10. SINIF EDEBİYAT · ÜNİTE 4 · GAZEL

Yedi yüzyıl süren
bir şiirin
tek kalıbı

Gazel, divan edebiyatında yaygın kullanılan nazım biçimidir. Gazellerde genellikle “aşk, tabiat, güzellik, kadın vb.” temalar ele alınır. Beyit nazım birimiyle yazılan gazellerin beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Beyitler; aa, ba, ca, da, ea... biçiminde uyaklanır. Bu ünitede gazelin yapısını, aruz ölçüsünü, divan şiirinin öteki nazım biçimlerini ve bu şiirin merkezindeki aşk anlayışını çalışacağız.

6
Şiir geleneği
5-15
Gazelin beyit sayısı
48
Test sorusu
01 / ALTI ŞİİR GELENEĞİ

Aynı dil, altı ayrı yol

Türk şiiri tek bir çizgide ilerlemedi. Toplumun tarihindeki büyük olaylar — yerleşik hayata geçiş, İslamiyet’in kabulü, Batı’ya yönelme — edebiyatta da bir değişim ve dönüşüm meydana getirdi ve her dönüşüm yeni bir şiir geleneği doğurdu. Bu geleneklerin bazıları aynı yüzyılda yan yana yaşadı; biri ötekinin yerini almadı.

İNTERAKTİF: ALTI GELENEK, ALTI ÖRNEK METİN
FİLTRELENEBİLİR TABLO — GELENEKLERİN KARŞILAŞTIRMASI
DİL YÜZYILLAR İÇİNDE NASIL DEĞİŞTİ?
XI. YÜZYIL · KARAHANLI

kitâb atı urdum kutadğu bilig
kutadsu okığlıka tutsu elig
sözüm sözledim men bitidim bitig
sunup iki ajunnı tutğu elig

Yûsuf Has Hâcib, Kutadgu Bilig (haz.: Mustafa S. Kaçalin). Dil neredeyse tamamen Türkçedir.

XIII. YÜZYIL · BEYLİKLER

Gönül hayrân olupdur aşk elinden
Ciğer biryân olupdur aşk elinden
Niçeler tâc u tahtı mâl u mülkü
Koyup uryân olupdur aşk elinden

Yunus Emre (haz.: Mustafa Tatçı, Dîvân). Arapça ve Farsça sözcükler girmiştir ama cümle Türkçedir.

XVI. YÜZYIL · OSMANLI

Nâm u nişâne kalmadı fasl-ı bahârdan
Düşdi çemende berg-i dıraht itibârdan
Eşcâr-ı bâg hırka-i tecrîde girdiler
Bâd-ı hazân çemende el aldı çenârdan

Bâkî (haz.: Sabahattin Küçük, Bâkî Dîvânı). Farsça tamlamalar (fasl-ı bahâr, berg-i dıraht) baskındır.

Üç metin de Türkçedir. Değişen şey söz varlığı ve tamlama düzenidir: devlet büyüdükçe, ilim ve sanat dili genişledikçe Arapça ve Farsça sözcükler artmış, XVI. yüzyılda Farsça tamlama divan şiirinin doğal aracı hâline gelmiştir. Necâtî Bey’in XV. yüzyıldaki sade dili, bu eğilimin tersine duran bir tercihtir.

TUZAK KARTI — GELENEKLER SIRAYLA DEĞİL, YAN YANA

“Önce halk şiiri vardı, sonra divan şiiri geldi, sonra modern şiir” cümlesi yanlıştır. XVII. yüzyılda Karacaoğlan koşma söylerken Nef’î kaside yazıyordu; bugün bile hem türkü yakılıyor hem serbest şiir yazılıyor. Gelenekler birbirinin yerini almaz, yan yana yaşar. Ayrım zamanda değil beslendiği damardadır: hangi ölçüyle, hangi nazım birimiyle, hangi söz varlığıyla ve kimin için yazıldığı.

02 / GAZEL NEDİR?

Beyit, kafiye düzeni, özel adlar

Gazel, divan edebiyatında yaygın kullanılan nazım biçimidir. Gazellerde genellikle “aşk, tabiat, güzellik, kadın vb.” temalar ele alınır. Beyit nazım birimiyle yazılan gazellerin beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Beyitler; aa, ba, ca, da, ea... biçiminde uyaklanır. Gazelin ilk beytine matla, son beytine makta, en güzel beytine beytülgazel denir.

