Kim anlatıyor, ne kadar biliyor?
Bu ünite bir kurallar ünitesidir: hikâyenin tanımı, planı, yapı unsurları, bakış açıları ve anlatım teknikleri. Sınavda soru genellikle bir metin parçası verip “bu parçadaki bakış açısı / anlatım tekniği hangisidir?” diye sorar. Bu yüzden burada her kuralın yanında tanınacak işareti de var: -dım/-dim mi görüyorsun, yoksa kahramanın içini bilen bir ses mi?
Hikâye (öykü); kişi, yer ve zamana bağlı olarak yaşanmış ya da tasarlanmış bir olayı anlatan, okuyucuda heyecan ve estetik zevk uyandırmayı amaçlayan kısa yazılardır.
Tanımın dışındaki dört ölçüt de sorulur: mekân ana hatlarıyla anlatılır · kahramanlar olay içerisinde tanıtılır · karakterler belirgin özellikleriyle yansıtılır · anlatım yoğun ve özlüdür, olaylar birinci veya üçüncü kişi ağzıyla anlatılır ve ayrıntıya girilmez.
Hikâyeyi romandan ayıran ölçüt uzunluk değil, ayrıntıdır. Hikâyede mekân ana hatlarıyla anlatılır, anlatım yoğun ve özlüdür, kişi sayısı azdır. Aynı olayı ayrıntıya girerek anlatan metin artık hikâye değildir. Bu ölçüt, “aşağıdakilerden hangisi hikâyenin özelliği değildir?” sorularının en sık cevabıdır.
Hikâye türünün kökeni destanlar ve masallardır. Bugünkü anlamda hikâyeye kimlik kazandıran yazar Boccaccio’dur ve Decameron eseri dünya edebiyatındaki ilk hikâye örneğidir. (Yazarın adı ders kitabında “Boccacio” biçiminde dizilmiştir; doğru yazımı Boccaccio’dur.)
Türk edebiyatında Tanzimat Dönemi’nden önce modern hikâye yerine mesneviler ve halk hikâyeleri yazılmıştır. Yani boşluk yoktur; hikâyenin işlevini başka türler görür.
Batılı anlamda ilk hikâyeler Tanzimat Dönemi’nde yazılmıştır. Ahmet Mithat Efendi’nin Letâif-i Rivâyât adlı eseri ilk hikâye kitabıdır. Sami Paşazâde Sezai’nin Küçük Şeyler eseri ise Batılı anlamda ilk hikâyeleri içerir. İkisi karıştırılır; ayırt edici sözcük “Batılı anlamda”dır.
Türk hikâyeciliğini Batılı örneklere tam anlamıyla yaklaştıran yazar, Servetifünun Dönemi yazarlarından Halit Ziya Uşaklıgil olmuştur. Millî Edebiyat Dönemi’nde Ömer Seyfettin; sade diliyle tarihî, siyasi ve sosyal konulu hikâyeleriyle yeni bir dönem başlatmıştır. Onu Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin ve Refik Halit Karay takip etmiştir.
Sadri Ertem, Sabahattin Ali, Memduh Şevket Esendal, Sait Faik Abasıyanık, Yaşar Kemal, Fakir Baykurt, Necati Cumalı, Haldun Taner, Kemal Tahir gibi yazarlar önemli eserler vermiştir.
Dünyada ilk hikâye örneği: Decameron (Boccaccio).
Türk edebiyatında ilk hikâye kitabı: Letâif-i Rivâyât (Ahmet Mithat Efendi).
Batılı anlamda ilk hikâyeler: Küçük Şeyler (Sami Paşazâde Sezai).
Batılı örneklere tam yaklaştıran: Halit Ziya Uşaklıgil.
Yeni dönem başlatan: Ömer Seyfettin.
Eğri, okuyucunun merakının hikâye boyunca nasıl değiştiğini gösterir: serimde düşük, düğümde artar ve çözüm bölümüne kadar devam eder, çözümde iner.
