Hafızasını yitiren insan kim olduğunu bilemez; geçmişini bilmeyen toplum da öyle
Ünite bir röportajla açılıyor: 2012’de hafızasını kaybeden bir kişi, altmış yıllık yaşamının bir anda sıfırlandığını anlatıyor. “Kendinizi tanımıyorsunuz; ne yapmanız gerektiğini, nasıl davranacağınızı bilmiyorsunuz.” Bu ünitenin bütün fikri bu benzetmeye dayanıyor: hafıza birey için neyse, tarih de toplum için odur. Aşağıda tarihin bireye ve topluma tam olarak ne kazandırdığını tek tek ayıracağız.
İşe bir merakla başlayalım: “İnsanların gelecekte yaşanabilecek olaylara dair merak duygusu içinde olması doğal bir durumdur. Ancak gelecek hakkında öngörülerde bulunabilmek için de geçmişte yaşanan olayları bilmek gerekir.” Ardından şu cümleyi kuruyor: “Yaşanan her an, sürekli bir oluş içindedir ve bitiminden hemen sonra geçmişe dönüşür. Dolayısıyla insan, hayatını geçmiş ile gelecek arasında sürdürür.” Yani geçmiş, uzakta duran bir yer değil; her saniye büyüyen bir birikimdir.
“Tarih, bugünü anlamlandırmak ve bireylere kimlik kazandırmak açısından çok önemli bir bilim dalıdır.” Bu cümle ikiye ayrılır: “Bireyler kendi ailelerini ve kökenlerini, toplumlar da geçmişte yaşanan olayları ve verilen mücadeleleri tarih aracılığıyla öğrenir.” Sonucu da açık: “Tarihini bilen bireyler ve toplumlar, sahip oldukları değerlerin hangi uğraşlar sonucunda kazanıldığını kavrayarak var oluşlarına anlam katar ve aidiyet duygularını geliştirir.”
aidiyet = bir topluluğa ait olma, oraya bağlı hissetme duygusu. idrak etmek = kavramak, anlamak. meşruiyet = bir şeyin haklı sayılmasının dayanağı.
Bir araştırma metni, tarih ile hafıza arasındaki işi şöyle ayırıyor: “Tarihin, hafıza ve kimliğin karşılıklı etkileşime girişindeki rolü, aslında hafıza ve kimliğe yeni bilgi eklemek değil, kimliğin hafızadan almış olduğu unsurlara meşruiyet kazandırmaktan ibarettir. Tarih, kimliğin yaratılmasında hafızanın destekleyicisidir.” Kısacası hafıza hatırlar, tarih o hatırlananı belgeye ve yönteme bağlar.
Ünite Yahya Kemal Beyatlı’nın “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiiriyle açıp şunu soruyor: bu şiirde anlatılan tarihî olayları bilmeyen bir insan, şiirin ana duygusunu tam olarak kavrayabilir mi? Şeritteki her nokta, şiirde adı geçen bir sefer ya da zaferdir. Adları bilmeyen okuyucu için şiir bir yer adları listesi, bilen okuyucu için üç yüzyıllık bir hatıradır. Şeritteki yıllar şiirde geçmez; olayların bilinen tarihleridir ve şiiri okunur kılmak için eklenmiştir.
Yönerge de bir işaretleme alıştırmasıdır. Aşağıdaki dizelerde bir sefere, zafere ya da komutana işaret eden sözcükleri tıklayarak işaretle, sonra Denetle’ye bas. Geri kalan sözcükler şiirin duygusunu taşır ama tarihî bir olaya işaret etmez.
“Millî bilinç, bir milletin birliğinden ve ortak duygusundan kaynaklanan duygu ve düşüncelerin idrak edilmesi yoluyla kazanılır.” Bu bilinci besleyen unsurları da tek tek sayıyor: vatan sevgisi, bayrak sevgisi, bağımsızlık, millî mücadele, cesaret, dayanışma, kahramanlık, fedakârlık. Devamında da şunu ekliyor: “Aynı ülkü etrafında birleşen, her türlü tehdit ve tehlike karşısında bir araya gelmeyi başaran toplumlar, sevinçlerini ve gururlarını da birlikte yaşar ve toplumsal aidiyet duygusunu canlı tutar.”
