Anlaşılmak için değil
duyulmak için
Saf şiirde okura/dinleyiciye estetik zevk vermek amaçlanır. Saf şiirde ahenge önem verilerek müzikal unsurlar ön plana çıkarılır. İmgelerin yeniliği, seçilen kelimelerin ses ve uyum zenginliği göz önünde bulundurulur. Biçim güzelliğine önem verilir. Şiir anlaşılmak için değil duyulmak ve hissedilmek amacıyla yazılır. Bu ünitede Necip Fazıl Kısakürek’in Kaldırımlar şiirini bu ölçütlerle okuyacağız.
Şiirin tek bir tanımı yoktur; her şair kendi şiir anlayışını tanımına yansıtır. Aşağıdaki dört tanımın ortak bir yanı var: hiçbiri şiiri “duyguların ölçülü ve kafiyeli anlatımı” diye tarif etmiyor. Dördü de şiiri dilin başka bir kullanımı olarak görüyor.
Yahya Kemal bunu açıkça söyler: “Düşündüklerimizi vezinle ve lisanla ifade edişimiz şiir değildir.” Yani ölçülü ve kafiyeli her metin şiir olmaz; bir matematik kuralını da hece ölçüsüyle yazabilirsin, şiir olmaz. Tersi de doğrudur: ölçüsüz ve kafiyesiz metin de şiir olabilir — modern şiirin tamamı böyledir. Şiiri şiir yapan şey dilin kullanılış biçimidir: sözcüğün yalnız anlamı değil sesi, çağrışımı ve öteki sözcüklerle kurduğu ilişki de işe koşulur.
Saf şiirde okura/dinleyiciye estetik zevk vermek amaçlanır. Saf şiirde ahenge önem verilerek müzikal unsurlar ön plana çıkarılır. İmgelerin yeniliği, seçilen kelimelerin ses ve uyum zenginliği göz önünde bulundurulur. Biçim güzelliğine önem verilir. Şiir anlaşılmak için değil duyulmak ve hissedilmek amacıyla yazılır. “Öz şiir” adıyla da anılır.
Bu ayrım aynı dönemin şiiri içinde geçer. Necip Fazıl’ın Kaldırımlar’ı ile Attilâ İlhan’ın mehmed sıradağları şiiri aynı yüzyılda, aynı dille yazılmıştır; ayrıldıkları nokta şiirin ne için yazıldığıdır.
Buradaki saf, “katışıksız” anlamındadır: şiirin şiir dışı hiçbir amaca karışmaması demektir. Saf şiir bir fikri savunmaz, bir olayı anlatmaz, bir ideolojiyi yaymaz, ders vermez. Peki konusuz mudur? Hayır — Kaldırımlar’ın konusu bellidir: gece, yalnızlık, korku, tedirginlik. Ama şiir bu konuyu açıklamak için değil, o duyguyu okurda uyandırmak için yazılmıştır. Sınavda ayırt edici soru şudur: şiir bir şey mi anlatıyor, yoksa bir şey mi hissettiriyor?
Şiirde bir kişi vardır: gece yarısı, kimsesiz bir sokakta yürüyen biri. Ve bir de ikinci bir kişi vardır — kaldırımlar. Şiirin bütün gücü bu ikinciden gelir: bir nesne, önce yoldaş, sonra anne, sonra bir insan, en sonunda da bir dil hâline gelir.
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayâl görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...
Necip Fazıl Kısakürek, Çile.
mil çekilmek: eskiden bir ceza olarak kızgın demirle
gözleri kör etmek · âmâ: kör ·
çilekeş: çok sıkıntı çekmiş ·
tâk: kemer, zafer takı ·
esrarlı: gizemli, sırlarla dolu ·
kollamak: gözetlemek, beklemek ·
in cin: hiç kimse.
Bir eserin sesli okuma kurallarına uyularak ve tiyatro tekniklerinden faydalanılarak okunmasıdır. Kaldırımlar bu yönteme çok elverişlidir: şiirin birimlerini paylaşıp sırayla ve sesli okuduğunda, “Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin” dizesinin neden orada durduğunu duyarak anlarsın.
Şiirde konuşan “ben”, Necip Fazıl’ın kendisi değildir; şiirin kurmaca sesidir ve adı söyleyicidir; şiir kişisi de denir. Bir romandaki anlatıcı yazarın kendisi olmadığı gibi, şiirdeki “ben” de şairin kendisi değildir. Bu ayrım basit görünür ama sınavda “şair mi, söyleyici mi?” sorusuyla doğrudan yoklanır. Şiirdeki duygu şairin hayatına ait olabilir, ama metindeki ses metnin kendisine aittir.
Saf şiirde biçim güzelliğine önem verilir — bu yüzden Kaldırımlar’ın yapısı gevşek değil, son derece düzenlidir. Nazım birimi dörtlük, ölçüsü 14’lü hece ölçüsü, duraklanışı 7 + 7, kafiye düzeni abab (çapraz kafiye).