İNTERAKTİF: GAZELİN KAFİYE DÜZENİ VE ÖZEL BEYİTLERİ
MATLA

Gazelin ilk beyti. Tek beyit içinde iki dize de aynı sesle biter (aa); gazelin bütün kafiye ve redif düzenini bu beyit kurar. “Matla” doğuş yeri demektir — gazel buradan doğar.

MAKTA

Gazelin son beyti. Şair mahlasını (takma adını) genellikle burada söyler. “Ey Necâtî yaraşur mutribi şeh meclisinün” dizesi bir maktadır ve şairin adı oradadır.

BEYTÜLGAZEL

Gazelin en güzel beyti. Yeri sabit değildir; gazelin herhangi bir yerinde olabilir. Şah beyit adı da verilir. Hangi beytin beytülgazel olduğu bir değerlendirmedir, bir kural değil.

İNTERAKTİF: HANGİ BEYTİN ADI NE?
TUZAK KARTI — BEYİT İKİ DİZEDİR, DÖRTLÜK DEĞİLDİR

Beyit, anlam bakımından bütünlük taşıyan iki dizedir. Halk şiirinin nazım birimi dörtlük, divan şiirininki beyittir. İkinci tuzak daha incedir: gazelde her beyit kendi başına bir anlam bütünüdür; beyitler arasında konu bütünlüğü aranmaz. Baştan sona tek bir konuyu işleyen gazele ise yek-âhenk gazel denir — yani konu bütünlüğü gazelin kuralı değil, istisnasıdır.

03 / “DÖNE DÖNE” GAZELİ

Necâtî Bey’in dönen dünyası

Aşağıdaki gazelin redifi iki sözcüktür: döne döne. Bu tekrar yalnız bir ses oyunu değil; gazelin her beytinde dönen bir şey vardır — gök kandili, asılan âşık, uçan güvercin, Kâbe’yi tavaf eden ay ve güneş, sallanan aynalar, raks eden çalgıcı.

ANA METİN — GAZEL

1 · matla
Çıkalı göklere ahum şereri döne döne
Yandı kandîl-i sipihrün cigeri döne döne

2
Ayagı yir mi basar zülfüne ber-dâr olanun
Zevk u şevk ile virür cân ü seri döne döne

3
Şâm-ı zülfünle gönül Mısrı harâb oldu diyu
Sana iletdi kebûter haberi döne döne

4
Kâ’be olmasa kapun ay ile gün leyl-ü-nehâr
Eylemezlerdi tavâf ol güzeri döne döne

5
Sen olasan diyu yir yir asılub âyîneler
Gelene gidene eyler nazarı döne döne

6 · makta
Ey Necâtî yaraşur mutribi şeh meclisinün
Raks urub okuya bu şi’r-i teri döne döne

Necâtî Bey, Divan (haz.: Ali Nihat Tarlan, Necati Beg Divanı). Ölçü: Fe’ilâtün / Fe’ilâtün / Fe’ilâtün / Fe’ilün. Metnin 4. beytinden sonra bir bölüm atlanmıştır.

FİLTRELENEBİLİR TABLO — GAZELİN SÖZ VARLIĞI

Divan şiirini zorlaştıran şey dilbilgisi değil söz varlığıdır. Aşağıdaki on sekiz sözcüğü öğrenirsen gazelin tamamı açılır.

İNTERAKTİF: METİN İŞARETLEME — KAFİYE Mİ, REDİF Mİ?

Gazelin altı dize sonu. Önce tür seç, sonra o türe ait sözcüklere tıkla. Redif iki sözcüktür ve her dizede aynen tekrarlanır.

İNTERAKTİF: KAFİYE İLE REDİFİN SINIRI

Sınır kelimenin içindedir: “şerer-i”de “-i” belirtme durumu ekidir, yani rediftir; geriye kalan “er” sesleri kafiyeyi kurar.

NECÂTÎ BEY (? - 1509)
  • XV. yüzyılın tanınan divan şairlerindendir; asıl adı İsa’dır.
  • • Devrinde “Hüsrev-i Rûm” (Anadolu şairlerinin padişahı) olarak anılmıştır.
  • • Zengin kelime hazinesi, özgün imge dünyası ve sade diliyle Türk şiirine temel taşı koyanlardan biridir.
  • • Şiirlerinde sade bir Türkçe kullanmış; halk söyleyişleri ile atasözleri ve deyimlere sıkça başvurmuştur.
  • • Şiirleriyle kendisinden sonra gelen birçok şairi etkilemiştir.
  • “Döne döne” redifli gazeline başta Bâkî olmak üzere pek çok şair tarafından nazireler yazılmıştır.
  • Eseri: Divan.

