Bir fındık kabuğuna sığar,
yedi dünyaya sığmaz
Masal; kahramanları insanlar bazen de hayvanlar ve olağanüstü varlıklar olan, olayların hayalî olarak tasarlandığı, zaman ve mekân unsurlarının belirgin olmadığı, dinleyenleri eğlendirerek eğitmeyi amaçlayan edebî türdür. Bu ünitede masalın beş bölümünü, yapı unsurlarını, kalıplaşmış dilini ve edebî metin olarak yerini çalışacağız.
Masal; kahramanları insanlar bazen de hayvanlar ve olağanüstü varlıklar olan, olayların hayalî olarak tasarlandığı, zaman ve mekân unsurlarının belirgin olmadığı, dinleyenleri eğlendirerek eğitmeyi amaçlayan edebî türdür. Bu tanımın içinde beş ayrı ölçüt var ve masalı öteki anlatı türlerinden ayıran şey bu beşinin bir arada bulunmasıdır.
Düğmelere tıkla; ortadaki şemada seçtiğin kol vurgulanır, sağda o ölçütün ayrıntısı açılır.
Olmadığı hâlde varmış gibi tasarlanmış, kurgulanmış olay veya durumdur. Masalın omurgası budur: anlatılan olay yaşanmamıştır, yaşanmış gibi tasarlanmıştır. Bu yüzden masalda “doğru mu?” sorusu anlamsızdır; doğru sorusu “tutarlı mı?”dır.
Naki Tezel’in aktardığına göre masalın öz Türkçe karşılığı ödkünç / ötkünçtür. Uygurcada öd öğüt; ödkünç ise öğüt verici ad, öğüt verici hikâye, ahlak dersi veren alegorik eser anlamına gelir.
Yani türün adı bile öğreticiliği işaret ediyor: masal eğlendirir, ama boşuna eğlendirmez.
“Masal dediğimiz şey, her milletin dönen aynasıdır. Bu aynaya bakacak olursak, hem eskilerin ibadetlerini hem eski zamanlarımızın ahlakını da görmüş oluruz.” — Ignácz Kúnos (İgnas Kunoş)
“Öyle ya masal deyip geçmeyin, kökleri vardır geçmişte dayanır durur dağ gibi... Dalları var üstümüzde, yeşerir gider bağ gibi...” — Eflâtun Cem Güney, Masallar
İki söz de aynı şeyi söyler: masal hayalîdir ama boş değildir. İçinde bir toplumun inancı, ahlakı ve dünya görüşü taşınır. Bu yüzden masal, tarihî bir belge olmasa da bir kültür belgesidir.
Destanda da dev vardır, halk hikâyesinde de rüya vardır, efsanede de olağanüstü olay vardır. O hâlde masalı ayıran şey nedir? Zaman ve mekânın belirsizliği. Destan bir millete ve döneme bağlıdır; efsane belli bir yere bağlıdır (bir kaya, bir göl, bir taş). Masal ise “evvel zaman içinde” başlar ve nerede geçtiği söylenmez. İkinci ayırt edici: efsanede anlatılanın doğruluğuna inanılır, masalda inanılmaz — masalın kendisi de buna “yalan” der ve tekerlemesiyle bunu ilan eder.
Masalın başında dinleyicileri masala hazırlamak için bir tekerleme söylenir. Tekerlemenin bulunduğu bu bölüme döşeme denir. Daha sonra olay, kişi, zaman ve mekânın tanıtıldığı serim bölümüne yer verilir. Ardından olayların ve çatışmaların yer aldığı düğüm bölümü başlar. Olayların sonuca ulaştığı bölüm çözüm bölümüdür. Masalın sonunda dilek bölümü bulunur. Burada bir tekerleme söylenir ve hem masal söyleyicisi hem de dinleyenler için iyi dilekler yer alır.
Döşeme, masalın kapısıdır: dinleyeni gerçek dünyadan çıkarıp masal dünyasına sokar. Kendi içinde bile mantık aramaz; ses ve ahenkle ilerler.
“Çıktım tavan arasına, ne ayarına baktım ne darasına. Avuç avuç altın aldım sarıdır diye, doldurdum cebime darıdır diye... ‘Hu!’ deyip düştüm yola, vardım indim İstanbul’a, bir kâse yoğurt aldım durudur diye, doksan desti su kattım koyudur diye...”
“Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer top oynarken eski harman içinde... Yuvarlandım, yumak oldum; toparlandım, toprak oldum; toprak evde buldum kazı... Kazı hancıya verdim, hancı bana mazı verdi... Mazıyı avcıya verdim, avcı bana tazı verdi...”
