Soruyu soran kaybolur,
geriye konuşanın sesi kalır
Mülakat, alanında ünlü kişileri çeşitli yönleriyle tanıtmak ve önemli olaylarla ilgili düşüncelerini öğrenmek amacıyla yapılan, zamanı önceden belirlenmiş, sorulu cevaplı karşılıklı konuşmadır. Bu ünitede görüşmecinin uyması gereken kuralları, mülakatın planını, öznel ve nesnel ifadeyi ayırmayı ve günlük dil ile edebî dilin farkını çalışacağız.
İnsanlar duygu ve düşüncelerini beden diliyle, konuşarak ya da yazarak dile getirir. Yüz yüze gerçekleşen iletişimi ötekilerden ayıran şey, sesin, duraklamanın, bakışın ve ortamın da anlamın bir parçası olmasıdır. Mülakat, bu yüz yüzeliği yazıya ya da kayda geçiren türdür.
Alanında ünlü kişileri çeşitli yönleriyle tanıtmak, önemli olaylarla ilgili düşüncelerini öğrenmek amacıyla zamanı önceden belirlenmiş sorulu cevaplı karşılıklı konuşmalara mülakat denir.
Tanımın içinde dört şart saklıdır: alanında tanınan bir kişi, belirli bir amaç, önceden belirlenmiş bir zaman ve sorulu cevaplı karşılıklı konuşma. Dördünden biri eksikse ortaya çıkan metin mülakat olmaz.
Mülakatta ilk olarak konuşma yapılan kişinin mesleği, ilgi alanları, eserleri ve çalışmaları; görüşmenin amacı ve görüşme yeri hakkında kısa bir bilgi verilir.
Ardından mülakat yapılan kişinin çeşitli konulardaki görüş ve düşünceleri aktarılır. Memduh Şevket Esendal mülakatının açılışı tam olarak böyledir: yazı masası, kır saçlar, duvardaki resimler, sobalı oda — önce yer ve kişi tanıtılır, sorular sonra gelir.
Memduh Şevket Esendal ile İki Saat (O. Fehmi Özçelik). Görüşmeci önce odayı betimler, sonra sorar: hikâyelerine neden imza koymadığını, Türk hikâyeciliğinin kendini bulup bulmadığını, topluma nasıl bir etki yapmak istediğini. Yazarın cevabı türün en güzel örneklerinden biridir: “Ben halkı eğlendirmek için yazdım… Ben halkın arkasında kaldım.”
Selim İleri ile mülakat (Seval Şahin). Bu mülakatta yazar; okuduğu kitapların kahramanlarıyla iç içe yaşadığını, kültürel hayatta sürekliliğe inandığını anlatır: “O süreklilik olmadığı vakit sürekli kopuşlar ne esere iyilik getirebiliyor ne de toplumlara.”
İki kişinin karşılıklı konuşması mülakatı yapmaya yetmez. Mülakatta zaman önceden belirlenmiştir, sorular önceden hazırlanmıştır ve konuşulan kişi alanında tanınmaktadır. Ayrıca mülakat yayımlanmak üzere yapılır; görüşmeci not alır ya da kaydeder.
Mülakatın yükü konuşana değil, soruyu sorana aittir. “Öğrenelim” kutusunda görüşmecinin görevleri aşama aşama sayılır.
Görüşmeci, mülakat yapacağı kişi hakkında önceden kısa bir araştırma yapmalı; bu kişi ile ilgili bilgi toplamalı ve sorularını hazırlamalıdır. Sorular okurun ilgisini çekecek ve öğrenme isteğini giderecek biçimde hazırlanır; görüşmeci yansız davranmaya özen gösterir.
Görüşmeci konuşmacının sözünü kesmemeye, sıkıcı ve gereksiz sorularla konuyu dağıtmamaya çalışmalıdır. Konuşmalar not alınarak ya da ses kayıt cihazıyla kaydedilir.
Görüşmeci kaydettiği konuşmaları ya olduğu gibi ya da vurgulamak istediği hususları öne çıkaran bir plan uygulayarak yayımlar. Aldığı cevapları değiştirmeden okura aktarmalıdır; metnin kurgusu yapılırken konuşmaların içeriği değiştirilip görüşler saptırılmamalıdır.
Nesnel ifade, kişiden kişiye değişmeyen, doğruluğu denetlenebilen bilgidir. Öznel ifade ise konuşanın beğenisini, yorumunu, duygusunu taşır; bir başkası aynı şey için başka türlü konuşabilir. Aşağıdaki cümleler Selim İleri mülakatından alınmıştır.
“Evet büyük bir emekle hazırlanmış çok güzel bir kitap gerçekten.” cümlesinde “gerçekten” sözü kesinlik duygusu verir ama cümle tümüyle özneldir: “çok güzel” ölçülemez.
Buna karşılık “Yine ortaokulda falandım. 9. Hariciye Koğuşu’nu okudum Peyami Safa’nın.” cümlesi bir olayı bildirir; doğrulanabilir, yani nesneldir. Ölçüt vurgulu kelimeler değil, doğrulanabilirliktir.
Mülakattan alınan konuşma bölümüyle Faruk Nafiz Çamlıbel’in San’at şiirinden alınan dörtlükler yan yana konup karşılaştırılır. İkisi de Türkçedir; ikisi de anlaşılır. Fark kelimenin hangi anlamıyla kullanıldığında ve amaçtadır.
