Günlük bugünü yazar,
anı geçmişi hatırlar
Anı; yazarın kendi bakış açısıyla kaleme aldığı, tüm hayatına ya da hayatının bir bölümüne ait düşünceleri, deneyimleri ve yaşadığı olayları aktardığı yazı türüdür. Bu ünitede anının yapısını, günlük ve otobiyografiden farkını, türün tarihini ve anıda gerçekliğin nasıl aktarıldığını çalışacağız.
İnsanların hatırladıkları, yaşamının bir döneminin ya da tüm hayatının sonradan çekilmiş fotoğrafı gibidir. Hatırlananların kaleme alındığı bu yazı türüne anı adı verilir.
Anı; yazarın kendi bakış açısıyla kaleme aldığı, tüm hayatına ya da hayatının bir bölümüne ait düşünceleri, deneyimleri ve yaşadığı olayları aktardığı yazı türüdür.
Anıların çoğu geçmişte yaşanmış olayları paylaşmak amacıyla yazılır. Genellikle tanınmış kimseler kendi anılarını yayımlar.
Olayları sebep sonuç ilişkisi içerisinde vermek anının odak noktasıdır. Anılarda olaylar ve bu olayların etkileri, kişisel bakış açısıyla yeniden yapılandırılır.
Bu yüzden anı, sadece “ne oldu” sorusuna değil, “neden oldu ve bana ne yaptı” sorusuna da cevap verir.
Siyaset, ilim, fen, edebiyat, spor gibi alanlarda tanınan kişilerin hayatları merak uyandırır. Bu insanların hayatlarını kendi kalemlerinden çıkmış eserlerde görmek, onların hayatları hakkında en sağlam bilgilere sahip olmak çok değerlidir. Daha önemlisi bu yazılardan toplumun hususiyetleri, âdetleri ve problemleri de öğrenilmiş olur.
Ama bu eserlerin edebî tür olarak kabul edilmesi, onların sağlam ve sürükleyici bir dille yazılmış olmasıyla mümkündür. Edebî değeri olan anıları okurken kişi hakkında bilgi edinmekle kalmaz; aynı zamanda o insanın bilgi, görgü ve düşünceleriyle de karşılaşırız. Sanatçıların anıları, aynı zamanda edebî hareketlerin gelişimi hakkında kuvvetli birer belgedir.
Bir metnin anı sayılması için yazarın kendi yaşadığı ya da tanık olduğu olayları, üzerinden zaman geçtikten sonra ve gerçeğe bağlı kalarak anlatması gerekir. Halide Edip Adıvar’ın Kabak Çekirdekçi adlı metni birinci kişinin ağzından, samimi bir dille yazılmıştır ve anıya çok benzer; ama kurmacadır, yani hikâyedir.
Bu açıkça söylenir: “Anıların hikâyeye benzer bir yapısı vardır.” Belirli bir plan dâhilinde ilerlemek, tasvirler yapmak, olayları daha önceden ima etmek, geriye dönüşler yapmak, semboller ve kinayeler kullanmak anıların temel özellikleridir. Anılar hikâye tarzı bir nitelik taşısa da anlatılan olaylar gerçek yaşama aittir.
Halide Nusret Zorlutuna, anısının içine hem başka bir şairin dizesini hem kendi şiirlerinden bölümler koyar: “Sarhoş gibi, çılgın gibiyim şimdi sevinçten…”
Bu bölümler anıya üç şey katar: o günkü duygunun kendi zamanındaki hâlini belgeler (şiir olayın hemen ardından yazılmıştır), anlatıma coşku katar ve yazarın sanatçı kimliğini metnin içine yerleştirir.
İkisinde de olay, kişi, yer ve zaman vardır; ikisinde de betimleme ve geriye dönüş kullanılabilir. Ayrım tek noktadadır: hikâye kurmacadır, anıda anlatılan olaylar gerçek yaşama aittir. Bunu Bir Kavak ve İnsanlar ile Nihayet Beklediğimiz Büyük Gün’ü karşılaştırınca görürsün: ilkinde gerçeklik kurgulanarak, ikincisinde yaşandığı gibi ama kişisel bakış açısıyla aktarılır.