Kaplan Üstüner’in yazdığına göre Necâtî’nin şiirlerinde kendi hayatından izler de vardır: “Nâmeye sıgmaz Necâtînün oransuz kıssası / Göz yaşıyla kapuna ‘arz ola bâkî mâ-cerâ” — şairin hayatı mektuplara sığmaz, yazılsa roman olur. Bir başka beytinde o kadar yalnızdır ki kapısını rüzgârdan başka açan bulunmaz: “Bir veche unuduldı Necâtî ki kimsene / Mihnet-serâsı kapusın açmaz meger ki bâd.”

TUZAK KARTI — NAZİRE TAKLİT DEĞİLDİR

Nazire, bir şairin başka bir şairin şiirine aynı ölçü, aynı kafiye ve aynı redifle yazdığı şiirdir. Bâkî’nin Necâtî’ye yazdığı nazire bir saygı ve yarış biçimidir: “aynı kalıpta ben ne yapabilirim?” sorusunun cevabıdır. Divan şiirinde özgünlük yeni bir kalıp bulmakta değil, bilinen kalıbın içinde yeni bir söyleyiş bulmaktadır. Bu yüzden nazire yazmak kusur değil, ustalık göstergesidir.

04 / ARUZ ÖLÇÜSÜ

Hecenin sayısı değil, ağırlığı

Aruz ölçüsü, dizelerdeki hecelerin ses değeri açısından denkliğine dayanır. Hece ölçüsünde dizeler kaç hece olduğuna bakılarak eşitlenir; aruzda ise heceler kısa (açık) ve uzun (kapalı) diye ikiye ayrılır ve her dize aynı kısa-uzun desenini tekrarlar. Bu desenin adı kalıp, kalıbı oluşturan parçaların adı tef’iledir.

İNTERAKTİF: ALTI ARUZ KALIBI — DOLU KUTUCUK UZUN, BOŞ KUTUCUK KISA HECE
KISA (AÇIK) HECE

Kısa ünlüyle biten hece kısadır: ka, ge, si. Aruz çizelgesinde . ya da ᴗ imiyle gösterilir.

UZUN (KAPALI) HECE

İki durumda hece uzundur: ünsüzle bitiyorsa (tün, gök, mef) ya da uzun ünlü taşıyorsa (, û, î). Çizelgede imiyle gösterilir.

İNTERAKTİF: HANGİ ŞİİR HANGİ KALIPLA YAZILMIŞ?
İNTERAKTİF: HECE TEZGÂHI

Aruzu çözebilmek için önce hece sınırını doğru koymak gerekir. Bu terimleri hecelerine ayır.

TUZAK KARTI — ARUZ TÜRKÇE İÇİN YAPILMAMIŞTI

Aruz Arap ve Fars şiirinden alınmıştır ve o dillerde ünlü uzunluğu anlam ayırt eder. Türkçede ise uzun ünlü yoktur; bu yüzden aruzu Türkçeye uydurmak yüzyıllar süren bir uğraş olmuştur. Şairler iki yola başvurdu: imale (kısa heceyi uzun okuma) ve zihaf (uzun heceyi kısa okuma). İkisi de aslında bir kusur sayılırdı; büyük şairin ölçüsü, ne kadar az imale ve zihafa başvurduğuyla ölçülürdü. Türkçeyi aruza en iyi uyduran şairler Fuzûlî, Bâkî, Nedîm, Şeyh Gâlib ve daha sonra Tevfik Fikret ile Yahya Kemal sayılır.

05 / ÖTEKİ NAZIM BİÇİMLERİ

Divan şiirinin öteki kalıpları

Gazel divan şiirinin en yaygın nazım biçimidir ama tek biçimi değildir. Aşağıdaki dört şiir, gazelle aynı gelenekten gelir; nazım birimi, birim sayısı ve kafiye düzeni bakımından ondan ayrılırlar.

