Gördüğünü yazan,
okuru oraya götürür
İnsanoğlunun yeni yerleri görüp tanıma ihtiyacını gideren, edebî ve tarihî özellik taşıyan metinlere gezi yazısı (seyahatname) denir. Gezgin, gezdiği yerlerin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi özelliklerini anlatır. Bu ünitede türün tanımını, planını, anlatım biçimlerini ve anıdan nerede ayrıldığını iki metin üzerinde çalışacağız.
Yazı, insan yaşamını kayıt altına aldığı gibi insana gördüğünü, duyduğunu ve düşündüğünü de ölümsüzleştirme imkânı sağlar. Yazıyı kullanan insanoğlu, gezdiği yeni coğrafyaların ayırt edici özelliklerini ve güzelliklerini kaleme alır. Yazarlar, gezilerinde gördüklerini kendilerine özgü bir üslupla eserlerinde anlatır; bu eserlere gezi yazısı denir.
Gezi yazıları, yolculuğun yapıldığı coğrafyanın o günkü sosyal, ekonomik ve kültürel özelliklerini anlattığı için tarihî ve coğrafi metinlerdir. Yıllar sonra okunduğunda bir yerin nasıl olduğunu belgeleyen kaynak hâline gelirler: Falih Rıfkı Atay’ın 1930’lardaki Antalya’sı bugün ancak o yazıda durur.
Bu yazılar, yazarın gezdiği coğrafyanın maddi ve manevi özelliklerini, yaşamın özgün yönlerini içten ve anlaşılır bir dille anlatmasıyla edebî bir özellik taşır. Yani gezi yazısı ne kuru bir rapordur ne de tümüyle kurmaca: gerçeğe dayanır, edebî dille anlatılır.
Gezi yazılarında okurun gidip görmediği, bilmediği yerler anlatıldığı gibi okurun yaşadığı yerle ilgili ilginç bilgiler de verilebilir. Yazarın bakış açısı ve gözlem gücü, bir yerde uzun yıllar yaşayanların bile fark etmediği ayrıntıların ortaya çıkmasını sağlar. Tanpınar’ın Erzurum’u böyle bir metindir: yazar orada yirmi yıl önce edebiyat öğretmenliği yapmıştır, yani yabancı değildir; buna rağmen şehri okura yeniden gösterir.
Türün Türk edebiyatındaki adı seyahatname, yazarının adı ise gezgin (seyyah)tır. Şeritteki bir düğmeye bas: o durakta ne olduğu sağda okunur.
Seydi Ali Reis’in Mir’atü’l-Memalik adlı eseri, Türk edebiyatında ilk seyahatname olarak gösterilmektedir. Buna karşılık Türk edebiyatındaki en tanınmış seyahatname, Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı eseridir. Soruda “ilk” mi “en tanınmış” mı sorulduğuna bak; iki eser sık sık birbirinin yerine konur.
Gezi yazıları belirli bir plan dâhilinde kaleme alınır. Bu plan giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşur. Gezi yazılarında okurun ilgisini çekecek bir anlatım tercih edilir: yazar, gezdiği yerleri anlatırken okuru âdeta o yerlerde yaşatır.
Gördüğünü okurun zihninde canlandırmak için kullanılır; sıfatlar ve duyu ayrıntıları öndedir.
“Karşınızda engin, yanınızda dar deniz, düşer sular, portakal bahçeleri ve onun sonunda 3500 metre yüksekliğinde dağlar!”
Okura bilgi vermek için kullanılır; sayı, sebep ve tanım taşır.
“Burası vaktiyle Afyon ve Konya’nın limanı idi. Demiryolu iki şehri de başka limanlara bağladıktan sonra Antalya durmuştur.”
Olayı yürütmek için kullanılır; hareket bildiren fiiller öndedir.
“Çubuk boğazı otomobil yolunu 800 metre birden düşürdükten sonra, büyük sahil ovasına çıktık.”
Bir cümlede birden çok anlatım biçimi bulunabilir; bu yüzden satır başına tek işaret zorunlu değil. Boş bıraktığın hücre eksik sayılır.
Bizim Akdeniz’den ile Erzurum’dan cümleler. Önce tür düğmesine bas, sonra o türe giren sözleri tıkla.
Falih Rıfkı Atay, Antalya ovasını anlatırken okura tanıdığı bir yeri hatırlatır: “Moda sahilini biraz daha yükselterek alabildiğinize genişletiniz ve derinletiniz: Ovanın ilk katı budur.” Bu bir benzetmedir ve bilmediğimiz bir yeri bildiğimiz bir yerden kurar. Aynı yazıda karşılaştırma (“İstanbul ve hinterlandı, İzmir ve hinterlandı… gibi”), tanık gösterme (“Cenubî Amerika’nın bakir ormanlarından bahseden bir muharrir: -Bastonumu eksem, filizlenecek! diyordu.”) ve sayısal veri (“24 çay ve nehir”, “16 metre genişliğinde çınar”) de kullanılır.
Anıyla gezi yazısı arasında benzerlikler vardır: her ikisi de yazarın hayatından izler taşır ve yaşanmışlıklara dayanır. Yazarlar bu türlerde deneyim ve gözlemlerini anlatır. Fark, neyin merkeze alındığındadır.
Anıda yazar gezdiği bir yerden bahsetse bile amacı kendi yaşadıklarını, duygu ve düşüncelerini, başkalarıyla olan ilişkilerini anlatmaktır. Yani ayırt edici olan metinde yer adı geçip geçmemesi değil, metnin neyi tanıtmak için yazıldığıdır. Aynı yazarın aynı yolculuğu iki türe de dönüşebilir: Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı ve Çankaya’sı anı, Bizim Akdeniz ve Taymis Kıyıları gezi yazısıdır.
