Dört anlatı, dört ayrı gerçeklik
Bu ünitenin dört türü de anlatıdır ve dördünde de olağanüstülük vardır — ama her biri gerçekle başka türlü bağ kurar. Masal tamamen hayalîdir, yeri ve zamanı yoktur. Fabl hayvanı konuşturur ama insanı anlatır ve sonunda öğüt verir. Destan gerçek bir tarihî olaydan doğar, millîdir. Efsane gerçekten var olan bir yere ya da olaya bağlanır ve yaşanmışlık izlenimi verir. Ünitede dört türü ayıran ölçüt hep şudur: ne kadar gerçek, ne kadar hayal?
Masal; kahramanları olağanüstü kişi ve varlıklar olan, bilinmeyen bir zamanda olağandışı olayları anlatan sözlü edebiyat ürünüdür.
• Genellikle bir tekerleme ile başlar.
• Masallarda yer ve zaman belirsizdir.
• Kahramanlar genellikle devler, periler, cinler, padişahlar vb.dir.
• Masallarda yalın, duru bir dil ve anlatım söz konusudur.
• Evrensel değerler yer alır; dinî ve millî ögelere yer verilmez.
• Masalların ilk söyleyeni belli değildir.
• Masalların başında, ortasında ve sonunda kalıp sözlere yer verilir.
En sık sorulan madde beşincisidir: masalda dinî ve millî öge yoktur. Bu, masalı hem destandan (millîdir) hem efsaneden (dinî kaynağı vardır) ayıran ölçüttür.
Döşeme: “Evvel zaman içinde…” vb. bir tekerleme ile başlar; bu
tekerlemeler çoğu kez anlamsızdır.
Serim: “Memleketin birinde…” gibi ifadelerle olaya giriş yapılır;
kişiler bu bölümde tanıtılır.
Düğüm: Olayların geliştiği, çatışmanın ortaya konduğu, kişilerin iyice
belirginleştiği bölümdür.
Çözüm: Çatışma bu bölümde sonuçlanır; iyiler ödüllendirilir, kötüler
cezalandırılır.
Dilek: “Onlar ermiş muradına…” vb. bir tekerleme ile masalın sona
erdiği bölümdür.
Masalın beş bölümü ile fablın dört bölümü birbirine benzer ama uçları farklıdır: masal döşeme ile başlar ve dilek ile biter; fablın başında döşeme yoktur, sonunda öğüt vardır.
Çatışma, merak unsurunu artırmak amacıyla iki zıt kavramın karşı karşıya getirilmesidir. Masallarda çatışma çoğunlukla iyilik-kötülük, güzellik-çirkinlik, yardımseverlik-bencillik, akıl-gönül, bilgelik-cehalet gibi soyut kavramlar arasında olur.
Masallarda padişah, Hızır, derviş, hükümdar, Keloğlan vb. iyiliğin sembolüyken devler, cadılar, vezirler vb. kötülüğün sembolüdür.
Dikkat: padişah iyi, vezir kötü. Bu ayrım şaşırtıcıdır ve tam bu biçimde sorulur.
Kutuya bir edebiyat ya da eser adı yaz. Bu tablonun her satırı ayrı bir soru olabilir; en sık sorulanlar “bilinen en eski masal örneği” ve “Doğu’daki ilk masal örnekleri”dir.
• Kalyanamkara ve Papamkara — Uygur Döneminde yazılmış, masal
özelliği gösteren ilk eser.
• Billur Köşk — Osmanlı Dönemi’nde derlenen ilk masal.
Cumhuriyet Dönemi’nde halk ağzında yaşayan masalları Pertev Naili Boratav, Eflatun Cem Güney ve Naki Tezel gibi edebiyatçılarımız derleyerek yayımlamıştır.
Yaygın görüşe göre masalların kaynağı Eski Yunan ve Hint mitolojileridir.
Fabl; kahramanları çoğunlukla hayvanlardan seçilen fakat insanı anlatan, çoğunlukla bir ders verme amacı taşıyan edebî türdür.
• Atasözü ya da özdeyiş yoluyla bir öğüt verilir.
• İyilik-kötülük gibi çatışmalardan yola çıkılarak olay örgüsü oluşturulur.
• Teşhis (kişileştirme) ve intak (konuşturma) sanatlarından
yararlanılır.
