Divan şiiri 1: altı yüz yıllık gelenek
Halk şiirinden sonra sıra divan şiirinde. Bu ünitede biçim bilgisi yok; geleneğin kendisini öğreniyoruz: nereden geldiğini, hangi adlarla anıldığını, hangi kaynaklardan beslendiğini, âşık-maşuk-rakip üçgenini, mazmun dediğimiz kalıplaşmış imge dünyasını ve şiirin içinde doğan dört akımı. Nazım biçimleri bir sonraki ünitede.
Divan edebiyatı, Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra özellikle 13. yüzyıldan itibaren Anadolu’da gelişen ve altı yüz yıl süren; Arap ve Fars edebiyatlarının etkisi altında şekillenen; kendine özgü nazım şekilleri, ölçüsü (aruz) ve kuralları olan bir edebiyattır.
Şairlerin şiirlerini belirli bir düzen içerisinde topladığı eserlere “divan” denir. Şiirler bu defterlerde toplandığı için edebiyat da “divan edebiyatı” adıyla anılır. Bu ifadeyi ilk kez Ömer Seyfettin ve Ali Canip Yöntem kullanmıştır.
Bir divanda genel olarak sırasıyla şunlar yer alır — bu sıra sınavda sorulur:
Divan edebiyatı ayrıca şu isimlerle de anılmıştır: tarzıkadim (eski tarz), şiirikadim (eski şiir), edebiyatıkadime (eski edebiyat), klasik Türk edebiyatı, saray edebiyatı, Osmanlı edebiyatı, yüksek zümre edebiyatı, havas edebiyatı, Enderun edebiyatı.
“Havas” seçkin zümre demektir; bu adların çoğu edebiyatın saray ve çevresinde yetişen okumuş bir kesime ait olduğunu vurgular.
Kur’an-ı Kerim, hadisler, evliya menkıbeleri (din büyükleri hakkında anlatılan hikâyeler), kısasıenbiya (peygamber hikâyeleri), tasavvuf ve Firdevsi’nin Şehnâme’si divan edebiyatının kaynakları arasındadır.
Ayrıca dinî inançlar, İslami ilimler, tarihî olaylar, Hint-İran kökenli efsaneler, çağın bilimleri, günlük olaylar, gelenek ve görenekler, terimler, deyimler ve atasözleri divan edebiyatının beslendiği kaynaklardandır.
Özellikler beş başlıkta toplandı. Bir başlığa tıkla: o başlığın altındaki bütün maddeler ve karşı kutbu (halk şiirinde ne olduğu) çıkar. Canvasta iki gelenek yan yana karşılaştırılır.
| Ölçüt | Divan şiiri | Halk şiiri |
|---|---|---|
| Ölçü | Aruz (son zamanlarında çok az hece) | Hece (âşıklarda aruz da var) |
| Nazım birimi | Genel olarak beyit; dörtlük ve bent de var | Çoğunlukla dörtlük |
| Uyak | Genellikle tam ve zengin; “göz için kafiye” | Çoğunlukla yarım uyak ve redif |
| Dil | Arapça-Farsça kelime ve tamlamaların yoğun olduğu ağır, süslü, sanatlı dil | Halkın konuştuğu dil |
| Anlatım | Soyut; mazmunlarla | Somut benzetmeler |
| Mahlas | Şiirin son bölümünde | Son dörtlükte (tapşırma) |
| Güzellik anlayışı | Parça güzelliği | — |
| Sanat anlayışı | Genellikle “sanat için sanat” | — |
Divan şiirinin özellikleri neredeyse hep “genellikle” ile verilir ve sınav sorusu tam buradan gelir. Nazım birimi genel olarak beyittir ama dörtlük ve bentler de kullanılmıştır (rubai, tuyuğ, murabba, terkibibent). Ölçü aruzdur ama son zamanlarında çok az da olsa hece kullanılmıştır. Sanat için sanat benimsenmiştir ama Nabi ve Bağdatlı Ruhi gibi bazı sanatçılar toplumsal konuları işlemiştir. Dil ağır ve süslüdür ama oldukça sade ve yalın eserler de vardır.
