AYT EDEBİYAT · ÜNİTE 20 · TANZİMAT ÖNCESİNDEN MİLLÎ EDEBİYAT’A TÜRK HİKÂYESİ

Hikâyenin yerini kim tutuyordu?

Tanzimat’tan önce Türk edebiyatında modern hikâye yoktur — ama hikâye anlatma ihtiyacı vardır. Onun yerini halk hikâyeleri, cenknameler ve mesneviler tutar. Tanzimat’la birlikte tür Batı’dan alınır ve üç dönemde hızla olgunlaşır: Tanzimat (araç olarak edebiyat), Servetifünun (estetik ve teknik), Millî Edebiyat (sade dil ve ülke sorunları).

01 / HALK HİKÂYELERİ

Nazım-nesir karışık, anonim

Aşk ve kahramanlık gibi temaları işleyen, genellikle âşıklar, meddahlar ve kıssahan denilen hikâyeciler tarafından anlatılan, nazım-nesir karışık söylenen anonim hikâyelere halk hikâyesi denir. Halk hikâyeleri halkın içinde doğar ve gelişir; modern hikâyeden önceki dönemde hikâye türünün işlevini görmüştür.

HALK HİKÂYESİNİN SEKİZ ÖZELLİĞİ · MERKEZE TIKLA
İKİ ALT BAŞLIK

Halk hikâyeleri destan tipi (bazı tarihî kişiliklerin kahramanlıklarını işleyen) ve aşk temalı (halk arasında tanınmış kişilerin aşklarını anlatan) olmak üzere iki başlıkta ele alınabilir.

ÖNEMLİ ÖRNEKLER

Kerem ile Aslı, Arzu ile Kamber, Tahir ile Zühre, Garip ile Şahsenem, Emrah ile Selvihan, Asuman ile Zeycan, Kirman Şah, Köroğlu önemli halk hikâyesi örnekleridir.

ANLATANIN ADLARI

Halk hikâyesi anlatan kişiye “hikâyeci, âşık, hikâyeci âşık” gibi isimler verilmiştir. Âşıklar ve meddahlar; hikâyeleri kahvehanelerde, köy odalarında, düğünlerde anlatarak bu hikâyelerin yayılmasında etkin rol oynamıştır. Bu geleneği yakın zamanda Şeref Taşlıova, İsmail Azerî, Nuri Çırağı gibi âşıklar devam ettirmiştir.

VARYANT NASIL OLUŞUR?

Anlatıcılar; kimi zaman bu hikâyelere yeni maceralar, olaylar, kahramanlar eklemiş; böylelikle halk hikâyelerinin varyantları oluşmuştur. Hikâyeler belirli bir geleneğe bağlı olarak anlatılır, anlatımda genellikle kalıplaşmış ifadeler kullanılır.

DEDE KORKUT HİKÂYELERİ

Türk edebiyatında destandan halk hikâyesine geçiş örneğidir. Hikâyeler IX-XI. yüzyıllar arasında oluşup XV. yüzyılın sonunda yazıya geçirilmiştir. Bir mukaddime (ön söz) ve on üç hikâyeden oluşur. Dresden, Vatikan, Türkistan, Kazan ve Bursa olmak üzere toplam beş nüshası vardır. Hikâyelerde Oğuzların kendi çekişmeleri; tabiatla, olağanüstü güçlerle ve düşmanlarla mücadeleleri anlatılır.

SAYILARI VE ADLARI İŞARETLE

Aşağıdaki cümlelerde sayı ve yüzyıl bildiren sözcükleri ve nüsha adlarını ayrı ayrı işaretle.

02 / CENKNAMELER

Yüksek sesle okunan savaş kitapları

Müslümanlarla Müslüman olmayanlar arasındaki tarihî savaşların ve bu savaşlardaki Müslüman kahramanın yiğitliklerinin olağanüstü ögelerle süslenerek nazım-nesir karışık anlatıldığı eserlere cenkname denir.

Tarihî olay ve kişilerin kurmaca olarak anlatıldığı cenknameler, destan tipi halk hikâyesi grubuna dâhil edilebilir. Eskiden evlerde, köy odalarında, kıraathanelerde, cami avlularında bir kişi tarafından yüksek sesle okunur; orada bulunanlar tarafından ilgiyle dinlenirdi.

