Kültürün Türkçesi “ekin”
Kelimenin kökü colere (ekmek, ekilebilir hâle getirmek). Yani kültür, insanın işlediği şeydir. Bu ünitede kültürün tanımı ve sekiz temel özelliği, Atatürk’ün kültür tanımı, maddi–bilişsel–davranışsal ögeler, Ogburn’ün kültürel gecikmesi, örf, âdet, gelenek, görenek, kültürün yedi işlevi, işlevselci ve çatışmacı bakış ile formel–informel kazanım var.
Kültür; bir toplumun bireyleri arasında paylaşılan ve nesilden nesle aktarılan davranış biçimleri, inançlar, değerler, normlar, ritüeller, sanat, dil, giyim, yemek, müzik, dans, mimari, eğitim, din, tarih ve diğer unsurların bütünüdür.
Kültür; insanı çepeçevre kuşatan, insanı ve toplumu şekillendiren bir olgudur.
İnsanı insan yapan en önemli faktör; temel biyolojik varoluşunun ötesine geçerek sanat, değer, felsefe, norm, bilim gibi bütünüyle kendi türüne özgü unsurları üretebilme yetisidir.
İnsanların birbiriyle ve doğayla kurduğu ilişki, bu üretimin temelini oluşturarak kültür adını alır. İnsan tarafından oluşturulan kültür, dönüp yine insanı şekillendirerek insanın insan olmasında belirleyici bir rol oynar.
Kültür kavramı Latince “colere” (ekmek, ekilebilir hâle getirmek) sözcüğünden türetilen “cultura” (ziraat, yetiştirme) kavramına dayanır. Türkçe karşılığı “ekin”dir.
Kavramın kökeni, kültürel birikim ile yerleşik hayata geçmek ve üretmek arasında kurulan ilişkiye işaret etmektedir.
Kültür, insan tarafından üretilen maddi ve manevi unsurların tümüdür. İnsan ürünü olan her şey kültürün bir ögesidir. Tek bir bireyin değil toplumun ve hatta insanlığın ortak ürünüdür.
Çünkü çoğu kültür yalıtılmamıştır ve öteki kültürlerden kopuk değildir. Toplumlar arasındaki etkileşime bağlı olarak şekillendiği için tek bir topluma ait olan kültürden de bahsetmek güçtür.
Kuşaktan kuşağa aktarılan kültür, yeni nesillerin ve doğanın değişimine bağlı olarak değişen dinamik bir yapıya sahiptir. Kültürün herhangi bir ögesinin tek başına ele alınıp değerlendirilmesi de güçtür, çünkü maddi ve manevi tüm kültür ögeleri birbiriyle etkileşim içindedir ve birbirini belirler.
Kültür bir örüntü sistemidir ve her toplumun kendi tarihinin ürünüdür. Kültür toplumlar arası etkileşimlerle şekillense de her kültür biriciktir.
Atatürk, cumhuriyetin ilanının ardından Türk kültürünün tarihsel derinliğini ve zenginliğini ortaya çıkaracak çok boyutlu çalışmalar başlatmış; dünyaya uyum sağlayan ancak kültürel bağımsızlığını da koruyan bir yapı oluşturmaya özen göstermiştir.
Onun tanımı: “Bence medeniyeti kültürden ayırmak güçtür ve lüzumsuzdur. (…) Bir insan toplumunun, devlet hayatında, fikir hayatında, yani ilimde, sosyolojide ve güzel sanatlarda, iktisadi hayatta yani ziraatta, sanatta, ticarette, kara, deniz ve hava ulaştırmacılığında yapabildiği şeylerin toplu sonucudur. (...) Medeniyet kültürden başka bir şey değildir.” Onun döneminde Türk Tarih Kurumunun kurulması, üniversite reformu, kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi gibi her adım aynı zamanda kültür alanında derin etkileri olan birer adımdır.
Kültürün temel özellikleri sekiz madde hâlinde sayılır. İkisinde parantez içinde sınırlayıcı bir not var — soru genellikle oradan çıkar.
Bir özellik seç: çizim maddeyi ve onun ne anlama geldiğini gösterir. Bütünleştiricilik maddesindeki parantezi kaçırma.