Her hikâye bu plana uymayabilir. Bazı hikâyelerde sonuç bölümü verilmez ve okuyucu hikâyenin sonunu hayalinde tamamlar. Ayrıca durum hikâyesinde serim, düğüm, çözüm bölümleri bulunmaz — bu iki bilgi birlikte sorulur.
Hikâyede karşıt duygu, düşünce ve isteklerin bir arada sergilenmesiyle ortaya çıkan durumdur. Olayların dayandığı temel ögedir ve merak duygusunu canlı tutar. Örnekler: hayal-gerçek, tutumluluk-savurganlık çatışmaları.
Çatışmaları veya olay halkalarını oluşturan kahramanların yüz yüze gelmesidir. Çatışma bir durum, karşılaşma bir andır; ikisi karıştırılır.
Hikâyedeki soyut ve genel temel duygu ya da düşüncedir — örneğin aile, sevgi, dostluk. Anahtar sözcük: soyut ve genel.
Temanın somutlaşmış hâlidir. Örnek şudur: pişmanlık teması, “suçsuz birinin ceza almasına neden olmanın yarattığı pişmanlık” olarak konuya dönüşür. Anahtar sözcük: somutlaşmış.
Bir tema seç: soldaki soyut sözcüğün sağda nasıl somutlaştığını gör.
Hikâyedeki kişilerin başından geçen olaylar dizisidir ve ana olaya bağlı küçük olayların sıralanmasıyla oluşur. Dikkat: olay örgüsü tek bir olay değil, ana olay + ona bağlı küçük olaylardır.
Olayı yaşayan kahramanlardır. Hikâyede kişi sayısı azdır. Kahramanların kendine özgü özellik taşıyanlarına karakter; bir düşünce veya topluluğu temsil edenlerine tip denir. Ayırt edici: kendine özgü mü, temsil ediyor mu.
Olayların başlangıcı ve bitişi arasındaki süredir. Zaman, başlangıçtan sona veya sondan başa doğru akabilir. Yani hikâyede zaman tersine de işleyebilir.
Olayların geçtiği yer veya çevredir. Olayın anlaşılması için ayrıntıya girmeden betimlenir. “Ayrıntıya girmeden” kaydı hikâyeyi romandan ayıran ölçütlerdendir.
Hikâyeyi okuyucuya sunan kişidir ve yazarın kendisi değil, kurmaca bir kişidir. Olaylar birinci ya da üçüncü kişi ağzından anlatılır ve hikâyedeki olaylar ve kişilerle ilgili bilgiler anlatıcıdan öğrenilir. Anlatıcı ≠ yazar — bu, en çok sorulan ayrımdır.
Anlatıcının kişi, olay, yer ve zamanı nasıl ele aldığı ve bunlara karşı takındığı tutumdur. Üç çeşidi vardır ve hepsi bir sonraki bölümde.
Üç bakış açısını ayırmanın en kısa yolu iki soru sormaktır: anlatıcı olayın içinde mi? ve kahramanların içini biliyor mu?
| Ölçüt | Kahraman | Hâkim (Tanrısal / İlahi) | Gözlemci (Müşahit) |
|---|---|---|---|
| Anlatan kişi | Birinci kişi | Üçüncü kişi | Üçüncü kişi |
| Anlatıcı kimdir | Hikâye kahramanlarından biri | Olayın dışında, her şeyi bilen bir ses | Olaya tanık olan biri |
| Ne bilir | Yalnızca kendi duygu, düşünce ve izlenimlerini | Kahramanların iç dünyasını; her şeyi görür, bilir ve sezer | Yalnızca gördüklerini ve tanık olduklarını |
| İç dünya | Yalnız kendisininki | Herkesinki | Hiçbirininki — duygu ve düşüncelere hâkim değildir |
| Tutum | Öznel, kendi izlenimi | Bazen öğüt verir, yargıda bulunur ya da hikâyeyi özetler | Nesnel aktarım |
| Bağlı olduğu teknik | Geriye dönüş de kullanabilir | İç çözümleme ve anlatma (tahkiye) bu bakış açısıyla oluşturulur | Gösterme tekniğine yakındır |
Aşağıdaki dört parça örneklerden kısaltılmıştır. Her dizede anlatıcının kim olduğunu ele veren sözcüğü işaretle: birinci kişi eki mi taşıyor, üçüncü kişi eki mi?