KİMİN CENKLERİ ANLATILIR?

Türün en çok bilinen örnekleri Hz. Ali, Hz. Hamza ve Battal Gazi’nin kahramanlıklarını konu alan cenknamelerdir. Bu kitaplar içinde en çok okunanlar ise Hz. Ali’nin cenklerini anlatan Hayber Kalesi ve Kan Kalesi’dir.

HZ. ALİ CENKNAMELERİ

Bu cenknamelerde Hz. Ali’nin kahramanlıkları, kerametleri ve onun çevresinde gelişen olaylar anlatılır. Hz. Ali; Allah yolunda savaşan, halkı zalimlerden koruyan, olağanüstü güçleri olan, halkın sevdiği, mert, cesur ve cömert bir kahramandır. Onun için Allah’ın aslanı, yiğitlerin şahı, dinin kılıcı gibi sıfatlar kullanılır.

BİÇİM DEĞİŞİMİ

Cenknameler, önceleri manzum şekilde yazılmışken 15. yüzyıldan itibaren mensur örneklere de rastlanır. Yani tür manzumdan mensura doğru bir yol izler.

HALK HİKÂYESİ İLE ORTAKLIĞI

Cenkname de halk hikâyesi gibi nazım-nesir karışıktır ve destan tipi halk hikâyesi grubuna girer. Ayıran nokta: cenknamenin konusu tarihî bir savaş ve Müslüman bir kahramandır.

03 / MESNEVİLER

Her beyit kendi içinde kafiyeli

Mesnevi, sözlük anlamı “ikişer, ikişerli” olan Arapça bir kelimedir. Her beyti kendi içinde kafiyeli olan, aruz vezninin kısa kalıpları ile yazılan divan edebiyatı nazım şeklidir. Mesnevilerin beyit sayısında sınırlama yoktur.

Mesnevilerde her beytin kendi içinde kafiyelenmesi, anlamın beyit içinde tamamlanması mesnevinin kolay ve uzun yazılmasını sağlamıştır. Mesneviler bir bakıma bugünkü hikâye ve romanın yerini tutmuştur.

KAFİYE ŞEMASI · KARŞILAŞTIR

Mesnevinin uzun yazılabilmesinin sebebi doğrudan kafiye şemasıdır. Gazelle yan yana koyunca fark hemen görünür.

KONULARI

Mesnevilerde genellikle aşk, kahramanlık konularıyla dinî-tasavvufi konular işlenmiştir. Mesnevi XV. yüzyıl ve sonrasında büyük bir gelişme göstermiş, mesnevilerin sayıları artmış ve konuları çeşitlenmiştir.

HAMSE

Divan edebiyatında aynı şaire ait beş mesnevinin bir araya getirilmesiyle oluşturulan eserlere hamse denir. Türk edebiyatında hamse sahibi ilk şair Ali Şir Nevai’dir.

İLK MESNEVİ

Türk edebiyatında bilinen ilk mesnevi, Yusuf Has Hacip tarafından XI. yüzyılda kaleme alınan Kutadgu Bilig adlı eserdir.

MEVLANA’NIN MESNEVİ’Sİ

Mevlana’nın aslı Farsça olan Mesnevi adlı eseri de Türkçeye manzum ve mensur olarak defalarca çevrilmiş, açıklamaları yazılmış, sohbetleri ve dersleri yapılmış bir mesnevidir. Dikkat: “mesnevi” bir nazım şekli, “Mesnevi” ise Mevlana’nın eserinin adıdır.

TANINMIŞ MESNEVİLER · ARANABİLİR TABLO
04 / TANZİMAT HİKÂYESİ

Edebiyat bir araç olarak

ÜÇ DÖNEM YAN YANA · ÖLÇÜT SEÇ
ANLAYIŞ VE ÖRNEK

Tanzimat Dönemi’nde hikâyeler, toplum için sanat anlayışıyla tamamen Fransız edebiyatı örnek alınarak oluşturulmuş eserlerdir. Sanatçılar, romantizmin etkisiyle toplumu bilgilendirmek amacıyla edebî eserleri bir araç olarak kullanmışlardır. Bu da o dönemde verilen eserlerin çoğunun teknik yönden kusurlu olmasına sebep olmuştur.

