AYT MANTIK · ÜNİTE 9 · MANTIK VE DİL: DİLİN GÖREVLERİ, BİLGİ AKTARMA, ANLAMA VE TANIMLAMA

Dil taşır, bazen döker

Mantık sözcük olarak “konuşma, dile getirme, söyleme” anlamına gelir — konu daha adında dille başlar. Bu ünitede dilin beş görevini, bilgi aktarmayı aksatan üç etkeni (çok anlamlılık, belirsizlik, tartışma), anlamanın ne olduğunu ve klasik ile sembolik mantığın tanımlamayı nasıl farklı ele aldığını göreceksin.

01 / DİL, DÜŞÜNME VE DİLİN GÖREVLERİ

Beş görev, tek araç

İnsanlar duygularını, düşüncelerini, bilgilerini dil ile ifade eder. Bu ifade etme ise doğru düşünmenin kuralları doğrultusunda gerçekleşir.

DİL BİLİMİ İLE MANTIK
  • Mantık sözcük olarak “konuşma, dile getirme, söyleme” anlamına gelir.
  • Dil bilimi hatasız konuşmanın kurallarını; mantık da doğru düşünmenin kurallarını vermektedir.
  • Dil bilgisi o dili kullanan toplumların diliyle ilgili kuralları içerir. Oysa mantık biliminin kuralları tüm insanlığın düşüncesini biçimlendiren evrensel bir nitelik taşır.
SEMİYOTİK

Semiyotik, canlıların bildirim ve iletişim amacıyla kullandıkları her türlü işaret sisteminin yapısını ve işleyişini inceleyen bilim dalıdır. Söz konusu işaret dilleri çok çeşitli olabilir.

Yani dil, yalnızca konuşulan diller değildir; işaretlerle kurulan her sistem semiyotiğin konusudur.

DİLİN GÖREVLERİ NEDEN VAR?

Dil aracılığıyla düşünceler, duygular, niyetler vb. bir başkasına aktarılabilir, algılananlar betimlenebilir ya da bir başkasının davranışlarını etkilemek, yönlendirmek mümkün olabilir. Bu nedenle dilin farklı görevleri vardır.

GÖREV GEZGİNİ

Beş görevi tek tek seç. Canvas ortada konuşanı, sağda dinleyeni gösterir; ok üzerinde o görevin ne taşıdığı yazar (bilgi mi, duygu mu, emir mi, ilişki mi, bir eylemin kendisi mi). Alt satırda o görevin örnek cümleleri döner.

1 · BİLDİRME GÖREVİ

Dilin inanç, tahmin, düşünce ya da bilgilerin iletilmesi amacıyla kullanılmasıdır. Dilin bildirme görevlerinden inanç ve tahmin cümlelerinin doğruluk veya yanlışlıkları üzerinde tartışılabilir.

Güneş sisteminde yer alan Güneş’e en yakın gezegen Merkür’dür. · Yaratıcının varlığını kabul eden herkes kalp kırmaktan korkar. · Uzun süredir görüşemediğimizden bizi özlemiştir, yakın zamanda uğrar.

2 · BELİRTME GÖREVİ

Dilin duygusal bir tepkiyi ya da tavrı ifade etme görevidir. Duyguların dışavurumunu sağlar. Belirtme görevini çoğunlukla ünlemler zaman zaman da soru sözcükleri yüklenir. Yüzün kızarması, sesin titremesi gibi doğal işaretler dilin belirtme ifadelerindendir.

Eyvah, uçağı kaçıracağız! · Harika, bu sınavdan da tam not almışım. · Yine mi annenin doğum gününü unuttun?

3 · YAPTIRMA GÖREVİ

Dilin, insanların davranışlarını etkileme ve yönlendirme görevidir. Dil yaptırma görevini en çok emir kipindeki cümlelere yüklemektedir. Dilin yaptırma görevini bazen soru cümleleri de yüklenebilir.

Derhal eve gel. · Sen hâlâ ödevlerini bitirmedin mi? · Yatağını topla.

4 · TÖRENSEL GÖREVİ

Toplumsal ilişkilerin başlatılmasını, sürdürülmesini, güçlendirilmesini ya da sonlandırılmasını sağlamak görevidir. İnsanların iletişime geçmesini sağlar, insani ilişkilerin düzenlenmesinde etkilidir.

