Heykeltıraşın mermeri var,
ressamın boyası var,
şairin yalnız dili
Edebiyat, diğer güzel sanatlardan farklı olarak hiçbir maddi malzemeye, alete veya mekâna bağlı değildir. Bütünüyle zihinsel bir sanattır ve gücünü malzemesi olan dilden alır. Bu ünitede sanatın ne olduğunu, edebiyatın öteki sanatlar arasındaki yerini, edebî metnin öğretici metinden farkını, imgeyi, edebî sanatları ve şiirin yapı taşlarını adım adım kuracağız.
İnsanlar; duygu, düşünce ve hayallerini tarihin ilk dönemlerinden itibaren farklı şekillerde ifade eder. Bu ifade ediş; bir mağara duvarındaki resim, bir kilimdeki nakış, bir camideki hat yazısı, bir savaşa yakılan türkü veya İstiklal Marşı’ndaki bir dize olabilir.
Sanat, insan zihninde beliren duygu, düşünce ve hayallerin eserlere yansımasıdır. Sanat, geçmişle gelecek arasında bir köprü, insanı yaşama bağlayan bir bağdır.
Sanatta amaç, güzel olana ulaşmaktır. Sanatçı güzel olana ulaşırken diğer insanların göremediklerini görür; eseriyle güzele ve estetik değere (güzellikle ilgili değere) ulaşır.
Sanat eserleri resim, müzik, edebiyat, mimari gibi alanlarda verilebilir. Bu eserler okuyan, dinleyen ve izleyenlerde estetik bir beğeni ve heyecan uyandırır; insanı manevi açıdan yüceltir ve eğitir.
Sanatçılar eserlerinde bazen kendi iç dünyalarını yansıtırken bazen de toplumsal olayları, kültürel değerleri veya evrensel temaları anlatabilir. Her sanatçı; hayatından, çevresinden, yaşadığı toplumdan etkilenir.
Sanatçılar, eserlerini oluştururken farklı malzemeler kullanır. Bir heykeltıraş malzemesine şekil verip bir heykel yaparken bir ressam boyaları kullanıp bir tablo yapar. Bir müzisyen ise sesleri notalar şeklinde dizip bir müzik eseri meydana getirir.
Güzel sanatlar; kullanılan malzemeye, hitap edilen duyu organına ve sergilendiği yere göre üç ana gruba ayrılır: plastik (görsel), fonetik (işitsel) ve ritmik (dramatik) sanatlar.
Bir dalın adını, grubunu ya da malzemesini yaz; tablo süzülsün. Sınav tekrarında en hızlı yol bu.
Şemaya ilk bakışta iki şey ters gelir. Edebiyat, müzikle birlikte fonetik (işitsel) sanatlar grubundadır; çünkü malzemesi dildir ve dil önce sesle gerçekleşir — şiir okunur, destan söylenir, türkü yakılır. Sinema ise “görüntü” diye plastik sanatlara değil, ritmik (dramatik) sanatlara girer; çünkü tiyatro, bale, opera ve dans gibi hareket ve zaman içinde, sahnelenerek/gösterilerek var olur. Ayırt edici soru şudur: eser duruyor mu, akıyor mu? Duran (tabloya, heykele, binaya bakarsın) plastiktir; akan (dinlersin, izlersin, başı ve sonu vardır) fonetik ya da ritmiktir.
Edebiyat; olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatıdır.
Edebiyat, diğer güzel sanatlardan farklı olarak hiçbir maddi malzemeye, alete veya mekâna bağlı değildir. Bütünüyle zihinsel bir sanattır.
Ressamın boyası, heykeltıraşın mermeri, mimarın taşı ve mekânı vardır. Şairin elinde yalnız dil vardır; onu da herkes kullanır.
Edebiyat, gücünü ve zenginliğini malzemesi olan dilden alır. İnsanların günlük hayatında anlaşma aracı olan dil, sanatçıların özgün kullanımlarıyla zenginleşmektedir.
Yani şair dili yalnız kullanmaz, kullanırken değiştirir. Bu ünitenin geri kalanı bu değişimin adlarıdır: imge, sembol, edebî sanatlar.