Her satırda tam bir hücre işaretle.
İki metin yapı unsurları ve içerik bakımından karşılaştırılır. Tabloda bir ölçüt ara, iki metnin karşılığını yan yana gör.
Bizim Akdeniz’den, Antalya’yı yalnız görüntüsüyle değil imar planıyla anlatır: yeni çarşı, genişletilen cadde, hurmalar dikilecek bulvar, “Türk Riviyera’sının temelleri”. Yazar aynı zamanda öz eleştiri yapar: “Taymis Kıyıları’nda Fransız Akdenizi’nden bahsetmeden evvel, Türk Akdenizi’nin bu taraflarını görmemiş olduğuma ne kadar esefleniyorum.” Yani kendi ülkesinin güzelliklerini yabancı ülkelerden sonra görmüş olmaktan üzüntü duyar.
Erzurum, şehri 1945 metre yükseklikten ve tarihten bakarak kurar: Malazgirt Zaferi’nin açtığı gedikten yeni vatana giren ataların ilk fethettiği büyük merkezî şehirlerden biridir; Millî Mücadele’nin ilk temeli de gene Erzurum’da atılır. Metnin sonunda gün batımı uzun bir betimlemeye dönüşür: “Gözümün önünde sadece ışıktan bir göl meydana gelmişti.”
Dört paragraf verilip her birinin alındığı metnin türü sorulur. Ölçüt konu değil amaçtır: metin bir yeri mi tanıtıyor, bir olayı mı anlatıyor, geçmişte yaşananları mı hatırlıyor?
Her satırda tam bir hücre işaretle.
Konuşma atölyesinde gezilen bir mekân slaytla sunulur. Yüz yüze iletişimde seçtiğin sözcükler ve üslubun iletişimini ne kadar etkiliyorsa, bilgiyi aktarırken kullandığın araçlar da öğrenme sürecini o ölçüde etkiler. Aşağıdaki kurallar slayt hazırlama listesidir; sınıf sunumunda da işe yarar.
Slaytta yazılanlar sadece konunun ana hatlarını içermelidir; konunun içeriği anlatım yolu ile dinleyicilere aktarılır. Slayta tam cümleler yazıp okumak, sunumu dinlenmez hâle getirir. Sunuda konuşmacıya anlatacaklarını hatırlatan kısa ve anlamlı ifadeler yer almalı, bunlar madde imleriyle verilmelidir. Ayrıca fikrî mülkiyet haklarına dikkat edilmeli: kullanılan görsel ve işitsel ögelerin kaynağı belirtilmelidir.
Her soruda ya bir cümle, ya bir tanım, ya da bir eser adı verilir. Sıra her seferinde karışır; yanlış cevapta doğrusu ve gerekçesi hemen görünür.
Gezi yazısının tanımı, seyahatname geleneği, giriş-gelişme-sonuç planı, betimleyici, açıklayıcı ve öyküleyici anlatım, anı ile farkı, Bizim Akdeniz’den ve Erzurum çözümlemesi ile slayt hazırlama kurallarını ölçen test
İnsanoğlunun yeni yerleri görüp tanıma ihtiyacını gideren, edebî ve tarihî özellik taşıyan metinlere gezi yazısı (seyahatname) adı verilir. Bu eserlerde gezgin (seyyah), gezdiği yerlerin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi özelliklerini anlatır. Yazarlar gezilerinde gördüklerini kendilerine özgü bir üslupla anlatır.
Gezi yazıları, yolculuğun yapıldığı coğrafyanın o günkü sosyal, ekonomik ve kültürel özelliklerini anlattığı için tarihî ve coğrafi metinlerdir. Yazarın maddi ve manevi özellikleri içten ve anlaşılır bir dille anlatması ise metne edebî özellik kazandırır.
Seydi Ali Reis’in Mir’atü’l-Memalik adlı eseri, Türk edebiyatında ilk seyahatname olarak gösterilmektedir. Türk edebiyatındaki en tanınmış seyahatname ise Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı eseridir. Falih Rıfkı Atay, gezip gördüğü yerleri ayrıntılarıyla betimlediği yazılarıyla Türk gezi edebiyatında bir çığır açar.
Gezi yazıları belirli bir plan dâhilinde kaleme alınır: giriş, gelişme, sonuç. Okurun ilgisini çekecek bir anlatım tercih edilir; yazar okuru âdeta o yerlerde yaşatır. Metinlerde betimleyici, açıklayıcı ve öyküleyici anlatım bir arada kullanılır; benzetme, karşılaştırma, tanık gösterme ve sayısal veriden yararlanılır.
İkisi de yazarın hayatından izler taşır ve yaşanmışlıklara dayanır. Fark: anı geçmiş yaşantılar üzerine odaklanır, gezi yazısı bir yerin tanıtımını amaçlar. Anıda yazar gezdiği bir yerden bahsetse bile amacı kendi yaşadıklarını, duygu ve düşüncelerini, başkalarıyla olan ilişkilerini anlatmaktır.
Bizim Akdeniz’den — Falih Rıfkı Atay: Antalya’nın coğrafyası, ekonomisi ve imar geleceği; öz eleştirili bir cümleyle biter. Erzurum — Ahmet Hamdi Tanpınar (Beş Şehir): şehri tarihten ve 1945 metre yükseklikten kurar, gün batımını uzun bir betimlemeye dönüştürür.