Merkezde millî bilinç durur, sekiz kol ondan çıkar. Bir kola bastığında o kol kalınlaşır ve sağdaki kutu o unsurun ünitedeki karşılığını verir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vatan topraklarını koruma konusunda büyük gayret gösterdiğini ve toprakların sadece güç ve silahla değil, düşünce ve millî bilinç yoluyla da korunacağını ifade ettiğini aktarır. Verdiği iki söz şudur:
“Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”
“Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel ve her şeyden evvel Türkiye’nin istiklaline, kendi benliğine, millî geleneklerine düşman olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.”
Çıkan sonuç şudur: Atatürk, gençlerin millî tarih ve kültür bilincine sahip bireyler olarak yetiştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. ecdat = atalar, tahsil = öğrenim, istiklal = bağımsızlık, hudut = sınır.
Millî bilinç soyut kalmaz; dört somut örnek veriyor. İkisi anıt, ikisi felaket sonrası dayanışma. Kartlar bunları künye hâlinde toplar.
Abide bir kaide üzerine oturtulmuş dört sütundan oluşur ve bu yapı Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlam temeller üzerine kurulduğunu simgeler. Tavan kısmında mozaiklerle Türk bayrağı işlenmiştir. Sütunlarda toplam sekiz rölyef bulunur: deniz tarafına bakan sütunlardaki dört rölyefte deniz savaşları, kara tarafına bakan sütunlardaki dört rölyefte kara savaşları resmedilmiştir. Halkın ve devletin katkısıyla 21 Ağustos 1960’ta tamamlanmıştır.
Abide yapılmadan çok önce, 1935’te Gelibolu Yarımadası’nı gezen Prof. Dr. Afet İnan’ın “neden Türk abideleri yok?” sorusuna Atatürk’ün verdiği cevabı da aktarır: “Bu toprakların Türk hudutları içinde kalmasıyla, Mehmetçik en büyük abideyi bizzat kurmuştur.” Projenin mimarlarından Prof. Dr. Doğan Erginbaş ise aynı fikri şöyle söyler: “Bu abide yapılmadan önce de zaten orası bir kahramanlık abidesi idi. (…) Bizim yaptığımız bir semboldür.”
“Tarih öğrenmek, insanların dünyaya daha geniş bir çerçeveden bakmasını sağlar. Tarihsel konularla ilgili araştırma yapan bir kişi, olay ve olguları tek taraflı olarak değerlendirmemesi gerektiğini kavrar. İnsan, tarih sayesinde olayların farklı neden ve sonuçları olabileceğini anlayarak her olayı o günün siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik koşullarına göre değerlendirir.” Bu paragraf, ünitenin en çok sınav sorusu doğuran yeridir; sonunda da becerileri sayar: “tarih; insanın sorgulama, yorumlama ve empati kurma becerilerini geliştiren çok yönlü bir çalışma alanıdır.”
Düğmeler bir tarihî durum seçer; çizim aynı durumu tek taraflı bakış ve çok yönlü bakış kutularında yan yana yazar, aralarına ZIT işaretini koyar. Sağdaki kutu, iki bakış arasındaki farkın hangi cümleye dayandığını söyler.
Ünite iki sütunlu bir tabloyla kapanıyor: tarih öğrenmenin bireye faydaları ve topluma faydaları. Aşağıdaki matriste her satır için doğru sütunları işaretle. Dikkat: bazı faydalar her iki sütuna da girer — o cümlelerde “bireyler ve toplumlar” diye ikisi birlikte anılır.
| Ölçüt | Bireye faydası | Topluma faydası |
|---|---|---|
| Neyi öğretir | Kendi ailesini ve kökenini | Geçmişte yaşanan olayları ve verilen mücadeleleri |
| Hangi duyguyu doğurur | Kimlik ve aidiyet | Toplumsal aidiyet, birlik ve ortak gurur |
| Hangi beceriyi geliştirir | Sorgulama, yorumlama, empati kurma | Ortak değerleri benimseme, dayanışma |
| Bilinmezse ne olur | Kişi var oluşuna anlam katamaz | Toplumun devamlılık göstermesi mümkün olmaz |
| Geleceğe etkisi | Öngörüde bulunabilir | Felaketlerin neden ve sonucunu bilerek hazırlanır |
1. Afet İnan ile Jale İnan aynı kişi değildir. İkisi de ünitede geçer ve soyadları aynıdır. Prof. Dr. Afet İnan, 1935’te Gelibolu Yarımadası’nı gezip Atatürk’e abideleri soran kişidir. Jale İnan (1914-2001) ise arkeologdur; Perge-Side, Kremna ve Pamphylia Seleukeiası kazılarını yapmıştır. Soruda “Gelibolu’yu gezen” geçiyorsa Afet İnan, “kazı yapan” geçiyorsa Jale İnan’dır.