• Öyküleyici anlatıma başvurulur.
• Yer ve zaman belirsizdir.
• Ders verme amacı güdüldüğü için dili sadedir.
Teşhis insan dışı varlığa insan özelliği vermek, intak onu konuşturmaktır. İntak olan yerde teşhis de vardır; tersi doğru değildir.
Serim: Kişiler ve çevre kısaca tanıtılıp olayın başlatıldığı bölüm.
Düğüm: Çatışmanın ortaya konulup merak duygusunun ön plana çıkarıldığı
bölüm.
Çözüm: Olayın iyi ya da kötü beklenmedik bir sonla bitirildiği bölüm.
Öğüt: Bir özdeyiş ve atasözü ile verilmek istenen dersin söylendiği
bölüm.
Ölçütü değiştir: aynı sorunun iki türde aldığı cevabı gör. Yedi ölçütün yedisinde de ikisi ayrılır — bu, ünitenin en “temiz” karşıtlığıdır.
| Masal | Fabl |
|---|---|
| Ahlakî bir ders vermek amaçlanmaz. | Ahlakî ders verme amacı vardır. |
| Nesir şeklindedir. | Genellikle nazım şeklindedir; düzyazı olanları da vardır. |
| Anonimdir. (Sanatsal masalların yazarı bellidir.) | Yazarı bellidir. |
| Fabllara göre daha uzundur. | Kısa metinlerdir. |
| Tekerlemelerle akıcılık sağlanır. | Tekerleme yoktur. |
| Kahramanları insanlar ve olağanüstü varlıklardır. | Kahramanları çoğunlukla hayvanlardır. |
| Sonunda “dilek” bölümü vardır. | Sonunda “öğüt” bölümü yer alır. |
Bir noktaya tıkla: o yüzyılda hangi eserin fabl özelliği taşıdığı ve neden önemli olduğu yazılır.
15. yüzyıl divan şairlerinden, aynı zamanda göz hekimi olan Şeyhîye, Çelebi Sultan Mehmet’in hastalığını tedavi ettiği için tımar olarak Tokuzlu köyü verilir. Şeyhî köye giderken tımarın eski sahipleri tarafından saldırıya uğrar ve yaşadıklarını Harnâme adlı mesnevisinde sembolik olarak anlatır.
Harnâme, Türk edebiyatındaki ilk fabl örneğidir.
Bu hikâyenin ayrıntıları tek tek sorulabilir: Şeyhî (şair ve göz hekimi), Çelebi Sultan Mehmet (tedavi edilen padişah), Tokuzlu köyü (verilen tımar), mesnevi (eserin nazım biçimi).
• Fransız yazar La Fontaine, XVII. yüzyılda Beydaba ve
Ezop’tan etkilenerek fabl türünde eserler vermiştir.
• XIII. yüzyılda yaşamış olan İranlı şair Sadi’nin Gülistan adlı
mesnevisinde fabl özelliği taşıyan parçalar vardır.
• İbrahim Şinasi ve Orhan Veli Kanık, La Fontaine’in fabllarını
Türkçeye çeviren sanatçılardandır.
Üç ad üç ayrı rolde: Beydaba ve Ezop kaynak, La Fontaine onlardan etkilenen yazar, Şinasi ve Orhan Veli onu Türkçeye çevirenler. Zincir bu sırayla akar.
Destan; eski çağlara ait mitlerle örülmüş, bir milleti derinden etkileyen; savaş, kahramanlık, doğal afet gibi tarihî ve sosyal olayları anlatan, uzun, manzum eserlerdir.
• Destanlar millîdir, ait olduğu toplumun özelliklerini
yansıtır.
• Destanlar, milletlerin hedeflerini belli amaçlar doğrultusunda geleceğe
taşınmasını sağlayan önemli sözlü veya yazılı belgelerdir.
• Milletlerin tarihî ve millî özellikleri, değerleri destanlarda ortaya
çıkar.
• Türk destanlarının hepsinde savaşçılığa, iyiliğe, güce, verilen sözde durmaya
değer verilir.
• Destanlar, millî ahlak ve bilinci yerleştirmeye ve yaşatmaya hizmet eder.
• Destanlar, toplumda derin izler bırakmış olayları olağanüstü ögelerle anlatır.
