Sosyoloji Türkiye’ye neden erken geldi?
Osmanlı aydınları sosyolojiyle oldukça erken bir tarihte ilgilendi — çünkü Fransızca biliyorlardı ve sosyolojinin doğduğu Fransa ile yoğun ilişki içindeydiler. Bu ünitede Ziya Gökalp, Prens Sabahattin, Niyazi Berkes ve Mübeccel Belik Kıray’ın kavramlarını — hars, ademi merkeziyetçilik, çağdaşlaşma, tampon kurum — göreceksin.
Osmanlı Devleti’nde 19. yüzyılda gerçekleştirilen reformlar, yeni bilgilerle donanmış bir yönetici-aydın sınıfı ortaya çıkarmıştır. Jön Türkler olarak adlandırılan bu reformist aydınlar, yeni bir toplumsal düzen kurmakta sosyolojiden faydalanmak istediler.
Osmanlı aydınlarının oldukça erken bir tarihte sosyoloji ile ilgilenmesinin başlıca nedeni, dönemin Osmanlı aydınlarının Fransızca bilmeleri ve sosyolojinin doğduğu Fransa ile yoğun ilişki içinde olmalarıydı.
Sosyolojinin kurucusu ve isim babası Auguste Comte, aynı zamanda Jön Türklerin benimsemiş olduğu pozitivizmin de kurucusuydu. Yani Türkiye’ye gelen ilk sosyoloji, rastgele değil pozitivist bir sosyolojidir.
Şeritteki basamağı seç: her durakta tarih, kim ve hangi kavram yazar. 1914 tarihi ayrıca işaretli — sosyolojinin Türkiye’de kurumsallaştığı yıl.
Kutuya bir kavram (hars, tampon kurum, ademi merkeziyetçilik, çağdaşlaşma) ya da bir eser adı yaz. Sınavda “şu eser kime aittir” sorusu doğrudan bu tablodan gelir.
1914 yılında İstanbul Darülfünununda sosyoloji kürsüsünü kurarak sosyolojinin Türkiye’de kurumsallaşmasını sağlamıştır. “Hars ve Medeniyet” adlı kitabında üzerinde durduğu kültür (hars) ve uygarlık (medeniyet) kavramları Ziya Gökalp sosyolojisinin ana eksenini oluşturur.
Gökalp’ın Türkiye sosyolojisinde kültür kavramına ilk defa karşılık araması ve bu karşılığı “hars” olarak belirtmesi önemlidir. Gökalp, medeniyet ve kültürü (hars) birbirinden ayrı olarak kavramlaştırmıştır.
Sosyoloji çalışmaları Türkiye Cumhuriyeti’nin biçimlenmesini doğrudan etkilemiştir. İmparatorluktan ulus-devlete geçiş sürecinde ülkenin millî bilince dayalı modern bir kültürle Batı medeniyetine dâhil olmasını amaçlamıştır.
Gökalp toplumları ilkel ve millet olabilmiş toplumlar olarak ikiye ayırır. Millet olabilmiş toplumların aynı zamanda din, ahlak, hukuk, güzel sanatlar, dil, iktisat, bilim ve teknik gibi konulardan oluşmuş bir geleneğinin ve millet bilincinin olması gerektiğini söyler.
Gökalp, Fransız sosyolog Durkheim’dan etkilenmiştir. Durkheim’ın kolektif bilinç vurgusunda olduğu gibi toplumun birlik ve bütünlüğünü ön planda tutmuş, düzeni sağlayacak ahlaki kurallara ve dayanışmaya önem vermiştir.
Ona göre Türk toplumu imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle olmalıdır. Birey-toplum sorunsalına “Fert yok cemiyet var, hak yok vazife var.” diyerek bireyci değil kamucu bir yaklaşım getirmiştir. Türkçülüğün Esasları, en önemli eserleri arasındadır.