Şıkta “yalnızca”, “hiçbir zaman”, “tamamı” gibi kesin sözcükler görürsen dikkatli ol; bu maddelerin hemen hepsinin bir istisnası yazılıdır.
Divan şiirinin aşk sahnesinde üç kişi vardır ve bu üçlü altı yüz yıl boyunca değişmez. Şair her zaman âşıktır; sevgili her zaman ulaşılmazdır.
Seven. Şair daima âşıktır. Derdi zevk edinir ve bu dertten kurtulma yoluna gitmez. Dünyada gözü yoktur. Kavuşma (vuslat) zevkini bilmez.
Sevilen. Divan şiirinde asıl olan kişidir. Acı ve ıstırap vericidir. Gönlü taştır ve merhametsizdir. Sanem (put), peri, saki, canan gibi pek çok ismi vardır.
Âşık ile maşuk arasında âşık ile yarışan ve ona ortak olan kişidir.
Yedi kavram. Bir kavrama tıkla: tanımı, varsa örneği ve karıştığı kavram çıkar.
Divan edebiyatında bir şairin bir şiirinden hareketle başka bir şairin aynı ölçü, uyak ve redifle yazdığı benzer şiirlere nazire denir. Üstatların şiirleri taklit edilerek nazirecilik geleneği oluşturulmuştur.
Nazire şaka veya alay amacıyla yazıldıysa buna tehzil denir. Yani tehzil, naziredeki niyetin değişmiş hâlidir; ölçü, uyak ve redif yine aynı kalır.
| Kavram | Tanım | Örnek |
|---|---|---|
| Mısrayıazade (bağımsız mısra) | Bir şiire bağlı olmayan, tek satırlık şiirler | “Hâlini bilmez perişanın perişan olmayan” (Ahmet Paşa) |
| Mısrayıberceste / şah mısra | Vecize düzeyine yükselmiş mısralar | “O mâhiler ki derya içredir deryayı bilmezler” (Hayali) |
Ayrım tek soruda çözülür: mısrayıazade bağımsızdır (bir şiirin parçası değildir), berceste bir şiirin içindedir ama o kadar güzeldir ki tek başına atasözü gibi dolaşır.
Mazmun; belli bir kavramı düşündürüp çağrıştıran, genellikle açık istiare ve telmih sanatlarından yararlanılarak oluşturulan klişeleşmiş (kalıplaşmış) kelimedir. Mazmun, modern şiirdeki imgenin divan şiirindeki karşılığı olarak da düşünülebilir.
Sevgili tipi ortaktır: boyu servi, kaşı hilal veya keman, çenesi elma, ağzı nokta, kirpikleri ok… Aşağıdaki mazmunlardan birine tıkla: portrede karşılık geldiği yer işaretlenir. Bunlar kişisel benzetmeler değil, bütün divan şairlerinin paylaştığı kalıplardır — bu yüzden ezberlenir.
| Mazmun | Karşılığı |
|---|---|
| yay, keman | sevgilinin kaşları |
| kılıç | sevgilinin gamzesi, yan bakışı |
| ok | sevgilinin kirpikleri |
| gonca | sevgilinin ağzı |
| lâl ya da şeker | sevgilinin dudağı |
| inci | sevgilinin dişleri |
| servi | sevgilinin boyu |
| gül | sevgilinin yüzü |
| sümbül, yılan ya da halka | sevgilinin saçı |
| nergis | sevgilinin gözü |
| mum | maşuk (âşık olunan, sevgili) |
Aşağıda iki ünlü mısra var. Bir de mazmunlarla kurulmuş, sevgiliyi anlatan dizeler ekledik. Mazmun olan kelimeleri işaretle — hangi kelimenin neyi karşıladığını yukarıdaki tablodan bakabilirsin.
Mazmun imgenin karşılığı sayılır ama bir farkla: imge şaire özeldir, mazmun ortaktır. Bir şair “gül” dediğinde bütün gelenek bunun sevgilinin yüzü olduğunu bilir; kendi özgün buluşu değildir. Bu yüzden mazmun klişeleşmiş (kalıplaşmış) kelime diye tanımlanır.
İkinci tuzak: Divan şiirinde aşk büyük yer tutar ama bu aşk dünyevi ya da tasavvufi olabilir. Aynı beyit iki türlü okunabilir; “sevgili”nin Allah olduğu okuma yanlış değildir.
