Gökyüzüne bakan insan önce tanrı, sonra takvim buldu.
Bu ünite altı medeniyetle kurulur: Asur, Mısır, Hitit, Urartu, Yunan ve Hunlar. Üçü de aynı yerden çıkar: zigguratın tepesinde gök cisimlerini izleyen rahip ay takvimini bulur, mumyalama yapan Mısırlı anatomi öğrenir, dinî törende hayvan kesen Hitit hayvan anatomisini keşfeder. Bu ünitede inancın, yazının ve bilimin nasıl aynı kökten büyüdüğünü izleyeceğiz.
Altı medeniyetin de çok tanrılı bir inanç sistemine sahip olduğunu söyler. Ama tanrının ne olduğu her yerde başkadır: Mısır’da kralın kendisi tanrıdır, Yunan’da tanrılar insan gibidir ama ölümsüzdür, Türklerde tek yaratıcı bir Gök Tanrı vardır. Merkeze tıkla; kollar arasında gez.
Önce şu söylenir: “Binlerce tanrıya inandıkları düşünülen Hitit halkı, tanrılar adına çok sayıda tapınak inşa etmiştir.” Sonra araştırmacının düzeltmesini de verir: “‘Bin tanrılı’ Hitit panteonu deyimi biraz abartılıdır. Elbette ister kral, ister sıradan bir insanın aynı anda bin tanrıya tapınmasına, yani onlara kurban sunması ve ayinlerini yapması imkânsızdır. ‘Bin Tanrı’ deyimi metinlerde ‘tüm tanrılar, binlerce tanrı’ anlamında kullanılmıştır.”
Aynı metin sayının neden bu kadar kabarık olduğunu da açıklar: tanrıların çoğu “millî” dinden değil, diğer kavimlerin dinlerinden alınmış yabancı kökenli tanrılardır ve birçok nesne/eşya tanrısallaştırılmıştır. Yani “bin tanrı” bir sayım değil, bir deyimdir. Sınavda “Hititlerde tam bin tanrı vardı” ifadesi görürsen bu düzeltmeyi hatırla.
Her medeniyette baştanrı ve tapınağın işlevi ayrı ayrı verilir. Dikkat et: Urartu’nun baştanrısı bir savaş tanrısıdır ve tapınağında silah bulunur; Asur kralı aynı zamanda baştanrının en yüksek din adamıdır; Yunan’da halk tapınağın içine giremez.
Ziggurat üç ayrı yerde tanımlanır ve üçü birleşince ünitenin anahtar cümlesi çıkar. “Mezopotamya uygarlıklarında ibadet yeri, okul, arşiv, depo ve rasathane olarak kullanılan bir ziggurat.” · “Eski Çağ’da Sümer, Asur ve Babillilerin ibadet etmek ve ürünlerini depolamak amacıyla yaptıkları tapınaklara ziggurat adı verilmiştir. Zigguratlar; piramit şeklinde inşa edilen, çok katlı ve çok basamaklı yapılardır.” · “Sümerler, inşa ettikleri zigguratlarda gök cisimlerini gözlemleyerek ay takvimini icat etmişlerdir.”
Yani ziggurat aynı anda tapınak, ambar ve rasathanedir. Ay takviminin zigguratın tepesinde bulunmuş olması tesadüf değil: yılı ölçmek isteyen rahip, zaten en yüksek yerde ve zaten her gece oradadır.
Tek bir cümle bu bölümün iskeletidir: “Sümerlerin icat ettiği yazı Akadlar, Babilliler, Asurlular, Hititler, Urartular gibi farklı uygarlıklar tarafından da kullanılmıştır.” Şemada okları izle; her durakta yazının hangi malzemeye yazıldığı da yazar.
Şema ölçekli harita değildir. Kesikli oklar “etkilenme / geliştirme” sayılan ilişkileri, düz oklar doğrudan “aldı ve kullandı” denen ilişkileri gösterir.