OKURA SESLENME

Bu hikâyelerde zaman zaman olayın akışı kesilerek okura seslenilmiştir. Bu, dönemin en tanınan teknik kusurudur ve doğrudan “araç olarak edebiyat” anlayışından doğar.

KONU, MEKÂN, DİL

En çok işlenen konular: aile hayatı, yanlış Batılılaşma, esaret, ahlak, eğitim. Tanzimat Dönemi’nde olay hikâyeciliği ağır basar. Mekânlar genellikle İstanbul’dur. Hikâyelerde genellikle halkın konuşma diline ait özellikler görülür.

İKİ DÖNEMİN AKIMLARI

Tanzimat Birinci Dönem hikâyelerinde romantizm, İkinci Dönem hikâyelerinde ise realizm ve natüralizm etkilidir. Bu ayrım, dönem içi soruların en sık çıkanıdır.

AHMET MİTHAT EFENDİ (1844-1912)

Türk edebiyatında en çok eser veren ve “Yazı Makinesi” olarak tanınan sanatçı, “toplum için sanat” anlayışını benimsemiştir. Hikâyelerini Letâif-i Rivâyât (Türk edebiyatındaki ilk yerli hikâye örneklerini içerir) ve Kıssadan Hisse adıyla yayımlamıştır. Çoğunlukla romantizmin etkisinde yazdığı hikâyelerinde yanlış Batılılaşma, kadın, eğitim, kölelik, aşk ve evlilik gibi temaları işlemiştir. Olayın akışına müdahale etmiş; sık sık okuyucuya, bazen de kendine seslenmiştir. Dili halkın anlayacağı sade bir dildir.

SAMİ PAŞAZADE SEZAİ (1859-1936)

Türk edebiyatında Batılı anlamda hikâyenin ilk örneği kabul edilen Küçük Şeyler’i yazmıştır. “Sanat için sanat” anlayışını benimsemiştir — Ahmet Mithat’ın tam tersi. Realizmin etkisinde yazdığı hikâyelerinde küçük, önemsiz konu ve olayları; insanın iç dünyasındaki hassasiyetleri işlemiştir. Hikâyelerinde -özellikle betimlemelerinde- ağır bir dil kullanmıştır. Hikâyeleri, romanına göre teknik açıdan güçlüdür.

RECAİZADE MAHMUT EKREM (1847-1914)

Hikâye türünün edebiyatımızdaki ilk yetkin örneklerini vermiştir. Konuları: aşk, yoksulluk, aile içi problemler, hayvan sevgisi, esaret. Romanlarında İstanbul dışına çıkmayan sanatçı, hikâyelerinde Anadolu ve köy yaşamına yer vermiştir. Hikâyelerinin dili romanlarına göre daha sadedir. “Sanat için sanat” anlayışındadır. Muhsin Bey hikâyesinde romantik bir aşkı anlatırken hatıra tekniğiyle kaleme aldığı Şemsâ hikâyesinde kendi hayatından kesitler sunmuştur.

NABİZÂDE NAZIM (1863-1893)

İlk hikâyelerinde romantizmden, sonrakilerde ise realizm ve natüralizmden etkilenmiştir. Hikâye konularını İstanbul dışına çıkarmış, eserlerinde sade bir dil kullanmıştır. Hikâyeleri: Yadigârlarım, Haspa, Zavallı Kız, Bir Hatıra, Sevda, Hâlâ Güzel, Seyyie-i Tesamüh.

05 / SERVETİFÜNUN HİKÂYESİ

Tür artık ustaca kurgulanıyor

Servetifünun Dönemi’nde geleneksel anlayışlar terk edilmiş, hikâye biçim ve içerik olarak olgunlaşmış, anlatımda estetiğe önem verilmiştir. Dönemin sanatçısı Halit Ziya Uşaklıgil, Batılı anlamda yetkin hikâye örnekleri vermiştir. Türk hikâyesi artık ustaca kurgulanmış bir tür hâline gelmiştir.