Divan şiiri altı yüzyıl boyunca aynı kalmadı. İçinden dört akım çıktı: ikisi dili sadeleştirme yönünde (Türkîibasit, mahallîleşme), biri anlamı derinleştirme (sebkihindi), biri düşünceyi öne çıkarma (hikemî şiir).
Bir akıma tıkla: yüzyılı, doğuş sebebi, ilkeleri ve temsilcileri çıkar; şeritte yeri yanar.
15 ve 16. yüzyılda görülmüştür. Türkçe sözcüklerle şiir yazan şairleri önemsemeyenlere, Türkçeyi kaba ve zevksiz bulanlara tepki olarak doğmuştur. Devrin büyük şairleri tarafından pek ilgi görmemiştir ve temsilcileri, sanat güçlerini gösteren eserler verememiştir.
15. yüzyıl sonunda Aydınlı Visali’nin öncüsü olduğu bu akımın en güçlü temsilcileri, 16. yüzyıl şairlerinden Edirneli Nazmi ve Tatavlalı Mahremi’dir.
İlkeleri:
Sebkihindi; Hint tarzı, üslubu demektir. 17. yüzyılda Hindistan’a giden İranlı şairlerin açtığı bir çığırdır.
Türk şairleri tarafından 17 ve 18. yüzyılda benimsenmiştir. Temsilcilerinden bazıları: Neşati, Naili, Fehim, Şeyh Galip. Nef’i ve Nedim bu akımdan kısmen etkilenmiştir.
İlkeleri:
Nabi ekolü de denilen bu akım; düşünceye ağırlık vererek okuyucuyu düşündürmeyi, aydınlatmayı amaçlar. 17. yüzyılda görülür.
İlk ve en güçlü temsilcisi Nabi’dir. Nabi’den sonraki en önemli temsilcisi Koca Ragıp Paşa’dır. Bu akımdan Tanzimat şairlerinden Ziya Paşa ve Namık Kemal de etkilenmiştir.
15. yüzyılda görülmeye başlanan ve daha çok bir dil hareketi olan Türkîibasit, mahallîleşme akımının önemli bir adımıdır.
Baki’nin ilk habercisi olduğu bu akımın en güçlü örneklerini 18. yüzyılda Nedim vermiş, 19. yüzyılda Enderunlu Vasıf bu akımın sınırlarını genişletmiştir. Âşık tarzı Türk şiiri ile divan şiirinin birleşimi olarak görülebilir.
Nedim bu akımın etkisiyle hece ölçüsünde türkü yazar. Halk deyimleri, yaşamı ve dili bu akım sayesinde divan şiirine yansır; sadeliğe yakın bir Türkçe kullanılır. İstanbul’un değişik semtleri, eğlenceleri, köşkleri gazel, şarkı ve şehrengizlere yansır. Divan şiirinin soyut dünyasına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır ve Tanzimat sanatçılarını da etkilemiştir.
Her hücreye tıkla: boş → ✓ → ✗ → boş. Sonra Denetle. “Dili sadeleştirir” ile “anlamı kapatır” birbirinin karşıtıdır; iki akımda biri, iki akımda öteki doğrudur.
| Akım | Yüzyıl | Amacı | Temsilcileri |
|---|---|---|---|
| Türkîibasit | 15-16 | Türkçe sözcüklerle yazmak, Arapça-Farsçadan kaçınmak | Aydınlı Visali (öncü), Edirneli Nazmi, Tatavlalı Mahremi |
| Sebkihindi | 17-18 | Anlamı derinleştirip kapalı ve girift hâle getirmek | Neşati, Naili, Fehim, Şeyh Galip (Nef’i ve Nedim kısmen) |
| Hikemî şiir | 17 | Düşünceye ağırlık verip okuyucuyu düşündürmek | Nabi (ilk ve en güçlü), Koca Ragıp Paşa |
| Mahallîleşme | 15’ten itibaren, zirvesi 18 | Halkın dilini, yaşamını ve İstanbul’u şiire sokmak | Baki (ilk haberci), Nedim (en güçlü), Enderunlu Vasıf |
Ünitenin bütün terimleri tek tabloda. Sütun süzgeciyle “yalnız terim sütununda ara” diyebilirsin.