Hititler hem çivi yazısı hem hiyeroglif kullandı: “Mezopotamya’dan öğrendikleri çivi yazısıyla kil tabletler üzerine yazılar yazmışlar, hiyeroglifi ise genellikle büyük yapılarda ve anıtlarda kullanmışlardır.” Ama bir de şu var: “Hititler yazılarını genellikle tahta tabletler üzerine yazıyorlardı, bu nedenle Hattuşaş kütüphanesinin büyük bölümü kaybolmuştur.”
Buradan çıkan çıkarım ünite boyunca işine yarayacak: bir medeniyetten günümüze kalan şey, o medeniyetin ne kadar yazdığı değil, neyin üzerine yazdığıdır. Kil tablet ve taş kaldı, tahta çürüdü. Aynı mantık Mezopotamya’nın sanat eserleri için de geçerlidir: “bu coğrafyada taş ve ağaç bulunmadığı ve kerpiç kullanıldığı için Sümerlerin ortaya koyduğu sanat eserleri büyük ölçüde günümüze kalmamıştır.”
Bilim soyut bir merak olarak değil, bir işi çözmek için geliştirilen yöntem olarak anlatır. Mısırlı piramit yaparken geometri öğrenir, ölüyü korumak isterken anatomi öğrenir; Sümerli ambarını yönetirken takvim yapar; Urartulu çetin coğrafyada tarım yapabilmek için kanal açar.
Üç takvim verilir ve üçünün de icat gerekçesi farklıdır. Ay takvimi Sümerlerin zigguratta gök cisimlerini gözlemesiyle; güneş takvimi Mısırlıların gök cisimlerinin hareketlerini izlemesiyle; On İki Hayvanlı Türk Takvimi ise bozkır kültürünün zaman hesabıyla ortaya çıkmıştır.
“tıp”, “astronomi”, “takvim”, “matematik” yazarak süzebilirsin.
Bu ayrım özellikle açılır: “Bilim alanında en eski doğu kavimleri (Mısır, Mezopotamya) ilk adımları atmakla kalmamışlar, bilgiyi pratik amaçlar için kullanmışlardır. Fakat bu ayrı ve dağınık bilgileri bir genel bilim hâline sokmak, teorik sorunlar ortaya atmak, bunları çözmek gibi hususlar doğu kavimlerince bilinmemiştir; astronomi dini esaslardan ayrılamamıştır. Astronomi Yunanlılarca bilim şekline sokulmuştu.”
Yani bilgiyi Doğu üretti; bilim hâline getiren Yunan oldu. Aynı metin Mısır için şunu da söyler: “Piramit yapımında ve arazi ölçümünde yararlanılan matematik daima uygulamaya yönelik amaçlar için kullanılmış, bilinen kurallar kuramsal kanıtlarla desteklenmeye çalışılmamıştır. Mısır astronomisi de takvimin uygulamadaki talepleriyle sınırlı kalmış, astrolojik kurgulamalara girilmemiştir.” Sınavda “Mısırlılar bilim yapmadı” ifadesi yanlıştır; doğru ifade “Mısır bilimi uygulamaya yöneliktir”dir.
“Daha Eski Krallık döneminde bile tıpta uzmanlık dalları oluşmuş ve bunların kendi terminolojileri gelişmiştir. Cerrahiyle ilgili Edwin Smith Papirüsü mükemmel teşhisler içerir ve KALBİ DOLAŞIM SİSTEMİNİN MERKEZİ olarak tanımlar.” Mumyalama tekniğini keşfetmiş olmaları da anatomi ve tıp konusundaki gelişmişliklerinin en önemli kanıtıdır.
Antik Yunanlar “modern tıbbın temelini atan Hipokrat’ın çalışmaları sayesinde hastalıkların DOĞAL BİR SÜREÇ olduğunu ve ancak İLAÇLARLA tedavi edilebileceğini keşfetmiştir.” Bu cümlenin sessiz tarafı önemli: hastalık artık bir tanrı cezası değil, doğal bir olay sayılıyor. Bilimin dinden ayrılması tam da burada başlar.