Tarihî alt yapısı olan bu olaylarda kişiler genellikle seçkin
insanlardır; hem insani hem olağanüstü nitelikleri kendinde toplayan bu
kişiler tek başına orduları yenecek güçtedir.
• Destanların oluşma zamanı, yani olayların ne zaman gerçekleştiği tespit
edilemez; sadece olayın yaşandığı yüzyıl destan içeriklerinden tahmin
edilebilir.
• Destanlarda, masallardaki gibi yeryüzünde olmayan bir mekândan söz edilemez;
olayın geçtiği yer az çok belirlenebilir. Çünkü destanlarda milletlerin
yaşadığı coğrafya canlı örnekleriyle yer alır. Türk destanlarında
bozkır, dağ, orman; Yunan destanlarında deniz, gemi, ada, balık
anlatılarının yoğunluğu coğrafyanın tespiti bakımından yol göstericidir.
Destan, âşık edebiyatı nazım şekli olarak da kullanılmaktadır. Burada anlatılan yazı türü olan destan ile halk edebiyatı nazım şekli olan destan karıştırılmamalıdır.
Ayırt edici işaret şudur: nazım şekli olan destan dörtlüklerle yazılan, hece ölçülü, âşığın söylediği bir şiir biçimidir (ünite 12-13’te geçer). Buradaki destan ise bir milletin tarihini anlatan uzun anlatıdır.
Ders kitabı, destanın genel özelliklerinde “Destanlarda, masallardaki gibi yeryüzünde olmayan bir mekândan söz edilemez.” der. Ama birkaç madde sonra, doğal ile yapma destanı karşılaştırırken “Doğal destanda mekân olağanüstüdür, yapma destanda ise mekânlarda olağanüstülük yoktur.” der. İki cümle aynı şey hakkında ters şey söylüyor.
Bu sayfada ikisini de olduğu gibi verdik ve düzeltmedik; sınavda hangisinin sorulduğunu ayırt etmenin yolu soru kökündeki karşılaştırmaya bakmaktır: soru destanı masaldan ayırıyorsa cevap “mekân az çok belirlenebilir”; soru doğal destanı yapma destandan ayırıyorsa listede “doğal destanda mekân olağanüstüdür” yazar. Ders kitabının kendi içinde tutarsız olduğu az sayıdaki yerden biridir.
Destanlar sözlü gelenek ürünleridir; nesilden nesile aktarılırken zaman içerisinde değişikliklere uğramışlardır. Yazıya çok sonra geçirildikleri için özgün şekilleri günümüze ulaşamamıştır. Türk destanları genellikle kahramanlık, savaş ve göç gibi olayları konu edinmiştir. Aşağıdaki üç aşama yalnız doğal destanda vardır.
Doğal destan: Eski zamanlarda milletin hafızasında yer etmiş bir olayın, yine o dönemlerde bir ozan tarafından ifade edilişidir. Üç aşamada gelişir.
Yapma destan: Yakın dönemde yaşanmış herhangi bir tarihsel olayın, destan kurallarına uygun biçimde bir şair tarafından yazıldığı anlatılardır.
• Doğal destan sözlü anlatıma, yapma destan yazılı anlatıma
dayalıdır.
• Doğal destan anonimdir, söyleyeni belli değildir; yapma destan bir
şair-yazar tarafından kaleme alınır.
• Doğal destanda mekân olağanüstüdür, yapma destanda ise mekânlarda
olağanüstülük yoktur.
• Doğal destanda mübalağalı söyleyişler bulunur, yapma destanda anlatılar
olasıdır.
• Doğal destanda çok uzak zamandaki olaylar anlatılırken yapma destan
genellikle yakın zaman dilimindeki olayları anlatır.
• Doğal destanın oluşum safhaları (çekirdek, yayılma, derleme) vardır, yapma
destanda bu üç aşama bulunmaz.
Kutuya bir eser, millet ya da şair adı yaz. Sınavın en sevdiği eşleştirme buradadır: eser–millet ve eser–şair.