1. dize Ziya Osman Saba’nın Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi, 2. dize Halide Edip Adıvar’ın Himmet Çocuk, 3. dize Sabahattin Ali’nin Ayran, 4. dize yine Sabahattin Ali’nin Ses adlı eserinden alınmıştır. İlk ikisi kahraman, üçüncüsü hâkim, dördüncüsü gözlemci bakış açısına örnektir.
Bunlar birbirine karışır: hikâye çeşidi (olay/durum), anlatım biçimi (öyküleme/betimleme) ve anlatım tekniği (gösterme/anlatma). Üçü ayrı sorulur.
Olay anlatımına dayanan bu anlatım biçiminde, okuyucuyu olayın içinde yaşatmak amaçlanır. Kişiler, olay örgüsü, mekân ve zaman ögeleri bulunur; fiil ve fiilimsilere çokça yer verilir. Bu şekilde kişiler hareket hâlinde yansıtılır. Tanıma işareti: fiil ve fiilimsi yoğunluğu.
Varlıkları ve durumları zihinde canlandırmayı amaçlayan anlatım biçimidir. Öznel betimlemelere izlenimsel, nesnel olanlara ise açıklayıcı betimleme denir. Öznel betimlemelerde okuyucuya izlenim kazandırmak, nesnel betimlemelerde bilgi vermek amaçlanır. Sıfatlar kullanılarak varlık ve durumlar ayırt edici özellikleriyle tanımlanır. Tanıma işareti: sıfat yoğunluğu.
Sekiz teknik iki çatı altında toplanır. Ayıran soru tektir: anlatıcı okuyucu ile eser arasına giriyor mu?
Her tekniği doğru sütuna yerleştir.
Ara: “bilinç”, “diyalog”, “Sabahattin Ali”, “roman”…
İkisinde de kişilerin iç dünyaları, zihinlerinden geçirdikleri düşünceler doğrudan verilir. Fark tek bir ölçüttedir: iç konuşmada kahraman karşısında biri varmış gibi kendi kendine konuşur ve cümleler tutarlıdır; bilinç akışında ise cümleler arasında mantık ilişkisi zayıftır ve düşünceler serbest çağrışımla bir konudan diğerine atlar. İkinci tuzak: iç çözümleme bunların ikisi de değildir — orada konuşan kahraman değil, hâkim bakış açılı anlatıcıdır ve anlatılan kişi edilgendir.
Hikâyenin tanımı ve tarihî gelişimi; serim-düğüm-çözüm planı, çatışma, karşılaşma, tema ve konu; olay örgüsü, kişiler, zaman, mekân, anlatıcı; üç bakış açısı; olay ve durum hikâyesi; öyküleyici ve betimleyici anlatım; gösterme ile anlatma tekniklerinin sekiz alt başlığı
Hikâye (öykü); kişi, yer ve zamana bağlı olarak yaşanmış ya da tasarlanmış bir olayı anlatan, okuyucuda heyecan ve estetik zevk uyandırmayı amaçlayan kısa yazılardır. Mekân ana hatlarıyla anlatılır, kahramanlar olay içerisinde tanıtılır, anlatım yoğun ve özlüdür, ayrıntıya girilmez.
Köken: destanlar ve masallar · kimlik kazandıran yazar: Boccaccio, eser: Decameron (dünyada ilk hikâye örneği) · Tanzimat öncesinde mesneviler ve halk hikâyeleri · ilk hikâye kitabı: Letâif-i Rivâyât (Ahmet Mithat Efendi) · Batılı anlamda ilk hikâyeler: Küçük Şeyler (Sami Paşazâde Sezai) · Batılı örneklere tam yaklaştıran: Halit Ziya Uşaklıgil · yeni dönem başlatan: Ömer Seyfettin.