DÖRT ÖRNEK METİN
ŞARKI

Senden bilirim yok bana bir fâ’ide ey gül
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül
Etsem de ‘abesdir sitem-i hâra tahammül
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül

Ellerle o zevk etdi ben âteşlere yandım
Çekdim o kadar cevr ü cefâsın ki usandım
Derlerdi kabûl etmez idim şimdi inandım
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül

Osman Nevres (haz.: Bayram Ali Kaya, Dîvân). Ölçü: Mef’ûlü / Mefâ’îlü / Mefâ’îlü / Fe’ûlün.

MURABBA

Gül yüzünde göreli zülf-i semen-sây gönül
Kuru sevdâda yeler bî-ser ü bî-pây gönül
Demedim mi sana dolaşma ana hay gönül
Vay gönül vay bu gönül vay gönül ey vay gönül

Bizi hâk etti hevâ yoluna sevdâ nidelim
Pây-mâl eyledi bu zülf-i semen-sâ nidelim
Kul edinmezdi güzeller bizi illâ nidelim
Vay gönül vay bu gönül vay gönül ey vay gönül

Ahmed Paşa (haz.: Ali Nihat Tarlan, Ahmet Paşa Divanı). Ölçü: Fe’ilâtün / Fe’ilâtün / Fe’ilâtün / Fe’ilün.

RUBAİ

Âlem dedigin senin ne manâ bilsem
Bitmez mi tükenmez mi bu gavga bilsem
Bir şâm u seherdir ki mükerrer dâim
Olduk ne için mahv-ı temâşâ bilsem

Şeyh Gâlib (haz.: Naci Okçu, Şeyh Gâlib Dîvânı). Ölçü: Mef’ûlü / Mefâ’îlü / Mefâ’îlün / Fa’.

TUYUĞ

Hakka şükür koçlarun devrânıdur
Cümle âlem bu demün hayrânıdur
Gün batandan gün toğan yire değin
Aşk erinün bir nefes seyrânıdur

Kadı Burhaneddin (Haluk İpekten, Eski Türk Edebiyatı Nazım Şekilleri ve Aruz). Ölçü: Fâ’ilâtün / Fâ’ilâtün / Fâ’ilün.

FİLTRELENEBİLİR TABLO — BEŞ NAZIM BİÇİMİ
MERSİYE — VE BİR KEDİNİN ARDINDAN

Mersiyeler; din, devlet büyüklerinin ya da sevilen birinin ölümünün ardından yazılan divan şiirleridir. Halk şiirindeki karşılığı ağıt, İslamiyet Öncesi Dönem’deki karşılığı sagudur — üçü de aynı duyguyu, üç ayrı gelenekte söyler.

Çıktın elden nidelim ansızın eyvâh pisi

Yandın ölüm oduna derd ile nâgâh pisi

Hasretâ şîr-i ecel buldu sana râh pisi

Nidelim âh pisi neyleyelim vâh pisi

Derisi kakum u semmûr u vaşaktan yeğ idi

Râst idi hüsnü gibi hulku dahi gökçeğ idi

Kedi sanman onu ol bir ala gözlü beğ idi

Nidelim âh pisi neyleyelim vâh pisi

Ansızın elden çıktın eyvah pisi

Zamansız dert ile ölüm ateşiyle yandın pisi

Yazık ki ecel aslanı sana gelen yolu buldu pisi

Ne edelim ne eyleyelim ah pisi vah pisi

Derisi kakım, samur ve vaşaktan üstün idi

Doğru idi güzelliği gibi ahlakı da iyi ve güzel idi

Onu kedi sanmayın o ela gözlü bir bey idi

Ne edelim ne eyleyelim ah pisi vah pisi

Meâli — Cemal Kurnaz, Divan Dünyası. Şiirin kendisi bir komisyon tarafından yazılmıştır. kakum: beyaz kürkü değerli bir hayvan · semmûr: samur · şîr-i ecel: ecel aslanı · hulk: huy, ahlak.

Bu şiir divan şiiri hakkındaki en yaygın ön yargıyı tek başına çürütür: divan şairi yalnız padişahı ve sevgiliyi anlatmaz. Bir kedinin ardından mersiye yazan bir şair, hem hayvana karşı duyarlıdır hem de yüksek bir kalıbı gündelik bir konuya uygulayacak kadar ustadır.

