Hepsi gazetede doğdu, hiçbiri aynı değil
Bu ünitenin sekiz türü — haber, sohbet, fıkra, deneme, makale, eleştiri, röportaj, mülakat — Türk edebiyatına aynı kapıdan, gazeteyle birlikte Tanzimat Dönemi’nde girdi. Aynı kapıdan girdikleri için birbirlerine benzerler ve sınavda tam bu yüzden karıştırılırlar. Hepsini ayıran üç soru vardır: kanıtlıyor mu? (makale evet, deneme hayır), okura doğrudan sesleniyor mu? (sohbet evet, fıkra hayır) ve yazarın yorumu metne giriyor mu? (röportaj evet, mülakat hayır). Aşağıda bu üç soruyu tek tek çeviriyoruz.
Olay ve olgular neticesinde oluşan bilgi ve duyuruların gazete, dergi gibi yayın organları; radyo, televizyon gibi iletişim araçlarıyla halka duyurulması amacıyla yazılan metinlere “haber metni / haber yazısı” denir.
• Haber ve haber yazısı kaynağını yaşamdan alır.
• Akıcı, duru, halkın anlayabileceği, anlaşılır bir dil kullanılmalıdır.
• Haber yazıları yorumdan uzak, objektif bir şekilde yazılmalıdır.
• Anlatılanlar ilgi çekici olmalı, verilen bilgiler yanlış anlaşılmalara
sebebiyet vermemelidir.
• Haber yazıları toplumun büyük bir kesimini ilgilendiren konularla ilgili
olmalıdır.
• Dikkat çekici, reyting amaçlı haberlerden uzak durulmalıdır.
• Haber yazıları özgün olmalı ve dikkat çeken bir başlığa sahip
olmalıdır.
• Bir haber metninde okuyucunun sorduğu 5N1K sorularının cevabı olmalıdır.
İki madde birbirinin sınırıdır: haber ilgi çekici olmalı ama reyting amaçlı olmamalıdır. Sınavda bu ikisi yer değiştirilerek “haberin özelliği değildir” diye sorulur.
Bir soruya tıkla: o sorunun haberdeki karşılığı ve önceliği çıkar. Merkezdeki halka haber metnini, kollar cevaplanması gereken altı soruyu gösterir.
5N1K; kim, ne, nerede, ne zaman, nasıl, neden (niçin) sorularından oluşur. Bu sorular haberin gerçekliği ve okura bilginin tam olarak sunulması için son derece önemlidir.
Bir öncelik de vardır: ilk öncelik “kim” ve “ne” sorularındadır, çünkü okur bir haber metninde önce bu ikisinin cevabını arar. Bu iki soru cevaplandıktan sonra metnin geri kalanında diğer soruların da cevabı verilmelidir.
Yani 5N1K bir liste değil, bir sıradır: kim–ne önce, kalan dördü sonra.
Önce üstteki soru düğmesine, sonra habere ait kelimelere tıkla. Aynı kelimeye ikinci kez tıklarsan işaret kalkar. “Denetle” kaç tanesini doğru bulduğunu söyler.
Bir kişinin kişisel görüşlerini fazla derinleştirmeden, karşısındakiyle konuşuyormuş hissini veren bir üslupla, makale planında yazdığı fikir yazısına sohbet (söyleşi) denir.
Tanımın içinde gizli bir tuzak var: sohbet makale planında yazılır. Yani plan makaleninkiyle aynıdır, ayrılan yer üsluptur. Kural ayrıca söylenir: “Sohbet, makale ve denemeden üslup yönüyle ayrılır.”
• Düşünceleri fazla derinleştirmeden bir konuşma havası içinde anlatan yazı
türüdür.
• Her konuda yazılabilir.
• Konu; tez ve savunma amacı güdülmeden, karşılıklı konuşma havası içinde,
sıcak bir dille yazılır.
• Sohbet, makale ve denemeden üslup yönüyle ayrılır.
• Çoğunlukla günlük konuların işlendiği sohbet yazılarında senli benli
bir anlatım yolu seçilir.
• Hatıralardan, halk fıkralarından, nüktelerden, özlü sözlerden yararlanılır.
