Batı’ya açılan kapı: Tanzimat’tan Servetifünun’a
Divan şiiri yedi yüzyıl sürdü; bu ünitede otuz altı yılda yerini bambaşka bir şiire bırakışını izleyeceğiz. Sınavda bu dönem üç ayrımdan sorulur: birinci dönem mi ikinci dönem mi (toplum için sanat / sanat için sanat), göz için kafiye mi kulak için kafiye mi, ve hangi ilk kimin. Üçünü de aşağıdaki panolarda tek tek ayıracağız.
Tanzimat Dönemi Türk edebiyatı, Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatının ilk devresidir. Tanzimat edebiyatı 1860 yılında Şinasi ve Agâh Efendi’nin ilk özel gazete olan Tercüman-ı Ahvâl’i çıkarmasıyla başlar.
Adını, Mustafa Reşit Paşa tarafından 3 Kasım 1839’da ilan edilen ve Gülhane Hattı Hümayunu adıyla da bilinen Tanzimat Fermanı’ndan alır. Yani ferman 1839’da ilan edilir, edebiyat dönemi 1860’ta başlar — bu iki tarih sınavda sık karıştırılır.
Dönem ikiye ayrılır: Tanzimat Birinci Dönem (1860-1876) ve Tanzimat İkinci Dönem (1876-1896).
Bir noktaya tıkla: o tarihte ne olduğunu ve şiirde neyi değiştirdiğini yazar. Şerit, ünitenin bütün tarihlerini tek yerde toplar.
Birinci Dönem şairleri divan edebiyatını eleştirmişler ancak biçimce divan şiirine bağlı kalmayı da sürdürmüşlerdir: divan şiirindeki nazım birim ve biçimlerini, aruz ölçüsünü ve “göz için kafiye” anlayışını kullanmaya devam etmişlerdir.
Şiirin konusunu genişletmiş; şiirde hak, hürriyet, eşitlik, adalet gibi yeni kavramları kullanmışlardır. “Toplum için sanat” anlayışıyla eser vermişlerdir. İlk şiir çevirileri bu dönemde Şinasi tarafından yapılmıştır. Halkın anlayacağı bir dil kullanmak istemişler ancak bunda başarılı olamamışlardır. Parça güzelliği anlayışı yerine bütün güzelliği anlayışını tercih etmişlerdir. Romantizm akımından etkilenmişlerdir. Şiirde ilk kez noktalama işaretleri ve başlık bu dönemde kullanılmıştır.
Şairleri: Şinasi · Ziya Paşa · Namık Kemal.
İkinci Dönem şairleri, birinci dönemdekilerin aksine bireysel ve genellikle soyut konularda şiirler yazmışlardır. “Sanat için sanat” anlayışıyla ve romantizmden etkilenerek eser vermişlerdir.
Divan şiirindeki nazım birim ve biçimlerini, aruz ölçüsünü kullanmaya devam etmişler; Batı edebiyatından alınan yeni nazım biçimlerini de daha çok çeviriler yoluyla kullanmaya başlamışlardır. “Kulak için kafiye” anlayışı benimsenmiştir. Şairler sade bir dille yazmayı hedeflememiştir; kullandıkları dil ağır ve sanatlıdır.
Şairleri: Recaizade Mahmut Ekrem · Abdülhak Hamit Tarhan · Muallim Naci.
Bütün dönemi tek başına özetleyen ayrım budur. Düğmelere bas: aynı iki kelimenin yazılışı ile okunuşu yan yana çizilir, hangi anlayışın onları kafiyeli saydığı gösterilir.
Soruda “Tanzimat şairi biçimde yenilik yaptı” denirse dikkat: her iki dönem de divan şiirinin nazım birim ve biçimlerini, aruz ölçüsünü sürdürmüştür. Değişen şey konu (birincide toplumsal, ikincide bireysel-soyut), sanat anlayışı (toplum için / sanat için) ve kafiye anlayışıdır (göz için / kulak için). Batı kaynaklı yeni nazım biçimleri ikinci dönemde ve daha çok çeviriler yoluyla girmiştir; divan biçimlerine asıl son veren Servetifünundur.
Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatının kurucusudur. “Sanat toplum içindir.” anlayışıyla eser vermiştir. Yazı dilini sadeleştirmeyi amaç edinmiş bir sanatçıdır.
Şiirde bütün güzelliğine ve konu birliğine önem vermiştir. Şiire şekil bakımından pek bir yenilik getirmemiş, eski nazım şekillerini kullanmaya devam etmiştir. 1860’ta Agâh Efendi ile birlikte ilk özel gazete Tercüman-ı Ahval’i, 1862’de tek başına Tasvir-i Efkâr’ı çıkararak Türk gazeteciliğinin öncüsü olmuştur. Klasisizm akımından etkilenmiş ve genellikle didaktik şiirler yazmıştır. Hak, adalet, eşitlik, hukuk, kanun gibi soyut ve toplumsal kavramları işleyerek şiirin konu yelpazesini genişletmiştir. Şiirlerinde aruz ölçüsünü kullanmıştır.
Edebiyatımızda ilklerin sanatçısıdır: ilk şiir çevirilerini yapmıştır · noktalama işaretlerini kullanan ilk sanatçıdır · ilk özel gazeteyi çıkarmıştır · ilk makaleyi, Batılı anlamda ilk fabl örneklerini ve ilk tiyatroyu yazmıştır · atasözleri üzerine ilk derleme çalışmasını yapmıştır.
Eserleri: Tercüme-i Manzume (Batı edebiyatından bazı şiirlerin tercümesidir) · Müntehabat-ı Eş’ar (şiirlerinden seçmeler).
Edebiyatımızda “Vatan Şairi” olarak tanınır. Eserlerinde toplumsal konuları; vatan, millet, hak, hürriyet kavramlarını işlemiştir. Sanatı topluma fayda sağlamak için bir araç olarak kullanmış, “Sanat toplum içindir.” anlayışını benimsemiştir.
İlk şiirlerinde biçim ve içerik eski olmasına rağmen sonraki şiirlerinde önce konuda, daha sonra biçimde yenilikler yapmıştır. Hürriyet Kasidesi ile klasik kasidenin bölümlerini kaldırmış, bu anlamda edebiyatımıza bir yenilik getirmiştir. Sade dili kullanan sanatçı, halka halkın diliyle seslenmeyi amaç edinmiştir. Şiirlerinde aruz ölçüsünü kullanmıştır.
En bilinen şiirleri: Besalet-i Osmaniyye ve Hamiyyet-i İnsaniyye (Hürriyet Kasidesi) · Vaveyla · Vatan Mersiyesi.
Tanzimat Dönemi’nin çelişkilerini, ikiliklerini çok belirgin yaşamış ve eserlerine yansıtmıştır. Bu ikilik onun en ayırt edici özelliğidir.
Şiir ve İnşa makalesinde Türk şiirinin halk şiiri olduğunu savunmuş, divan şiirini kötülemiş ancak divan edebiyatı geleneğini sürdürmüştür. Harabat adlı antolojisinin ön sözünde ise divan edebiyatını, halk edebiyatı karşısında övmüştür. Bu antoloji sebebiyle Namık Kemal, Tahrib-i Harabat ve Takip adlı eserleriyle sanatçıyı eleştirmiştir.
Şiirleri divan şiirinin devamı niteliğindedir: biçimde eskiye bağlı, içerikte yenilikçi. Şiirlerinde aruz ölçüsünü kullanmış, birkaç şiirinde heceyi de denemiştir. Batılılaşma yolundaki Türk şiirine düşünce ve fikri getirmiştir; haksızlığa ve zulme şiddetle karşı çıkmış, hikmetler ve nasihatlerle süslediği didaktik örnekler vermiştir. Terkibibent ve terciibent nazım biçimleriyle yazdığı şiirleriyle tanınmıştır.