TUZAK KARTI — ŞARKI İLE MURABBA ÇOK BENZER

İkisi de dörtlüklerle yazılır, ikisi de dördüncü dizeyi tekrarlar. Ayıran nokta şudur: şarkı bestelenmek için yazılmıştır ve tekrarlanan dizeye nakarat denir; şarkının üçüncü dizesine ise miyan adı verilir ve orası şiirin en anlamlı yeri sayılır. Şarkı Türklerin divan edebiyatına kazandırdığı bir nazım biçimidir ve en büyük ustası Nedîm’dir. Murabbanın böyle bir beste amacı yoktur. Bir de rubai ile tuyuğ karışır: ikisi de tek dörtlüktür ve aaxa uyaklıdır, ama tuyuğ Türklerin bulduğu bir biçimdir ve yalnız Fâ’ilâtün / Fâ’ilâtün / Fâ’ilün kalıbıyla yazılır.

06 / DİVAN ŞİİRİNDE AŞK

Yedi yüzyıl tek konu

Klasik Türk edebiyatı, aşk ekseninde şekillenmiş ve gelişimini sürdürmüş bir edebiyat geleneğidir. Şairler asırlar boyunca çeşitli teşbihler, mecazlar ve tasvirler aracılığıyla aşkı anlatmaya çalışmışlardır. Ancak keskin çizgilerle aşkın bir tanımını yapmak mümkün değildir; her şair aşkı kendine göre yorumlamıştır.

AŞKIN İKİ YÜZÜ

Kimi, aşkı belâ olarak görürken bir diğeri de sefa olarak nitelendirmiştir. Bu hususta aşk, birbiri ile zıt olan iki kavramı bünyesinde barındırabilecek ulvî (yüce) bir duygudur.

Kimi şairler aşka yalnızca beşerî anlam yüklerken kimileri de onu ilahi boyutta düşünmüş ve mutlak aşkın Tanrı olduğunu söylemişlerdir. Bazen de İlâhî ve beşerî aşk tek bir beyitte sentezlenmiştir. Bu yüzden bir beytin “dünyevi mi ilahi mi” olduğu çoğu zaman okurun yorumuna açıktır.

GÜZELLİĞİN KAYNAĞI

Divan şiirinin tamamına yakını, güzelliğin kaynağı kabul edilen “Hüsn-i Mutlak”ı (Mutlak Güzellik) terennüm eder (dile getirir). Güzele duyulan ilgi ve bunun artması sonucu gelişen görme, elde etme ve kavuşma arzusunun insan ruhunda oluşturduğu “aşk”, dolaylı olarak bu şiirin temel konusunu oluşturur.

Genel kabul gören bir inanışa göre insanın tanıdığı ilk güzellik Allah’ın “Cemal”i olup, güzellikle bu ilk tanışma ruhların yaratılıp onunla ahitleştikleri “Elest Bezmi”nde gerçekleşmiştir. İnsanların dünyada âşık oldukları her güzellik, aslında o ilk zevk hâline duyulan özlemin bir uzantısıdır.

SU KASÎDESİ — FUZÛLÎ

Redifi tek bir sözcüktür: su. Şiir boyunca su bir gözyaşıdır, bir kılıçtır, bir yolcudur, bir âşıktır. Bu, divan şiirinin çalışma biçimini en iyi gösteren örnektir: bir sözcük, otuz iki beyit boyunca otuz iki ayrı anlam kazanır.

Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su

Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su

Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su

Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su

Ey göz, gönlümdeki ateşlere gözyaşından su saçma çünkü bu kadar tutuşmuş/yanmış ateşe su çare olmaz.

Bahçıvan, gül bahçesini suya versin, boşuna zahmete girmesin. Bin gül bahçesini sulasa, senin yüzün gibi bir tane bile gül açılmaz.

Dostlar, eğer onun elini öpmek arzusuyla ölürsem; toprağımdan bir testi yapın ve onunla sevgiliye su ikram edin.

Su, ayağının toprağına varmak için ömrü boyunca başını taştan taşa vurarak avare gezer.

Fuzûlî, Su Kasîdesi (günümüz Türkçesi: Erdem Can Öztürk, Su Kasîdesi Şerhi). Ölçü: Fâ’ilâtün / Fâ’ilâtün / Fâ’ilâtün / Fâ’ilün. Şiir bir na’ttır: Hz. Peygamber’i öven kasidedir. eşk: gözyaşı · od: ateş · gül-zâr: gül bahçesi · kûze: testi · hâk-i pây: ayak toprağı.