İyi akşamlar… · Diline sağlık… · Afiyet olsun. · Görüşmek üzere… · Kolay gelsin.

5 · EYLEMSEL GÖREVİ

Dilin söz vermek, yemin etmek, kabul etmek, onaylamak vb. sözlerin günlük dildeki karşılığıdır.

Bir daha aynı hatayı yapmayacağıma söz veriyorum. · Mehmet’i ayın en çalışkan elemanı ilan ediyorum. · Dışarı çıkma teklifini reddediyorum.

TUZAK

Soru cümlesi üç ayrı görevi yüklenebilir. “Yine mi annenin doğum gününü unuttun?” belirtmedir (sitem duygusu), “Sen hâlâ ödevlerini bitirmedin mi?” yaptırmadır (davranış yönlendirme). Soru işaretine değil, cümlenin ne yaptığına bak. İkinci tuzak: törensel ile eylemsel karışır. Törenselde söz ilişkiyi düzenler (“Afiyet olsun.”), eylemselde söz bir eylemin kendisidir (“…söz veriyorum.”, “…ilan ediyorum.”, “…reddediyorum.”) — cümleyi kurmakla iş yapılmış olur.

GÖREV EŞLEŞTİRME MATRİSİ

“Dilin görevlerine örnek cümleler” tablosu. Her satırdaki cümle tek bir görevi yüklenir. Hücreye tıkla (boş → ✓ → ✗ → boş), sonra Denetle. Kararsız kalırsan sor: cümle bilgi mi veriyor, duygu mu döküyor, iş mi yaptırıyor, ilişki mi kuruyor, yoksa söylenmesiyle bir eylem mi gerçekleşiyor?

02 / BİLGİ AKTARMA VE ÇOK ANLAMLILIK

Aynı sözcük, başka anlam

Dil bilgi aktarmanın aracıdır. Bir zihinde bulunan bilgilerin başka bir zihne aktarılmasına yarayan işaretler sistemi dili oluşturur.

BİLGİ AKTARMANIN ŞARTLARI
  • • Bir bilginin aktarılabilmesi için aynı dili kullananların dilsel işaretleri aynı şekilde, aynı anlam kurallarına uygun olarak kullanabilmeleri gerekir.
  • • Bilgi aktarımının yanlış anlaşılmaya yol açmadan, tam ve istenilen şekilde olabilmesi için söz dizimi kurallarının tek biçimli, sözlerin de tek anlamlı ve belirli olması gerekir.
  • • Dil aracılığıyla bilgi aktarırken bireylerin toplumsal konumu, yaşı, cinsiyeti, samimiyet derecesi göz önünde bulundurulur. Örneğin bir konu farklı yaş gruplarında farklı şekillerde anlatılır.
AKSATAN ÜÇ ETKEN

Bilgi, aktaran kişiden (üreticiden, vericiden) bir kanal aracılığıyla alıcıya iletilirken aktarandan, alıcıdan ya da dilin kendisinden kaynaklanan sorunlar ortaya çıkabilir.

Bu sorunlar çok anlamlılık, belirsizlik ya da tartışma kaynaklı olabilir:

  • Çok anlamlılık: semantik, sentaktik ve pragmatik
  • Belirsizlik: semantik ve pragmatik
  • Tartışma: olgusal ve sözel
AKSATAN ETKENLER AĞACI

Üç etken ve yedi alt başlık tek şemada.

ÇOK ANLAMLILIK NEDİR?

Çok anlamlılık, sözcüklerin birden çok anlama gelmesi veya dilde birden çok görevde kullanılması demektir. Birden fazla anlama gelen ya da cümle içinde farklı anlamlarda kullanılabilen sözcükler iletilmek istenilen mesajın tam olarak aktarılamamasına sebep olabilir.