Eserleri: Zafername (Ali Paşa’yı hicvettiği ünlü şiiri) · Eş’ar-ı Ziya (divan nazım şekilleriyle yazdığı şiirleri) · Harabat (divan şiiri antolojisi).
Ziya Paşa’nın “ikiliği” soruların favorisidir. Düğmelere bas: her savın hangi eserde söylendiği ve tam tersinin nerede söylendiği terazinin iki kefesinde belirir.
Döneminde “üstat” olarak tanınmış, yeniliklere öncülük etmiştir. Yenileşme hareketlerini genç nesle öğretmiş, Servetifünuncuların bir araya gelmesini sağlayarak bu topluluğun temelini atmıştır.
“Göz için kafiye” yerine “kulak için kafiye” anlayışını benimsemiştir. “Sanat için sanat” ilkesini kabul etmiştir. “Güzel olan her şey şiirin konusu olabilir.” diyerek şiirin konusunu genişletmiştir. Şiirlerini aruzla yazmıştır. Bir yandan divan şiiri geleneğini sürdürürken bir yandan da halk söyleyişleriyle mahallîleşme akımından etkilenmiştir; aynı zamanda romantik Fransız şiirinin etkisi altındadır. Şiirlerinde romantizmden etkilenmiştir.
Zemzeme adlı eserinin ön sözüyle eski-yeni çatışmasında yenilikçi tarafı seçmiş; eski şiir anlayışının takipçisi olarak bilinen Muallim Naci, bu esere karşılık Demdeme adlı eserini yazmıştır.
Şiirleri: Nağme-i Seher · Yadigâr-ı Şebâb · Zemzeme · Pejmürde · Nijad Ekrem.
Modern Türk edebiyatının kurucularından kabul edilen sanatçı, devrinde “Şair-i Azam” olarak anılmıştır. Görevi nedeniyle birçok yeri gezmiş olması sanatını etkilemiş, Doğu ve Batı arasında bir köprü olmuştur.
Şiirlerinde karmaşık duygu ve düşüncelerin yanında basit duygu ve düşüncelere de yer vermiş, “Tezatlar Şairi” olarak anılmıştır. Tiyatrolarını nesirle kaleme aldığı gibi, aruzla ve heceyle de tiyatro yazmıştır. Romantik bir duyarlılığa sahiptir, “sanat için sanat” görüşünü benimsemiştir. Kimi şiirlerinde anlaşılır bir dil kullanırken kimilerinde yoğun ve yüklü bir dil tercih eder. Heceyi çok az kullanan sanatçı, şiirlerini aruzla yazmıştır. Şiirlerinde aşk, tabiat, ölüm, metafizik konularını işlemiştir.
İki “ilk”i vardır: edebiyatımızın ilk pastoral şiiri Sahra’yı kaleme almış, ilk kafiyesiz şiir sayılan Validem’i yazmıştır. En ünlü şiiri, Beyrut’ta ölen karısı için yazdığı Makber’dir; şiirimize metafizik ürpertiyi getirmiştir.
Şiirleri: Makber · Sahra · Ölü · Hacle · Divaneliklerim yahut Belde · Bir Sefilenin Hasbıhali · Bâlâ’dan Bir Ses · Validem.
Türk şiirine yeni bir anlayış getiren Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit Tarhan ile eski-yeni tartışmasına girmesinden dolayı, eski şiir anlayışının en önemli temsilcisi olarak görülmüştür.
Eski anlayışa bağlı kalmakla beraber Fransız edebiyatına uzak kalmamış, Batılı anlayışa uygun şiirler kaleme almış, tercümeler yapmıştır. Sanatının en önemli yönü şiirleridir. Aruzu Türkçeye başarıyla uygulamış, eserlerinde yalın ve sade bir dil benimsemiştir.
Edebiyatımızın köyden söz eden ilk şiiri olan Köylü Kızların Şarkısı’nı yazmıştır. Recaizade’nin Zemzeme’sine karşı yazdığı Demdeme ile eski edebiyatın savunuculuğunu yapmıştır.