“Ne tarlamız vardı ne darımız, ne kovanımız vardı ne arımız. (...) Bir gün bir arı gelip kondu başıma, görünce girdim yeni bir yaşıma! Bir gözünden bal akıyordu, bir gözünden kaymak, dünyalar değer bir kere tatmak.”
kalbur: tahıl elemeye yarayan büyük delikli elek · desti: topraktan yapılmış su testisi · mazı: ağaçta oluşan yuvarlak ur · tazı: av köpeği · harman: ekinlerin dövülüp savrulduğu düz alan.
Masalda tekerleme iki yerde bulunur: başta ve sonda. Ama bölümün adı ikisinde farklıdır. Baştaki tekerlemenin bulunduğu bölüm döşemedir; görevi dinleyiciyi masala hazırlamaktır. Sondaki tekerlemenin bulunduğu bölüm dilektir; orada hem masal söyleyicisi hem dinleyenler için iyi dilekler yer alır. Sınavda “tekerleme masalın hangi bölümüdür?” diye sorulmaz — tekerleme bir bölüm değil, iki bölümün içindeki bir ögedir.
Masal, anlatmaya bağlı edebî metinlerdendir; hikâye, roman, destan, halk hikâyesi ve fabl da öyle. Bu metinlerin hepsi aynı altı ögeden kurulur: olay örgüsü, kişiler, zaman, mekân, çatışma, dil ve anlatım. Aşağıdaki şemada her kolu Mercan Kız masalı üzerinden inceleyebilirsin.
Aşağıdaki bölüm masalın düğüm kısmındandır: kaçış, kovalama ve beddua burada yer alır.
Dev anası gelmiş. Seslenmiş, seslenmiş, yok. Bir gün, iki gün, tam üç gün beklemiş de eve girememiş. Sonunda anlamış, düşmüş peşlerine. Düşmesiyle birlikte iki üç adımda yetişmiş onlara.
Mercan Kız dönmüş ki anası arkalarında. Heybesinden hemen bir testi suyu çıkarmış, yere vurmuş. Vurmasıyla aralarında gürül gürül akan bir ırmak oluşmuş. Dev anası sağa seğirtmiş, sola seğirtmiş kurtulmak için, yetişmek için; ama anlamış, arayı açmışlar. Yetişemeyeceğini anlayınca arkalarından bağırmış:
— İlahi çocuklar! Benden kurtuldunuz ama alınyazınızdan kurtulamazsınız. Yedi yıl hasretlik çekip de kavuşamayasınız, diye beddua etmiş ve dönmüş arkasını gitmiş.
Bizimkiler derelerden sel gibi, tepelerden yel gibi konarak göçerek bir derenin kenarına gelmişler. Kavak ağacının altında Mercan Kız:
— Dinlenelim biraz, demiş. İnmişler atlarından. Mercan Kız: — Şehzadem, anam çok kötü beddua etti. İlerde zor bir zamanda tutacağına gel biz bugün burda ayrılalım. Ben bu kavak ağacının tepesinde seni bekleyeyim. Bak saray göründü zaten. Sen de git sarayına. Altı ay sonra gelir, beni burdan alırsın.
Şehzade: — Öyle olmaz böyle olur, deyip bin dereden su getirse de bir türlü Mercan Kız’ı ikna edememiş.
Mercan Kız ile dev anası arasındaki çatışma kişi ↔ kişi çatışmasıdır; görülmesi kolaydır. Ama masalda ikinci bir çatışma daha var: kişi ↔ kader. Dev anasının bedduası (“yedi yıl hasretlik çekip de kavuşamayasınız”) bir insanı değil, alın yazısını karşıya koyar — ve masalın geri kalanı bu çatışmanın üstüne kurulur. Kahramanın kendi içindeki kararsızlık da bir çatışmadır: şehzade ayrılmak istemez, Mercan Kız ayrılmayı seçer.
Masalın dili, günlük konuşmadan üç noktada ayrılır: öğrenilen geçmiş zaman (-mış) ile anlatılır, kalıp ifadelerle ilerler ve deyimlerle doludur. Üçü de anlatıcıya ait bir seçimdir ve üçünün de tek bir sebebi vardır: bu anlatılan yaşanmamıştır, duyulmuştur.
“Gelmiş, seslenmiş, beklemiş, anlamış…” Öğrenilen (duyulan) geçmiş zaman, olayı anlatıcının kendi görmediğini bildirir. Masal bu ekle daha ilk cümlede “ben orada değildim” demiş olur.