ÇOK ANLAMLILIK DALLANDIRICI

Üç düğme, üç tür. Canvas üstte cümleyi yazar, altında o cümlenin kaç ayrı okunuşu olduğunu dallara ayırır. Dalların rengi türü söyler: semantikte ayrılan şey bir sözcüğün anlamı, sentaktikte bir sözcüğün cümledeki görevi (isim mi sıfat mı), pragmatikte söyleyenin niyeti.

a · SEMANTİK ÇOK ANLAMLILIK

Semantik; kelimelerin bilişsel (zihinsel) anlamları, yani sembollerin nesnelerle ve onların özellikleri ile ilişkilerini ele alır. Kelimelerin tek başına anlamlarıyla ya da cümle içinde kazandığı anlamla ilgilenir. Bir kelimenin birden çok anlamda kullanılması semantik çok anlamlılığa yol açar.

  • “Yaşına göre taşımak zorunda olduğu yük çok fazlaydı.” — “yük” sorumluluk, sorun ya da fiziki ağırlık anlamında kullanılmış olabilir.
  • “Yeni tanıştığım kişi bana hiç samimi gelmedi.” — “samimi” yapmacık olmayan anlamında ya da senli benli olmak, resmî olmayan sıcak bir tavır anlamında olabilir.
  • “Çalışma arkadaşım bugün adeta ışıldıyordu.” — cildinin sağlıklı görünümü, neşesi ya da performansıyla takdir topladığı kastedilmiş olabilir.
  • “Sıklıkla piyano çalıyor.” — “çalmak” müzik aletini kullanmak mı, hırsızlık yapmak mı belli değildir.
b · SENTAKTİK ÇOK ANLAMLILIK

Sentaks (söz dizimi) ile ilgili, doğal dillerdeki cümle kurma ilke ve kurallarını ve bu dillerdeki cümlelerin esnekliğini inceleyen dil bilimi dalıdır. Sözcükler cümle içindeki görevlerine göre isim, fiil, sıfat, zamir gibi sınıflara ayrılır; bir cümlenin anlamını kavramak için her sözcüğün sınıflamadaki görevinin ne olduğunu tespit etmek gerekir.

  • “Kalemi sağlam yazarlarla samimi oldu.” — birinin kalemi sağlam olduğu için (iyi yazı yazdığı için) yazarlarla samimiyet kurduğu ifade edilmiş olabilir; ya da birinin kalemi sağlam yani başarılı yazarlarla samimi olduğu.
  • “Ciddiyetsiz işlerinde başarısız oluyor.”ciddiyetsiz birinin işlerinde başarısız olduğu söylenmişse “ciddiyetsiz” isimdir; birinin ciddiye almadığı işlerinde başarısız olduğu ifade ediliyorsa sıfattır.
c · PRAGMATİK ÇOK ANLAMLILIK

Sözcüklerin tek başına anlamlarından ya da cümle içinde üstlendiği görevlerinden değil de kullanan ya da alıcı tarafından farklı şekilde anlamlandırılmalarından kaynaklanan çok anlamlılıktır. Sebebi kişisel ya da toplumsal kullanımdaki farklılık olabilir.

  • “Ne kadar kusursuz bir sunu hazırlamışsın.” — anlamın aslını yalnızca cümleyi kuran bilebilir: gerçekten kusursuz bulmuş olabilir ya da alaycı bir tavırla çok yetersiz olduğunu söylüyor olabilir.
  • “Beni sevmek zorunda değilsin ama bana saygı duymak zorundasın.” — “saygı” ciddiye alınmayı, eleştirilmeden kabul edilmeyi ya da bireysel varlığın göz ardı edilmemesini anlatıyor olabilir.
  • “Bana biraz daha anlayışlı davranabilirsin.” — hatalara göz yumulması ya da tekrarlanmaması için yardım bekleniyor olabilir.
SÖZCÜĞÜ İŞARETLE

Altı cümle. Her cümlede çok anlamlılığa yol açan sözcüğü bul, önce üstteki üç düğmeden türü seç, sonra sözcüğe tıkla. Bitince Denetle. (“Kalemi sağlam” gibi iki sözcüklük bir öbekse ikisini de işaretle.)

03 / BELİRSİZLİK VE TARTIŞMALAR

Sınırı belli olmayan sözcük

Çok anlamlılıkta sözcüğün birden fazla anlamı vardır; belirsizlikte ise anlamın sınırı yoktur. İkisi farklı sorunlardır ve sınavda ayrılmaları istenir.