• Sohbet yazıları dergi ve gazetelerde yayınlanabildiği gibi yazar, bu yazıları
bir kitap hâline de getirebilir.
• Sohbet türündeki yazıların eski adı musahabedir.
• Sohbet, bir yazı türü olarak Türk edebiyatına Tanzimat Dönemi’nde gazetecilikle
girmiştir. Bu dönemin genel anlayışına uygun olarak yazarlar, diğer türlerde olduğu gibi
sohbette de toplumsal fayda ilkesini gözetmiş; dönemine göre sade bir dil
kullanmaya çalışmışlardır.
• Tanzimat’ta Ahmet Mithat Efendi; türün ilk yetkin ürünlerini ise
Servetifünun Dönemi’nde bağımsız çizgide eser veren Ahmet Rasim vermiştir.
Tevfik Fikret, Halit Ziya Uşaklıgil, Hüseyin Cahit Yalçın sohbet türünde yazılar
yazmıştır.
İki ad iki ayrı yeri tutar: Ahmet Mithat Efendi türün Tanzimat’taki adı, Ahmet Rasim ilk yetkin ürünlerin sahibi ve Servetifünun dönemindedir — üstelik topluluğa bağlı değil, bağımsız çizgidedir.
• Cumhuriyet Dönemi’nde diğer düzyazı türlerinde olduğu gibi sohbette de yalın bir
dil ve anlatım kullanılarak Anadolu insanına seslenmek amaçlanmıştır.
İnsana ve yaşama dair her tür kavram ve olgu bu dönem sohbetlerinde ele
alınmıştır.
• Nurullah Ataç — Söyleşiler, Şevket Rado — Eşref Saat,
Suut Kemal Yetkin — Edebiyat Konuşmaları, Ahmet Kabaklı — Sohbetler
türün tanınmış örneklerindendir.
Bir yazarın herhangi bir konu veya günlük olaylar hakkındaki görüşlerini, düşüncelerini ayrıntılara inmeden anlattığı, gazete ve dergilerde yayımlanan kısa fikir yazılarına fıkra denir. Bu tür yazıların diğer adı köşe yazısıdır. Fıkralar, gazete ve dergilerin belli sütun veya köşelerinde yayımlanır.
• Fıkralar güncel konularda yazılır.
• Fıkra yazıları günübirlik yazılar olduğu için kalıcılığı yoktur.
• Gazetelerin belli sütunlarında yayımlandığı için köşe yazısı olarak
adlandırılır.
• Fıkra türünde dil açık, anlaşılır ve sadedir.
• Fıkralarda anlatıcı öznel bir tavır takınır.
• Ortaya konan düşüncenin kanıtlanma zorunluluğu yoktur.
• Yazar yönlendirmek, kanıları değiştirmek, bilgi vermek, haber vermek vb.
amaçlarla yazısını oluşturur.
• Nükteli fıkralardan, kıssalardan, vecize ve atasözlerinden faydalanılabilir.
Şu ayrıca uyarılır: köşe yazısı anlamındaki fıkraları, kısa hikâye niteliğindeki nükteli, mizah ögesi taşıyan fıkralarla karıştırmamak gerekir.
• Nükteli fıkra (Nasreddin Hoca fıkraları gibi): amaç
dinleyeni güldürmek ve eğlendirmektir.
• Köşe yazısı: amaç okuyucuyu düşündürmek ve güncel bir sorunu dile
getirmektir.
Aynı sözcük, iki ayrı tür. Sınavda “fıkra” geçen bir soruda önce hangisinin kastedildiğine bak: gazete/köşe/güncel geçiyorsa köşe yazısı, güldürmek/nükte/anlatı geçiyorsa halk fıkrasıdır.
Fıkra, Türk edebiyatına gazete ile birlikte Tanzimat Dönemi’nde girmiştir. Bu dönemde yazılan fıkralarda hürriyet, eşitlik, adalet, kanun gibi toplumsal temalar ele alınmış; dönemine göre halkın anlayacağı bir dil kullanılmaya çalışılmıştır.
Gazete çevresinde oluşan bu yazı türünün ilk örneklerini İbrahim Şinasi, Namık Kemal ve Ahmet Mithat Efendi vermiştir. Sonraki dönemlerde onları Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Rasim, Ahmet Haşim, Refik Halit Karay, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ziya Gökalp gibi yazarlar takip etmiştir.