Faruk Nafiz Çamlıbel’in San’at adlı şiiri, iki sanat anlayışını karşı karşıya getirir: şiirde “sen” diye seslenilen anlayış ile şairin bağlı olduğu “biz” anlayışı.
| Dörtlük | “Sen”in dünyası | “Biz”in dünyası |
|---|---|---|
| 1 | Tek bir bahçe, düz cadde | Binbir bahar, dağda gezen ayaklar |
| 2 | Kırk asırlık mabetteki ince mozayik | Duvardaki sülüs yazı, bir parça yeşil çini |
| 3 | Çiçekli sahnede beyaz kelebek (bale) | Toprağa diz vuran zeybek |
| 4 | Fırtınayı andıran orkestra sesleri | Istırap çekenlerin acıklı nefesleri |
| 5 | Yabancı şehirde bir kadın heykeli | Bir köylünün kıvrılmayan beli |
| 6 | “Sana uğurlar olsun” | “Yazılmamış bir destan gibi Anadolu’muz” |
Şair “biz” anlayışını benimser: sanatın kaynağı uzak ve yabancı olan değil, Anadolu’nun kendi insanı ve kendi kültürüdür. Şiirin son dörtlüğündeki “Ayrılıyor yolumuz!” dizesi bu tercihi açıkça söyler.
Çanakkale Savaşları’nı hem Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale Şehitlerine şiirinden hem de bir ansiklopedi maddesinden okuyabilirsin. İkisi de aynı olayı anlatır ama gerçekliğe aynı şekilde davranmaz.
Edebî metinler, kurmaca metinlerdir. Bu metinlerde dış dünyadaki gerçeklik olduğu gibi anlatılmaz. Yazar ya da şair, dış dünyadaki gerçekliği kendi süzgecinden geçirerek eserine aktarır.
Bir şair veya yazar; bir nesne, olay ya da durumla ilgili duygu, düşünce ve hayallerini anlatırken öznel davranır; hislerini, sezgilerini ve bunların kendisinde uyandırdığı çağrışımları kurgulayarak okura aktarır.
Öğretici metinler; konusu olan nesne, durum ya da olayla ilgili nesnel bilgiler verir ve okuru bilgilendirir. Bu metinler, dış dünyadaki gerçekliği olduğu gibi yansıtır.
Ayırt edici sonuç şudur: okurlar bir öğretici metinden aynı anlamı çıkarırken bir edebî metinden farklı anlamlar çıkarabilir. Bir ansiklopedi maddesi herkese aynı şeyi söyler; bir şiir herkese aynı şeyi söylemez.
| Ölçüt | Edebî metin | Öğretici metin |
|---|---|---|
| Gerçeklik | Kurgulanarak aktarılır | Olduğu gibi yansıtılır |
| Tavır | Öznel | Nesnel |
| Amaç | Hissettirmek, sezdirmek, çağrıştırmak | Bilgi vermek |
| Dil | Çok anlamlı; kelimeye yeni anlam yüklenir | Tek anlamlı, terim ağırlıklı |
| Okurdaki karşılık | Herkes farklı anlam çıkarabilir | Herkes aynı anlamı çıkarır |
| Örnek | Çanakkale Şehitlerine (şiir) | Çanakkale Savaşları (ansiklopedi maddesi) |
Edebî söyleyişin inceliğini yansıtan metinlerde sanatçılar, bazen günlük dile ait anlatım biçimlerinden ve kalıplaşmış ögelerden yararlanır. Bu durum, metne içtenlik kazandırarak metni ilgi çekici hâle getirir. Ancak edebî metinlerde doğrudan doğruya günlük dil kullanıldığı da söylenemez.
Bu kullanımın nedeni; şair ve yazarların duygu, düşünce ve hayallerini ifade ederken kelimelerin anlamlarını yetersiz bulmaları veya kelimeleri yeni bağlamlarda kullanmak istemeleridir. Kendini ifade etmek için dilden başka aracı olmadığından sanatçılar; dildeki kelimelere, söz kalıplarına, cümlelere farklı anlamlar yükleyebilir.
Her dize için tek bir kutuyu işaretle: dize günlük dile mi yakın, yoksa edebî söyleyişin kendisi mi? Sonra Denetle’ye bas.