Dönemin dört ölçütü: betimlemeler işlevsellik kazanmış, olayın anlaşılması için araç olarak kullanılmıştır · hikâyelerde toplumsal ve siyasal konulardan uzak durulmuş, bireysel konular işlenmiştir · hikâyeler realizmin etkisiyle yazılmıştır · hikâyelerde dil, romanlara göre daha sadedir.

HALİT ZİYA UŞAKLIGİL (1865-1945)

Batılı anlamda yetkin hikâye örnekleri veren isimdir; Türk hikâyeciliğini Batılı örneklere tam anlamıyla yaklaştıran yazardır. Hikâyeleri: Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası, Bir Muhtıranın Son Yaprakları, Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Sepette Bulunmuş, Onu Beklerken, Hepsinden Acı.

MEHMET RAUF (1875-1931)

Eserlerinde Halit Ziya’nın etkisinde kalmıştır. Hikâyelerinde toplumsal konulara yer vermemiş; kadın, evlilik, ihanet, kıskançlık, hastalık, ölüm fikri ve bunların sebep olduğu kötümserlik gibi konuları işlemiştir. Şairane ve süslü bir üslup kullanmıştır. Hikâyeleri: Kadın İsterse, Aşıkâne, Bir Aşkın Tarihi, Son Emel, İhtizar, Pervaneler Gibi.

HÜSEYİN CAHİT YALÇIN (1875-1957)

Hikâyelerinde İstanbul’da yaşayan azınlıkları, seçkin kişileri anlatmıştır. Hikâyeleri: Hayat-ı Muhayyel, Niçin Aldatırlarmış, Hayat-ı Hakikiye Sahneleri.

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR (1864-1944)

Edebiyatımızda natüralizmin önemli temsilcilerindendir. “Toplum için sanat” anlayışını benimsemiştir. Sokağı edebiyata taşıyan yazar olarak bilinir. Hikâyelerini herkesin kolayca okuyup anlayabileceği bir dille yazmıştır. Eserlerinde Ahmet Mithat geleneğini sürdürmüş, anlatımın akışına karışarak okuyucuya kendi duygu ve düşüncelerini aktarmıştır. Hikâyeleri: Kadınlar Vaizi, Katil Buse, Gönül Ticareti, Melek Sanmıştım Şeytanı, İki Hödüğün Seyahati.

TUZAK · HÜSEYİN RAHMİ DÖNEMİN GENEL ÖZELLİĞİNE UYMAZ

Servetifünun hikâyesinin genel özelliği “toplumsal konulardan uzak durma” ve “sanat için sanat”tır. Ama bu dönem temsilcileri arasında sayılan Hüseyin Rahmi Gürpınar “toplum için sanat” anlayışındadır, natüralisttir ve Ahmet Mithat geleneğini sürdürerek anlatımın akışına karışır. Yani Tanzimat’ın tutumunu Servetifünun döneminde devam ettiren isimdir. Soruda “Servetifünun döneminde eser verdiği hâlde toplum için sanat anlayışını benimseyen yazar” denirse cevap odur.

06 / MİLLÎ EDEBİYAT HİKÂYESİ

Konuşma dili, yazı dili oluyor

Dönem: 1911-1923. Başlangıcı Yeni Lisan makalesinin yayımlandığı yıldır; bitişi Cumhuriyet’in ilanıdır.

Eserler, “Türkçülük” akımının etkisiyle ve “edebiyatta ulusal kaynaklara dönme” düşüncesiyle yazılmıştır. Sanatçılar sade dille ve hece ölçüsüyle yerli hayatı yansıtmayı amaç edinmişlerdir. Dilde sadeleşme hareketi, 1911’de Genç Kalemler dergisinde Yeni Lisan makalesinde ileri sürülen görüşler doğrultusunda başlamıştır. Sanatçılar konuşma dilini yazı dili hâline getirmeyi amaçlamışlardır.

Dönem hikâyelerinin ortak amacı: ülke sorunlarına ağırlık vermek, bunların üstesinden gelebilecek kahramanlar ve düşünceler geliştirmek, betimleme ve çözümlemede gerçekçiliğe doğru gitmektir. Bu dönemde teknik yönden başarılı hikâyeler yazılmıştır.