Cumhuriyet Dönemi’nde gazete ve dergilerin çoğalması ile fıkra türündeki yazılar daha çok görülmeye başlanmıştır. Bu dönem fıkralarında yazarlar; sade bir dil ve anlatımla güncel, siyasi, sosyal konularda düşüncelerini ifade etmişlerdir.
Peyami Safa, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Falih Rıfkı Atay, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Sabri Esat Siyavuşgil, Ercüment Ekrem Talu, Burhan Felek, Haldun Taner, Attila İlhan, Ahmet Kabaklı, İlhami Soysal, Ergun Göze bu dönemde fıkra türünde yazılar kaleme almıştır.
Ayrıca bir “diğer fıkra yazarları” listesi daha vardır: Namık Kemal, Ahmet Haşim, Hüseyin Cahit Yalçın, Falih Rıfkı Atay (Pazar Konuşmaları), Burhan Felek, Peyami Safa, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Kabaklı, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, Oktay Akbal, Şevket Rado, Aziz Nesin…
Bir düz yazı türü olan deneme, yazarın herhangi bir konudaki duygu ve düşüncelerini kanıtlamaya gitmeden, bir konuşma havası içinde dile getirdiği türdür.
• Deneme yazarı konu seçiminde özgürdür.
• Kişisel yazılardır.
• Ben merkezlidir.
• Yazar kendisiyle konuşur, dertleşir gibi yazar.
• Anlatımı içtendir.
• Anlatımda kesin yargılar yoktur.
• Yazar dilin inceliklerini anlatımına yansıtır. Deneme bu yönüyle diğer
yazı türlerinden ayrılır.
• Dil kimi zaman olay ve durumlara yaklaşımda göndergesel işleviyle, kimi zaman
coşku ve heyecana bağlı işleviyle kullanılır.
• Deneme türünün ilk örnekleri Tanzimat Dönemi’nde, gazete çevresinde görülmeye
başlanmış; Cumhuriyet Dönemi’nde de Yakup Kadri, Ahmet Haşim, Falih Rıfkı Atay
ve Ahmet Hamdi Tanpınar gibi sanatçılar bu türde önemli eserler vermiştir.
Nurullah Ataç, Sabahattin Eyuboğlu, Oktay Akbal, Melih Cevdet Anday ve Suut Kemal
Yetkin edebiyatımızın deneme ustalarıdır.
• Edebiyatımızda deneme türü, yazarlarımızın yan uğraşı biçiminde başlamış,
asıl gelişimini Cumhuriyet Dönemi’nde göstermiştir.
• Son dönemde Salah Birsel gibi ustaların denemeleri ortaya çıkmıştır.
Nurullah Ataç’ın Diyelim, Söz Arasında, Okuruma Mektuplar, Günlerin Getirdiği
kitapları bu türde ortaya konan önemli yapıtlardır.
• Türk edebiyatında deneme türü; genellikle şair, romancı ya da hikâyeci kimliği öne
çıkan sanatçılar tarafından ortaya konan ürünlerden oluşur. Birinci derecedeki
vasfı denemeci olan yazar sayısı oldukça azdır: Nurullah Ataç, Sabahattin
Eyüboğlu, Suut Kemal Yetkin, Mehmet Kaplan, Nurettin Topçu, Salah Birsel, Vedat Günyol,
Enis Batur, Cemil Meriç bunlardan birkaçıdır.
Bazı kitaplar hem fıkra hem deneme listesinde sayılır. Bu bir çelişki değil, türlerin gazete sayfasında iç içe geçmesinin sonucudur — aynı kitapta hem köşe yazıları hem denemeler bulunabilir:
• Refik Halit Karay — Bir Avuç Saçma (iki listede de var)
• Falih Rıfkı Atay — Eski Saat, Çile (iki listede de var)
• Falih Rıfkı Atay — Pazar Konuşmaları (fıkra listesinde)
Sınavda bu adlardan biri sorulursa soru kökündeki tanıma bak: “kanıtlamaya gitmeden, ben merkezli” diyorsa deneme, “güncel, günübirlik, köşe” diyorsa fıkra.