1. Kültür, insan ürünü olan her şeydir.
2. Bireyin değil toplumun ürünüdür.
3. Kapsayıcıdır, insan yapımı tüm ürünler kültüre dahildir.
4. Bir çeşit soyutlamadır; bu soyut yapı davranışlara referans olur,
davranışlardan hareketle kültür okunabilir.
5. Tarihseldir, süreklidir ve dinamiktir.
6. Bütünsel bir yapısı vardır ve bütünleştiricidir — ancak hiçbir toplumda
yüzde yüz bütünlük olmaz.
7. Bir idealler sistemidir: her toplum kendi manevi yönlerinin ideal olduğunu
kabul eder ve bunları benimser.
8. Bir uyarlama (adaptasyon) tarzıdır; fiziksel ve toplumsal çevreye uyum
sağlamayı kolaylaştırır.
Kültür bütünleştiricidir, evet — ama parantez içinde bir sınır var: hiçbir toplumda yüzde yüz bütünlük olmaz. “Kültür toplumda tam bir bütünlük sağlar” diyen şık yanlıştır. Aynı biçimde kültür her toplumun kendi tarihinin ürünüdür ve her kültür biriciktir, ama bu yalıtılmış olduğu anlamına gelmez: çoğu kültür öteki kültürlerden kopuk değildir.
Kültür ögeleri maddi, bilişsel ve davranışsal olmak üzere üç ana başlıkta toplanır. Üçünün de kendi örnek listesi var; sınavda örnek verilip başlık sorulur.
İnsanın ortaya koyduğu sanatsal, teknik ve teknolojik üretimlerin tümüdür.
Köprü, yol, park, bina gibi mimari yapılar; radyo, televizyon, cep telefonu gibi teknolojik üretimler; heykel, film, edebî eser gibi sanatsal ürünler kültürün somut maddi ögeleridir.
Toplumun düşünce, değer, inanç ve normlarına yön vererek temel oluşturan tüm kültürel üretimlerdir.
Bilim, felsefe, din, ahlak, estetik ve ideolojiler bilişsel ögenin içeriğini oluşturur. Bilişsel ögeler idealleri belirleyerek bir davranışın veya maddi ögenin niçin yapıldığını açıklar.
Yasa, gelenek, görenek, âdet, örf, moda gibi davranışlara norm kazandıran ögelerdir.
Toplumsal davranışın nasıl olması gerektiğine dair tüm yazılı ve yazısız kuralları içerir.
Bir öge türü seç: çizim o türü öne çıkarır ve bilişsel ögenin öteki ikisini nasıl açıkladığını okla gösterir. Kural net: bilişsel ögeler idealleri belirleyerek bir davranışın veya maddi ögenin niçin yapıldığını açıklar.
Her satır bir örnek; doğru sütunu işaretle. Her satırda tek doğru var.
Kültürel gecikme, maddi kültür ögelerinin manevi kültür ögelerine göre daha hızlı değişmesi sonucunda kültürde ortaya çıkan gerilimdir. Özellikle teknolojik yeniliklere bağlı olarak ortaya çıkan maddi kültür ögelerindeki hızlı değişimler; manevi kültür ögeleri olan fikir, değer, inanç, yasa ve normlarla uyumsuzluk gösterir.
Fiziksel değişimlerin fikir ve değer alanındaki değişimlere göre daha hızlı olması olağan bir durumdur. Ogburn bu duruma otomobillerin ortaya çıkışını örnek vermiştir. Günümüzde de kopyalama (klonlama) teknolojisi etik ve dinî tartışmalara yol açmakta, genel bir uzlaşma ve yasaların oluşma süreci devam etmektedir.
Dördü de davranışsal ögedir ve dördü de yazısızdır. Ayıran şey yaptırım gücüdür: örfe karşı çıkmanın kimi toplumlarda yasaya karşı çıkmayla bir tutulduğunu, geleneğin âdetlerden daha güçlü olduğunu, göreneğin ise örfe, âdete ve geleneğe göre yaptırım gücünün daha zayıf olduğunu yazar.