İkisi de sadeleşme yönünde çalışır ve bu yüzden karışır. Ayrım şudur: Türkîibasit bir dil hareketidir — hedefi Arapça-Farsça sözcükten kaçınmaktır ve başarısız olmuştur (“devrin büyük şairleri tarafından pek ilgi görmemiştir”). Mahallîleşme daha geniştir: yalnız dili değil, konuyu, yaşamı ve mekânı yerlileştirir — İstanbul’un semtleri, eğlenceleri, halk deyimleri şiire girer ve başarılı olmuştur (Nedim). Kurulan bağ da bu: Türkîibasit, mahallîleşme akımının önemli bir adımıdır.
Bir tuzak da Nedim’dedir: mahallîleşmenin en güçlü ismidir ama sebkihindiden kısmen etkilenmiştir. İki akımda birden anılması çelişki değildir.
Her soruda bir tanım, bir mazmun ya da bir akım ilkesi verilir; karşılığını bulman gerekir.
50 soruluk test · divan edebiyatının kimliği ve başka adları, divandaki bölüm sırası, aruz-beyit-göz için kafiye, âşık-maşuk-rakip üçgeni, nazire ve tehzil, mısrayıazade ve berceste, on bir mazmun ve ortak sevgili tipi, Türkîibasit-sebkihindi-hikemî şiir-mahallîleşme akımları
İslamiyet’in kabulünden sonra, özellikle 13. yüzyıldan itibaren Anadolu’da gelişen, altı yüz yıl süren, Arap ve Fars (özellikle Fars) edebiyatlarının etkisinde şekillenen edebiyat. Adı “divan” defterinden gelir; bu ifadeyi ilk kez Ömer Seyfettin ve Ali Canip Yöntem kullanmıştır.
Tarzıkadim · şiirikadim · edebiyatıkadime · klasik Türk edebiyatı · saray edebiyatı · Osmanlı edebiyatı · yüksek zümre edebiyatı · havas edebiyatı · Enderun edebiyatı.
Mukaddime/dibace (ön söz) → kasideler → tarihler → mesneviler → musammatlar → gazeller → mukattaat (kıta, rubai, tuyuğ…).
Ölçü aruz (sonlarda çok az hece) · nazım birimi genel olarak beyit · genellikle tam ve zengin uyak, redif · “göz için kafiye” · şiirlerde başlık yoktur, redif-kafiye-tür-biçime göre adlandırılır · mahlas son bölümdedir · parça güzelliği esastır · genellikle “sanat için sanat”.
Âşık (şair; derdi zevk edinir, vuslat zevkini bilmez) · maşuk (asıl kişi; taş gönüllü, merhametsiz; sanem, peri, saki, canan) · rakip. Nazire: aynı ölçü, uyak ve redifle yazılan benzer şiir; şaka/alay amaçlıysa tehzil. Mısrayıazade: bağımsız tek mısra. Mısrayıberceste / şah mısra: vecize düzeyine yükselmiş mısra.
Kalıplaşmış kelime; açık istiare ve telmihten yararlanılarak kurulur; modern şiirdeki imgenin karşılığı. Yay/keman→kaş · kılıç→gamze · ok→kirpik · gonca→ağız · lâl/şeker→dudak · inci→diş · servi→boy · gül→yüz · sümbül/yılan/halka→saç · nergis→göz · mum→maşuk.
Türkîibasit (15-16, Aydınlı Visali öncü; Edirneli Nazmi, Tatavlalı Mahremi) · Sebkihindi (17-18, Neşati, Naili, Fehim, Şeyh Galip) · Hikemî şiir / Nabi ekolü (17, Nabi, Koca Ragıp Paşa) · Mahallîleşme (Baki haberci, Nedim zirve, Enderunlu Vasıf genişletici).
Nazım birimi beyit ama dörtlük ve bent de var · aruz ama sonlarda az da olsa hece · sanat için sanat ama Nabi ve Bağdatlı Ruhi toplumsal konuları işler · ağır süslü dil ama sade ve yalın eserler de var · aşk büyük yer tutar ama dünyevi ya da tasavvufi olabilir.