BELİRSİZLİK NEDİR?
  • Dilde kullanılan sözcüklerin adlandırdıkları veya uygulandıkları nesnelerin sınırlarını her zaman kesin olarak bilemeyebiliriz.
  • Sözcüklerin veya cümlelerin anlamları büsbütün belli değildir.
  • Bir sözcük veya cümlenin belirsiz olması, bu cümleye herhangi bir doğruluk değeri verilememesi demektir.

“Bu iş çok fazla mesai gerektiriyor.” — “çok fazla” ifadesinin sınırları belli değildir, ifade muğlaktır.
“Bu konser çok eğlenceli olacak.” — “eğlenceli” ile kastedilen açık ve seçik olamaz, herkesin uzlaştığı bir açıklaması bulunmaz.

İKİ ÇEŞİT BELİRSİZLİK

a. Semantik belirsizlik: bir ifadede geçen sözcüklerin biri ya da birkaçının anlamının tam olarak belli olmaması, sınırının belirsiz olması, ortak bir anlam oluşturmaya yeterli olmaması nedeniyle ortaya çıkan sorundur.

“Yemek servisi birazdan başlar.” — servis 5 dakika sonra da başlayabilir yarım saat sonra da.
“Yeni göreviniz çok kolay.” — “çok kolay” üzerinde uzlaşılmış bir tanım olamaz.

b. Pragmatik belirsizlik: bir terimin pragmatik bakımdan belirsiz olması, bu terimi içine alan bazı cümlelerin bazı kullananlarca belli bir doğruluk değeri almasına karşılık, başka bazı kullananlarca herhangi bir doğruluk değeri almamasıdır.

“İnsanlar olaylar ve durumlar karşısında rasyonel davranış sergiler.” — cümleyi kuran için belirsizlik yoktur; alıcı “rasyonel”i bilmiyorsa iletişimde sorun yaşanır.
“Doktorları, laparoskopik cerrahi ameliyat olabileceğini söyledi.” — “laparoskopi” doktorlar için belirsiz değildir, herkes için anlamlı olmayabilir.

BELİRSİZLİK DERECESİ KAYDIRAĞI

Kaydırak dili günlük dilden formel bilimlere doğru çeker. Sol uçta belirsizlik en fazladır, sağ uçta en azdır. Her adımda o dilin örnek bir ifadesi ve belirsizlik çubuğu değişir. Sıralama şudur: günlük dil, bilim diline kıyasla daha fazla belirsizlik içerir; bilim dilleri içinde sosyal bilimler doğa bilimlerinden, doğa bilimleri de mantık ve matematik gibi formel bilimlerden daha belirsizdir.

BELİRSİZLİĞİN DERECELERİ
  • • Belirsizlik sözcüklerin özelliklerine, kullanım alanlarına, kullanana, ait olduğu dil alanına göre farklı derecelerde olur.
  • Soyut kavramlar somut kavramlara göre daha belirsizdir.
  • Nitelik ile ilgili ifadeler, nicelik ile ilgili ifadelere kıyasla daha sık belirsizleşir.
  • Günlük dil, bilim diline kıyasla daha fazla belirsizlik içerir.
  • Bilim dillerinde de belirsizlik dereceleri farklılaşır.
  • Sosyoloji gibi sosyal bilimlerin dili fizik gibi doğa bilimlerine göre daha belirsizdir. Doğa bilimleri ise mantık ve matematik gibi formel bilimlerin dillerine göre daha fazla belirsizlik içerir.
BELİRSİZLİĞİN SAKINCALARI

Günlük dildeki belirsizlikler insanlar arası iletişimde yanlış anlaşılmalara, anlaşmazlıklara, iletişim kopukluklarına vb. neden olabilir. Bu durumlar da tartışmaların yaşanmasına yol açar.

Bilimsel dilde belirsizlik olması bilimsel gelişmelere ve bilimsel bilgilerin artmasına engel olabilir. Bu nedenle bilimlerde muğlak olmayan kesin bir dil kullanılmalıdır.

Dildeki anlam belirsizlikleri de bilimsel ölçütler kullanılarak ortadan kaldırılabilir.

TARTIŞMA

Tartışma bir konuyla ilgili ileri sürülen karşıt görüşlerin karşılıklı savunulmasıdır. Tarafları kendi görüşlerinin doğruluğuna karşı tarafı ikna etmeye, karşı tarafının görüşlerinin hatalı olduğunu ispat etmeye çalışır; bunu yaparken argümanlar kullanabilir. Tartışma sözel ve olgusal tartışma olmak üzere iki türlü olabilir.

