İki çizgi eşit. Gözün buna inanmayacak.
Bu ünitede önce iki çizgiyi kaydırakla eşitlemeye çalışacaksın, sonra okları kaldırıp ne kadar yanıldığını göreceksin. Kural tam bunu anlatıyor: fiziksel illüzyonda aynı uyarıcılar, aynı yanılgıyı oluşturur. Ardından Gestalt’ın beş örgütleme ilkesini çizim üzerinde gezecek, uyku döngüsünü sekiz saat boyunca izleyecek ve Freud’un buzdağını üç kata ayıracaksın.
Duyumların yorumlanması algıdır. Duyumlar aracılığı ile varlığı anlaşılan birtakım nesnelerin zihinde anlamlandırılması ve yorumlanması sürecine ise algılama denir. Örneğin bir koku almak duyum iken bunun ne kokusu olduğunu anlamak algıdır.
Algı, duyum sonrası gerçekleşen bir durumdur. Fakat her duyum algıyla sonuçlanmaz. Çünkü aynı anda organizmaya birden çok uyarıcı gelmekte ve bunlar duyumu oluşturmaktadır. Ama organizma aynı anda gerçekleşen bu duyumların hepsini anlamlandıramaz. Zihin nesnel bir veri olmadan anlamlandırma işlevini gerçekleştiremez. Bu yüzden algı, temelde bir “nesne algılamadır” ancak içsel süreçlerin etkisi ile kişiden kişiye değişebilir.
Duyum ile algı üç ölçütte karşılaştırılır. Hücrelere tıkla: boş → ✓ → ✗ → boş.
Duyum, bir duyu organının uyarılmasıyla meydana gelen basit bir olaydır. Duyu organları ya da sinirler tarafından beyne taşınan uyarıcıların beyinde tanımlanması, anlamlandırılması ise algıdır. Örneğin; bir nesneyi görmek duyum iken görülen nesnenin ne olduğunu anlamak algıdır.
Algının meydana gelmesi için duyumun olması gerekir yani duyum olmadan algı gerçekleşmez.
Bir değişmezlik türü seç, sonra kaydırakla o değişkeni oynat: açıyı, uzaklığı ya da ışığı. Sol tarafta retinaya düşen görüntü değişir; sağ tarafta algılanan nesne aynı kalır. Algıda Değişmezlik: Nesnelerin değişik ortam ve şartlarda yine aynı şekilde algılanmasıdır.
Önceden şekli bilinen bir nesneye farklı açılardan bakılsa da nesnenin eski şekliyle algılanmasıdır. Örneğin bir pencereye farklı açılardan bakılsa da pencere hep dikdörtgen olarak algılanır.
Önceden boyutları bilinen bir nesnenin, nesne uzaklaşıp yakınlaşsa da hep aynı şekilde algılanmasıdır. Örneğin bir gökdelenden aşağıya bakıldığında insanlar, arabalar ve binalar çok küçük görünür ancak yine de normal boyutlarıyla algılanır.
Nesnenin ışıkta kalan kısmı daha açık, gölgede kalan kısmı daha koyu renkte göründüğü hâlde nesneyi bilinen renkte algılama eğilimidir. Örneğin bordo renk bir araba, gece siyaha yakın renkte görünmesine rağmen bordo olarak algılanır.
İnsan retinası en ve boy olmak üzere iki boyutludur. Fakat biz birtakım algısal ipuçlarını kullanarak nesnelerin derinliğini de (üçüncü boyutu) algılarız. Derinlik algısı retinaya yansıyan görüntülerin iki boyutlu olmasına rağmen nesnelerin üç boyutlu olarak algılanmasıdır. Örneğin tren raylarının giderek daralıyormuş gibi görünmesi, küçük nesnelerin uzakta büyük nesnelerin ise daha yakındaymış gibi algılanmasının nedeni derinlik algısıdır.
Bu cümledeki daralan raylar ayrıntısını aklında tut: üçüncü bölümdeki Ponzo düzeneği doğrudan bunun üzerine kurulu.
İnsanın çevresinde aynı anda birden çok uyarıcı bulunmaktadır. Ancak insan bunların tamamına dikkatini veremez. İnsanın bu uyarıcılar arasında dikkatini belli bir uyarıcıda toplamasına ve birçok uyarıcı arasındayken yalnızca onları algılamasına algıda seçicilik denir.
Aç olan bir insanın dikkatini yiyeceklere vermesi, spora ilgisi olan bir kişinin gazete okurken spor sayfasındaki haberlere yoğunlaşması, normalde kırmızı arabalara dikkat etmeyen bir kişinin kırmızı araba aldıktan sonra kırmızı arabalara dikkat etmesi algıda seçicilik örnekleridir.
Uyarıcıların tek tek değil de anlamlı ilişkiler bütünü hâlinde algılanmasına algıda örgütleme (organizasyon) adı verilir. Algının bu özelliği sayesinde çevremizi düzenli ve anlamlı olarak algılarız. Örneğin bir insanın yüzünü kaş, göz, burun, ağız toplamı olarak değil de bir bütün yüz olarak algılarız. Bir ilkeye tıkla: çizimde o ilkenin nasıl çalıştığı görünür.
Nesneleri şekil ve zemin olarak ayırma eğilimi vardır. Bu eğilim nesnelerin zemine göre göze çarpmalarına, zeminden doğru sivriliyormuş gibi görülmelerine neden olur. Örneğin resimler duvarın üzerinde asılıdır, kelimeler de sayfanın üzerinde yer alır.