DÖNEMİN SEKİZ ÖLÇÜTÜ

Toplumsal ve siyasi sorunlar hikâyede işlenmeye başlanmıştır · yazıda konuşma dili hâkimdir · hikâyelerde realizme bağlı kalınmıştır · başarılı betimlemeler yapılmıştır · temalar: Anadolu insanının içinde bulunduğu ağır savaş koşullarının getirdiği acılar ve yoksulluk, Türkçülük, ilerleme-çağdaşlaşma, batıl inançlar ve cehalet · hikâyeler Maupassant tekniğine göre yazılmış ve kendilerinden sonra gelen hikâyecilere örnek olunmuştur.

ÖMER SEYFETTİN (1884-1920)

Türk hikâyeciliğinde yeni bir çığır açmıştır. Millî Edebiyat akımının ve çağdaş Türk öykücülüğünün öncülerindendir; Maupassant tarzı öykünün temsilcilerindendir. Selanik’te çıkan Genç Kalemler dergisinde yayımladığı Yeni Lisan makalesinde sade halk dilini savunan bir idealist olarak yazı hayatına başlamıştır. Realizmin etkisiyle gerçekçi gözleme önem vermiş; tasvir ve tahlile değil olaya önem vermiş, olayları genelde beklenmedik bir sonla bitirmiştir.

ÖMER SEYFETTİN’İN KONULARI

Balkan Savaşı: Beyaz Lale, Bomba · Tarih: Başını Vermeyen Şehit, Topuz, Forsa, Pembe İncili Kaftan · Çocukluk ve gençlik anıları: Falaka, And, Kaşağı, İlk Namaz · Günlük hayat ve kişiler: Perili Köşk, Bahar ve Kelebekler, Yüksek Ökçeler. Bu dört küme sorularda doğrudan sorulur.

DÖNEMİN ÖTEKİ İSİMLERİ

Refik Halit Karay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Aka Gündüz dönemin hikâye türünde eser veren önemli isimleridir. (Yakup Kadri’nin soyadı ders kitabında “Karaosmanlığı” biçiminde dizilmiştir; doğrusu Karaosmanoğlu’dur.)

MİLLÎ EDEBİYAT HİKÂYECİLERİ · GEZGİN
ÜÇ DÖNEMİN BÜTÜN YAZARLARI · ARANABİLİR TABLO

Ara: “natüralizm”, “ilk”, “Anadolu”, “sanat için sanat”…

HANGİ “İLK” KİME AİT?

Her satırdaki nitelik yalnız bir yazara aittir. Doğru sütuna ✓ koy, sonra Denetle’ye bas.

07 / OYUN

Bilgiyi gör, dönemi söyle

OYUN · HİKÂYENİN TARİHÇESİ
0 / 0
08 / BİLGİ TESTİ

Öğrendiklerini test et

Halk hikâyeleri, Dede Korkut Hikâyeleri, cenknameler ve mesneviler; hamse ve ilk mesnevi; Tanzimat, Servetifünun ve Millî Edebiyat dönemlerinde Türk hikâyesinin genel özellikleri ile on dört temsilcisi ve eserleri

Soru 1 / 10
Puan: 0
Soru yükleniyor...
09 / ÖZET

Ünitenin iskeleti

HALK HİKÂYESİ

Aşk ve kahramanlık temalı, âşıklar, meddahlar ve kıssahan denilen hikâyeciler tarafından anlatılan, nazım-nesir karışık söylenen anonim hikâyelerdir. Nesir kısmında olaylar ve tasvirler, nazım kısmında duygular yer alır. Dil sade ve anlaşılırdır; masal, efsane, dua, beddua, deyim, atasözü örnekleri görülür. Destan tipi ve aşk temalı olmak üzere iki başlıkta ele alınır. Sözlü olarak aktarılmış, sonradan yazıya geçirilmiştir; anlatıcıların eklemeleriyle varyantlar oluşmuştur.