Kaldırımlar’dan sekiz dize sonu. Soldaki parça kafiye, sağdaki parça rediftir. Kesme noktasını işaretle ve denetle.
Dördüncü dörtlükte dört dizenin dördü de “Kaldırımlar,” sözcüğüyle başlar. Bu bir kafiye değildir — kafiye dize sonlarında aranır. Dize başındaki bu tekrarın adı dize başı tekrarıdır ve ayrı bir ahenk unsurudur. Aynı dörtlüğün dize sonlarında ise gerçek kafiye vardır: annesi / insandır / sesi / lisandır → yine abab. Yani şair aynı dörtlükte iki ayrı ahenk düzeneğini birlikte çalıştırıyor: başta tekrar, sonda kafiye.
Saf şiirin ölçütlerinden biri imgelerin yeniliğiydi. İmge, şairin kendi duyuş ve hayal gücüyle kurduğu, alışılmışın dışındaki söz ve anlam öbeğidir — sözlükte olmayan, ilk kez o şiirde kurulan bir görüntüdür. “Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi” dizesi bir bilgi vermez; bir görüntü kurar.
Kaldırımlar’dan dört dize. Önce tür seç, sonra o türe ait sözcüklere tıkla. Kişileştirme, insan dışı bir varlığa insan özelliği vermektir; benzetme ise iki şey arasında “gibi, kadar, sanki” gibi sözlerle kurulan ilişkidir.
Sade bir dille yazılmakla beraber şiirde imge ve çağrışımlarla örülü bir dil kullanılmıştır.
“Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; / Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!” — bir tek zor sözcük yok, ama söylenen şey düz değil.
İçten, yalın ve doğal bir söyleyişe sahiptir.
“Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi; / Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.” — konuşur gibi, doğrudan seslenir.
Bazı dörtlüklerde “ben” ve “biz” bir arada kullanılmıştır.
“Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.” — söyleyici kendinden söz ederken bile çevresini içine alan bir bakışla anlatır.
Şair, çevresini ve ruhsal durumunu anlatan kelime gruplarını kullanmıştır.
“Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta; / Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!” — dış mekân (sokak) ile iç durum (yolculuk) aynı cümlede.
Benzetmede iki taraf da bellidir ve aralarındaki ilişki açıkça kurulur: “Islak bir yorgan gibi bürüneyim” — bürünme ile yorgan gibi sözcüğüyle bağlanmıştır. İmgede ise bağlantı kurulmaz, yeni bir görüntü doğrudan söylenir: “Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.” Burada “gibi” yok; kaldırım doğrudan dil ilan ediliyor. Ayırt etme yolu basit: benzetme edatı (gibi, kadar, sanki) varsa benzetme, yoksa imgeye ya da istiareye bakıyorsundur.
Necâtî Bey’in gazeli ile Kaldırımlar arasında yaklaşık dört yüzyıl var. İkisi de imge kullanır, ikisi de ölçülü ve kafiyelidir, ikisinde de bir söyleyici bir duyguyu anlatır. O hâlde ne değişti? Aşağıdaki tablo bunu ölçüt ölçüt gösteriyor.
Attilâ İlhan’ın şiiri Kaldırımlar’la aynı yüzyıldan. Ölçü yok, kafiye düzensiz, büyük harf kullanılmıyor; söyleyici bir birey değil bir topluluk adına konuşuyor.
boş bir taş varsa bu ülkede üstünde ben varım
bir fabrika gibi soluklu yerinde duramayan
kaç kulaç boş varsa bu denizde üstünde ben varım
ne kadar mehmed varsa kuşkusuz benim adım
yunus emre’den bu yana mehmed sıradağlarıyım
Attilâ İlhan
Buradaki “ben” Kaldırımlar’daki “ben”in tam tersidir: Kaldırımlar’ın söyleyicisi kalabalıktan kaçar (“İn cin uykuda”), Attilâ İlhan’ınki kalabalığın kendisi olur (“ne kadar mehmed varsa kuşkusuz benim adım”). İkisi de Cumhuriyet Dönemi’nde yazılmıştır; farkın sebebi şairin şiirden ne beklediğidir.
“Cumhuriyet Dönemi şiiri” tek bir şey değildir. Aynı yıllarda saf şiir (Necip Fazıl, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dıranas), toplumcu şiir (Nâzım Hikmet, Attilâ İlhan), memleketçi/millî duyarlıklı şiir (Arif Nihat Asya, Âşık Veysel, Abdurrahim Karakoç) ve halk şiiri geleneği yan yana yürüdü. Bir şiiri dönemine göre değil, şiir anlayışına göre sınıflandır: soru “ne zaman yazıldı?” değil, “ne için yazıldı?”dır.
Her soruda ya bir dize, ya bir tanım ya da bir kavram verilir. Soruların ve şıkların sırası her açılışta karışır; yanlış cevapta doğrusu ve gerekçesi hemen görünür.