“Evvel zaman içinde”, “kırk gün kırk gece”, “derelerden sel gibi, tepelerden yel gibi”, “bir arpa boyu yol”, “az gitmiş uz gitmiş”. Bunlar hazır kalıplardır: anlatıcının aklında tutması kolaydır, dinleyicinin tanıması da.
“Bin dereden su getirmek”, “işler sarpa sarmak”, “sizlere ömür olmak”, “gözüne uyku girmemek”. Deyim, en az iki sözcükten oluşan, çoğu zaman gerçek anlamının dışında kullanılan kalıplaşmış söz öbeğidir.
On yedi deyim, geçtiği cümle ve anlamı yan yana. Arama kutusuna bir deyim ya da bir anlam parçası yazarak süzebilirsin.
Önce tür seç, sonra o türe ait sözcüklere tıkla. Kalıp ifade masalın her yerinde aynen tekrarlanan hazır sözdür; deyim ise gerçek anlamının dışında kullanılan söz öbeğidir.
Tekerlemenin ahengi hece sayısından ve iç kafiyeden gelir. Bu kelimeleri hecelerine ayır.
“Bin dereden su getirmek” yerine “bin ırmaktan su getirmek” diyemezsin; deyim bozulur. Çünkü deyim kalıplaşmış bir söz öbeğidir: sözcükleri eş anlamlılarıyla değiştirilemez, sırası bozulamaz. Atasözünden farkı da buradan görülür: atasözü bir yargı bildirir ve öğüt verir (“Damlaya damlaya göl olur”); deyim ise bir durumu anlatır, öğüt vermez (“işler sarpa sardı”).
Masal edebî (sanatsal) metindir; bir gezi yazısı ya da makale ise öğretici metindir. Ayrımın ölçütü konu değil, metnin gerçeklikle kurduğu ilişki ve yazılış amacıdır.
Fıkra sözcüğü iki ayrı türü karşılar ve ikisi ayrı gruptadır. Biri Nasreddin Hoca fıkralarındaki gibi kısa, güldürücü, sözlü kültüre ait anlatıdır. Öteki köşe yazısı anlamındaki fıkradır: gazete yazarının güncel bir konuyu kendi görüşüyle ele aldığı öğretici metin. Soru kökünde “gazete” ya da “güncel konu” geçiyorsa ikincisi kastediliyordur. Aynı ikilik destanda da var: halk edebiyatındaki destan (Oğuz Kağan) edebî metindir, âşık edebiyatındaki destan ise bir nazım biçimidir.
Masal bir metin değil, bir olaydır: birinin anlattığı, birilerinin dinlediği bir olay. Saim Sakaoğlu’nun yazdığına göre masallarımızın başlıca anlatıcıları kadınlardır; erkekler arasında da anlatıcılar var ise de bu işin önde gelen yaşatıcıları kadınlardır. Dilimizde “masal anası” diye bir terim vardır ve bu daima kadın anlatıcılar için kullanılmıştır.
Bilhassa kış geceleri ile kadınların topluca iş yaptıkları zamanlarda, tatlı dilli, sözü dinlenir bir hanımın anlattığı masallara kendisini kaptıran genç kızlar bir şehzadenin sarayında misafir, çocuklar yedi başlı devi bir vuruşta parçalayan küçük şehzade oluverirlerdi.
Yani masal boş zamanın değil, ortak işin anlatısıdır: el çalışırken kulak dinler. Bu, masalın neden kısa bölümlerden ve tekrarlardan kurulduğunu da açıklar.
Yüzlerce yıldan beri Türk insanının en önde gelen eğlence vasıtalarından biri olan masal anlatma geleneği günümüzde büyük ölçüde zayıflamış, pek çok yerde unutulmaya ve terkedilmeye yüz tutmuştur.
Sakaoğlu’nun cümlesi şöyle biter: “Günümüzde ise bu imajı galiba çizgi filimler yaratmaktadır.” Yani masalın işlevi ortadan kalkmadı, taşıyıcısı değişti: canlı anlatıcının yerini ekran aldı. Değişen şey karşılıklılıktır — anlatıcı dinleyiciyi görür ve masalı ona göre değiştirirdi, ekran değiştirmez.
Masal sözlü kültür ürünüdür: ağızdan kulağa aktarılır ve her anlatıcı biraz değiştirir. Bu yüzden masalın da varyantları vardır. Ama okuduğun her masal metni yazıya geçirilmiş bir varyanttır — bir derleyici onu bir anlatıcıdan dinlemiş, kâğıda dökmüştür. Sınavda karıştırılan nokta şu: masalın yazıya geçirilmiş olması onu yazılı edebiyat ürünü yapmaz; türün kendisi sözlü gelenekte doğmuştur.