Yazarın yaşadıklarını ve izlenimlerini yazıya geçirmesi yönüyle anılar günlüklere benzer. Ayrım zamanda ve kapsamdadır.
Anı, edebiyat tarihinin eski türlerindendir. Aşağıdaki şeritte bir durağa bas: o dönemde ne olduğunu okursun.
Batı edebiyatında anı türünün geçmişi MÖ 2. yüzyıla kadar gitmesine karşın bu tür, 17. yüzyılda önem kazanmış ve yaygınlaşmıştır. Sebebi açıktır: politikacıların ve sanatçıların yaptıklarını ya da yapmak istediklerini anılar aracılığıyla gelecek kuşaklara aktarmak istemeleri.
Vakayiname, sefaretname, seyahatname ve tezkirelerde yer yer tanınmış kişilerin hayatlarından, yaşanan olaylardan ve olayların yaşandığı çevreden bahsedildiği için bu tür eserlerde anı özelliği taşıyan bölümlere zaman zaman rastlanır.
Yani divan edebiyatında “anı” diye bir tür yoktur; anı başka türlerin içine dağılmıştır. Tür olarak yaygınlaşması Tanzimat Dönemi’nden sonra gerçekleşir.
Anıda olaylar gerçektir ama olayların etkileri kişisel bakış açısıyla yeniden yapılandırılır. Bu yüzden anı metinlerinde nesnel cümlelerle öznel cümleler iç içedir.
Yazar tarihî olaylara bir tarihçi gözüyle değil, bir sanatçı gözüyle yaklaşır: tarihleri verir ama asıl anlattığı, o günlerde ne hissedildiğidir.
Halit Ziya Uşaklıgil, ailenin geçmişini bir soy zinciri gibi kurar: Uşak’tan İzmir’e, İzmir’den İstanbul’a. Aile adının Helvacızade’den nasıl Uşakîzade’ye döndüğünü anlatırken bir dil kuralını da gösterir: Anadolu’da aile adları ecdadın sanat ve ticaretinden alınmıştır — Salepçizadeler, İplikçizadeler, Limoncuzadeler.
Anlatımı Halide Nusret’inkinden farklıdır: coşku yerine ayrıntı, ünlem yerine itiraf vardır — “Uzaktan diyorum ve bunu derken utancımdan kızarıyorum.”
Anı gerçek olayları anlatır ama tarafsız değildir: yazar kendi bakış açısıyla yazar, kendi duygusunu katar, hangi ayrıntıyı anlatacağını kendisi seçer. Bu yüzden aynı olayı anlatan iki anı birbirini tutmayabilir. Anıyı değerli kılan da budur: olayın kendisini değil, olayın insanda bıraktığı izi verir.
Anı, öğretici metin ailesindendir; kurmaca değildir. Aşağıdaki şemada metinlerin nasıl ayrıldığını görebilirsin.
Öğretici metinler, okuyucuya bilgi vermek amacıyla kaleme alınan metinlerdir. Kelimelerin gerçek anlamında kullanılması metnin açık ve anlaşılır olmasını sağlar. İnsan ve doğa ile ilgili her konuda öğretici metin yazılabilir. Gezi yazısı, anı, deneme, makale, fıkra, eleştiri gibi düzyazı türleri öğretici metin örnekleridir.
Edebî metinler (sanat metinleri) kurmacadır ve bu özellik, edebî metni öğretici metinden ayıran özelliklerin başında gelir. Edebî metinler hissettirir, sezdirir ve çağrıştırır; okuyanlar bu metinlerden farklı anlamlar çıkarabilir, çünkü bu metinler imge, sembol ve çağrışım değeri bakımından zengindir.
Edebî metinler coşku ve heyecanı dile getiren metinler ile olay çevresinde meydana gelen metinler olmak üzere ikiye ayrılır. Olay çevresinde gelişenler de anlatmaya bağlı ve göstermeye bağlı metinler olmak üzere ikiye ayrılır.