DEDE KORKUT HİKÂYELERİ

Destandan halk hikâyesine geçiş örneğidir. IX-XI. yüzyıllar arasında oluşmuş, XV. yüzyılın sonunda yazıya geçirilmiştir. Bir mukaddime (ön söz) ve on üç hikâyeden oluşur. Beş nüshası vardır: Dresden, Vatikan, Türkistan, Kazan, Bursa. Oğuzların kendi çekişmeleri; tabiatla, olağanüstü güçlerle ve düşmanlarla mücadeleleri anlatılır.

CENKNAME

Müslümanlarla Müslüman olmayanlar arasındaki tarihî savaşların ve Müslüman kahramanın yiğitliklerinin olağanüstü ögelerle süslenerek nazım-nesir karışık anlatıldığı eserlerdir; destan tipi halk hikâyesi grubuna girer. En bilinenleri Hz. Ali, Hz. Hamza, Battal Gazi cenknameleri; en çok okunanlar Hayber Kalesi ve Kan Kalesi. Hz. Ali için Allah’ın aslanı, yiğitlerin şahı, dinin kılıcı sıfatları kullanılır. Önce manzum, 15. yüzyıldan itibaren mensur örneklere de rastlanır.

MESNEVİ

Sözlük anlamı “ikişer, ikişerli”; Arapça bir kelimedir. Her beyti kendi içinde kafiyeli (aa bb cc), aruzun kısa kalıplarıyla yazılan divan edebiyatı nazım şeklidir. Beyit sayısında sınırlama yoktur; anlamın beyit içinde tamamlanması kolay ve uzun yazılmasını sağlar. Hikâye ve romanın yerini tutmuştur. Konular: aşk, kahramanlık, dinî-tasavvufi. XV. yüzyıl ve sonrasında büyük gelişme göstermiştir.

HAMSE VE İLK MESNEVİ

Hamse: aynı şaire ait beş mesnevinin bir araya getirilmesiyle oluşan eser. Türk edebiyatında hamse sahibi ilk şair: Ali Şir Nevai. Bilinen ilk mesnevi: Kutadgu BiligYusuf Has Hacip, XI. yüzyıl. Mevlana’nın Mesnevi’si aslı Farsçadır; Türkçeye manzum ve mensur olarak defalarca çevrilmiştir.

TANINMIŞ MESNEVİLER

Yunus Emre — Risaletü’n-Nushiyye · Âşık Paşa — Garibname · Ahmedi — İskendername · Süleyman Çelebi — Vesiletü’n-Necat (Mevlid) · Şeyhi — Harname · Fuzuli — Leyla vü Mecnun · Nabi — Hayriye, Hayrabad · Şeyh Galip — Hüsn ü Aşk · Şeyyad Hamza — Yûsuf ve Zelihâ.

TANZİMAT HİKÂYESİ

Toplum için sanat; tamamen Fransız edebiyatı örnek alındı. Romantizmin etkisiyle edebî eserler bir araç olarak kullanıldı; bu yüzden eserlerin çoğu teknik yönden kusurludur. Olayın akışı kesilerek okura seslenilir. Konular: aile hayatı, yanlış Batılılaşma, esaret, ahlak, eğitim. Olay hikâyeciliği ağır basar, mekân genellikle İstanbul, dilde halkın konuşma diline ait özellikler görülür. Birinci Dönem: romantizm · İkinci Dönem: realizm ve natüralizm.

TANZİMAT’IN DÖRT YAZARI

Ahmet Mithat Efendi — “Yazı Makinesi”, en çok eser veren; toplum için sanat; Letâif-i Rivâyât (ilk yerli hikâye örnekleri), Kıssadan Hisse; okuyucuya ve kendine seslenir.
Sami Paşazade SezaiKüçük Şeyler (Batılı anlamda ilk hikâye örneği); sanat için sanat; realizm; ağır dil; hikâyeleri romanına göre teknik açıdan güçlü.
Recaizade Mahmut Ekrem — hikâyenin ilk yetkin örnekleri; sanat için sanat; romanlarında İstanbul dışına çıkmaz ama hikâyelerinde Anadolu ve köy; Muhsin Bey (romantik aşk), Şemsâ (hatıra tekniği).
Nabizâde Nazım — önce romantizm, sonra realizm ve natüralizm; konuları İstanbul dışına çıkardı; sade dil.