İkisi de aynı dilin söz varlığını kullanır, ikisi de bir iletiyi bir alıcıya ulaştırır ve ikisinde de konuşanın kişiliği sezilir. Selim İleri’nin “süreklilik” üzerine söyledikleri günlük dille kurulmuştur ama arkasında bir dünya görüşü vardır.
Üçü de konuşmaya dayanır ve sık karıştırılır. Ayıran şey konuşmanın merkezinde kimin ya da neyin durduğudur.
İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik, düşündüklerini doğru ve etkili şekilde ifade edebilmesidir; en etkili ifade şekli konuşmadır. Yunus Emre asırlar önce sözün gücünü şöyle anlatmıştır: “Söz ola kese savaşı / Söz ola kestire başı / Söz ola ağulu aşı / Yağ ile bal ede bir söz.”
Yazı, mağaza vitrinindeki mankenlerle başlar: hepsi güler yüzlüdür ama dilleri olmadığı için soğukturlar. Sahici insanı güzel ve sıcak yapan dildir — ama her dil değil, dilin de tatlısı olmalı.
Metnin ana fikri sonda verilir: “İnsan dilinin tatlı olması için gönlünün iyi olması lazımdır.” Kötü bir adamın dökeceği tatlı dil, tilkinin kargaya döktüğü tatlı dil gibidir: kısa süre aldatır, çabucak foyası meydana çıkar.
Konuşma atölyesinde bir takım çalışması vardır: takımlar altı ayrı renkte şapkadan birini seçer ve seçtiği şapkanın temsil ettiği görevi yerine getirir. Amaç, aynı metne altı ayrı düşünme biçimiyle bakmaktır: biri iyimser yönü arar, biri olumsuz yönü, biri duyguyu, biri nesnel bilgiyi, biri yeni bir söyleyişi, biri de hepsini toplayıp karara varır.
Aşağıdaki düğmelerden birine bas: o şapkanın görevi ortaya çıkar.
Dinlenen mülakat da yapılan konuşma da aynı ölçütlerle değerlendirilir: kullanılan dil açık ve anlaşılır mı, Türkçe etkili kullanıldı mı, sorularla cevaplar tutarlı mı, konuşanların ifade ve ikna yetenekleri güçlü mü, düşünceler örneklerle desteklendi mi. Buna işitilebilir bir ses tonu, gereksiz ses tekrarına düşmemek, vurgu ve tonlama ile göz teması eklenir.
Her soruda ya bir cümle ya bir kural ya da bir tür verilir. Sıra her seferinde karışır; yanlış cevapta doğrusu ve gerekçesi hemen görünür.
41 soruluk test — mülakatın tanımı ve dört şartı, görüşmecinin görevleri, mülakatın planı, öznel ve nesnel ifade, günlük dil ile edebî dilin farkı, mülakat–röportaj–sohbet ayrımı, etkili konuşmanın ölçütleri
Alanında ünlü kişileri çeşitli yönleriyle tanıtmak, önemli olaylarla ilgili düşüncelerini öğrenmek amacıyla zamanı önceden belirlenmiş sorulu cevaplı karşılıklı konuşmalara mülakat denir. Dört şart: alanında tanınan kişi, belirli amaç, önceden belirlenmiş zaman, sorulu cevaplı konuşma.
Görüşmeci, mülakat yapacağı kişi hakkında önceden kısa bir araştırma yapmalı, bilgi toplamalı ve sorularını hazırlamalıdır. Soruları hazırlarken yansız davranmaya özen gösterir; soruları okurun ilgisini çekecek ve öğrenme isteğini giderecek şekilde kurar.
Konuşmacının sözü kesilmez; sıkıcı ve gereksiz sorularla konu dağıtılmaz. Konuşmalar not alınarak ya da ses kayıt cihazıyla kaydedilir.
Görüşmeci kayıtları ya olduğu gibi ya da vurgulamak istediği hususları öne çıkaran bir plan uygulayarak yayımlar. Aldığı cevapları değiştirmeden aktarmalıdır; kurgu yapılırken içerik değiştirilip görüşler saptırılmamalıdır.
Önce konuşulan kişinin mesleği, ilgi alanları, eserleri ve çalışmaları; görüşmenin amacı ve yeri hakkında kısa bilgi verilir. Sonra kişinin çeşitli konulardaki görüş ve düşünceleri aktarılır.
Nesnel ifade kişiden kişiye değişmez, doğrulanabilir. Öznel ifade beğeni, yorum ve duygu taşır. Ölçüt vurgulu kelimeler değil, doğrulanabilirliktir: “çok güzel bir kitap” özneldir, “9. Hariciye Koğuşu’nu ortaokulda okudum” nesneldir.
Günlük dilde amaç anlaşmaktır; kelimeler çoğunlukla gerçek anlamıyla kullanılır, tek anlam hedeflenir. Edebî dilde amaç sezdirmek ve çağrıştırmaktır; mecaz, imge ve ahenk öndedir, okura göre farklı anlamlar çıkabilir.
İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik düşündüğünü doğru ve etkili ifade edebilmesi; en etkili ifade şekli konuşmadır. Şevket Rado’ya göre “İnsan dilinin tatlı olması için gönlünün iyi olması lazımdır.” Ölçütler: açık ve anlaşılır dil, etkili Türkçe, tutarlılık, ikna gücü, örneklerle destekleme.