Şiirleri: Ateşpare · Şerare · Fürûzan · Yadigâr-ı Naci · Sümbüle.
Tanzimat’ın iki büyük kalem kavgası bu panoda. Sol sütunda eser, sağ sütunda sahibi var; ok, eserin hangi esere karşılık yazıldığını gösterir.
İki kavga birbirine karışır. Zemzeme (Recaizade) ↔ Demdeme (Muallim Naci) kavgası eski-yeni tartışmasıdır ve Tanzimat İkinci Dönem içindedir. Harabat (Ziya Paşa) ↔ Tahrib-i Harabat ve Takip (Namık Kemal) kavgası ise Birinci Dönem içindedir ve konusu divan edebiyatının övülmesidir. Kısacası: “-zeme/-deme” ikilisi ikinci dönem, “Harabat” ikilisi birinci dönem.
Tanzimat’la başlayan edebî yenilik hareketi, en önemli sonuçlarını Servetifünun yıllarında vermiştir. Servetifünun’u hazırlayan en önemli unsur Tanzimat edebiyatıdır; topluluk özellikle Tanzimat İkinci Dönem sanatçılarının hazırladığı edebî ortam sonucunda doğmuştur. Recaizade Mahmut Ekrem, Servetifünuncuların bir araya gelmesini sağlayan en önemli kişi olmuştur.
Servet-i Fünun dergisi topluluğun oluşmasındaki en önemli yayın organıdır. Ahmet İhsan’ın çıkardığı bu dergi, daha sonra Tevfik Fikret’in yazı işleri müdürlüğü görevine getirilmesiyle yeni edebiyat taraftarlarının etrafında toplandıkları bir yayın olmuştur. 1901 yılında Hüseyin Cahit’in Fransızcadan çevirdiği Edebiyat ve Hukuk adlı yazının yayımlanmasıyla bu dergi kapatılmış, topluluk dağılmıştır.
1896 yılında Hasan Asaf adlı bir gencin abes-muktebes kelimeleri arasında oluşturduğu kafiyeye eski şiir taraftarlarının şiddetle karşı çıkmasıyla kafiyenin göz için mi kulak için mi olduğu tartışılmış; Recaizade Mahmut Ekrem’in “kafiyenin kulak için olduğu” düşüncesi etrafında toplanan edebiyatçılar yeni edebiyat anlayışını oluşturmuştur.
Fransızcayı küçük yaşlarda öğrenen bu topluluğun sanatçıları Batı kaynaklarından beslenmiş; iyi bir eğitim almaları ve yabancı dildeki eserleri okuyabilmeleri, topluluğun oluşmasında ve yeni edebiyat anlayışının ortaya çıkmasında en önemli etkenlerden olmuştur.
“Sanat sanat içindir.” görüşüne bağlıdırlar. Şiir dili sade değil, son derece ağır ve sanatlıdır; Arapça ve Farsçada fazla kullanılmayan kelimeleri eski sözlüklerden çıkarıp kullanmışlardır.
Fransız şiirinden esinlenerek oluşturdukları alışılmadık tamlamalara yer vermişlerdir: zulmet-i ebkem (dilsiz karanlık), saat-i semen-fam (yasemin kokulu saatler), ihtizazat-ı leyl (gece titreyişleri)… Kırılgan yapılarını ünlemlerle ifade etmişlerdir; şiirde “ah, of, ey” gibi ünlemlere sık sık yer vermişlerdir.
Divan şiirindeki beyit anlayışı yerine nazmı nesre yaklaştıran bir şiir düzeni oluşmuş, 7-8 dizede tamamlanan cümlelerle anjanbumanlar yapılmıştır.
Divan şiirinin nazım şekillerine son vermişler, müstezat şeklini “serbest müstezat” olarak değiştirmişler ve bu nazım şeklini çokça kullanmışlardır. Manzum hikâye ve mensur şiir örnekleri verilmiş; edebiyatımızdaki ilk mensur şiir örneği sayılan Halit Ziya’nın Mezardan Sesler adlı eseri bu dönemde kaleme alınmıştır.