Üç düğme: Hars, Medeniyet ve Gökalp’ın hedefi. İlk ikisinde iki küme ayrı ayrı aydınlanır — Gökalp bunları birbirinden ayrı olarak kavramlaştırmıştır. Üçüncüsünde kümeler yaklaşır ve kesişimde “Türk kültürünü koruyarak Batı medeniyetine dâhil olmak” yazısı belirir; örnek de tam olarak orada: Türk halk türkülerinin Batılı müzik formunda yeniden yorumlanmasıyla modern bir Türk müziği.
Gökalp medeniyeti reddetmez. Amacı Batı medeniyetine Türk kültürünü koruyarak dâhil olmaktır — yani ikisinden birini seçmek değil, ayırt edip ikisini birden kullanmak. İkinci tuzak: hars = kültür, medeniyet = uygarlık; sınavda bu iki eşleşme ters verilir. Üçüncüsü: 1914 kürsüsü Darülfünun’dadır (bugünkü İstanbul Üniversitesi’nin öncülü) ve bu tarih Türkiye’de sosyolojinin kurumsallaşması demektir, sosyolojinin Türkiye’ye ilk girişi değil.
Prens Sabahattin, sosyoloji alanında çalışma yapan ilk Türk aydınlarından birisidir. “Ademi merkeziyetçilik” adını verdiği siyasi düşünceyi savunmuştur.
Siyasal düşüncesini bir kuramda temellendirmek için ya da siyasal fikirlerini sistemleştirmeye yarayan bir araç bulmak için Le Play’i, onun sosyoloji okulunu ve sosyolojik düşüncesini benimsemiştir.
Bu isim tanıdık gelmeli: Frederic Le Play, bir önceki ünitede monografi tekniğini ilk kez uygulayan ve işçi aileleri üzerine araştırma yapan kişiydi.
Ona göre toplumsal yapıyı kemiren, Türk toplumunu uçuruma sürükleyen hastalığın nedenlerinden ilki, özel hayatta geleneğe dayanan ve bireyselliği öldüren eğitim sistemi; ikincisi, genel hayatta merkezciliğe dayanan yönetim sistemidir.
Kişisel girişim ve ademi merkeziyetçiliğe (merkezî olmayan bir yönetim) dayanan bir üretim ve yönetim biçimini, yani liberalizmi savunmuştur.
“Türkiye Nasıl Kurtarılabilir?” adlı çalışması temel eserlerindendir. Değerlendirme şudur: o, bir araştırmacı olmaktan daha çok reform programları öneren bir düşünür olarak öne çıkmıştır.
Kaydırağı çevir: solda bütün oklar tek merkeze bağlı — karar yukarıdan gelir. Sağa gittikçe merkez küçülür, yerel birimler kendi kararlarını verir ve kişisel girişim alanı büyür. Prens Sabahattin’in merkezciliğe dayanan yönetim sistemini Türk toplumunun iki hastalığından biri sayması bu yüzdendir.
Gökalp ile Prens Sabahattin tam zıt kutuplardır. Gökalp kamucudur: “Fert yok cemiyet var”, toplum imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle olmalıdır. Prens Sabahattin bireycidir: kişisel girişim ve ademi merkeziyetçilik, liberalizm. Etkilendikleri Fransız kaynaklar da farklıdır — Gökalp Durkheim’dan, Prens Sabahattin Le Play’den.
Osmanlı Devleti Dönemi’nden başlayarak Türkiye’nin geçirdiği toplumsal dönüşümler üstüne çalışmalar yapmıştır. Çalışmalarının ana konusu Türkiye’nin çağdaşlaşma sorunudur.
Berkes’e göre Türkiye’nin Batılılaşması; laiklik, çağdaşlaşma ve milliyetçiliğin birleşimi ile gerçekleşebilecektir. Türkiye’nin laiklik sürecinin kökeninin Osmanlı Devleti’nde başladığını savunmuştur.
II. Mahmut Dönemi’nde yapılan hukuki düzenlemelerin bu süreci başlattığı; Şinasi, Namık Kemal, Ali Suavi gibi o dönemin Türk aydınlarının da düşünsel arka planı oluşturduğu görüşündedir.
