır; yazar bunları Letaif-i Rivayat ve Kıssadan Hisse adlı eserlerinde toplar. Batılı tarzdaki ilk küçük hikâyeleri ise Samipaşazade Sezai yazar ve Küçük Şeyler adlı eserinde bir araya getirir. Sorularda ikisi sık sık yer değiştirilerek sorulur.
Aynı ölçütleri üç metne birden uygulamak, tanımları ezberlemekten daha çok işe yarar. Tabloda bir ölçüt ara, üç metnin karşılığını yan yana gör.
Eskici’de iki kişi kavga etmez; kimse kimseye kötülük yapmaz. Hasan’ı halası sevgiyle karşılar. Çatışma, çocuk ile dilini duymadığı bir dünya arasındadır. Hikâyenin dönüm noktası bu yüzden bir olay değil, bir cümledir: “Çiviler ağzına batmaz mı senin?” Hasan altı aydır ilk kez, dalgınlığından ana diliyle konuşur.
Hasan’ın yabancılaşması isim üzerinden verilir: İstanbul’da “Hasan gel, Hasan git” denirken vapur sıcak memleketlere yaklaşınca “adı değişir gibi” olur, “Hassen” şekline girer. Bir insanın adının söylenişindeki değişiklik, mekân değişikliğinden daha keskin bir gurbet işaretidir.
Eskici’den cümleler. Önce tür düğmesine bas, sonra o türe giren sözleri tıkla.
Temanın sonunda Ziya Osman Saba’nın Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi adlı hikâyesiyle Cemal Süreya’nın Fotoğraf adlı şiiri yan yana konup yapı unsurları arasındaki benzerlik ve farklılıklar sorulur. Cevabı burada topluyoruz.
Bir unsur iki türde birden bulunabilir; bu yüzden burada satır başına tek işaret zorunlu değil. Boş bıraktığın her hücre eksik sayılır, önce hepsini doldur.
Tema iki türde de vardır ve iki türde de soyuttur. Ziya Osman Saba’nın hikâyesinde de Cemal Süreya’nın şiirinde de fotoğraf bir an saklama aracıdır; hikâyede bu bir olayla (fotoğraf çektirmeye gelme), şiirde bir tabloyla (durakta üç kişi) verilir. Yapı unsurları ayrı, tema ortaktır. Bu yüzden “tema hikâyenin unsurudur” demek yanlış olmaz ama eksiktir: tema bütün edebî metinlerin unsurudur.
Her soruda ya bir cümle, ya bir tanım, ya da bir yazar adı verilir. Sıra her seferinde karışır; yanlış cevapta doğrusu ve gerekçesi hemen görünür.
Hikâyenin yapı unsurları, serim-düğüm-çözüm, hâkim, gözlemci ve kahraman anlatıcı bakış açıları, olay ve durum hikâyesi, Türk edebiyatında hikâyenin gelişimi ile Eskici, Harika Çocuk ve Hasta çözümlemelerini ölçen test
Hikâyede olay örgüsü, şahıs kadrosu, olayın geçtiği mekân ve olayın gerçekleştiği zaman dilimi hikâyenin yapı unsurlarıdır. Olay örgüsü, kurgusal olayların belirli bir düzen içinde sıralanışıdır. Şahıs kadrosunda olayların merkezindeki kişi başkarakter, gelişmede etkili olanlar yardımcı karakterdir. Mekân gerçek dünyadan alınabileceği gibi kurmaca da olabilir. Zaman, hikâyenin konusuna ve yapısına göre uzayıp kısalabilir.
Anlatıcı da yazar tarafından kurgulanmış bir unsurdur. Üç bakış açısı vardır: hâkim (ilahi) — her şeyi bilir, bilmediği hiçbir şey yoktur; gözlemci (müşahit) — tanıktır, tarafsız aktarır, kişilerin aklından geçenleri bilemez; kahraman anlatıcı — olayların içindedir, bilgisi yaşadığı ve gözlemleyebildiği kadardır.
Olay hikâyesi (Maupassant tarzı): bir olay anlatılır; serim, düğüm, çözüm şeklinde gelişir. Temsilcileri Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin. Durum hikâyesi (Çehov tarzı): olay ön planda değildir, yerini durumlar ve yaşamdan kısa kesitler alır. Temsilcileri Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal, Tarık Buğra.
İlk denemeler 19. yüzyılın ikinci yarısında başlar. İlk telif hikâyeler Ahmet Mithat Efendi’nindir (Letaif-i Rivayat, Kıssadan Hisse). Batılı tarzdaki ilk küçük hikâyeleri Samipaşazade Sezai yazar (Küçük Şeyler). Millî Edebiyat’ta Anadolu, Türk tarihi, yanlış Batılılaşma işlenir. 1930’lardan sonra birey merkezli hikâyeler artar; İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra köy sorunları, göç, sanayileşme ve işçi sınıfı konu olur.
Refik Halit Karay’ın Gurbet Hikâyeleri adlı eserinden. Anne babasını kaybeden beş yaşındaki Hasan, Filistin’in sapa bir kasabasındaki halasının yanına gönderilir; ana dilini duymadığı için aylarca susar. İzmitli bir eskicinin Türkçe konuşmasıyla açılır, ayrılığında ağlar. Tema gurbet ve ana dil özlemidir; anlatıcı hâkim (ilahi) bakış açısına sahiptir.
Hikâyenin yapı unsurları olay örgüsü, şahıs kadrosu, mekân, zaman, anlatıcı; şiirin yapı unsurları nazım birimi, kafiye ve redif, kafiye düzeni, ölçü, duraktır. İki türün ortak noktası temadır: tema iki türde de soyuttur, somutlaşmış hâli konuyu oluşturur.