TARTIŞMA TEZGÂHI

İki düğme, iki tartışma türü. Canvas iki tarafı karşı karşıya koyar ve aralarındaki anlaşmazlığın kaynağını ortadaki kutuya yazar. Olgusalda kaynak olgudur ve gözlem tartışmayı bitirir — canvas köprüyü yeşil kurar. Sözelde kaynak anlamı üzerinde uzlaşılmamış bir sözcüktür; köprü ancak sözcüğün anlamı açıklanırsa kurulur, o bile her zaman yetmeyebilir.

a · OLGUSAL TARTIŞMA

Tartışmanın çok anlamlı bir sözcüğe bağlı olmadığı, sözcüklerle ilgili bir belirsizlikten ortaya çıkmayan, taraflardan birinin olgularla ilgili yanlış bir görüşe sahip olmasından kaynaklanan tartışmadır.

“Zebranın tüyleri siyah beyaz renklidir.” ↔ “Zebranın tüyleri kahverengidir.” — bu tartışma bir zebranın gözlemlenmesi yoluyla sonlandırılabilir.

Olgu, bilimsel incelemeye elverişli, deney konusu yapılabilecek şeydir.

b · SÖZEL TARTIŞMA

Sözcüklerin çok anlamlı olmalarından kaynaklanan tartışmalardır. Tartışmanın sebebi, anlamı üzerinde uzlaşılmamış bir sözcük, bir ifadedir. Sözel tartışmalar, tartışmaya sebep olan sözcüklerin ne anlamda kullanıldığının açıkça belirtilmesi yoluyla sona erebilir. Tartışmanın mantık ilke ve kurallarına uygun yapılması uzlaşı sağlanmasında etkili olur. Ancak her zaman uzlaşı sağlanamayabilir.

“Meltem çok ince bir insandır.” — iddiayı savunan fiziksel görünümü, karşı çıkan davranış biçimini kastediyor olabilir.

Sözel tartışmaların sonlandırılması olgusal tartışmaya göre daha zordur.

TUZAK

Çok anlamlılık ile belirsizliği ayır. Çok anlamlılıkta sözcüğün birkaç ayrı anlamı vardır ve hangisinin kastedildiği bilinmez (“çalmak”). Belirsizlikte sözcüğün tek bir anlamı vardır ama sınırı yoktur (“birazdan”, “çok fazla”). Ayırt edici işaret: belirsiz bir cümleye doğruluk değeri verilemez. İkinci tuzak: “ince” hem çok anlamlı hem belirsizdir: anlamı açıklandıktan sonra bile kavramın sınırları tam olarak belli olmayacağından tartışma sonlandırılamayabilir. Üçüncü tuzak: olgusal tartışma “bilimsel”, sözel tartışma “anlamsız” demek değildir; ayrım anlaşmazlığın kaynağına göredir.

04 / ANLAMA VE TANIMLAMA

Belirsizlik azalırsa anlama artar

Anlama, deyimlerin, anlamı olan sözcüklerin anlamlarının bilinmesidir. Anlamanın gerçekleşmesi için bir sözcüğün anlamının bilinmesi gerekir.

SEMANTİK BAKIMDAN

Semantik (anlam bilim) bir sözcüğün, sözcüğü kullanan tarafından bir varlığa uygulanıp uygulanmayacağının bilinmesi ile ilgilidir.

SENTAKS BAKIMINDAN

Sentaks (söz dizimi) bakımından bir ifadenin anlamlı olması, söz diziminin düzgün olmasına bağlıdır.

PRAGMATİK BAKIMDAN

Pragmatik açıdan anlamlı ifadeler, kişinin o ifadeyi anlayabilmesine bağlıdır.

SÖZ DİZİMİ DÜZGÜN, ANLAM YOK

“Akılsız insanlar çok düşüncelidir.”

Cümle söz dizimi bakımından düzgün olmasına rağmen bir anlam ifade etmez. Çünkü düşünmek eylemi akıllı olmanın bir getirisidir; “akılsız” ve “düşünceli” olmak bir arada tutarsız olduğundan birlikte kullanılmamalıdır. Böyle bir cümle için anlama gerçekleşmez.