Serim: giriş bölümü; olayın geçtiği yer ve zaman belirlenir, kişiler tanıtılır ve ana olaya giriş yapılır. Düğüm: olayın okuyucuyu meraklandıracak şekilde ayrıntılı olarak anlatıldığı bölüm; merak artar ve çözüm bölümüne kadar devam eder. Çözüm: sonuç bölümü; merak unsurları çözülür ve hikâye sonuçlanır. Her hikâye bu plana uymayabilir; bazılarında sonuç verilmez, okuyucu sonu hayalinde tamamlar.
Çatışma: karşıt duygu, düşünce ve isteklerin bir arada sergilenmesi; olayların dayandığı temel öge, merakı canlı tutar (hayal-gerçek, tutumluluk-savurganlık). Karşılaşma: çatışmaları veya olay halkalarını oluşturan kahramanların yüz yüze gelmesi. Tema: soyut ve genel temel duygu ya da düşünce (aile, sevgi, dostluk). Konu: temanın somutlaşmış hâli.
Olay örgüsü (ana olaya bağlı küçük olayların sıralanması) · kişiler (sayı azdır; karakter = kendine özgü, tip = bir düşünce veya topluluğu temsil eden) · zaman (başlangıçtan sona veya sondan başa akabilir) · mekân (ayrıntıya girmeden betimlenir) · anlatıcı (yazarın kendisi değil, kurmaca bir kişi) · bakış açısı.
Kahraman: birinci kişi; anlatıcı kahramanlardan biridir, yalnızca kendi duygu, düşünce ve izlenimlerini bilir. Hâkim (Tanrısal / İlahi): üçüncü kişi; kahramanların iç dünyasını bilir, her şeyi görür, bilir ve sezer; bazen öğüt verir, yargıda bulunur ya da hikâyeyi özetler. Gözlemci (Müşahit): üçüncü kişi; yalnızca gördüklerini ve tanık olduklarını nesnel aktarır, duygu ve düşüncelere hâkim değildir.
Olay hikâyesi: serim-düğüm-çözüme uygun, bir sonuca bağlanır; kahramanların
ve çevrenin tasviri vardır; merak ve heyecan amaçlanır. Öncüsü
Guy de Maupassant → Maupassant tarzı. Türk edebiyatında:
Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin.
Durum hikâyesi: duygu, düşünce ve hayallere odaklanır, günlük
yaşamın bir kesitini ele alır; ruhsal çözümlemeler ağır basar, olay ikinci
plandadır, serim-düğüm-çözüm bulunmaz. Öncüsü Anton Çehov →
Çehov tarzı. Türk edebiyatında: Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket
Esendal.
Öyküleyici anlatım: olay anlatımı; kişi, olay örgüsü, mekân, zaman;
fiil ve fiilimsi yoğunluğu; kişiler hareket hâlinde.
Betimleyici anlatım: zihinde canlandırma; öznel = izlenimsel
(izlenim kazandırır), nesnel = açıklayıcı (bilgi verir); sıfat
yoğunluğu.
Anlatıcı okuyucu ile eser arasına girmez; dikkat eser üzerinde yoğunlaşır. Üç tekniği vardır: diyalog (karşılıklı konuşma, metne akıcılık kazandırır) · iç konuşma (kahraman karşısında biri varmış gibi kendi kendine konuşur) · bilinç akışı (cümleler arasında mantık ilişkisi zayıftır, düşünceler serbest çağrışımla atlar).
Anlatıcı okuyucu ile eser arasına girer; hâkim bakış açısıyla oluşturulur, anlatıcı kahramanlardan biri değildir. Beş tekniği vardır: kişi tanıtımı · olay anlatımı · geriye dönüş (kronolojik akış kırılır; anlatıcı birinci ya da üçüncü tekil kişi olabilir) · iç çözümleme (hâkim bakış açısıyla psikolojik tahlil; anlatılan kişi edilgendir) · özetleme.