Deneme kitapları. Kutuya yazar ya da eser adı yaz.
Bilimsel ve sosyal konularda; siyaset, ekonomi, sanat, spor vb. alanlarda yazılan; açıklayıcı veya yorumlayıcı özelliği olan gazete ya da dergi yazılarına makale denir. Bilimsel dergilerde yayımlanan makalelerde tıp, ekonomi, sosyoloji, felsefe gibi bilim dallarıyla ilgili konular işlenir.
• Toplumun büyük bir bölümünü ilgilendiren konularda kaleme alınır.
• Hemen hemen her konuda makale yazılabilir.
• Makalede bir konuya yeni bir açıdan bakılması esastır.
• Konuyla ilgili ortaya atılan tez, örnek ve kanıtlarla ispatlanır.
• Yazılış amacı bir konuyu açıklamak ve o konuyla ilgili bilgi vermektir.
• Giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşan bir planı vardır.
• Mecazlı ifadelerden, süslü anlatımdan, konuşma dili havasından uzak durulur;
ciddi, ağırbaşlı, sade, pürüzsüz, açık ve anlaşılır bir dil tercih edilir.
• Örnekleme, sayısal verilerden yararlanma, karşılaştırma, tanık gösterme,
tanımlama gibi düşünceyi geliştirme yollarından yararlanılır. Alıntı yapılan
kaynak, kaynakçada mutlaka gösterilmelidir.
Yayımlandığı yere göre iki grup:
• Gazete makaleleri: genellikle günlük siyasi ve toplumsal meseleler ele
alınır.
• Bilimsel makaleler: akademik konulardan oluştuğu için gazete
makalelerine oranla daha çok uzmanlık gerektirir; bilimsel bulgu ve terimler
daha çok yer alır.
Konusuna göre iki grup:
• Edebî makale: edebiyat, dil ve sanat konularında yazılanlar.
• Mesleki makale: ekonomi, tıp, sosyoloji gibi bilime dayalı
meslekleri dile getirenler.
Nitelikli bir bilimsel araştırma makalesinin sekiz bölümü: başlık, özet, giriş, yöntem, bulgular, sonuç, tartışma, kaynakça.
• Makalenin Türk edebiyatındaki serüveni, gazetenin yayın hayatımıza girmesiyle
başlar. Şinasi’nin Agâh Efendi’yle birlikte 1860’ta çıkardığı Tercümân-ı Ahvâl,
Batılı anlamdaki ilk özel gazete olarak kabul edilir.
• Türk edebiyatında ilk makaleyi İbrahim Şinasi, ilk sayısı 22 Ekim 1860’ta
çıkan Tercümân-ı Ahvâl gazetesinde Tercümân-ı Ahvâl Mukaddimesi adıyla
yayımlamıştır. Bu, edebiyatımızdaki ilk makale örneğidir.
• Hüseyin Cahit Yalçın’ın Fransızcadan çevirdiği Edebiyat ve Hukuk adlı makale
— Servetifünun dergisinin kapatılmasına sebep olan yazı — ile Ömer
Seyfettin’in Genç Kalemler dergisinde yayımlanan Yeni Lisan makalesi —
Millî Edebiyat’ın dil anlayışını ortaya koyan yazı — türün tanınmış
örneklerindendir.
Üç tarih/ad birlikte ezberlenir: Tercümân-ı Ahvâl · 1860 · Şinasi + Agâh Efendi. Gazetenin kendisi de, içindeki ilk makale de aynı adı taşıdığı için soru kökünde hangisinin sorulduğuna dikkat et.