Bir öge seç: merdivende yeri işaretlenir, sağda tanımı ve örneği çıkar. Çubuklar karşılaştırma cümlelerinden okunan sıralamayı gösterir.
Örf, bir toplumda öteden beri uygulanagelmiş yazısız, gelenekle nesilden nesle geçen, iyilik ve kötülük değer hükümlerine göre yapılması gereken hareketleri belirten kurallardır.
Örflere karşı çıkmak, kimi toplumlarda yasaya karşı çıkmayla bir tutulur. Hatta böyle bir durumda örfler zaman zaman yasaların da üstünde tutularak katı bir tutumla birey cezalandırılır. Örnek: Türk kültüründe misafire önem verilmesi, ev sahibinin misafiri ilgi ve saygıyla karşılaması.
Toplumsal yaşamın düzenli gitmesinde, kuralların uygulanmasında âdetler etkili olmaktadır. Tanımı örfünkiyle aynı sözlerle verilir: bir toplumda öteden beri uygulanagelmiş yazısız, gelenekle nesilden nesle geçen, iyilik ve kötülük değer hükümlerine göre yapılması gereken hareketleri belirten kurallar.
Örnekleri: resmî toplantılarda koyu renkli takım elbise giyme, sabahları kahvaltı yapma, yemekte bıçağı sağ elle tutma; konukları karşılama, ağırlama ve uğurlama; yemek ve sofra düzenleri; kız isteme, nişanlılık ve evlenme usulleri; bayramlar ve önemli günlerle ilgili davranış biçimleri; başsağlığı dileme gibi durumlarda söylenecek sözler, takınılacak tavırlar ve tutumlar.
Gelenekler, geniş anlamıyla bir kuşaktan ötekine geçirilebilen bilgi, tasarım, inanç ve yaşam biçimi; daha geniş anlamıyla da manevi kültür birikimleridir.
Âdetlere benzese de onlardan daha güçlü şekilde toplumsal yaşamın düzenlenmesinde ve denetlenmesinde önemli rol oynar. Nitelikleri bakımından genellikle tutucu olan gelenekler aile, hukuk, din ve politika gibi toplumsal kurumlar üzerinde etkilidir. Bireyin geleneklere karşı çıkması, karşı çıkışın derecesine göre bireyin toplulukça hor görülmesine ya da reddedilmesine neden olur. Örnek: bayramlarda küçüklerin büyüklerin ellerini öpmesi ve büyüklerin küçüklere harçlık vermesi.
Göreneğin örfe, âdete, geleneğe göre yaptırım gücü daha zayıftır. En yalın tanımıyla bir şeyi görülegeldiği gibi yapma alışkanlığı olan görenek, sosyal alışkanlık gibi gerekli ve uygun görülenleri kapsar. Ancak göreneklerin mutlaka yerine getirilmesi istenmez.
Öteden beri yapılagelmekte olan fakat henüz âdet özelliği kazanmamış bu davranış biçimlerine grubun, toplumun gelişmesine uygun yenilikler eklenir. Görenekler; komşu ziyaretlerinde, hasta yoklamalarında, alışverişte, toplu taşıtlara binmede ve inmede, tanışma ve tanıştırılmalarda nasıl davranılacağını belirler.
Bütün örnekler bir arada. Sütun süzgeciyle yalnız “Öge” sütununda arayabilir, tek bir kavramın örneklerini toplayabilirsin.
Örf ve âdet için birebir aynı tanım cümlesi kullanılır. Ayrım tanımdan değil yaptırımdan ve örnekten çıkarılır: örfe karşı çıkmak yasaya karşı çıkmakla bir tutulabilir ve birey cezalandırılabilir; âdet ise günlük yaşamın düzenli gitmesini sağlar (kahvaltı yapmak, konuk ağırlamak). Göreneğin ise mutlaka yerine getirilmesi istenmez — en zayıf halka odur.
Yedi işlev, aranabilir hâlde.
Toplumu birleştirici bir etkiye sahip olan kültür; ortak değer, norm ve idealleri paylaşan insanların ürünüdür. Kültür; insanların aidiyet duygusu, dayanışma, paylaşma, birlik olma gibi manevi ihtiyaçlarını karşılar.