Kurmaca, uydurma ya da yalan demek değildir. Çanakkale Şehitlerine gerçek bir savaşı anlatır; anlattığı olay uydurma değildir. Kurmaca olan olayın kendisi değil, olayın metne aktarılış biçimidir: şair gerçekliği kendi süzgecinden geçirir, seçer, abartır, benzetir. Bir metnin edebî olup olmadığını “anlattığı şey doğru mu” diye değil, “gerçekliği olduğu gibi mi veriyor, kurgulayarak mı veriyor” diye ölçersin.
Sezai Karakoç’un Köşe adlı şiirinde “deli köşem” denen yer bir oda köşesi değildir; gönlü sembolize etmektedir.
Sembol, duyularla ifade edilemeyen bir şeyi belirten somut nesne veya işarete verilen addır.
Gönül, hüzün, özlem, hürriyet — bunları elle tutamaz, gözle göremezsin. Şair bunların yerine tutulabilir bir şey koyar: köşe, bayrak, gül, zincir.
Edebî söyleyişin inceliğini yansıtan metinlerde kullanılan dil, günlük dilden farklı olarak çok anlamlı bir yapıya sahiptir. Sanatçılar kelimeleri, kelime gruplarını ve cümleleri kendilerine özgü bir kullanımla farklı anlamlara gelecek şekilde dönüştürür. Bu dönüşüm sonucunda da imge ortaya çıkar.
İmgelerin şiirde kullanımı, edebî sanatların oluşumuna zemin hazırlar. Yani sıralama şudur: önce imge, sonra edebî sanat.
Sanatın adını, tanımından bir kelimeyi ya da şairin adını yaz. Sütun seçicisiyle yalnız bir sütunda da arayabilirsin.
Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun dizelerinde şair, türküleri candan ve temiz oluşu bakımından ana sütüne benzetmiştir. Üstteki düğmeyle bir öge seç, sonra o ögeye ait kelimelere tıkla. Bittiğinde Denetle’ye bas.
Kural: teşbihin temel ögeleri benzeyen ve benzetilendir; yardımcı ögeleri ise benzetme yönü ve benzetme edatıdır. Nitelikçe zayıf olan unsur benzeyen, nitelikçe güçlü olan unsur benzetilendir. Benzetme yönü, güçlü olandan zayıf olana aktarılan özelliktir. Benzetme edatı; gibi, kadar, sanki vb. edatlardır. Bir teşbihte benzeyen ve benzetilen bulunmak zorundadır.
1) Açık istiare ↔ kapalı istiare. İstiarede teşbihin iki temel ögesinden biri söylenmez. Yalnızca benzetilen söylenirse açık istiare, yalnızca benzeyen söylenirse kapalı istiare olur. “Erir damla damla ayaklarında” dizesinde benzeyen (gün) var, benzetilen (su damlası) yok → kapalı istiare.
2) Teşhis ↔ intak. Teşhis, insana ait özelliklerin insan dışı varlıklara yüklenmesidir. İntak ise insan dışı varlıkları konuşturmaktır. Yunus Emre’nin dörtlüğünde ırmaklar ve bülbüller hem insanlaştırılır hem konuşturulur; yani intak varsa teşhis de vardır, ama teşhis her zaman intakı gerektirmez.
3) Mecazımürsel ↔ teşbih. Mecazımürselde benzetme amacı yoktur. “Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl” dizesinde hilâl, bayrağa benzetilmemiştir; bayrağın üzerindeki parça, bütünün (bayrağın) yerine kullanılmıştır. Benzetme ilgisi varsa teşbih/istiare, başka bir ilgi varsa mecazımürseldir.
Şiirin anlamı imgede, sesi ise yapısındadır. Bu bölümdeki dört terim (dize, nazım birimi, ölçü, kafiye–redif) şiirin dış yapısını okumak için gereken en küçük takımdır.
Dize (mısra), şiirin bir satırıdır ve şiirin en küçük anlam birimidir. Dizelerin kümelenme biçimine nazım birimi denir.
Faruk Nafiz Çamlıbel’in San’at şiiri dörtlüklerle kurulmuştur; Karacaoğlan’ın Semai’si de öyle.