KARŞILAŞTIRMA — GAZEL ↔ KASİDE
FUZÛLÎ (XVI. YÜZYIL)

Yaşadığı XVI. yüzyıldan bugüne kadar yetişen, Türk edebiyatının tanınmış şairleri içerisinde en büyük lirik şair olarak şiir tahtında oturmaktadır. Türk, Arap ve İran kültürlerinin tabakalaştığı Irak-ı Arab’da Arapçayı, Farsçayı ve devrinin bütün ilimlerini hakkıyla öğrenmiştir. Eserlerinden tefsir, hadis, kelâm, fıkıh, mantık, hendese, astronomi ve tıp ilimlerini bildiği anlaşılmaktadır; bu sebeple kaynaklar ondan “Mevlânâ Fuzûlî” diye bahsetmişlerdir.

Onu gördüğü anlaşılan hemşehrisi Ahdî, onun âlim, fâzıl, iyi yaratılışlı, sohbeti tatlı bir insan olduğunu, üç dille şiir yazdığını, aruz ve kafiye ilminde ve muamma söylemekte usta olduğunu, nesrinin sanatlı ve secili fakat akıcı olup herkes tarafından beğenildiğini yazmıştır. (Hasibe Mazıoğlu, Fuzûlî Üzerine Makaleler)

“Aşk imiş her ne var âlemde / İlm bir kīl ü kâl imiş ancak”âlemde ne varsa aşkmış; ilim ise yalnızca bir dedikodudan ibaretmiş. Divan şiirinin aşk anlayışını tek beyitte özetleyen söz budur.

TUZAK KARTI — DİVAN ŞİİRİ HAYATTAN KOPUK DEĞİLDİR

Necâtî’nin gazeli, yazıldığı dönemin gündelik hayatını satır satır taşır: kandil (aydınlatma aracı), kebûter/güvercin (haberleşme aracı), ay ve güneşin Kâbe’yi tavaf etmesi (Dünya’nın merkezde olduğu evren anlayışı), iplere asılmış aynalar (pazar yerlerinde ayna satışı), meclis, mutrib ve raks (eğlence meclislerinde çalgı ve dans), şairin padişah meclisinde şiir okuması (sanata ve sanatkâra verilen değer). Yani şiir mecazlarla yazılmıştır ama mecazların malzemesi gerçek hayattır. Bir de şu var: şehzade katilleri, padişahın indirilmesi, yeniçeri isyanları, kıtlıklar — hepsi zamanın divan şiirinde yankı bulur.

07 / DİLİMİZİN İNCELİKLERİ

Zamir, edat, bağlaç, ünlem

Bu dört sözcük türünün ortak yanı şudur: tek başlarına bir varlığı ya da hareketi karşılamazlar. İsim, sıfat ve fiil bir şeyi gösterir; bunlar ise gösterilenler arasındaki ilişkiyi kurar. Şiirde ritmi ve bağlantıyı büyük ölçüde bu dört tür taşır.

ZAMİR (ADIL)

İsmin yerini tutan sözcüklerdir. İki biçimde bulunur: sözcük hâlinde (ben, sen, o, biz, siz, onlar; bu, şu; kim, ne; kimse, herkes, hiçbiri) ve ek hâlinde (kalb-iniz, kapı-m).

Ayırt etme yolu: bir sözcüğün yerini tutuyorsa zamir, bir ismi niteliyorsa sıfattır. “Bu güzel.” → zamir. “Bu kitap güzel.” → sıfat.

EDAT (İLGEÇ)

Tek başına anlamı olmayan, başka sözcüklerle öbek kurduğunda anlam kazanan sözcüklerdir: gibi, için, ile, kadar, göre, doğru, üzere, dolayı, bile, değin, karşı, ancak.

“Rüzgâr gibi”, “şarkılar için”, “bir bakış bile”. Edat çıkarılırsa cümle bozulur — bağlaçtan farkı budur.

BAĞLAÇ

Eş görevli sözcükleri, söz öbeklerini ya da cümleleri birbirine bağlayan sözcüklerdir: ve, ile, ama, fakat, lakin, ancak, çünkü, ki, de/da, ne… ne…, hem… hem…, ya… ya…

Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!” Bağlaç çıkarılırsa cümlenin anlamı daralır ama cümle yine de ayakta kalır.

ÜNLEM

Sevinç, korku, acı, şaşkınlık gibi ani duyguları anlatan ya da seslenme bildiren sözcüklerdir: ah, vah, eyvah, of, hey, ey, bre, aman, yazık.