Divan şiirine ait birçok şeyden vazgeçmelerine rağmen aruz bütün şiirlerde kendini göstermiştir; aruz bu dönemde Türkçeye başarıyla uygulanmıştır. Sadece Tevfik Fikret, Şermin adlı çocuk şiirleri kitabında heceyi kullanmıştır.
Şiirin konusu iyice genişlemiştir. Şiirde toplumsal konulara yer vermemişler, bireysel anlayışla eser vermişlerdir. Sadece Tevfik Fikret bireysel temalar yanında toplumsal konulara da yer vermiştir.
Şiirin resim ve müzikle ilişkisi ön plana çıkarılmıştır. Tabloya dayalı doğa betimlemeleri yapılmış, Recaizade Mahmut Ekrem’le başlayan “tablo altına şiir yazma” (pitoresk) geleneği devam ettirilmiştir. Servetifünun şiirinde sembolizm ve parnasizm akımları etkili olmuştur.
Servetifünun şiirinin iki büyük ismi: Tevfik Fikret ve Cenap Şehabettin.
Servetifünun’un en kritik biçim yeniliği budur. Kaydırağı çek: cümlenin kaç dizeye yayıldığını değiştir. 1 dize = divan şiirinin beyit anlayışına yakın kapalı yapı; 7-8 dize = nazmın nesre yaklaşması. Çizimde turuncu kuşak bir cümleyi, kesik çizgiler dize sonlarını gösterir.
Servetifünun divan nazım şekillerine son verdi ama bir tanesini dönüştürerek yaşattı. Düğmelere bas: uzun dizeler tam genişlikte, ziyade denen kısa dizeler dar ve kesik çerçeveli çizilir.
Edebiyatla okulda tanışan Tevfik Fikret, Recaizade Mahmut Ekrem’in etkisi altında Batı şiirine yönelmiş ve kendi döneminde bu yönelişin en güçlü temsilcisi olmuştur.
İlk şiirlerinde “Sanat sanat içindir.” ilkesine bağlı kalmış, sanatı 1899’dan itibaren bireysellikten toplumsallığa doğru kaymıştır. İlk şiirlerinin konusu aşk ve tabiat; sonraki dönem şiirlerinin konusu ise hak, hürriyet ve medeniyettir. Geleceğe dair hep bir ümit içindedir; şiirin bir “hayal oyuncağı” olmadığını dile getirmiş, ülkesinin medeniyet seviyesini Batı seviyesine yükseltmeyi amaç edinmiştir.
Şiirlerinde parnasizm etkisiyle biçim mükemmelliği, sembolizm etkisiyle müzikalite görülür. Şermin adlı kitabı dışında bütün şiirlerinde aruzu kullanmış ve bu vezni Türkçeye başarıyla uygulamıştır. Servetifünun’un en önemli özelliklerinden olan “nazmı nesre yaklaştırma” özellikle Fikret’in şiirlerinde hayat bulmuş; anlamı birçok beyitte tamamlayarak manayı şiirin tamamına yaymıştır. Bazen tek bir cümleyi beş altı dizede söylemiştir. Müstezat şeklini serbest şiire yaklaştırmış, sone nazım şeklini popüler hâle getirmiştir.
Dönemin sosyal ve siyasal eleştirisini yaptığı, İstanbul’u olumsuz yönleriyle anlatan Sis şiiri edebiyat çevresinde büyük yankı uyandırmıştır. Oğlu Haluk şahsında Türk gençliğine seslenmiş ve bu şiirlerini Haluk’un Defteri’nde toplamıştır. Ramazan Sadakası, Verin Zavallılara, Hasta Çocuk, Balıkçılar toplumsal konulu manzum hikâyeleridir. Şiir dışında roman, hikâye gibi nesir türlerinde eser vermemiştir.