BELİRSİZLİK ↔ ANLAMA KAYDIRAĞI

Kaydırağı sağa çektikçe cümle daha açık ve seçik hâle gelir. İki çubuk ters yönde hareket eder: belirsizlik çubuğu kısalır, anlama çubuğu uzar. Kural şudur: “Sözcüklerin ya da cümlelerin sınırlarının belirsizliği anlama ile ters orantılıdır. Belirsizlik azalırsa anlama artar.” Uçtaki iki cümle uç örnektir; aradaki iki basamak aynı cümlenin gitgide belirginleşen ara hâlleridir.

TANIMLAMA

Tanım, bir kavramın anlamını belirleme işlemidir. Tanımlama yapılırken “Neyi tanımlarız?”, “Niçin tanımlarız?”, “Nasıl tanımlarız?” sorularına cevap aranır.

  • NEYİ TANIMLARIZ? Kimi filozoflar bir sözcüğün ifade ettiği nesneleri, varlıkları tanımlayabileceğimizi; kimileri de dil ile ifade edilen sözcükleri tanımlayabileceğimizi belirtmiştir.
  • NİÇİN TANIMLARIZ? Bir sözcüğü anlamlı kılmak, onun anlamını belirtmek, düzeltmek ya da etkilemek için tanımlarız.
  • NASIL TANIMLARIZ? Yarı dilsel tanımlama, tam dilsel tanım; ayrıca içlemsel ve kaplamsal tanım.
TANIM TÜRÜ GEZGİNİ

Dört düğme, dört tanımlama yolu. Canvas tanımlanan ile tanımlayan arasındaki ilişkiyi çizer: yarı dilsel tanımda araya bir nesne ya da örnek girer; tam dilsel tanımda ilişki dilsel bağlam üzerinden kurulur; içlemsel tanımda cins-tür merdiveni belirir; kaplamsal tanımda iki daire tam üst üste biner.

1 · YARI DİLSEL TANIMLAMA

Bir sözcüğün uygulandığı nesne ya da nesneyi temsil eden bir örnek gösterilerek o sözcük kullanılır.

Açık büfenin olduğu restoranda yemek adlarının yazılıp ilgili yemeğin yanına konulması.

2 · TAM DİLSEL TANIM

Anlamı öğrenilen sözcüklerin dilsel yöntemlerle zenginleştirilmesi yoluyla yapılır.

“Arı, bal yapan ve iğnesiyle sokan bir böcektir.” — arının hem bal yapma özelliği olduğu hem iğnesinin olduğu hem de böcek türlerinden biri olduğu dilsel bağlamdan çıkarılabiliyor.
“Asker, orduda görev yapan farklı rütbelere sahip olan herkestir.” — hem hiyerarşik bir düzene tabi olduğu, hem orduya bağlı olarak çalıştığı bilgisine tanımın dilsel bağlamından ulaşılır.

İÇLEMSEL TANIM

Bir kavramın özelliklerinin verildiği tanımdır, cins tür ilişkisi gözetilir, bilgi vericidir. “A, B’dir.” şeklinde sembolleştirilir.

“Bitki, canlıdır.” — bitkinin cins-tür ilişkisi gözetilerek bir özelliği verilmiştir.

KAPLAMSAL TANIM

Tanımlanan ile tanımlayanın kaplamlarının aynı yani özdeş olduğu, mantıksal açıdan yetkin, bilgi verici olmayan tanımdır. “A, A’dır.” şeklinde sembolleştirilir.

“Kare, karedir.” — özne ve yüklemi aynı olan böyle bir tanım aynı zamanda özdeşlik önermesidir.

Tanım kavramların içlem ve kaplamlarına bağlı yapılabilir.

KLASİK MANTIK ↔ SEMBOLİK MANTIK

Tanım klasik mantıkta kavramlar aracılığıyla yapılırken sembolik mantıkta semboller aracılığıyla yapılır.