2. Kroisos ile Karun iki ayrı isim, tek kişidir. “Lidya Kralı Kroisos” denir ve broş “Karun hazinelerinin en değerli parçası” diye tanıtır. Hazine koleksiyonunun adı Karun’dur, çünkü Karun, Kroisos adının Türkçedeki karşılığıdır; ortada iki ayrı hazine yoktur.
3. Her aktarılan hikâye tarihî kaynak değildir. Ünitede bir Japon eğitim heyeti anlatısı vardır ve altına “genel ağdan alınmıştır” notu düşülmüştür. Bu, belgeye dayanan bir tarih kaynağı değil, elden ele aktarılmış bir anlatıdır. Tarih öğrenmenin faydalarından biri de tam olarak budur: bir bilgiyi almadan önce nereden geldiğini sormak.
Kültürel miras iki somut olayla anlatılıyor: Kanatlı Denizatı Broşu ile “Çingene Kızı” mozaiğinin kayıp parçaları. İkisi de yurt dışına çıkarılmış, ikisi de diplomatik girişimlerle geri getirilmiştir. Aşağıdaki şema iki eserin gidiş-dönüş yolunu çizer.
Kesikli ok yurt dışına çıkarılışı, düz ok iadeyi gösterir; oklar üzerindeki akış yönü hareketin yönüdür. Şema ölçekli bir harita değildir, yardımcının kendisi de bu uyarıyı kutunun altına basar.
Kanatlı Denizatı Broşu: Lidya Kralı Kroisos’a (Krezüs) ait olduğu belirlenmiştir ve Karun hazinelerinin en değerli parçasıdır. Gövdesinin ön kısmı at, arka kısmı balık şeklindedir; kanatlı bir mitolojik yaratık formunda tasarlanmıştır ve üzerinde renkli camlarla bezeli konik bir nar meyvesi bulunur. Uşak Müzesinden çalınıp Almanya’ya götürülmüş, diplomatik girişimler sonucunda 2013’te Türkiye’ye iade edilmiştir; bugün Uşak Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
“Çingene Kızı” mozaiği: Roma Dönemi’nde Zeugma Antik Kenti’nde yaşayan zenginlerin villalarını süsleyen mozaiklerden biridir ve adı Zeugma ile özdeşleşmiştir. Bir Amerika Birleşik Devletleri üniversitesinde olduğu tespit edilen kayıp on iki parçası, Kültür ve Turizm Bakanlığının girişimleriyle 2012’de Türkiye’ye getirilmiştir. Sonraki yıllarda bir bölümü daha ülkeye getirilen mozaikler Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesinde sergilenmektedir. Zeugma, Fırat kıyısında, bugünkü Gaziantep sınırları içindedir.
“Yaşam öykülerini bilmek bireylere neler kazandırır?” diye sorarak iki isim veriyor: biri denizden, biri topraktan geçmişi okuyor.
Aşağıdaki tablo bu ünitede geçen bütün tarihleri, eserleri ve kişileri tek yerde toplar. Arama kutusuna bir yıl, bir yer ya da bir isim yaz; sütun süzgeciyle aramayı tek bir sütunla sınırlayabilirsin.
Tarihe duyulan ilginin ne kadar yaygın olduğu bir örnekle gösteriyor: 2017 yılında Vatandaşlık ve Nüfus İşleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve e-Devlet üzerinden hizmete açılan Alt-Üst Soy Raporu uygulamasına vatandaşlar tarafından yoğun ilgi gösterilmiştir. Kısa süre içinde aşırı talep nedeniyle hizmet bekleme süreleri artmış, bunun üzerine paylaşımlar geçici olarak durdurulmuştur. Terimin karşılığı basittir: üst soy kişinin anne-babası, dede-ninesi ve onların ataları; alt soy ise çocukları ve torunlarıdır. Yani insanlar bu uygulamada kendi küçük tarihlerini aramıştır.