Eserleri: Rübab-ı Şikeste (gençlik manzumeleri ve daha çok “sanat sanat içindir” görüşüyle Servet-i Fünun’da yayımladığı aşk, aile sevgisi, doğa konulu şiirleri) · Haluk’un Defteri (oğlu Haluk şahsında Türk gençliğine seslendiği, sosyal ve millî duyguları içeren didaktik eser) · Rübabın Cevabı (toplumcu ve vatancı şairliğinin olgun örnekleri) · Şermin (hece ölçüsüyle yazdığı çocuk şiirleri).
Servetifünun şiirinin ikinci önemli şairidir. Sembolizm ve parnasizm akımından etkilenmiştir; parnasizmi Türk edebiyatına tanıtan sanatçıdır.
“Edebiyat için güzellikten başka gaye aramam. Edebiyattan maksat ancak edebiyattır.” diyerek şiirini toplumun hizmetine vermeyeceğini dile getirmiş, “sanat için sanat” anlayışıyla yazmıştır. Şiirlerinin konusu aşk ve doğadır. Dili oldukça ağırdır; imge, teşbih, sembollere ve daha önce duyulmamış tamlamalara yer vermiştir. Şiirlerinde serbest müstezat ve sone nazım şekillerini kullanmıştır.
Müzikaliteyi çok önemsemiş, ses bakımından heceden daha zengin bulduğu aruzu bütün şiirlerinde kullanmış, bu ölçünün şiddetli bir savunucusu olmuştur. Şiirin ölçüsünü yazacağı şiire göre belirlemiş, bazen bir şiirde birden fazla aruz kalıbı kullanmıştır; kafiyede de büyük bir serbestlik içindedir. Kullandığı dilden dolayı 1908’den sonra Yeni Lisancılar tarafından sert bir şekilde eleştirilmiştir. Şiir dışında gezi yazısı, özdeyiş, deneme, eleştiri, tiyatro türlerinde de eser vermiştir; düzyazılarındaki dil şiirlerine göre daha sadedir.
Şiiri: Tâmât.
Eserlerine, babasının tavsiyesiyle okumaya başladığı Namık Kemal’in düşüncelerini ve üslubunu yansıtmıştır. Servetifünun Dönemi’nde bireysel konuları işleyen sanatçı, 1908’den sonra toplumsal konulara yönelmiştir.
İstanbul’un işgali üzerine yazdığı Kara Bir Gün başlıklı yazısı nedeniyle İngilizler tarafından Malta’ya sürülmüştür. Dilin sadeleşmesi çabalarına katılmayan sanatçı süslü ve ağır bir dil kullanmıştır.
Şiirleri: Gizli Figanlar · Firak-ı Irak.
Dört sütun da aranabilir. “kulak için”, “ilk”, “aruz”, “Malta” gibi bir sözcük yaz; kaç kaydın kaldığını sayaçtan gör.
Aşağıdaki cümlelerde “ilk”in sahibi olan adı tıklayarak işaretle, sonra Denetle’ye bas.
| Ölçüt | Tanzimat I (1860-1876) | Tanzimat II (1876-1896) | Servetifünun (1896-1901) |
|---|---|---|---|
| Sanat anlayışı | Toplum için sanat | Sanat için sanat | Sanat sanat içindir |
| Konu | Hak, hürriyet, eşitlik, adalet | Bireysel ve soyut | Bireysel (yalnız Fikret toplumsal da) |
| Kafiye | Göz için kafiye | Kulak için kafiye | Kulak için kafiye |
| Nazım biçimi | Divan biçimleri | Divan biçimleri + çeviri yoluyla Batı biçimleri | Divan biçimlerine son; serbest müstezat, sone |
| Ölçü | Aruz | Aruz | Aruz (yalnız Şermin’de hece) |
| Dil | Sadeleştirmek istendi, başarılamadı | Ağır ve sanatlı | Çok ağır; eski sözlüklerden kelimeler |
| Akım | Romantizm (Şinasi’de klasisizm) | Romantizm | Sembolizm ve parnasizm |
| Anlam birimi | Bütün güzelliği | Bütün güzelliği | Nazmı nesre yaklaştırma, anjanbuman |
Her soruda bir özellik, bir eser ya da bir “ilk” verilir; hangi döneme veya hangi şaire ait olduğunu bulman gerekir.