Ey Necâtî…”, “Nidelim âh pisi neyleyelim vâh pisi”. Divan şiirinde ünlem çok sık kullanılır çünkü şiir bir seslenmedir: âşık sevgiliye, şair meclise seslenir.

İNTERAKTİF: METİN İŞARETLEME — DÖRT SÖZCÜK TÜRÜ

Behçet Necatigil, Ahmet Muhip Dıranas ve Necâtî Bey’den yedi dize. Önce tür seç, sonra o türe ait sözcüklere tıkla. İsim, sıfat ve fiiller işaretlenmez.

TUZAK KARTI — “İLE” HEM EDAT HEM BAĞLAÇTIR

“ile”yi ayırmanın yolu onu “ve” ile değiştirmeye çalışmaktır. Değişebiliyorsa bağlaçtır: “Zevk u şevk” = “zevk ve neşe” → bağlaç. Değişemiyorsa edattır: “derd ile yandın” = “derd ve yandın” olmuyor → edat, çünkü orada “ile” bir sebep/araç bildiriyor. Aynı sınama “de/da” için de işler: ayrı yazılıp “bile” anlamı veriyorsa bağlaç (“Sen de gel”), bitişik yazılıp yer bildiriyorsa hâl ekidir (“Kalbinizde kaldı”).

08 / OYUN

Beyti gör, kavramı söyle

Her soruda ya bir beyit, ya bir tanım ya da bir kavram verilir. Soruların ve şıkların sırası her açılışta karışır; yanlış cevapta doğrusu ve gerekçesi hemen görünür.

OYUN — GAZEL
0 / 0
09 / BİLGİ TESTİ

Öğrendiklerini test et

48 soruluk test — Türk şiirinin altı geleneği, gazelin tanımı ve kafiye düzeni, matla, makta ve beytülgazel, Necâtî Bey ve “döne döne” redifli gazel, gazelin söz varlığı, kafiye ve redif ayrımı, aruz ölçüsü ve tef’ileler, imale ve zihaf, divan şiirinin öteki nazım biçimleri (kaside, şarkı, murabba, rubai, tuyuğ, mersiye, mesnevi), divan şiirinde aşk anlayışı, Fuzûlî ve Su Kasîdesi, zamir-edat-bağlaç-ünlem

Soru 1 / 10
Puan: 0
Soru yükleniyor...
10 / ÖZET

Ünitenin iskeleti

GAZEL

Divan edebiyatında yaygın kullanılan nazım biçimidir. Gazellerde genellikle “aşk, tabiat, güzellik, kadın vb.” temalar ele alınır. Beyit nazım birimiyle yazılan gazellerin beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Beyitler; aa, ba, ca, da, ea... biçiminde uyaklanır.

MATLA · MAKTA · BEYTÜLGAZEL

Gazelin ilk beytine matla, son beytine makta, en güzel beytine beytülgazel denir. Matla iki dizesi de aynı sesle biten tek beyittir; maktada şair mahlasını söyler; beytülgazelin yeri sabit değildir, şah beyit adı da verilir.

ALTI ŞİİR GELENEĞİ

İslamiyet Öncesi (koşuk, sagu, sav, destan) · Anonim (mâni, türkü, ninni) · Âşık Tarzı (koşma, semai, varsağı, destan) · Dinî-Tasavvufi (ilahi, nefes, nutuk, şathiye) · Divan (gazel, kaside, mesnevi, rubai, şarkı) · Modern (serbest şiir). Gelenekler birbirinin yerini almaz, yan yana yaşar.

NECÂTÎ BEY (? - 1509)

XV. yüzyıl divan şairi; asıl adı İsa. Devrinde “Hüsrev-i Rûm” (Anadolu şairlerinin padişahı) olarak anılmıştır. Zengin kelime hazinesi, özgün imge dünyası ve sade diliyle Türk şiirine temel taşı koyanlardandır; halk söyleyişleri ile atasözleri ve deyimlere sıkça başvurmuştur. “Döne döne” redifli gazeline başta Bâkî olmak üzere pek çok nazire yazılmıştır. Eseri: Divan.