• Yaradılış Destanı (Altay-Yakut)
• Alp Er Tunga Destanı (Saka)
• Şu Destanı (Saka)
• Oğuz Kağan Destanı (Hun)
• Attila Destanı (Hun)
• Ergenekon Destanı (Göktürk)
• Bozkurt Destanı (Göktürk)
• Türeyiş Destanı (Uygur)
• Göç Destanı (Uygur)
• Battal Gazi Destanı (Battalname)
• Saltuk Buğra Han Destanı (Saltukname)
• Manas Destanı (Kazak-Kırgız Dönemi)
• Cengiz Han Destanı (Cengizname) (Türk-Moğol Dönemi)
• Edige Destanı (Tatar-Kırım)
• Danişmend Gazi Destanı (Danişmendname)
• Köroğlu Destanı
Boyla eşleştirmede iki ikili karışır: Alp Er Tunga ve Şu → Saka, Oğuz Kağan ve Attila → Hun, Ergenekon ve Bozkurt → Göktürk, Türeyiş ve Göç → Uygur. Dördü de ikişerli gider; tek başına duran Yaradılış (Altay-Yakut)tır.
Bir kola tıkla: o tipin tanımı ve örneği çıkar.
Türk destanlarında bozkurt, at, geyik, ışık, ağaç, dağ, su, ok-yay, çeşitli madenler (gümüş, altın, demir), rüya, pir, hızır ve sayılar (üç, yedi, dokuz, kırk vb.) en sık kullanılan motiflerdir.
Listeyi gruplayarak tut: hayvanlar (bozkurt, at, geyik) · doğa (ışık, ağaç, dağ, su) · nesne (ok-yay, madenler) · manevi (rüya, pir, hızır) · sayılar (üç, yedi, dokuz, kırk).
Eski Çin, Arap ve İran eserlerinde Türk destanlarıyla ilgili bilgilere ulaşmak mümkündür. Liste şudur:
| Eser | Yazarı |
|---|---|
| Divânü Lugati’t-Türk | Kaşgarlı Mahmut |
| Şehnâme | Firdevsi |
| Câmi’ü’t-Tevârih | Reşidüddin |
| Selçuknâme | Yazıcıoğlu |
| Şecere-i Terâkime · Şecere-i Türk | Ebulgâzi Bahâdır Han |
| Cihan-güşa | Cüveyni |
Şehnâme burada iki ayrı rolde karşına çıkıyor: hem İran milletinin doğal destanı hem de Türk destanlarının bir kaynağı. İki bilgi de doğrudur ve ikisi de sorulur.
Bir varlığın meydana gelişinin, tabiat unsurlarından birinde olan herhangi bir değişikliğin, halkın muhayyilesinde (hayal gücünde) yoğrulan biçimiyle belli bir yere ya da bir olaya bağlanarak olağanüstü olaylarla bezenip anlatıldığı hikâyelere efsane denir.
Efsane, Farsçada “aslı olmayan olay” anlamına gelmektedir.
• Efsaneler; insanlarla insanı, coğrafyayı, diğer varlıkları, maneviyatı
birbirine gönül bağıyla bağlayan unsurlardır.
• Efsanelerin “din, mitoloji, gerçek hayat” olarak üç kaynağı vardır.
• Efsaneler; her türlü üslup kaygısından uzak, hazır kalıplara yer
vermeyen, kısa anlatılardır.
• Efsaneler, anonim halk anlatımlarıdır ve ağızdan ağıza anlatılırken
değişikliğe uğrarlar.
• Efsaneler, ait oldukları toplumun millî kimliğini yansıtır.
• Efsanede olağanüstü unsurlara yer verilse de olaylar yaşanmışlık izlenimi
verir. Efsanenin geçtiği yerler gerçekte var olan yerlerdir.
• Efsaneler çoğunlukla tek motif olan “şekil değiştirme” üzerine kurulur:
dağa, taşa, ağaca, hayvana dönüşme gibi. Dinî motiflere ve tarihten
izlere de çokça rastlanır.
Sınıflandırma: Efsaneler; dünyanın yaratılışı ve sonu ile ilgili efsaneler, tarihî efsaneler, olağanüstü kişiler, varlıklar ve güçler üzerine efsaneler, dinî efsaneler olmak üzere dörde ayrılır.
Efsaneler için çelişki gibi görünen bir nokta var: efsane “hazır kalıplara yer vermeyen” bir anlatıdır — masalın tam tersi, çünkü masalda başta, ortada ve sonda kalıp sözler vardır.