Üçüncü örnek Hititlerden gelir ve en şaşırtıcı cümlelerden biridir: “Özellikle dinî törenlerde yerine getirdikleri bazı ritüeller, onların hayvan anatomisi konusunda yeni keşifler yapmasını sağlamıştır.” Yani dinî tören, bilimsel bilginin kaynağı olabiliyor.
Türklerin inanç dünyası dört katmanda anlatılır: Gök Tanrı (tek yaratıcı), Şamanizm, atalar kültü ve tabiat güçleri. Bu dördü birbirinin yerine geçmez; üst üste durur.
Zincirin her halkası bir cümledir: “Ölümden sonra yeni bir hayatın başlayacağına inandıkları için ölenleri atlarıyla beraber kurgan adı verilen mezarlara gömmüşler ve bu mezarların üzerine balbal taşları dikmişlerdir.” Ve inanç doğrudan siyasi bir sonuç doğurur: “mezarlarına yapılan herhangi bir saygısızlığı savaş nedeni saymışlardır.”
Aşağıdaki satırlar Çin kaynaklarına dayanan metinden alınmıştır. Kimi kelimeler kutsal sayılan varlıkları, kimileri törenin zamanını ya da yerini gösterir. Türü seç, kelimeye tıkla, “Denetle”ye bas.
En güzel ayrıntı bir kelimenin kökeninde saklı: “Eski Türkçede (Gök-Türk, Uygur) ruh, can mânasında «tin» kelimesi kullanılıyordu. Bu, aynı zamanda «nefes» demekti. Ölümü nefesin kesilmesi, ruhun bedenden çıkıp uçması şeklinde tasavvur ediyorlar, böylece bazen «öldü» yerine «uçtu» diyorlardı.”
Aynı metin gömme âdetini de anlatır: “ölülerini silâhları, kıymetli eşyası, bazen ölen başbuğun altın ve gümüşle bezenmiş teçhizatlı atları ile ve kadınları süs eşyası ve mücevherleri ile birlikte gömmeleri idi. Çünkü Türkler öbür dünyada ikinci bir hayatın varlığına (âhiret) ve ruhların ebediliğine inanıyorlardı.” Ölünün yanına konan eşya bir süs değil, öbür dünyada kullanılacak donanımdır.
Türklerin evren tasavvuru şöyledir: “Türkler evrenin bir kubbe biçiminde olduğunu düşünüyorlardı. Bu kubbe altın ve demirden bir kazık yani Kutup yıldızı çevresinde muntazam bir hızla dönüyordu. Gökteki bu düzen yeryüzüne de yansımıştı. Kutup yıldızının tam altında, yeryüzünün yöneticisi olan Hakan’ın oturduğu kent bulunuyordu. Nasıl gök, kutup yıldızının çevresinde dönüyorsa, toplumdaki işler de hükümdarın çevresinde dönüyordu.”
Bu, ünitenin en kritik çıkarımıdır: gökyüzünün düzeni, devletin düzenini haklı çıkaran bir model olarak kullanılıyor. Aynı düşünce çadırın biçiminde de görülür — ünite 9’da göreceğiz: “Türkler evreni kubbe şeklinde düşünmüşler, yurt adını verdikleri çadırlarını da kubbe şeklinde tasarlamışlardır.”
Ayrıntılar şunlardır: her biri bir hayvan adıyla anılan 12 yıllık devre; yıl 365 gün 5 küsur saat; günün başlangıcı gece yarısı; yılbaşı 22 Aralık — yani kışın gündüzün uzamaya başladığı ilk gün. Bir yıl on iki aya bölünür ve on iki yılda bir başa dönülür.
Bir yerde “İlk Türklerin kullandığı On İki Hayvanlı Türk Takvimi, güneş yılı esasına göre hazırlanmıştır” yazar. Başka bir yerde ise “Aslında Ay yılına dayandığı söylenen bu 12 Hayvanlı Türk Takviminin Gök-Türkler zamanında Güneş yılına çevrildiği anlaşılmaktadır” denir. İkisi çelişmez, sırayı anlatır: başlangıçta ay yılı esaslı olduğu düşünülen takvim, Göktürkler zamanında güneş yılına çevrilmiştir. Sınav sorusunda “güneş yılı esaslıdır” ifadesi doğrudur.