Bu ünitenin en çok soru çıkan yeri: karşılaştırmalar. Bir ölçüt seç; iki türün o ölçütteki cevabı yan yana gelsin. Kutuların arasındaki ok, ikisinin o ölçütte ayrıştığını mı yoksa örtüştüğünü mü gösterir.
| Ölçüt | Makale | Deneme | Fıkra | Sohbet |
|---|---|---|---|---|
| Kanıtlama | zorunlu | yok | yok | yok |
| Bakış | nesnel | öznel | öznel | öznel |
| Doğru kimin? | genel doğru | kendi yorumu | kendi doğrusu | kendi görüşü |
| Derinlik | ayrıntılı | yazarına göre | ayrıntıya inmez | yüzeysel |
| Ömür | kalıcı | kalıcı | günübirlik | kalıcı |
| Uzunluk | daha uzun | — | kısa | — |
| Yazardan beklenen | uzmanlık | dilin incelikleri | kültür birikimi, ikna, gündem takibi | samimiyet |
“—” işareti, o ölçütün o tür için ayrıca belirtilmediğini gösterir; boş bırakılmıştır, “özelliği yoktur” demek değildir.
Bir edebî yapıt veya yazarı, belirli ilkeler doğrultusunda iyi ya da kötü yönleriyle değerlendirme yazılarına eleştiri denir.
• Bir sanat ya da fikir eseri veya bir yazarın gerçek değeri
üzerine yönelir.
• Eleştiri; bir yapıt, bir metin ya da bir yazar üzerine olabilir.
• Eleştiri yazısını yazana eleştirmen denir.
• Eleştirmen; sanat ve edebiyatta topluma ve yazara yol gösteren, yarar sağlayan
kişidir.
• Amaç: bir yapıtı yalın bir anlatımla tanıtıp yorumlamak, yargılamak; yapıtın
biçimi, özü, çevre ve tarih içindeki yer ve durumunu, değerini belirtmektir.
• Eleştiri yazısı okur–yazar–gelecek üçlüsünde bağ kurucudur.
• Yaygın kanının aksine yapıtın, yazarın olumlu değerlendirilmesi de
eleştiridir.
• Konularına göre eleştiriler sanatçıya, esere, okura ve topluma dönük eleştiri
şeklinde gruplandırılabilir.
En çok yanlış bilinen madde koyu yazılandır: eleştiri kötüleme demek değildir; olumlu değerlendirme de eleştiridir.
Edebiyatımızda Tanzimat öncesinde doğrudan yazınsal bir örneği olmamakla birlikte, divan edebiyatında hiciv, halk edebiyatında taşlama bu türün şiirdeki biçimleri olarak karşımıza çıkar.
Yani eleştiri Tanzimat’tan önce düzyazı olarak yoktur; şiir biçiminde vardır. Bu ayrım doğrudan sorulur.
Şeride tıkla: her dönemin adları ve o dönemin tanınmış eseri çıkar.
• Gazetecilerin bir yeri, bir kurumu ziyaret ederek o yerin özelliklerini, orada
gördüklerini kişisel düşünceleriyle birleştirip fotoğraflarla belgeleyerek
kaleme aldıkları yazı türüne röportaj denir.
• Röportaj türü, gazeteciliğin gelişmesiyle ortaya çıkmıştır. Sorunu
yerinde inceleyip, kişilerle konuşarak; fotoğraf, belge, istatistik gibi
verilerle metnini destekleyen röportaj yazarı, konuyu okuyucunun bilgisine sunar.
Röportajda gözlem, araştırma, yorum ve değerlendirme önemlidir.
• Amacı: konuyu çarpıtmadan belgesel olarak okuyucuya sunmak, okuyucuyu
konunun içinde yaşatmak, kamuoyunu aydınlatmaktır.
• Röportaj, tek bir yazı olabileceği gibi aynı konuda yazı dizisi de
olabilir.
• Röportaj, makale gibi düşünsel bir planla yazılır.
• Ele alınan konu ya toplumsal ya da sanatla ilgilidir.
• İşlenen konu; bilgi, belge ve görsellerle desteklenir.
• Verilen bilgiler ve ortaya konan belgeler gerçeği yansıtır; anlatılanlar
kendi içinde tutarlıdır.
• Yazarın bilgi, izlenim, görüş ve düşüncelerini yansıtır. Yazar,
gerçekleri öznel yaşamla harmanlar.
• Anlatımında diyaloglardan yararlanılır.
• Yaşanmış olaylar, durumlar anlatılır; kısa cümlelerle metin hareketli
hâle getirilir.
• Röportaj, birinci kişi ağzından yazılır.
• Röportajlar medya organlarında yayımlanır.