45 soruluk test — saf (öz) şiirin tanımı ve beş ölçütü, dört şairin şiir tanımı, Necip Fazıl Kısakürek ve Kaldırımlar, 14’lü hece ölçüsü ve 7+7 durak, abab kafiye düzeni, kafiye ve redif ayrımı, ahenk unsurları (aliterasyon, asonans, yansıma, tekrar), imge ve söz sanatları, söyleyici kavramı, okuma tiyatrosu, divan şiirinden modern şiire değişim ve süreklilik
Saf şiirde okura/dinleyiciye estetik zevk vermek amaçlanır. Saf şiirde ahenge önem verilerek müzikal unsurlar ön plana çıkarılır. İmgelerin yeniliği, seçilen kelimelerin ses ve uyum zenginliği göz önünde bulundurulur. Biçim güzelliğine önem verilir. Şiir anlaşılmak için değil duyulmak ve hissedilmek amacıyla yazılır. “Öz şiir” adıyla da anılır.
Yahya Kemal: “Şiir kalbden geçen bir hadisenin lisan hâlinde tecelli edişidir… Düşündüklerimizi vezinle ve lisanla ifade edişimiz şiir değildir.” Ahmet Haşim: “Şairin lisanı… sözden ziyade musikiye yakın, mutavassıt bir lisandır.” Ahmet Hamdi Tanpınar: ritm ve ahenkle, alelade lisanla ifadesi mümkün olmayan hâlleri anlatan bir sanattır. Behçet Necatigil: “Şiir bir yaşantıdır… kesin bir açıklama, bir bildiri değildir.”
Nazım birimi: dörtlük · Ölçü: 14’lü hece ölçüsü · Duraklanış: 7 + 7 · Kafiye düzeni: abab (çapraz kafiye). “Sokaktayım, kimsesiz / bir sokak ortasında” — yedi hece, sonra yedi hece.
Kendine özgü bir şiir dili oluşturmuş, şiirleriyle ve tiyatrolarıyla tanınmıştır. Şiirlerinde metafizik ve mistik ögelere yer verir. Saf şiiri tercih etmesi bakımından çağdaşlarından ayrılır. “Çile”nin şairi olarak anılmak istemiş, “Kaldırımlar Şairi” olarak da bilinmiştir. Eserlerinden bazıları: Çile, Tohum, Bir Adam Yaratmak, Reis Bey, Künye, Çöle İnen Nur.
ortasında / noktasında: redif “-sında”, kafiye “ta” (tam). kapanık / uyanık: redif “-ık”, kafiye “an” (tam). yıldırımlar / kaldırımlar: redif “-lar”, kafiye “dırım” (zengin). insandır / lisandır: redif “-dır”, kafiye “san” (zengin). Kafiye dize sonlarında aranır; dördüncü dörtlükteki “Kaldırımlar,” tekrarı dize başı tekrarıdır, kafiye değildir.
İmge, şairin kendi duyuş ve hayal gücüyle kurduğu, alışılmışın dışındaki söz ve anlam öbeğidir. Kaldırımlar’daki imgeler: “çilekeş yalnızların annesi”, “içimde kıvrılan bir lisan”, “gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler”, “her sokak başını kesmiş devler”, “yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler”, “bu kaldırımların emzirdiği çocuk”.
Benzetmede iki taraf bellidir ve “gibi, kadar, sanki” ile bağlanır: “Islak bir yorgan gibi bürüneyim.” İmgede bağlantı kurulmaz, yeni görüntü doğrudan söylenir: “Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.” Benzetme edatı varsa benzetme, yoksa imge ya da istiare söz konusudur.
Şiirde konuşan “ben” şairin kendisi değildir; şiirin kurmaca sesidir ve adı söyleyicidir. Bir romandaki anlatıcı yazarın kendisi olmadığı gibi, şiirdeki “ben” de şairin kendisi değildir.
Bir eserin sesli okuma kurallarına uyularak ve tiyatro tekniklerinden faydalanılarak okunmasıdır. Şiirin birimleri paylaşılarak sırayla ve sesli okunur; ses tonu, vurgu ve duraklar metnin ahengini duyulur hâle getirir.
Değişen: ölçü (aruz → hece → serbest), nazım birimi (beyit → dörtlük → serbest), söz varlığı (Arapça-Farsça tamlamalar → konuşma Türkçesi), imgenin kaynağı (ortak mazmun → şairin kendi buluşu). Değişmeyen: ahenk kaygısı, imge kullanımı, yalnızlık teması, söyleyicinin kurmaca oluşu ve estetik amaç.
Cumhuriyet Dönemi şiiri tek bir şey değildir: saf şiir (Necip Fazıl, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dıranas), toplumcu şiir (Nâzım Hikmet, Attilâ İlhan), millî duyarlıklı şiir (Arif Nihat Asya, Âşık Veysel) yan yana yürümüştür. Sınıflandırma ölçütü dönem değil şiir anlayışıdır.