KAFİYE VE REDİF

“Döne döne” gazelinde redif iki sözcüktür: “döne döne”; ondan önceki “-i / -ı” belirtme durumu eki de rediftir. Kafiyeyi şerer-, ciger-, ser-, haber-, güzer-, ter- sözcüklerinin sonundaki “er” sesleri kurar. Redif bir ek, bir sözcük ya da birden çok sözcük olabilir.

ARUZ ÖLÇÜSÜ

Dizelerdeki hecelerin ses değeri açısından denkliğine dayanır. Hece kısa (açık) ya da uzun (kapalı) olur; uzun hece ünsüzle biter ya da uzun ünlü taşır. Desenin adı kalıp, parçalarının adı tef’iledir. Türkçede uzun ünlü bulunmadığı için imale (kısayı uzun okuma) ve zihaf (uzunu kısa okuma) kusurlarına başvurulmuştur.

ÖRNEK ARUZ KALIPLARI

Gazel (Necâtî): Fe’ilâtün/Fe’ilâtün/Fe’ilâtün/Fe’ilün · Su Kasîdesi (Fuzûlî): Fâ’ilâtün/Fâ’ilâtün/Fâ’ilâtün/Fâ’ilün · Şarkı (Osman Nevres): Mef’ûlü/Mefâ’îlü/Mefâ’îlü/Fe’ûlün · Murabba (Ahmed Paşa): Fe’ilâtün/Fe’ilâtün/Fe’ilâtün/Fe’ilün · Rubai (Şeyh Gâlib): Mef’ûlü/Mefâ’îlü/Mefâ’îlün/Fa’ · Tuyuğ (Kadı Burhaneddin): Fâ’ilâtün/Fâ’ilâtün/Fâ’ilün.

NAZIM BİÇİMLERİ

Gazel: beyit, 5-15 beyit, aa/ba/ca. Kaside: beyit, en az 33 beyit, aa/ba/ca; övgü amaçlıdır. Şarkı: dörtlük, bestelenmek için yazılır, tekrarlanan dizesi nakarat, üçüncü dizesi miyan; Türklerin kazandırdığı biçimdir, ustası Nedîm. Murabba: dörtlük, dördüncü dize tekrarlanır. Rubai: tek dörtlük, aaxa. Tuyuğ: tek dörtlük, aaxa, Türklerin bulduğu biçim, yalnız Fâ’ilâtün/Fâ’ilâtün/Fâ’ilün kalıbıyla.

MERSİYE

Din, devlet büyüklerinin ya da sevilen birinin ölümünün ardından yazılan divan şiirleridir. Halk şiirindeki karşılığı ağıt, İslamiyet Öncesi Dönem’deki karşılığı sagudur. Bir kedinin ardından yazılmış mersiye, divan şairinin yalnız padişahı ve sevgiliyi anlatmadığını gösterir.

DİVAN ŞİİRİNDE AŞK

Klasik Türk edebiyatı, aşk ekseninde şekillenmiş bir edebiyat geleneğidir. Şiirin merkezinde güzelliğin kaynağı sayılan “Hüsn-i Mutlak” vardır; insanın tanıdığı ilk güzellik Allah’ın “Cemal”idir ve bu tanışma “Elest Bezmi”nde gerçekleşmiştir. Kimi şair aşkı belâ, kimi sefa sayar; kimi beşerî, kimi ilahi boyutta düşünür, bazen ikisi tek beyitte sentezlenir.

FUZÛLÎ (XVI. YÜZYIL)

Türk edebiyatının en büyük lirik şairi sayılır. Irak-ı Arab’da yetişmiş; Arapça, Farsça ve devrinin bütün ilimlerini öğrenmiştir — bu yüzden “Mevlânâ Fuzûlî” diye anılır. Üç dille şiir yazmış, aruz ve kafiye ilminde usta sayılmıştır. Su Kasîdesi bir na’ttır (Hz. Peygamber’i öven kaside) ve redifi sudur.

DİL BİLGİSİ

Zamir ismin yerini tutar (sözcük ya da ek hâlinde). Edat tek başına anlamsızdır, öbek kurunca anlam kazanır (gibi, için, bile, kadar) ve çıkarılırsa cümle bozulur. Bağlaç eş görevli ögeleri bağlar (ve, ama, çünkü, ne… ne…) ve çıkarılsa da cümle ayakta kalır. Ünlem ani duyguyu ya da seslenmeyi bildirir (ah, vah, ey, aman). “ile” “ve” ile değiştirilebiliyorsa bağlaç, değiştirilemiyorsa edattır.