Karışık sırayla gelen tanrıyı, yazıyı, takvimi ya da bilimsel başarıyı doğru medeniyete yerleştir. Her cevaptan sonra açıklama hemen çıkar.
Asur, Mısır, Hitit, Urartu, Yunan ve Türklerin inanç sistemleri, yazının Sümer’den yayılışı, üç takvim ve Eski Çağ’ın bilimsel başarıları üzerine test.
Yüzlerce farklı tanrı; törenler zigguratlarda. Asur, Mezopotamya inanç geleneğini baştanrı Assur etrafında şekillendirdi. Diğer tanrılar: İştar, Şamaş, Sin, Adad, Ninurta. Asur kralı, tanrı Asur’un en yüksek din adamıydı; tapınakların geçiminden, restorasyonundan ve görevlilerinden sorumluydu. Bilim: astronomi ve tıp, kil tabletlere kaydedildi. Şehirler: Asur, Nimrud (ilk başkent), Korsabad, Ninive; dönem MÖ XIII. yy - MÖ 612.
Piramit şeklinde, çok katlı ve çok basamaklı tapınak. Sümer, Asur ve Babilliler ibadet etmek ve ürünlerini depolamak için yaptı. Aynı zamanda okul, arşiv, depo ve rasathane. Sümerler zigguratlarda gök cisimlerini gözlemleyerek ay takvimini icat etti. Ur zigguratı MÖ XXI. yüzyıl.
Çok tanrılı; firavunlar tanrı kral kabul edildi — bu dönemde yaşayan peygamberler bunu kabul etmemiştir. Ölümden sonra yeni hayat inancı → mumyalama ve değerli eşyalarla gömme; piramit anıt mezardır. Yazı: MÖ 3000’lerde hiyeroglif (resim yazısı), papirüs bitkisinden kâğıt. Bilim: tıp, astronomi, geometri, aritmetik; güneş takvimi — yıl 12 ay, ay 30 gün, mevsimler üçe; yılların başlangıcı yeni firavunun tahta çıkışı. Edwin Smith Papirüsü kalbi dolaşımın merkezi sayar.
Anadolu’daki bilinen ilk devlet; çok tanrılı; tanrıların insani özellikler taşıdığına inanılır. “Bin Tanrılı” panteon — deyim abartılıdır, “tüm tanrılar” anlamındadır; tanrıların çoğu yabancı kökenlidir. Yazı: çivi yazısı (Mezopotamya’dan, kil tablet) + hiyeroglif (büyük yapı ve anıtlarda); tahta tablet kullandıkları için Hattuşaş kütüphanesinin büyük bölümü kayboldu. Bilim: astronomi ve tıp; dinî ritüeller hayvan anatomisi keşiflerini sağladı. İnanç: kral öldükten sonra tanrı olur, ruhu göklere yükselir.
MÖ IX. yüzyıl, Doğu Anadolu’da Van merkezli; Anadolu’daki ilk uygarlıklardan biri. Çok tanrılı; baştanrı Haldi bir SAVAŞ tanrısıdır: büyük bir mızrakla simgelenir, savaşta ordunun önünde gittiğine inanılır, tapınaklarında mızrak-kılıç-kalkan-ok-yay bulunur (savaş kültü). Devlet dini hakkında en iyi bilgiyi Meherkapı yazıtı verir. Yazı: Urartu çivi yazısı. Bilim: çetin coğrafyada tarım teknikleri, Şamran Kanalı (Van). Kral mezarları Van Kalesi’nde kayaya oyulmuş oda-mezarlardır.