Laikliğin “sekülerizm” kavramıyla ifade edilmesi gerektiğini, bunun da sadece üst yapıyla değil bütün bir toplumsal yapıyla ilgili olduğunu savunur. Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik ve siyasi yanlarının anlaşılabilmesi için tarihî kopukluk sorununun giderilmesi gerektiği görüşündedir. Türkiye’de Çağdaşlaşma adlı kitabında tarihsel olayların cumhuriyet rejimini hazırladığını iddia eder.
Türkiye’de sosyolojinin üniversitelerde kurumsallaşmasında önemli rol oynayan Kıray, toplumsal değişmeyi ele alma tarzı ile bir ekol oluşturmuştur. “Ereğli-Ağır Sanayiden Önce Bir Sahil Kasabası” adlı çalışması en iyi bilinen çalışmalarından biridir.
Kıray, Türk sosyolojisinde sosyolojik kuramlar geliştirmenin ve alan araştırması yapmanın zor olduğu görüşünü yıkan önemli ve öncü bir sosyologdur. Olguları kavramsallaştırma, kuram ile veriyi birleştirme, bulguları tartışmaya açma ve toplumun yapı ve süreçlerini dikkate alarak yorumlama gibi yöntemsel ilkeleri hayata geçiren ilk Türk sosyoloğu olmuştur.
Ereğli çalışmasında Kıray’ın belirlediği özgün kavramlardan biri “tampon kurum”dur. Ona göre tampon kurumlar ve ilişkiler, göreli olarak daha hızlı ve daha kapsamlı değişme hâllerinde oluşur ve toplumsal bütünleşmeyi olanaklı kılar. Tampon kurumlar toplumsal değişmenin olumsuz etkilerini azaltır ve toplumsal çözülmenin önüne geçer.
Örnekler: köylü ve tüccar ilişkilerinin yüz yüze olması, borç vererek kredi açma, çeşitli işlerde yardımcı olma; ayrıca aile — aile içinde kadının önem arz etmesi ve geniş ailenin varlığı toplumsal değişimin olumsuz etkilerini azaltıcı işlevler görmüştür.
Üstteki kaydırak toplumsal değişme hızını, alttaki tampon kurumların gücünü ayarlıyor. Sağdaki çubuk toplumsal çözülme düzeyini gösteriyor: değişme hızı arttıkça çözülme yükselir, tampon kurumlar güçlendikçe düşer. Kural burada canlanıyor — tampon kurumlar toplumsal değişmenin olumsuz etkilerini azaltır ve toplumsal çözülmenin önüne geçer.
| Ölçüt | Ziya Gökalp | Prens Sabahattin | Niyazi Berkes | M. B. Kıray |
|---|---|---|---|---|
| Yıllar | 1876-1924 | 1879-1952 | 1908-1988 | 1923-2007 |
| Anahtar kavram | Hars (kültür) ve medeniyet | Ademi merkeziyetçilik | Çağdaşlaşma, sekülerizm | Tampon kurum |
| Temel eser | Hars ve Medeniyet · Türkçülüğün Esasları | Türkiye Nasıl Kurtarılabilir? | Türkiye’de Çağdaşlaşma | Ereğli-Ağır Sanayiden Önce Bir Sahil Kasabası |
| Etkilendiği kaynak | Durkheim (kolektif bilinç) | Le Play ve sosyoloji okulu | Osmanlı’dan başlayan tarihsel süreç | Alan araştırması ve kuram-veri birleşimi |
| Birey-toplum | Kamucu: “Fert yok cemiyet var” | Bireyci: kişisel girişim, liberalizm | — | — |
| Katkısı | 1914 Darülfünun sosyoloji kürsüsü | Sosyolojiyle çalışan ilk Türk aydınlarından | Laikliğin kökenini Osmanlı’ya dayandırma | Sosyolojinin üniversitelerde kurumsallaşması, bir ekol |
İki “kurumsallaşma” birbirine karışır. Gökalp 1914’te Darülfünunda sosyoloji kürsüsünü kurarak sosyolojinin Türkiye’de kurumsallaşmasını sağladı; Kıray ise sosyolojinin üniversitelerde kurumsallaşmasında önemli rol oynadı ve bir ekol oluşturdu. İkinci tuzak: tampon kurum “devletin kurduğu bir kurum” değildir — köylü-tüccar ilişkisi, borç vererek kredi açma, yardımlaşma ve aile gibi kendiliğinden oluşan ilişki biçimleridir ve hızlı, kapsamlı değişme hâllerinde ortaya çıkarlar.