• Röportajda çok yönlü anlatım olanakları vardır: açıklayıcı, öyküleyici,
betimleyici ve tartışmacı anlatımın hepsinden yararlanılır — ancak
öykülemeye ağırlık verilir.
• Konu işlenirken özelden genele gidilir.
• Genellikle şimdiki zaman çekimi kullanılır.
• Röportajlar genellikle soru-cevap tarzında olur; ancak bazı yazarlar röportajı
hikâye kurgusu ve üslubu içinde vermeyi tercih eder.
• Basınımızda Ruşen Eşref Ünaydın, Falih Rıfkı Atay, Yaşar Kemal ve Fikret Otyam
röportaj türünde yapıt veren sanatçılar arasında sayılabilir.
İki sunuş biçimi arasında geçiş yap: çubuklar paragraf paragraf metnin vurgu şiddetini gösterir. Amerikan röportajında en kuvvetli yön en baştadır; Alman röportajında vurgu metin boyunca yazarın “ben”i etrafında döner.
• Kendi alanında tanınmış, söz sahibi bir kişiyle, onun düşüncelerini,
hayatını veya eserlerini öğrenmek amacıyla yapılan soru-cevap esasına dayalı
konuşmaların değiştirilmeden ve yorum katılmadan yazıya geçirilmesiyle oluşan
metin türüne mülakat denir.
• Mülakatlarda açık bir anlatım kullanılmalıdır. Açık anlatımda akıcılık,
duruluk ve yalınlık ilkeleri bulunur. Mülakat diyaloglara dayalı olarak
oluşturulur; dolayısıyla söyleşmeye bağlı anlatım ağırlıklı olarak kullanılır.
Bunun yanında açıklayıcı ve öyküleyici anlatım da başvurulan türler
arasındadır.
• Mülakatta okura bilgi vermek ve onu bir konuda aydınlatmak söz konusudur.
İkisi de soru-cevaba dayanabilir, ikisi de gazetecilik ürünüdür. Ayrıldıkları tek nokta yazarın metinde ne yaptığıdır:
• Röportaj: yazar gerçekleri öznel yaşamla harmanlar,
kişisel düşüncelerini katar, gözlem ve değerlendirme yapar.
• Mülakat: “Mülakat yapılan kişilerin sorulara verdiği cevapların
değiştirilmeden yayımlanması, mülakat türünün en başta gelen özelliğidir. Mülakatı
yapan kişi kendi yorum ve görüşlerini mülakata eklemez.”
Tek cümlede: röportajda yazar vardır, mülakatta yoktur.
• Cumhuriyet Dönemi’nden önce Türk edebiyatında mülakat türünde az sayıda
ürün verilmiştir. Tanzimat Dönemi’nde Ziya Paşa, Rüya adlı eserinde
mülakat tekniğini kullanmıştır.
• Ruşen Eşref Ünaydın, Diyorlar ki adlı eseriyle Türk edebiyatında
mülakat türünün ilk yetkin örneğini vermiştir.
• Ünaydın’ın Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülâkat adlı eseri de türün
önemli bir örneğidir; bu eser Mustafa Kemal’i kamuoyuna tanıtan ilk eser olması
bakımından da önemlidir.
• Cumhuriyet Dönemi’nde sanat ve siyaset dünyasına ışık tutan çok sayıda mülakat
örneği verilmiştir.
Ruşen Eşref Ünaydın bu ünitede iki türde birden karşına çıkıyor: röportaj yazarları arasında ve mülakatın ilk yetkin örneğinin sahibi olarak. İkisi de doğrudur.
Ünitenin bütün eser listesi tek tabloda. Kutuya bir ad yaz ya da sağdaki açılırdan tek sütunda ara — örneğin “Tür” sütununda mülakat yazarsan yalnız mülakat örnekleri kalır.
Her soruda bir tanım, bir eser ya da bir ayırt edici özellik verilir; hangi türe ait olduğunu bulman gerekir. Sorular her turda karışır.
Gazete çevresinde doğan sekiz öğretici tür, aralarındaki dört karşılaştırma ve türlerin ilk örnekleri üzerine test.