Her soruda ya bir cümle, ya bir tanım ya da bir kavram verilir. Soruların ve şıkların sırası her açılışta karışır; yanlış cevapta doğrusu ve gerekçesi hemen görünür.
44 soruluk test — masalın tanımı ve beş ölçütü, kurmaca, masalın beş bölümü (döşeme, serim, düğüm, çözüm, dilek), tekerleme, anlatmaya bağlı metinlerin yapı unsurları, Mercan Kız masalı, masalın dili (-mış’lı anlatım, kalıp ifadeler, deyimler), edebî ve öğretici metin ayrımı, masal anlatma geleneği ve masal-destan-efsane karşılaştırması
Kahramanları insanlar bazen de hayvanlar ve olağanüstü varlıklar olan, olayların hayalî olarak tasarlandığı, zaman ve mekân unsurlarının belirgin olmadığı, dinleyenleri eğlendirerek eğitmeyi amaçlayan edebî türdür. Öz Türkçe karşılığı ödkünç / ötkünçtür; Uygurcada “öğüt verici hikâye, ahlak dersi veren alegorik eser” demektir.
Olmadığı hâlde varmış gibi tasarlanmış, kurgulanmış olay veya durumdur. Masalda sorulacak soru “doğru mu?” değil “tutarlı mı?”dır. Edebî metni öğretici metinden ayıran birinci ölçüt budur.
Döşeme (başta tekerleme, dinleyiciyi hazırlar) → serim (olay, kişi, zaman ve mekân tanıtılır) → düğüm (olaylar ve çatışmalar) → çözüm (olaylar sonuca ulaşır) → dilek (sonda tekerleme; söyleyici ve dinleyenler için iyi dilekler).
Anlatmaya bağlı edebî metinlerin altı ögesi: olay örgüsü, kişiler, zaman, mekân, çatışma, dil ve anlatım. Masalda zaman ve mekân belirsizdir (“evvel zaman içinde”, “kırk gün kırk gece”); kişiler tip düzeyindedir, iç dünyaları anlatılmaz.
Öğrenilen (duyulan) geçmiş zaman (-mış) kullanılır: anlatıcı olayı görmediğini bildirir. Kalıp ifadeler (evvel zaman içinde, kırk gün kırk gece, derelerden sel gibi tepelerden yel gibi) ve deyimler (bin dereden su getirmek, işler sarpa sarmak, sizlere ömür olmak) metnin dokusunu kurar.
Masalda iki kez geçer: baştaki döşemede, sondaki dilekte. Kendi içinde mantık aramaz, ses ve ahenkle ilerler; görevi dinleyeni gerçek dünyadan masal dünyasına geçirmektir. Tekerleme bir bölüm değil, iki bölümün içindeki bir ögedir.
Edebî: kurmaca, estetik zevk amaçlı, mecaz anlam, örtük ileti, kurmaca anlatıcı — masal, hikâye, roman, şiir, tiyatro, fabl, destan, halk hikâyesi, efsane, mesnevi. Öğretici: gerçeğe dayalı, bilgi verme amaçlı, gerçek anlam, açık ileti, anlatıcı yazarın kendisi — makale, deneme, sohbet, köşe yazısı, gezi yazısı, anı, günlük, biyografi, otobiyografi, mektup, röportaj, eleştiri, haber yazısı.
Deyim en az iki sözcükten oluşan, çoğu zaman gerçek anlamının dışında kullanılan kalıplaşmış söz öbeğidir; bir durumu anlatır, öğüt vermez. Atasözü ise bir yargı bildirir ve öğüt verir. İkisinin de sözcükleri değiştirilemez, sırası bozulamaz.
Masallarımızın başlıca anlatıcıları kadınlardır; dilimizdeki “masal anası” terimi daima kadın anlatıcılar için kullanılmıştır. Masallar bilhassa kış geceleri ile kadınların topluca iş yaptıkları zamanlarda anlatılırdı. Gelenek günümüzde büyük ölçüde zayıflamış, unutulmaya yüz tutmuştur.
Masal: zaman ve mekân belirsiz, anlatılana inanılmaz, kurmaca olduğu açıkça bellidir. Destan: bir millete ve döneme bağlıdır, olağanüstü ögelerle ulusal bir olayı anlatır. Efsane: belli bir yere ya da nesneye bağlıdır (bir kaya, bir göl) ve anlatılanın doğruluğuna inanılır.