SERVETİFÜNUN HİKÂYESİ

Geleneksel anlayışlar terk edildi, hikâye biçim ve içerik olarak olgunlaştı, anlatımda estetiğe önem verildi. Halit Ziya Uşaklıgil Batılı anlamda yetkin örnekler verdi; tür ustaca kurgulanmış hâle geldi. Betimlemeler işlevsellik kazandı (olayın anlaşılması için araç); toplumsal ve siyasal konulardan uzak durulup bireysel konular işlendi; realizm etkilidir; dil romanlara göre daha sadedir.

SERVETİFÜNUN’UN DÖRT YAZARI

Halit Ziya Uşaklıgil — Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası, Solgun Demet, Sepette Bulunmuş, Onu Beklerken, Hepsinden Acı.
Mehmet RaufHalit Ziya’nın etkisinde; toplumsal konulara yer vermez; kadın, evlilik, ihanet, kıskançlık, hastalık, ölüm ve kötümserlik; şairane ve süslü üslup; Kadın İsterse, İhtizar, Pervaneler Gibi.
Hüseyin Cahit Yalçınİstanbul’daki azınlıklar ve seçkin kişiler; Hayat-ı Muhayyel, Niçin Aldatırlarmış, Hayat-ı Hakikiye Sahneleri.
Hüseyin Rahmi Gürpınarnatüralizmin önemli temsilcisi; toplum için sanat; “sokağı edebiyata taşıyan yazar”; Ahmet Mithat geleneğini sürdürür, anlatımın akışına karışır.

MİLLÎ EDEBİYAT HİKÂYESİ

Türkçülük akımı ve “edebiyatta ulusal kaynaklara dönme” düşüncesi. Sade dil ve hece ölçüsüyle yerli hayatı yansıtma. Dilde sadeleşme 1911’de Genç Kalemler dergisindeki Yeni Lisan makalesiyle başladı; amaç konuşma dilini yazı dili hâline getirmek. Ortak amaç: ülke sorunlarına ağırlık vermek, üstesinden gelebilecek kahramanlar ve düşünceler geliştirmek, betimleme ve çözümlemede gerçekçiliğe gitmek. Teknik yönden başarılı hikâyeler; realizme bağlılık; Maupassant tekniği.

ÖMER SEYFETTİN

Türk hikâyeciliğinde yeni bir çığır açmıştır. Çağdaş Türk öykücülüğünün öncülerinden; Maupassant tarzı öykünün temsilcisi. Selanik’te çıkan Genç Kalemler dergisindeki Yeni Lisan makalesiyle yazı hayatına başladı. Tasvir ve tahlile değil olaya önem verir, beklenmedik sonla bitirir. Balkan Savaşı: Beyaz Lale, Bomba · tarih: Başını Vermeyen Şehit, Topuz, Forsa, Pembe İncili Kaftan · anılar: Falaka, And, Kaşağı, İlk Namaz · günlük hayat: Perili Köşk, Bahar ve Kelebekler, Yüksek Ökçeler.

MİLLÎ EDEBİYAT’IN ÖTEKİ BEŞ İSMİ

Refik Halit Karayolay hikâyeciliğinin öncüleri arasında; İstanbul’un kenar semtleri ve Anadolu kasabaları; Memleket Hikâyeleri, Gurbet Hikâyeleri.
Yakup Kadri KaraosmanoğluBir Serencam ve Rahmet (Servetifünun zevki, ferdî ve ailevi konular), Millî Savaş Hikâyeleri (toplum meseleleri).
Halide Edip AdıvarHarap Mabetler (ölüm, yaşam, inanç, felsefe), Dağa Çıkan Kurt (Birinci Dünya Savaşı sonu, Yunan işgali, ateşkes).
Reşat Nuri Güntekin — yurdun çeşitli yerlerindeki görünümler, bozulan insani değerler, yanlış Batılılaşma, batıl inanışlar; Eski Ahbap, Tanrı Misafiri, Sönmüş Yıldızlar, Roçild Bey.
Aka GündüzTürk Kalbi, Türk’ün Kitabı; Türklük gurur ve bilinci, sıla hasreti.