Ünite bir alıntıyla bitiyor: “Tarih hakkında bilgi edinmek çoğu zaman eğlenceli olabilir. Çünkü her bir tarih kitabı, bir döneme, bir olaya ve bazı kişilere odaklıdır. Her birinde bir hikâye vardır. (…) Bazen güncel sorunlardan kaçmak için tarihe sığınırız. (…) Bazıları için geçmişle ilgili hikâyeler okumak sanıldığı gibi sadece keyifli değil, aynı zamanda iyileştiricidir.” Alıntı bir şeyi de kabul eder: bazı kitaplar hikâyesini heyecanlı biçimde sunamaz ve okuyana sıkıcı gelir — ama bu durum tarihin keyif alınamaz bir alan olduğunu göstermez.
Karışık sırayla gelen ipucunu doğru kutuya yerleştir: bir fayda bireye mi topluma mı ait, bir yıl hangi olaya, bir eser hangi müzeye? Her cevaptan sonra açıklama hemen çıkar.
Hafıza-tarih benzetmesi, millî bilinç ve ortak kimlik, tarihin kazandırdığı bakış açısı ve yurda geri getirilen eserler üzerine 48 soruluk test.
Hafızasını yitiren birey kim olduğunu, ne yapacağını, neyi sevdiğini bilemez. Geçmişini bilmeyen toplum da aynı boşluktadır. Yaşanan her an bitiminden hemen sonra geçmişe dönüşür; insan hayatını geçmiş ile gelecek arasında sürdürür. Gelecek hakkında öngörüde bulunmak için geçmişi bilmek gerekir.
Tarih, bugünü anlamlandırmak ve bireylere kimlik kazandırmak açısından çok önemli bir bilim dalıdır. Bireyler ailelerini ve kökenlerini, toplumlar geçmişteki olayları ve verilen mücadeleleri tarih aracılığıyla öğrenir; ikisi de var oluşuna anlam katar ve aidiyet duygusunu geliştirir.
Millî bilinç, bir milletin birliğinden ve ortak duygusundan kaynaklanan duygu ve düşüncelerin idrak edilmesi yoluyla kazanılır. Besleyen unsurlar: vatan sevgisi, bayrak sevgisi, bağımsızlık, millî mücadele, cesaret, dayanışma, kahramanlık, fedakârlık. Atatürk, toprakların sadece güç ve silahla değil, düşünce ve millî bilinç yoluyla da korunacağını söylemiştir.
Tarihi bilmek → ortak değerlerin benimsenmesi → ortak kimlik → toplumun oluşması → devamlılık. Sonuç: tarihini bilmeyen toplumların devamlılık göstermesi mümkün değildir.
Tarih, olay ve olguları tek taraflı değerlendirmemeyi öğretir. Olayların farklı neden ve sonuçları olabileceğini gösterir ve her olayı o günün siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik koşullarına göre değerlendirmeyi gerektirir. Geliştirdiği üç beceri: sorgulama, yorumlama, empati kurma.
Çanakkale Şehitler Abidesi: kaide üzerinde dört sütun, tavanda mozaikle Türk bayrağı, sekiz rölyef (dördü deniz, dördü kara savaşları), 21 Ağustos 1960. Hiroşima Endüstriyel Tanıtım Salonu: 1945’teki atom bombasından sonra ayakta kalan tek yapı, bugün barış anıtı. 27 Aralık 1939 Erzincan ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinden sonra toplumun tümüyle seferber olması, ortak hafızanın dayanışmaya dönüşmesidir.
Kanatlı Denizatı Broşu (Lidya Kralı Kroisos, Karun hazineleri) Uşak Müzesinden çalınıp Almanya’ya götürülmüş, 2013’te iade edilmiştir. “Çingene Kızı” mozaiğinin kayıp on iki parçası 2012’de yurda getirilmiş, Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesinde sergilenmeye başlamıştır.
Piri Reis: Osmanlı denizcisi; Amerika kıtasını gösteren dünya haritası ve “Kitab-ı Bahriye” ile tanınır, kartograf ve deniz bilimcidir. Jale İnan (1914-2001): arkeolog; Perge-Side, Kremna ve Pamphylia Seleukeiası kazılarıyla Anadolu’nun antik dönemlerine ışık tutmuştur. Afet İnan ile karıştırma.
Yıl 100’e bölünür, kalan varsa bölüme bir eklenir. 1453 → 15. yüzyıl (14 kalan 53), 1500 → 15. yüzyıl (kalan yok), 2023 → 21. yüzyıl. MÖ tarihlerde de aynı kural işler, yalnız sayı geriye doğru büyür.