Aynı kültürü benimseyen insanlar benzer duygu, düşünce ve davranış kalıplarına sahip olurlar. Özellikle ortak değerler toplumsal dayanışmayı ve bütünleşmeyi yaratan ve sürekli kılan en önemli faktörlerden biridir. Örneğin Doğu toplumlarında, aileye bağlılık son derece önemli bir değerdir ve bu toplumsal bütünleşmeyi olumlu yönde etkiler.
İşlevselci Kuram: Kültürün temel özelliklerinden biri, bireylerin toplumsal ve biyolojik ihtiyaçlarını karşılamak için geniş fırsatlar sunmasıdır. Ortak kültürel değerler, bireyleri bir arada tutarak dayanışma ve iş birliğinin gelişmesine olanak sağlar; kültür ayrıca toplumda istikrarı ve düzeni sağlar. Temsilcilerinden Emile Durkheim’a göre bireyler arasındaki dayanışma, toplumsal bütünleşmenin en önemli unsurlarından biridir.
Çatışma Kuramları: Kültür, sınıfsal eşitsizlikleri görünür kılan bir sistemdir. Sanat, moda, teknoloji, gelenek, ahlak, değer, tutum gibi unsurlar toplumun tüm bireyleri tarafından eşit biçimde paylaşılmaz. Sınıfsal eşitsizliğin olduğu bir toplumda belirgin kültürel ögeler hâkim sınıfın değer, norm ve hedefleriyle belirlenir. Örneğin kapitalizm, varlığını devam ettirmek için tüketim kültürünü tüm topluma dayatır; ancak tüketim, gelir düzeyi düşük ve yüksek sınıflar için aynı şekilde gerçekleşmez ve bu durum çatışmayı getirir.
Kültür, bireylerin sosyalleşme süreçleri boyunca öğrendikleri bir olgudur. Öğrenme süreçleri arasında ayrım yapmak için formel (biçimsel-resmî) ve informel (biçimsel-resmî olmayan) öğrenme terimleri kullanılır.
Kültürü öğrenme büyük oranda tesadüfidir ve informel biçimde gerçekleşir. Aile ve arkadaş grupları içinde kültür informel biçimiyle kazanılır. Kültürün aktarımı ve kazanımında en etkili kurumlardan biri eğitimdir; eğitim kurumları aracılığıyla kültürel aktarım formel bir nitelik kazanır ve tüm toplumlarda okullar aracılığıyla millî kültür yeni nesillere bir program çerçevesinde aktarılır.
Kültürün kazanılmasında en önemli faktörlerden biri de dildir. Dil sayesinde bir neslin önceki nesilden gelen kültürün inceliklerini anlaması mümkün hâle gelir. Dil hem kültürün aktarımında hem kazanılmasında oldukça belirleyicidir.
Sanat, kültürü oluşturan ana ögelerden biridir. Fakat kültürü temsil eden, tanıtan ve yayan da sanattır. Bir sanat yapıtının oluşumunda ait olduğu toplumun kültür yapısının önemi büyüktür; coğrafi bölgenin iklim ve çevre koşullarının, inanç ve yaşayış biçimlerinin rolü büyüktür. Örneğin Mimar Sinan’ın Edirne’deki Selimiye Camii, mimarlık sanatının o zamana kadar eriştiği en yüksek aşama olarak değerlendirilmektedir.
Kültürel değişim ve toplumsal değişim arasına bir sınır çizmek çok zordur. Toplumlar ve kültürler birbirleriyle yakından ilişkilidir ve kültürel değişimin toplumsal değişimi içerdiği söylenebilir. Kültürel değişimler toplumsal kurumların yapısında da değişimlere sebep olur — örneğin cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına yönelik eğilimin güçlenmesi ile aile kurumunun yapısı da değişir. Neredeyse tüm önemli değişimler hem toplumsal hem de kültürel yönleri içerir, bu nedenle iki terim genellikle birbirinin yerine kullanılır.
Tüm kültürler kökeni, anlamı ve kullanımı bakımından toplumsaldır. Toplumsal değişim, kapsamı daha geniş olan kültürel değişimin bir parçasıdır.