• Destana benzediği yönler: çıkış noktasının gerçek bir kişi, yer ve olay
olması, içinde olağanüstülükler bulunması.
• Destandan ayrıldığı yönler: oluşum aşamaları, kahramanların
özellikleri ve millî unsurların destana göre azlığı.
• Masala benzediği yön: içinde olağanüstü özellikler bulunması.
• Masaldan ayrıldığı yönler: masallarda hayalî unsurların ağır basması,
zaman ve mekândaki belirsizlik, dinî konulara yer verilmemesi.
Dikkat: bu üç madde masalın özellikleridir ve efsaneyi masaldan ayıran şey de tam olarak budur. Efsanede mekân gerçektir ve dinî konular vardır.
Anadolu’da pek çok yerde karşılaştığımız taş kesilen insanlarla ilgili efsaneler, Yusufçuk, Kız Kulesi, Kanlı Mağara, Küçük ve Büyük Ağrı Dağı, Şahmaran ile Lokman Hekim vb. Türk edebiyatında yaşayan efsanelerdendir.
Halk edebiyatına ait başlıca efsaneler: Karacaoğlan Efsanesi · Ay Atam Efsanesi · Tufan Efsanesi · Albat Dağı Ejderhası · Suzan (Suzi) ve Kırk Azizler Dağı · Şah-ı Meran (Şahmeran) · Yabangülü · Karacadağ · Malhan Hazinesi · Pamukkale Travertenleri · Anavarza Efsanesi · Ali Göl Efsanesi · Balıkesir Efsanesi · Sarıkız Efsanesi…
Ders kitabı Şahmaran adını iki ayrı yazımla verir: yaşayan efsaneler listesinde “Şahmaran ile Lokman Hekim”, halk edebiyatı listesinde “Şah-ı Meran (Şahmeran)”. Aynı efsanedir; yazım farkı ders kitabından gelir.
Her soruda bir eser, bir özellik ya da bir bölüm adı verilir; hangi türe ait olduğunu bulman gerekir. Sorular her turda karışır.
48 soruluk test · masalın beş bölümü ve dünya masal eserleri, fablın dört bölümü ve Türk edebiyatındaki yolu, doğal ve yapma destanın altı farkı, Türk destanları, destan tipleri ile motifleri ve efsanenin özellikleri
Kahramanları olağanüstü kişi ve varlıklar, bilinmeyen bir zamanda olağandışı olaylar · sözlü edebiyat ürünü · tekerlemeyle başlar · yer ve zaman belirsiz · yalın, duru dil · evrensel değerler, dinî ve millî öge yok · ilk söyleyeni belli değil · başta, ortada, sonda kalıp sözler.
Döşeme (“Evvel zaman içinde…”, çoğu kez anlamsız tekerleme) → Serim (“Memleketin birinde…”, kişiler tanıtılır) → Düğüm (çatışma ortaya konur) → Çözüm (iyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır) → Dilek (“Onlar ermiş muradına…”).
İyilik: padişah, Hızır, derviş, hükümdar, Keloğlan. Kötülük: devler, cadılar, vezirler. Çatışma soyut kavramlar arasındadır: iyilik-kötülük, güzellik-çirkinlik, yardımseverlik-bencillik, akıl-gönül, bilgelik-cehalet.
Ezop Masalları (Eski Yunan · bilinen en eski) · Pançatantra, Kelile ve Dimne (Hint · Doğu’daki ilk) · Binbir Gece (Arap) · Binbir Gündüz (İran) · Grimm (Alman) · Perrault (Fransız) · Andersen (Danimarka) · Kalyanamkara ve Papamkara (Uygur · masal özelliği gösteren ilk eserimiz) · Billur Köşk (Osmanlı’da derlenen ilk masal).
Kahramanları çoğunlukla hayvan, ama insanı anlatır · ders verme amacı · atasözü ya da özdeyişle öğüt · teşhis ve intak · öyküleyici anlatım · yer ve zaman belirsiz · sade dil. Bölümleri: Serim → Düğüm → Çözüm → Öğüt.
Ahlakî ders yok / var · nesir / genellikle nazım · anonim / yazarı belli · daha uzun / kısa · tekerleme var / yok · kahraman insan ve olağanüstü varlık / çoğunlukla hayvan · son bölüm dilek / öğüt.