Sevdiğin bir türkünün modern bir düzenlemesini dinlerken duyduğun şey Gökalp’ın hedefinin kendisi: Türk halk türkülerinin Batılı müzik formunda yeniden yorumlanmasıyla modern bir Türk müziği.
Bütün kararların tek kişiden çıktığı bir kulüp merkeziyetçidir; her ekibin kendi kararını verdiği kulüp ademi merkeziyetçi. Prens Sabahattin ikincisini savunuyordu.
Şehir değiştiren bir arkadaşının akrabalarının yanına yerleşmesi tampon kurumun tam örneği: Kıray’a göre aile, hızlı değişimin olumsuz etkilerini azaltıcı işlev görür.
Bakkalın deftere yazması, verilen örneğin bugünkü hâli: borç vererek kredi açma ve yüz yüze ilişki — tampon kurumlar toplumsal bütünleşmeyi olanaklı kılar.
“Ben ne istiyorum” yerine “biz ne yapmalıyız” diyen bir grup Gökalp’ın çizgisine yakındır: “Fert yok cemiyet var, hak yok vazife var.”
Kimseden izin beklemeden bir kulüp ya da küçük bir iş kurmayı düşünmek kişisel girişim fikridir — Prens Sabahattin’in savunduğu üretim biçiminin temeli.
Bugünkü bir kurumun neden böyle olduğunu 19. yüzyıla giderek açıklıyorsan Berkes’in yöntemini kullanıyorsun: tarihî kopukluk sorununun giderilmesi.
Osmanlı aydınlarının sosyolojiyle erken tanışmasının başlıca nedeni Fransızca bilmeleri ve Fransa ile yoğun ilişkileriydi. Bir alanı kaynağından okumak, hâlâ aynı avantaj.
Bir kasabaya gidip sanayi gelmeden önceki hâlini kaydetmek Kıray’ın Ereğli araştırmasının mantığıdır: kuram ile veriyi birleştirmek, bulguları tartışmaya açmak.
45 soruluk test · Osmanlı’da sosyolojinin erken benimsenmesi, Ziya Gökalp’ın hars-medeniyet ayrımı ve 1914 kürsüsü, Prens Sabahattin’in ademi merkeziyetçiliği, Niyazi Berkes’in çağdaşlaşma görüşü, Mübeccel Belik Kıray ve tampon kurum kavramı
19. yüzyılda gerçekleştirilen reformlar, yeni bilgilerle donanmış bir yönetici-aydın sınıfı ortaya çıkardı. Jön Türkler denen bu reformist aydınlar, yeni bir toplumsal düzen kurmakta sosyolojiden faydalanmak istediler. Erken ilgilenmenin başlıca nedeni: Fransızca bilmeleri ve sosyolojinin doğduğu Fransa ile yoğun ilişki içinde olmaları. Auguste Comte, Jön Türklerin benimsediği pozitivizmin de kurucusuydu.
1914 yılında İstanbul Darülfünununda sosyoloji kürsüsünü kurarak sosyolojinin Türkiye’de kurumsallaşmasını sağladı. “Hars ve Medeniyet” kitabındaki kültür (hars) ve uygarlık (medeniyet) kavramları sosyolojisinin ana eksenidir. Kültür kavramına ilk defa karşılık araması ve bu karşılığı “hars” olarak belirtmesi önemlidir.