Bilgi ve duyuruların yayın organları ve iletişim araçlarıyla halka duyurulması için yazılan metin · yorumdan uzak, objektif · kaynağını yaşamdan alır · dili akıcı, duru, anlaşılır · dikkat çeken başlık · 5N1K: kim, ne, nerede, ne zaman, nasıl, neden — ilk öncelik kim ve ne.
Kişisel görüşleri derinleştirmeden, konuşuyormuş hissi veren üslupla, makale planında yazılan fikir yazısı · senli benli · eski adı musahabe · Tanzimat’ta gazetecilikle girdi (Ahmet Mithat Efendi) · ilk yetkin ürünler: Servetifünun’da bağımsız çizgideki Ahmet Rasim.
Günlük olaylar hakkında, ayrıntıya inmeden yazılan kısa fikir yazısı · güncel · günübirlik, kalıcılığı yok · öznel · kanıtlama zorunluluğu yok · Tanzimat’ta gazeteyle girdi (Şinasi, Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi) · nükteli halk fıkrasıyla karıştırılmaz.
Kanıtlamaya gitmeden, konuşma havası içinde yazılan tür · kişisel, ben merkezli · kesin yargı yok · yazar dilin inceliklerini yansıtır (türü ayıran özellik budur) · Tanzimat’ta gazete çevresinde ilk örnekler, asıl gelişim Cumhuriyet’te · ustalar: Ataç, Sabahattin Eyuboğlu, Oktay Akbal, Melih Cevdet Anday, Suut Kemal Yetkin.
Açıklayıcı veya yorumlayıcı gazete/dergi yazısı · tez kanıtlanır · nesnel, ağırbaşlı · giriş-gelişme-sonuç planı · uzmanlık ister · gazete/bilimsel ve edebî/mesleki ayrımları · bilimsel makalenin sekiz bölümü · ilk makale: Şinasi — Tercümân-ı Ahvâl Mukaddimesi (22 Ekim 1860).
Yapıtı ya da yazarı belirli ilkeler doğrultusunda değerlendirme yazısı · yazana eleştirmen denir · olumlu değerlendirme de eleştiridir · okur-yazar-gelecek bağı · Tanzimat öncesinde düzyazı örneği yok, hiciv ve taşlama şiirdeki biçimleri · ilk Batılı örneklerden: Namık Kemal — Tahrib-i Harabat.
Bir yeri/kurumu yerinde inceleyip gördüklerini kişisel düşüncelerle birleştirip belgeleyerek yazma · makale gibi düşünsel plan · birinci kişi ağzından · öyküleme ağırlıklı · özelden genele · şimdiki zaman · sunuşa göre Amerikan (en kuvvetli yön en başta) ve Alman (ben ekseni) röportajı.
Alanında söz sahibi biriyle soru-cevap; cevaplar değiştirilmeden ve yorum katılmadan yazıya geçirilir — türün en başta gelen özelliği budur · söyleşmeye bağlı anlatım · Ziya Paşa — Rüya (teknik olarak) · ilk yetkin örnek: Ruşen Eşref Ünaydın — Diyorlar ki.
• Sohbet ↔ fıkra: sohbette yazar karşısında biri varmış gibi sorar ve
cevaplar; fıkrada yazar samimi bir dille konusunu işler, okura doğrudan
seslenmez. Ayrıca fıkra günübirlik, sohbet ve deneme her zaman
geçerliliğini korur.
• Makale ↔ fıkra: makalede bilimsel yaklaşım ve ispat kaygısı, fıkrada
kişisel görüş, ispat kaygısı yok; makale genel doğruyu, fıkra
kendi doğrusunu anlatır; makale daha uzun, uzmanlık ister,
fıkra yazarı kültür birikimi, ikna kabiliyeti ve gündem takibi ister.
• Makale ↔ deneme: makalede düşünce kanıtlara dayanır ve
kesin sonuca bağlanır; denemede kişisel yorum vardır, sonuca bağlama
zorunluluğu yoktur; makale nesnel, deneme öznel; makalede
söz oyunu yok, denemede söz sanatları olabilir.
• Makale ↔ sohbet: makalede konu ayrıntılı, sohbette yüzeysel;
makalede ispat esas, sohbette ispat zorunluluğu yok; makalede
bilimsel ve nesnel, sohbette samimi ve içten anlatım.