Hece ölçüsü: her dizedeki hece sayısının eşit olmasına dayanır. Dize içindeki söyleyiş duraklarına durak denir; 11’li ölçü çoğu zaman 6+5 ya da 4+4+3 durakla söylenir.
Aruz ölçüsü: hecelerin sayısına değil, açık (kısa) ve kapalı (uzun) oluşuna dayanır. Serbest ölçü: hece sayısı ve hece uzunluğu eşitlenmez; ölçü kaygısı yoktur.
Sesli harfle biten hece açık, ünsüzle biten hece kapalı hecedir.
Harflerin arasındaki | işaretlerine tıklayarak kelimeyi hecelere böl, sonra Denetle’ye bas. Sayfa hem doğru bölünmeyi hem her hecenin açık mı kapalı mı olduğunu söyler.
Kafiye (uyak), dize sonlarındaki ses benzerliğidir; benzeyen sesler farklı görevdeki kelimelerin ya da köklerin sesleridir. Redif ise dize sonlarında yinelenen aynı görevdeki ek ya da aynı kelimedir.
Bulma sırası her zaman aynıdır: önce redifi ayır, geriye kalan ses benzerliği kafiyedir. Bir tek ses benzerse yarım kafiye, iki ses benzerse tam kafiye, üç ya da daha çok ses benzerse zengin kafiye denir.
Necip Fazıl Kısakürek’in Anneciğim adlı şiirinden bir dörtlük. Önce düğmeden bir tür seç, sonra o türe ait kelimelere tıkla: dize sonunda aynen yinelenen kelime redif, ses benzerliğini taşıyan kelime kafiyelidir.
Bu kez kelimenin içine gireceğiz. Harflerin arasındaki | işaretine tıklayarak redifin başladığı yeri göster; solda kalan ses benzerliği kafiyedir. İlk iki kelime Anneciğim, son iki kelime San’at şiirinin dize sonlarıdır. Denetle, hem sınırı hem kafiyenin türünü söyler.
“dal anneciğim / sal anneciğim” dizelerinde göze ilk çarpan anneciğim kelimesidir; ama o kafiye değil, rediftir — çünkü ses benzerliği değil, aynı kelimenin kendisi yineleniyor. Kafiye, redif ayrıldıktan sonra geriye kalan -al sesidir (d-al / s-al): iki ses benzediği için tam kafiye. Redifi ayırmadan kafiye aramak, bu ünitede yapılabilecek en sık hatadır.
Necip Fazıl Kısakürek’in Sakarya Türküsü şiirindeki “Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya” dizesi hem Sakarya Nehri’nin aktığını söyler hem de insan ömrünün su gibi hızlı aktığını sezdirir. Birincisi açık, ikincisi örtük iletidir.
Edebî metinlerde sanatçının duygu, düşünce ve hayallerini doğrudan ve net bir şekilde okura aktaran iletiler, açık iletilerdir. Açık iletilerde okuyucu ileti hakkında herhangi bir yorumda bulunmaz.
Bazen sanatçılar anlatmak istediklerini okuyucuya hissettirir, sezdirir, çağrıştırır ve bunlar metnin örtük iletilerini oluşturur. Örtük iletilerde okuyucunun ileti hakkında çıkarımlarda bulunması gerekir. Örtük iletiler okuyucunun hayal dünyasını harekete geçirir, edebî metnin etkileyiciliğini arttırır.
Her dize için tek kutu işaretle: dize dış dünyadaki gerçekliği açıkça mı dile getiriyor, yoksa imge yoluyla yoruma açık mı bırakıyor?
Şair ve yazarlar tarafından edebî metinlerde bir araya getirilen kelimeler; okurda farklı duygu, düşünce ve hayaller uyandırır. Bu metinlerde kelimelerin çok anlamlılığından doğan anlam katmanları vardır ve bu katmanlar metinlerin çağrışım güçlerini yükseltir.
Aynı metin herkeste aynı şeyi çağrıştırmaz. Çağrışım; okurun ruh hâline, tahsiline (öğrenim durumuna), hayata bakışına ve yaşına; eserin okunduğu sosyal ortama ve döneme göre değişir. “Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı” dizesi bir öğrencide vatan sevgisini, bir başkasında fedakârlığı öne çıkarabilir — ikisi de yanlış değildir.