Toplumları ilkel ve millet olabilmiş diye ikiye ayırır; millet olabilmiş toplumların din, ahlak, hukuk, güzel sanatlar, dil, iktisat, bilim ve teknik gibi konulardan oluşan bir geleneği ve millet bilinci olmalıdır. Batı medeniyetine Türk kültürünü koruyarak dâhil olmayı amaçladı (örnek: Türk halk türkülerinin Batılı müzik formunda yeniden yorumlanması). Durkheim’dan etkilendi; kolektif bilinç vurgusu gibi birlik ve bütünlüğü ön planda tuttu.
Ona göre Türk toplumu imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle olmalıdır. Birey-toplum sorunsalına “Fert yok cemiyet var, hak yok vazife var.” diyerek bireyci değil kamucu bir yaklaşım getirdi. Türkçülüğün Esasları en önemli eserleri arasındadır. Sosyoloji çalışmaları Türkiye Cumhuriyeti’nin biçimlenmesini doğrudan etkilemiştir.
Sosyoloji alanında çalışma yapan ilk Türk aydınlarından biridir. “Ademi merkeziyetçilik” adını verdiği siyasi düşünceyi savundu; siyasal fikirlerini sistemleştirmek için Le Play’i, onun sosyoloji okulunu ve sosyolojik düşüncesini benimsedi. Temel eseri: “Türkiye Nasıl Kurtarılabilir?”
Toplumsal yapıyı kemiren hastalığın nedenleri: ilki özel hayatta geleneğe dayanan ve bireyselliği öldüren eğitim sistemi, ikincisi genel hayatta merkezciliğe dayanan yönetim sistemi. Kişisel girişim ve ademi merkeziyetçiliğe dayanan bir üretim ve yönetim biçimini, yani liberalizmi savundu. Bir araştırmacı olmaktan daha çok reform programları öneren bir düşünür olarak öne çıktı.
Ana konusu Türkiye’nin çağdaşlaşma sorunudur. Batılılaşma laiklik, çağdaşlaşma ve milliyetçiliğin birleşimiyle gerçekleşebilir. Laiklik sürecinin kökeni Osmanlı Devleti’nde başlar: II. Mahmut Dönemi’ndeki hukuki düzenlemeler süreci başlatmış, Şinasi, Namık Kemal, Ali Suavi düşünsel arka planı oluşturmuştur. Laiklik “sekülerizm” kavramıyla ifade edilmeli; bu sadece üst yapıyla değil bütün toplumsal yapıyla ilgilidir. Türkiye’de Çağdaşlaşma kitabında tarihsel olayların cumhuriyet rejimini hazırladığını iddia eder.
Sosyolojinin üniversitelerde kurumsallaşmasında önemli rol oynadı; toplumsal değişmeyi ele alma tarzıyla bir ekol oluşturdu. En bilinen çalışması “Ereğli-Ağır Sanayiden Önce Bir Sahil Kasabası”. Kuramlar geliştirmenin ve alan araştırması yapmanın zor olduğu görüşünü yıkan öncü bir sosyologdur; olguları kavramsallaştırma, kuram ile veriyi birleştirme, bulguları tartışmaya açma gibi ilkeleri hayata geçiren ilk Türk sosyoloğudur.
Kıray’ın özgün kavramlarından biridir. Tampon kurumlar ve ilişkiler göreli olarak daha hızlı ve daha kapsamlı değişme hâllerinde oluşur ve toplumsal bütünleşmeyi olanaklı kılar; toplumsal değişmenin olumsuz etkilerini azaltır ve toplumsal çözülmenin önüne geçer. Örnekler: köylü ve tüccar ilişkilerinin yüz yüze olması, borç vererek kredi açma, çeşitli işlerde yardımcı olma ve aile (aile içinde kadının önem arz etmesi, geniş ailenin varlığı).