Şiir, coşku ve heyecana bağlı metne; roman, hikâye, destan, masal gibi türler anlatmaya bağlı metne; tiyatro ise göstermeye bağlı metne örnektir.
Her soruda ya bir cümle ya bir tanım ya da bir eser adı verilir. Sıra her seferinde karışır; yanlış cevapta doğrusu ve gerekçesi hemen görünür.
45 soruluk test — anının tanımı ve özellikleri, anı ile günlük ve otobiyografi ayrımı, türün tarihi (Kök Türk Kitabeleri, Bâbürname, divan edebiyatı, Tanzimat), anıda gerçeklik ve üslup, öğretici ve edebî metin ayrımı, ünitede okunan anı metinleri
Anı; yazarın kendi bakış açısıyla kaleme aldığı, tüm hayatına ya da hayatının bir bölümüne ait düşünceleri, deneyimleri ve yaşadığı olayları aktardığı yazı türüdür. Hatırlananlar, hayatın sonradan çekilmiş fotoğrafı gibidir. Anıların çoğu geçmişte yaşanmış olayları paylaşmak amacıyla yazılır; genellikle tanınmış kimseler anılarını yayımlar.
Olayları sebep sonuç ilişkisi içerisinde vermek anının odak noktasıdır. Anılarda olaylar ve bu olayların etkileri kişisel bakış açısıyla yeniden yapılandırılır; bu yüzden anı tarafsız bir belge değildir.
Anıların hikâyeye benzer bir yapısı vardır. Temel özellikleri: belirli bir plan dâhilinde ilerlemek, tasvirler yapmak, olayları önceden ima etmek, geriye dönüşler yapmak, semboller ve kinayeler kullanmak. Hikâye tarzı bir nitelik taşısa da anlatılan olaylar gerçek yaşama aittir.
Yazarın yaşadıklarını ve izlenimlerini yazıya geçirmesi yönüyle benzerler. Günlüklerde yaşananlar günü gününe yazılır; anılarda olaylar üzerinden bir süre geçtikten sonra kaleme alınır. Ünitedeki günlük örneği: Nurullah Ataç — Günce.
Her iki tür de kişinin özel hayatını, duygu ve düşüncelerini anlatır. Otobiyografide anlatılanlar kişinin kendisi ile sınırlıdır. Anıda ise olayın yaşandığı çevre, zaman ve kişiler hakkında da bilgi verilir; olayların nedenleri bulunup bir sonuç çıkarılmaya çalışılır.
Batıda geçmişi MÖ 2. yüzyıla kadar gider; 17. yüzyılda önem kazanıp yaygınlaşır. Kök Türk Kitabeleri söylev türünün yanında anı özellikleri de taşır. Bâbürname (16. yüzyıl, Babür Şah) Türk edebiyatında anı türünde yazılmış ilk eser kabul edilir. Divan edebiyatında vakayiname, sefaretname, seyahatname ve tezkirelerde anı özelliği taşıyan bölümler bulunur; tür Tanzimat Dönemi’nden sonra yaygınlaşır.
Anı türü eleştiriden biyografiye, romandan şiire pek çok türe kaynaklık etmiştir. Ömer Seyfettin Kaşağı ve İlk Namaz adlı hikâyelerini, Orhan Kemal Sağ İç adlı hikâyesini, Peyami Safa Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı romanını anı türünden yararlanarak kaleme almıştır.
Öğretici metinler bilgi vermek amacıyla yazılır; kelimeler gerçek anlamıyla kullanılır. Gezi yazısı, anı, deneme, makale, fıkra, eleştiri öğretici metindir. Edebî metinler kurmacadır; hissettirir, sezdirir, çağrıştırır. Edebî metinler coşku ve heyecanı dile getiren (şiir) ve olay çevresinde gelişen metinler diye ikiye; ikincisi de anlatmaya bağlı (roman, hikâye, destan, masal) ve göstermeye bağlı (tiyatro) diye ikiye ayrılır.