XIII. yy: Mevlana’nın Mesnevi’sinde fabl özelliği taşıyan bölümler · XIV. yy: Gülşehri’nin Farsçadan çevirdiği Mantıku’t-Tayr · XV. yy: Şeyhî’nin Harnâme’si — ilk fabl örneğimiz · Çevirenler: İbrahim Şinasi ve Orhan Veli Kanık. Ayrıca Sadi’nin (XIII. yy, İranlı) Gülistanında fabl parçaları, La Fontaine (XVII. yy Fransız) Beydaba ve Ezop’tan etkilendi.
Eski çağlara ait mitlerle örülmüş, bir milleti derinden etkileyen; savaş, kahramanlık, doğal afet gibi olayları anlatan uzun, manzum eser · millî · kişiler seçkin, tek başına orduları yenecek güçte · oluşma zamanı tespit edilemez · mekân az çok belirlenebilir (Türk’te bozkır, dağ, orman; Yunan’da deniz, gemi, ada, balık) · yazıya geç geçirildiği için özgün şekli günümüze ulaşmamıştır.
Sözlü / yazılı · anonim / şair-yazarı belli · mekân olağanüstü / olağanüstü değil · mübalağalı söyleyiş / olası anlatı · çok uzak zaman / yakın zaman · üç aşama var (çekirdek, yayılma, derleme) / yok.
İlyada, Odysse (Yunan) · Şehname (İran) · Kalevala (Fin) · Ramayana, Mahabarata (Hint) · Chanson de Roland (Fransız) · Gılgamış (Sümer) · İgor (Rus) · Le Cid (İspanyol).
John Milton — Kaybolmuş Cennet (İngiliz) · Dante — İlahi Komedya · Ariosto — Çılgın Orlando · Tasso — Kurtarılmış Kudüs (üçü İtalyan) · Voltaire — Henriade (Fransız) · Vergilius — Aeneis (Latin) · Fazıl Hüsnü Dağlarca — Üç Şehitler Destanı · Kayıkçı Kul Mustafa — Genç Osman Destanı · Ceyhun Atuf Kansu — Sakarya Meydan Savaşı · Mehmet Akif Ersoy — Çanakkale Şehitlerine.
İslamiyet öncesi: Yaradılış (Altay-Yakut) · Alp Er Tunga, Şu (Saka) · Oğuz Kağan, Attila (Hun) · Ergenekon, Bozkurt (Göktürk) · Türeyiş, Göç (Uygur). İslami dönem: Battal Gazi (Battalname) · Saltuk Buğra Han (Saltukname) · Manas (Kazak-Kırgız) · Cengiz Han (Cengizname, Türk-Moğol) · Edige (Tatar-Kırım) · Danişmend Gazi (Danişmendname) · Köroğlu.
Alp tipi (yiğitlik, cesaret; İslamiyet’ten sonra Alp-Erene dönüşür — Oğuz Kağan alp, Battal Gazi Alp-Eren) · Bilge tipi (“Ak Sakallı”; öğütlerinin etkisi ölümünden sonra da sürer) · Kadın tipi (fedakârlık ve sadakat, aile birliğinin merkezi, zaman zaman evin reisi). Motifler: bozkurt, at, geyik, ışık, ağaç, dağ, su, ok-yay, madenler, rüya, pir, hızır, sayılar. Kaynaklar: Divânü Lugati’t-Türk (Kaşgarlı Mahmut), Şehnâme (Firdevsi), Câmi’ü’t-Tevârih (Reşidüddin), Selçuknâme (Yazıcıoğlu), Şecere-i Terâkime/Şecere-i Türk (Ebulgâzi Bahâdır Han), Cihan-güşa (Cüveyni).
Bir varlığın meydana gelişi ya da tabiattaki bir değişiklik, belli bir yere ya da olaya bağlanarak anlatılır · Farsçada “aslı olmayan olay” · üç kaynağı din, mitoloji, gerçek hayat · üslup kaygısından uzak, hazır kalıp yok, kısa · anonim, ağızdan ağıza değişir · millî kimliği yansıtır · olaylar yaşanmışlık izlenimi verir, yerler gerçektir · temel motif şekil değiştirme. Dört sınıf: dünyanın yaratılışı ve sonu · tarihî · olağanüstü kişi, varlık ve güçler · dinî.