Klasik mantıkta Sembolik mantıkta
Tanımlanamazlar vardır. Klasik mantıktaki önermeler sembolleştirilir.
Duyguların, duyumların ve üstün cinslerin tanımı yapılamaz. Mantık değişmezleri semboller aracılığıyla tanımlanır.
Mantıksal değişmezlerin (değil, ve, veya, ise, ancak ve ancak gibi) tanımı yapılamaz. Tanımın geçerliliği öze değil biçime ilişkindir.
Tanım, kavramın işaret ettiği gerçekliğin özü ile ilgilidir ve tanımın öze uygunluğu oranında geçerliliği vardır. Bu yüzden sembolik mantık, klasik mantığın tanımlayamadığı mantıksal değişmezleri tanımlayabilir.
MANTIK VE DİL TABLOSU

Kutuya “pragmatik”, “belirsizlik” ya da “törensel” yaz; tablo anında süzülür.

TUZAK

İçlemsel ve kaplamsal tanım rakip değil, karşıt uçlardır. İçlemsel tanım bilgi vericidir (“Bitki, canlıdır.”), kaplamsal tanım mantıksal açıdan yetkindir ama bilgi verici değildir (“Kare, karedir.”). Yetkinlik ile yararlılık burada ters düşer. İkinci tuzak: “mantıksal değişmezlerin tanımı yapılamaz” kuralı klasik mantığa aittir; sembolik mantıkta mantık değişmezleri semboller aracılığıyla tanımlanır. Üçüncü tuzak: semantik, sentaks ve pragmatik üçlüsü bu ünitede üç ayrı yerde geçer — çok anlamlılıkta, belirsizlikte ve anlamada. Belirsizlik yalnız semantik ve pragmatik olarak ikiye ayrılır; sentaktik belirsizlik yoktur.

05 / OYUN

Cümleyi gör, sorunu adlandır

Bir cümle gelir: dilin hangi görevini yükleniyor, bilgi aktarımını ne aksatıyor, sorun çok anlamlılık mı belirsizlik mi, tartışma olgusal mı sözel mi?

OYUN · MANTIK VE DİL
0 / 0
06 / BİLGİ TESTİ

Öğrendiklerini test et

48 soruluk test · dil ve düşünme ilişkisi, dilin beş görevi, bilgi aktarmayı aksatan etkenler, çok anlamlılık ve belirsizlik türleri, olgusal ve sözel tartışma, anlama ve tanımlama

Soru 1 / 10
Puan: 0
Soru yükleniyor...
07 / ÖZET

Tek sayfada mantık ve dil

DİL VE DÜŞÜNME

Mantık sözcük olarak “konuşma, dile getirme, söyleme” anlamına gelir. Dil bilimi hatasız konuşmanın kurallarını; mantık da doğru düşünmenin kurallarını verir. Dil bilgisi toplumların diliyle ilgilidir; mantığın kuralları evrenseldir.

SEMİYOTİK

Canlıların bildirim ve iletişim amacıyla kullandıkları her türlü işaret sisteminin yapısını ve işleyişini inceleyen bilim dalıdır. Söz konusu işaret dilleri çok çeşitli olabilir.

DİLİN BEŞ GÖREVİ

Bildirme (inanç, tahmin, düşünce ya da bilgilerin iletilmesi), belirtme (duygusal tepki ya da tavrı ifade etme), yaptırma (davranışları etkileme ve yönlendirme), törensel (toplumsal ilişkileri başlatma, sürdürme, güçlendirme, sonlandırma), eylemsel (söz vermek, yemin etmek, kabul etmek, onaylamak).

GÖREVLERİN İŞARETLERİ

Belirtmeyi çoğunlukla ünlemler, zaman zaman soru sözcükleri yüklenir; yüzün kızarması, sesin titremesi gibi doğal işaretler de belirtme ifadelerindendir. Yaptırmayı en çok emir kipindeki cümleler, bazen de soru cümleleri yüklenir.

BİLGİ AKTARMA

Dil bilgi aktarmanın aracıdır. Aktarım için söz dizimi kurallarının tek biçimli, sözlerin tek anlamlı ve belirli olması gerekir. Bilgi, aktarandan bir kanal aracılığıyla alıcıya iletilir; sorun aktarandan, alıcıdan ya da dilin kendisinden kaynaklanabilir.