Kültürel değişim sanat, teknoloji, hayat tarzı, alışkanlık ve davranış kalıplarında gözlemlenir. Toplumsal değişim ise bireylerin statü ve rollerinde, toplumsal ilişki ve kurumlarda meydana gelir.
Büyüklerin elini öpüp harçlık alman gelenektir. Gelenek, âdetlerden daha güçlü şekilde toplumsal yaşamın düzenlenmesinde ve denetlenmesinde rol oynar.
Eve misafir gelince herkesin toparlanması, en iyi ikramın çıkması örftür: Türk kültüründe misafire önem verilmesi, ev sahibinin misafiri ilgi ve saygıyla karşılaması. Örfe karşı çıkmak kimi toplumlarda yasaya karşı çıkmayla bir tutulur.
İnenler önce, binenler sonra — kimse ceza kesmez ama herkes bilir. Bu görenektir: toplu taşıtlara binmede ve inmede nasıl davranılacağını belirler ve yaptırım gücü örfe, âdete, geleneğe göre daha zayıftır.
Okula gitmeden kahvaltı yapman âdet örnekleri arasında sayılıyor. Âdetler toplumsal yaşamın düzenli gitmesinde ve kuralların uygulanmasında etkilidir.
Telefon çok hızlı geldi, onunla ilgili kurallar hâlâ oturmadı. Ogburn’ün kültürel gecikme kavramı bu: maddi kültür ögelerinin manevi kültür ögelerine göre daha hızlı değişmesi sonucunda kültürde ortaya çıkan gerilim. Ogburn’ün kendi örneği otomobildi.
Bir dizideki kıyafetin bir haftada herkese yayılması davranışsal ögenin alanına girer: moda da yasa, gelenek, görenek, âdet ve örfle birlikte davranışlara norm kazandıran ögeler arasında sayar.
Sofrada nasıl davranılacağını kimse sana ders olarak anlatmadı. Kural şudur: kültürü öğrenme büyük oranda tesadüfidir ve informel biçimde gerçekleşir; aile ve arkadaş grupları içinde kültür informel biçimiyle kazanılır.
Okulun programlı olarak yaptığı her şey formel kanaldır: tüm toplumlarda okullar aracılığıyla millî kültür yeni nesillere bir program çerçevesinde aktarılır. Aynı gün evde duyduğun bir deyim ise informel kanaldır.
Dedenin kullandığı bir kelimeyi anlayabiliyorsan bunu dile borçlusun: dil sayesinde bir neslin önceki nesilden gelen kültürün inceliklerini anlaması mümkün hâle gelir. Dil hem aktarımda hem kazanımda belirleyicidir.
50 soruluk test · kültürün tanımı ve kökeni, sekiz temel özelliği, Atatürk’ün kültür tanımı, maddi-bilişsel-davranışsal ögeler, Ogburn’ün kültürel gecikmesi, örf-âdet-gelenek-görenek ayrımı, kültürün yedi işlevi, işlevselci ve çatışmacı kuram ile formel-informel kazanım
Kültür; bir toplumun bireyleri arasında paylaşılan ve nesilden nesle aktarılan davranış biçimleri, inançlar, değerler, normlar, ritüeller, sanat, dil, giyim, yemek, müzik, dans, mimari, eğitim, din, tarih ve diğer unsurların bütünüdür. Köken: colere (ekmek, ekilebilir hâle getirmek) → cultura (ziraat, yetiştirme); Türkçe karşılığı “ekin”.
1. İnsan ürünü olan her şey. 2. Bireyin değil toplumun ürünü. 3. Kapsayıcı. 4. Bir çeşit soyutlama; davranışlardan hareketle okunabilir. 5. Tarihsel, sürekli ve dinamik. 6. Bütünsel ve bütünleştirici — hiçbir toplumda yüzde yüz bütünlük olmaz. 7. Bir idealler sistemi. 8. Bir uyarlama (adaptasyon) tarzı.