İnanç sistemi Mezopotamya ve Mısır’dan etkilendi; çok tanrılı. Tanrılar insan biçiminde düşünüldü; olaylara karışır, savaşta belirleyici olur; insandan tek farkı ölümsüz olmalarıdır; mekânları Olympos Dağı. Tanrılar adına dört yılda bir olimpiyat. Halk tapınağın içine giremezdi; törenler önündeki sunak etrafında yapılırdı; rahipler bir çeşit devlet memuruydu, herkes rahip olabilirdi. Bilim: astronomi bağımsız bir bilim dalı oldu, Mısır’ın güneş takvimi geliştirildi; 22 harfli Fenike alfabesi üzerinde çalışılarak yeni alfabe hazırlandı. Herodotos, Sokrates, Platon, Aristoteles; Hipokrat: hastalık doğal bir süreçtir, ilaçlarla tedavi edilir.
Yaygın olarak Gök Tanrı inancı; ayrıca Şamanizm, atalar kültü ve tabiat güçleri. Gök Tanrı tek yaratıcı; yılın belli zamanlarında hem Gök Tanrı hem atalar için kurban. Güneş ve ayın yanı sıra bazı nehir, dağ ve tepeler kutsaldır. Ölüler atlarıyla kurganlara gömülür, üzerine balbal dikilir; mezara saygısızlık savaş nedenidir. Ruh/can = “tin”, aynı zamanda “nefes”; “öldü” yerine “uçtu”. Evren bir kubbedir, Kutup yıldızı çevresinde döner; gök yıldızın çevresinde döndüğü gibi işler de hükümdarın çevresinde döner.
Çin kaynaklarına göre: hakanın karargâhındaki tapınakta her yılın başında âyin; yirmi dört boyun başbuğları katılır. Yılın beşinci ayında Lung-çeng şehrinde toplanıp atalara, Gök-Tanrı’ya ve yer-su ruhlarına kurban sunulur. Sonbaharda orman yanında toplanılıp ahalinin ve hayvan sürülerinin sayımı yapılırdı. Asya Hunlarında atalara kurban mayıs ayı ortalarında sunulurdu.
Sümerlerin icat ettiği yazı; Akadlar, Babilliler, Asurlular, Hititler, Urartular tarafından da kullanıldı. Mısır: MÖ 3000’lerde hiyeroglif + papirüs. Hitit: çivi yazısı (kil tablet) + hiyeroglif (anıtlar) + tahta tablet (kayboldu). Urartu: çivi yazısı, Erebuni Kalesi Susi Tapınağı yazıtı. Yunan: 22 harfli Fenike alfabesini geliştirerek günümüz alfabesinin temelini attı.
Ay takvimi — Sümerler, zigguratlarda gök cisimlerini gözlemleyerek icat etti. Güneş takvimi — Mısırlılar icat etti; yıl 12 ay, ay 30 gün, mevsimler üçe bölündü; Yunanlar bunu geliştirdi. On İki Hayvanlı Türk Takvimi — güneş yılı esaslı, 12 yıllık devre, her yıl bir hayvan adıyla anılır, on iki yılda bir başa dönülür; yıl 365 gün 5 küsur saat, gün gece yarısı başlar, yılbaşı 22 Aralık.
Doğu kavimleri (Mısır, Mezopotamya) ilk adımları attı ve bilgiyi pratik amaçlarla kullandı; dağınık bilgileri genel bilim hâline sokmak ve teorik sorunlar ortaya atmak onlarca bilinmiyordu; astronomi dini esaslardan ayrılamamıştı. Astronomiyi bilim şekline sokan Yunanlılar oldu. Mısır matematiği uygulamaya yöneliktir, kuramsal kanıt aranmaz; Mısır astronomisi takvimin talepleriyle sınırlıdır, astrolojiye girilmez.
1) “Bin Tanrılı Hitit” bir sayım değil deyimdir. 2) Ay takvimi Sümer, güneş takvimi Mısır, On İki Hayvanlı takvim Türk. 3) Bilgi Doğu’da üretildi, bilim hâline Yunan’da getirildi — “Yunanlılar bilimi bulmuştur” ifadesi eksiktir.