AKSATAN ÜÇ ETKEN

Çok anlamlılık (semantik, sentaktik, pragmatik), belirsizlik (semantik, pragmatik), tartışma (olgusal, sözel). Belirsizlikte sentaktik alt başlığı yoktur.

ÇOK ANLAMLILIK

Sözcüklerin birden çok anlama gelmesi veya dilde birden çok görevde kullanılması demektir. Semantik: kelimenin birden çok anlamda kullanılması (“çalmak”, “yük”). Sentaktik: sözcüğün cümledeki görevinin (isim/sıfat) belirsizliği (“ciddiyetsiz”). Pragmatik: kullanan ya da alıcı tarafından farklı anlamlandırılma (“kusursuz”, alaycı olabilir).

BELİRSİZLİK

Bir sözcük veya cümlenin belirsiz olması, bu cümleye herhangi bir doğruluk değeri verilememesi demektir. Semantik belirsizlik: sözcüğün anlamının sınırı belli değildir (“birazdan”, “çok kolay”). Pragmatik belirsizlik: terim bazı kullananlar için doğruluk değeri alırken bazıları için almaz (“rasyonel”, “laparoskopi”).

BELİRSİZLİĞİN DERECELERİ

Soyut kavramlar somut kavramlara göre daha belirsizdir. Nitelik ile ilgili ifadeler, nicelik ile ilgili ifadelere kıyasla daha sık belirsizleşir. Günlük dil, bilim diline kıyasla daha fazla belirsizlik içerir. Sosyal bilimler > doğa bilimleri > formel bilimler (mantık, matematik).

BELİRSİZLİĞİN SAKINCALARI

Günlük dilde yanlış anlaşılma, anlaşmazlık, iletişim kopukluğu ve tartışma; bilimsel dilde bilimsel gelişmelere engel. Bu nedenle bilimlerde muğlak olmayan kesin bir dil kullanılmalıdır; belirsizlikler bilimsel ölçütler kullanılarak ortadan kaldırılabilir.

TARTIŞMA

Bir konuyla ilgili ileri sürülen karşıt görüşlerin karşılıklı savunulmasıdır. Olgusal: taraflardan birinin olgularla ilgili yanlış bir görüşe sahip olmasından kaynaklanır; gözlemle sonlandırılabilir (zebra örneği). Sözel: sözcüklerin çok anlamlı olmalarından kaynaklanır (“ince” örneği); sonlandırılması olgusal tartışmaya göre daha zordur.

ANLAMA

Deyimlerin, anlamı olan sözcüklerin anlamlarının bilinmesidir. Semantik bakımdan sözcüğün bir varlığa uygulanıp uygulanmayacağının bilinmesi; sentaks bakımından söz diziminin düzgün olması; pragmatik bakımdan kişinin ifadeyi anlayabilmesi gerekir. Belirsizlik azalırsa anlama artar — ikisi ters orantılıdır.

TANIMLAMA

Tanım, bir kavramın anlamını belirleme işlemidir. Üç soru: Neyi (nesneler mi sözcükler mi), niçin (bir sözcüğü anlamlı kılmak, anlamını belirtmek, düzeltmek ya da etkilemek için), nasıl tanımlarız.

DÖRT TANIMLAMA YOLU

Yarı dilsel tanımlama: nesne ya da onu temsil eden bir örnek gösterilerek sözcük kullanılır (açık büfede yemek adları). Tam dilsel tanım: sözcükler dilsel yöntemlerle zenginleştirilir (“Arı, bal yapan ve iğnesiyle sokan bir böcektir.”). İçlemsel tanım: özellikler verilir, cins-tür gözetilir, bilgi vericidir, “A, B’dir.” Kaplamsal tanım: kaplamlar özdeştir, mantıksal açıdan yetkin ama bilgi verici değildir, “A, A’dır.”

KLASİK ↔ SEMBOLİK

Klasik mantıkta: tanımlanamazlar vardır; duyguların, duyumların ve üstün cinslerin tanımı yapılamaz; mantıksal değişmezlerin (değil, ve, veya, ise, ancak ve ancak) tanımı yapılamaz; tanım gerçekliğin özü ile ilgilidir. Sembolik mantıkta: önermeler sembolleştirilir; mantık değişmezleri semboller aracılığıyla tanımlanır; tanımın geçerliliği öze değil biçime ilişkindir.