“Bence medeniyeti kültürden ayırmak güçtür ve lüzumsuzdur.” Kültür, bir toplumun devlet hayatında, fikir hayatında (ilim, sosyoloji, güzel sanatlar), iktisadi hayatta (ziraat, sanat, ticaret, kara-deniz-hava ulaştırmacılığı) yapabildiği şeylerin toplu sonucudur. Türk Tarih Kurumunun kurulması, üniversite reformu, kadınlara seçme ve seçilme hakkı kültür alanında derin etkileri olan adımlardır.
Maddi: sanatsal, teknik ve teknolojik üretimler — köprü, yol, park, bina; radyo, televizyon, cep telefonu; heykel, film, edebî eser. Bilişsel: bilim, felsefe, din, ahlak, estetik, ideolojiler; idealleri belirleyerek bir davranışın veya maddi ögenin niçin yapıldığını açıklar. Davranışsal: yasa, gelenek, görenek, âdet, örf, moda; yazılı ve yazısız tüm kuralları içerir.
Maddi kültür ögelerinin manevi kültür ögelerine göre daha hızlı değişmesi sonucunda kültürde ortaya çıkan gerilim. Fiziksel değişimlerin fikir ve değer alanındaki değişimlere göre daha hızlı olması olağandır. Ogburn örneği: otomobiller hızla çoğaldı, trafik kurallarının ve norm-alışkanlıkların oturması uzun zaman aldı. Güncel örnek: kopyalama (klonlama) teknolojisi.
Örf: yazısız, gelenekle geçen, iyilik-kötülük hükümlerine göre yapılması gerekenler; karşı çıkmak yasaya karşı çıkmayla bir tutulabilir (misafire önem verme). Âdet: aynı tanım; günlük düzeni sağlar (kahvaltı, sofra düzeni, kız isteme usulleri). Gelenek: kuşaktan kuşağa geçen bilgi, tasarım, inanç ve yaşam biçimi; âdetlerden daha güçlü, genellikle tutucu (bayramda el öpme). Görenek: yaptırımı en zayıf, mutlaka yerine getirilmesi istenmez (komşu ziyareti, otobüse biniş).
Toplumsal sistemin istikrarını ve devamlılığını sağlar; ne yapılıp yapılmayacağına dair standartlar getirir ve toplumsal kontrolü kolaylaştırır; sosyal dayanışma için temel oluşturur; bir toplumu diğerlerinden ayırır; sosyal kişiliğin oluşmasında en temel faktördür; aidiyet ve bütünleşme sağlar; dil, inanç, değer, norm ve sanatsal üretimleri gelecek kuşaklara aktarır.
İşlevselci: kültür toplumsal ve biyolojik ihtiyaçlar için geniş fırsatlar sunar, bireyleri bir arada tutar, istikrar ve düzen sağlar; Durkheim’a göre dayanışma bütünleşmenin en önemli unsurlarından biridir. Çatışma kuramları: kültür sınıfsal eşitsizlikleri görünür kılan bir sistemdir; kültürel ögeler hâkim sınıfın değer, norm ve hedefleriyle belirlenir; kapitalizm tüketim kültürünü dayatır ama tüketim sınıflara göre değişir.
Kültür sosyalleşme süreçleri boyunca öğrenilir. Formel (biçimsel-resmî) ve informel (resmî olmayan) öğrenme ayrılır. Kültürü öğrenme büyük oranda tesadüfidir ve informel gerçekleşir; aile ve arkadaş grupları informel kanaldır. Eğitim en etkili kurumlardan biridir ve aktarımı formel hâle getirir. Dil hem aktarımda hem kazanımda belirleyicidir; sanat kültürü temsil eden, tanıtan ve yayan ögedir (Selimiye Camii).
Aralarına sınır çizmek çok zordur; kültürel değişimin toplumsal değişimi içerdiği söylenebilir ve iki terim genellikle birbirinin yerine kullanılır. Aynı diyen yaklaşım: tüm kültürler kökeni, anlamı ve kullanımı bakımından toplumsaldır; toplumsal değişim kültürel değişimin bir parçasıdır. Farklı diyen yaklaşım: kültürel değişim sanat, teknoloji, hayat tarzı, alışkanlık ve davranış kalıplarında; toplumsal değişim statü ve rollerde, toplumsal ilişki ve kurumlarda görülür.