50 soruluk test · Tanzimat’ın iki dönemi, göz için/kulak için kafiye ayrımı, Şinasi’nin “ilk”leri, Ziya Paşa’nın çelişkisi, Harabat ve Zemzeme kalem kavgaları, Servetifünun’un doğuşu ve dağılışı, nazmı nesre yaklaştırma ile serbest müstezat
1839: Tanzimat Fermanı (Gülhane Hattı Hümayunu, Mustafa Reşit Paşa). 1860: Tercüman-ı Ahvâl (Şinasi + Agâh Efendi) — edebiyat dönemi burada başlar. 1862: Tasvir-i Efkâr (Şinasi tek başına). 1876: İkinci Dönem başlar. 1896: abes-muktebes tartışması, Servetifünun doğar. 1901: Edebiyat ve Hukuk yazısı, dergi kapanır, topluluk dağılır.
İlk özel gazete (Tercüman-ı Ahval) · ilk şiir çevirileri · noktalama işaretlerini kullanan ilk sanatçı · ilk makale · Batılı anlamda ilk fabl örnekleri · ilk tiyatro · atasözleri üzerine ilk derleme. Ayrıca: ilk pastoral şiir Sahra ve ilk kafiyesiz şiir Validem (Abdülhak Hamit) · köyden söz eden ilk şiir Köylü Kızların Şarkısı (Muallim Naci) · ilk mensur şiir Mezardan Sesler (Halit Ziya).
Batı etkisindeki Türk edebiyatının kurucusu: Şinasi. Vatan Şairi: Namık Kemal. Şair-i Azam / Tezatlar Şairi: Abdülhak Hamit Tarhan. “Üstat”: Recaizade Mahmut Ekrem. Eski şiirin en önemli temsilcisi: Muallim Naci. Parnasizmi Türk edebiyatına tanıtan: Cenap Şehabettin.
Harabat (Ziya Paşa) → Tahrib-i Harabat ve Takip (Namık Kemal) — birinci dönem, konu divan edebiyatının övülmesi. Zemzeme (Recaizade, yenilikçi) → Demdeme (Muallim Naci, eskici) — ikinci dönem, eski-yeni çatışması.
Şiir ve İnşa makalesinde Türk şiirinin halk şiiri olduğunu savunur, divan şiirini kötüler; Harabat ön sözünde ise divan edebiyatını halk edebiyatı karşısında över. Biçimde eskiye bağlı, içerikte yenilikçidir. Terkibibent ve terciibentle tanınır. Zafername’de Ali Paşa’yı hicveder.
Divan nazım şekillerine son · müstezat → serbest müstezat · sone (Fikret popüler hâle getirdi) · nazmı nesre yaklaştırma, 7-8 dizede tamamlanan cümleler, anjanbuman · manzum hikâye ve mensur şiir · aruz her şiirde, hece yalnız Şermin’de.
Tevfik Fikret: 1899’dan sonra toplumsallığa kayar, Sis, Haluk’un Defteri, manzum hikâyeler (Balıkçılar, Hasta Çocuk), Şermin’de hece, nesir yazmadı, parnasizm + sembolizm. Cenap Şehabettin: baştan sona “sanat için sanat”, konusu aşk ve doğa, parnasizmi tanıtan, aruzun şiddetli savunucusu, tek şiir kitabı Tâmât, düzyazıda daha sade.
zulmet-i ebkem = dilsiz karanlık · saat-i semen-fam = yasemin kokulu saatler · ihtizazat-ı leyl = gece titreyişleri. Bunlar Fransız şiirinden esinlenilerek kurulmuş, Türkçede daha önce duyulmamış tamlamalardır; Servetifünun dilinin en tanınan işaretidir.