Örtük ileti okurun çıkarımına açıktır, ama metinden kopuk değildir. Çıkarımın dayanağı yine metnin kendisidir: hangi kelime, hangi imge, hangi edebî sanat o çıkarımı mümkün kılıyor? Metinde karşılığı olmayan bir yorum “örtük ileti” değil, yalnızca okurun kendi eklediği bir şeydir. Sınav sorusunda da doğru şık, her zaman dizede bir dayanağı olan yorumdur.
Her soruda ya bir dize ya bir tanım ya da bir sanat dalı verilir. Sıra her seferinde karışır; yanlış cevapta doğrusu ve gerekçesi hemen görünür.
45 soruluk test — güzel sanatların sınıflandırılması, edebiyatın malzemesi, edebî ve öğretici metin, sembol, imge, on iki edebî sanat, şiirin yapı taşları, açık ve örtük ileti
Sanat, insan zihninde beliren duygu, düşünce ve hayallerin eserlere yansımasıdır. Amaç güzel olana ulaşmaktır. Güzel sanatlar kullanılan malzemeye, hitap edilen duyu organına ve sergilendiği yere göre üçe ayrılır: plastik (görsel) — resim, kabartma, mimari, tezhip, minyatür, heykel, hat; fonetik (işitsel) — edebiyat, müzik; ritmik (dramatik) — tiyatro, bale, opera, dans, sinema.
Edebiyat; olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatıdır. Öteki güzel sanatlardan farkı: hiçbir maddi malzemeye, alete veya mekâna bağlı değildir; bütünüyle zihinsel bir sanattır. Gücünü ve zenginliğini malzemesi olan dilden alır. Edebiyat özellikle tarih, sosyoloji ve psikoloji ile yakından ilişkilidir.
Edebî metinler kurmacadır; gerçeklik yazarın süzgecinden geçerek, kurgulanarak aktarılır, tavır özneldir. Öğretici metinler nesnel bilgi verir, gerçekliği olduğu gibi yansıtır. Sonuç: okurlar öğretici metinden aynı anlamı çıkarırken edebî metinden farklı anlamlar çıkarabilir.
Sembol, duyularla ifade edilemeyen bir şeyi belirten somut nesne veya işarettir (Köşe şiirinde “köşe” → gönül). Dildeki kelime sayısı sınırlı, şairin hayali sınırsızdır; şair kelimelere yeni anlamlar yükler, bu dönüşümden imge doğar. İmgelerin şiirde kullanımı, edebî sanatların oluşumuna zemin hazırlar.
Teşbih (benzeyen + benzetilen zorunlu), açık istiare (yalnız benzetilen), kapalı istiare (yalnız benzeyen), tezat, mecazımürsel (benzetme amacı yok), teşhis (kişileştirme), intak (konuşturma), mübalağa (abartma), tenasüp (aynı konuyla ilgili kelimeler), tecahülüarif (bilmezlikten gelme), hüsnütalil (güzel nedene bağlama), telmih (hatırlatma).
Dize (mısra) şiirin bir satırı; nazım birimi dizelerin kümelenişi (beyit, dörtlük, bent). Hece ölçüsü hece sayısına, aruz hecelerin açık/kapalı oluşuna dayanır; serbest ölçüde ölçü kaygısı yoktur. Redif yinelenen aynı görevdeki ek ya da aynı kelime, kafiye geriye kalan ses benzerliğidir. Sıra: önce redif, sonra kafiye.
Açık iletide duygu ve düşünce doğrudan, net biçimde verilir; okuyucu yorumda bulunmaz. Örtük iletide anlatılan hissettirilir, sezdirilir, çağrıştırılır; okuyucunun çıkarımda bulunması gerekir. Örtük ileti metnin etkileyiciliğini arttırır.
Kelimelerin çok anlamlılığından doğan anlam katmanları, metnin çağrışım gücünü yükseltir. Aynı metin; okurun ruh hâline, tahsiline, hayata bakışına, yaşına; eserin okunduğu sosyal ortama ve döneme göre farklı çağrışımlar uyandırabilir.