Zemin olmadan şekil olmaz. Çünkü şekil, zemin içinde anlam kazanır. Şekil, zeminin üstünde olan ve o an dikkatimizi çeken şeydir. Şeklin arka planında kalan kısım da zemindir. Bazen şekil olarak görülen bir biçim daha sonra zemin olarak görülebilir.
Birbirini takip eden yani devamlılık gösteren uyarıcılar, tek tek değil bir bütün olarak algılanır. Örneğin film şeritleri tek tek fotoğraflardan oluşur. Ancak biz filmi izlerken onları bir bütün olarak algılarız. Yanıp sönen ampullerden oluşan bir yazıyı tek tek ampuller şeklinde değil anlamlı bir yazı şeklinde bütün olarak algılarız.
Birbirine benzer nesneler genellikle bir örüntünün parçası olarak algılanırlar. Bu benzerlikte etkili olan faktörler; renk, büyüklük ve şekildir. Örneğin bir futbol maçında aynı takımın oyuncuları forma renginden dolayı birlikte algılanır.
Birbirine yakın nesneler birlikte bir bütün hâlinde algılanır. Nesneler zaman ve mekânda birbirine yakın oldukları zaman, bir arada algılanırlar. Örneğin zaman içinde birbirine değişik yakınlıklarda bulunan vuruşların müzikte ritim duygusu olarak algılanması yakınlık ilkesi ile ilgilidir.
Eksik uyarıcıların zihinde tamamlanarak algılanmasıdır. Tamamlanmanın olması için nesnelerin önceden algılanmış olması gerekir.
Son cümle sınavda ayırt edici olur: tamamlama geçmiş yaşantı gerektirir. Hiç görmediğin bir şeklin eksiğini zihnin tamamlayamaz.
Yirminci yüzyılın başında Almanya’da gelişen Gestalt yaklaşımına göre bütün, parçaların toplamından daha fazlasıdır. Algının gerçekleşmesinde uyaranların örgütlenmesinin önemli bir rolü vardır.
Oldukça karmaşık olan algı sürecinde bazen yanlış ya da kusurlu algılamalar olabilir. Bu duruma algı yanılmaları adı verilir. Algı yanılmaları, illüzyon (yanılsama) ve halüsinasyon (sanrı) olarak ikiye ayrılır.
Üstteki çizgi sabittir. Kaydırakla alttaki çizgiyi üsttekiyle tam eşit yapmaya çalış — gözüne güven, sayıya değil. Karar verince “Okları kaldır” düğmesine bas: oklar kalkınca gerçek uzunluklar ortaya çıkar ve ne kadar yanıldığın yüzdeyle yazılır. Bu bir fiziksel illüzyondur: duyu organlarının yapısından veya uyarıcının özelliklerinden kaynaklanan illüzyondur. Her insanda aynı yanılgıya yol açar.
Aynı düzenek, bu kez derinlik ipuçlarıyla. Alttaki çubuk sabit; kaydırakla üstteki çubuğu ona eşitlemeye çalış. Sonra “Rayları kaldır” düğmesine bas. Rayların işi şu cümlede yazıyor: tren raylarının giderek daralıyormuş gibi görünmesi… derinlik algısıdır ve düz giden bir yolun uzakta birleşiyormuş gibi görünmesi fiziksel illüzyondur.
Var olan bir nesnenin gerçekte olduğundan farklı algılanmasıdır. Yanılsama fiziksel olaylar ya da psikolojik yaşantılardan kaynaklanır. Bu nedenle de illüzyon psikolojik ve fiziksel olmak üzere ikiye ayrılır.
Psikolojik İllüzyon: Bireyin içinde bulunduğu psikolojik koşullardan, geçmiş yaşantılardan kaynaklanan illüzyondur ve kişiden kişiye değişir.
Fiziksel İllüzyon: Duyu organlarının yapısından veya uyarıcının özelliklerinden kaynaklanan illüzyondur. Her insanda aynı yanılgıya yol açar.
Yarısı su dolu bardağın içindeki kaşığın kırık görünmesi, düz giden bir yolun uzakta birleşiyormuş gibi görünmesi fiziksel illüzyon; yılandan korkan birinin gece yolda giderken yerde gördüğü ipi yılan olarak algılaması, evine hırsız girmesinden korkan bir kişinin rüzgâr sesini eve giren hırsızın ayak sesi olarak algılaması psikolojik illüzyon örneğidir.
Gerçekte var olmayan bir uyarıcının algılanmasıdır. Akıl hastalıklarında, ateşli hastalıklarda ve madde bağımlılığının yol açtığı krizlerde halüsinasyon görülür.
Örneğin bir kişinin yıllar önce ölen eşiyle yürüyüşe çıktığını söylemesi, bir kişinin elinde gezinen böcekler gibi başkalarının görmediği şeyleri görmesi halüsinasyondur.
Fark tam üç maddede toplanır. Bir ölçüte tıkla: şema iki kavramın o ölçütte nerede ayrıldığını gösterir.
İllüzyonda mutlaka bir dış uyarıcı vardır. Ama halüsinasyonda gerçekte bir dış uyarıcı yoktur. İllüzyon normal her insanda görülür. Ama halüsinasyon genelde akıl hastalarında, ateşli hastalıklarda, alkol ve uyuşturucu bağımlılarında, aşırı ve yetersiz uyarılma durumlarında görülür. Fiziksel illüzyonda aynı uyarıcılar, aynı yanılgıyı oluşturur. Ama halüsinasyon kişiye özgüdür. Yani herkes farklı halüsinasyon görür.
Örneğin fiziksel illüzyonda kimse yerdeki ipi aslan zannetmez; halüsinasyonda ise olmadığı hâlde karşısında aslan gördüğünü söyleyebilir.
Sınav kalıbı: ip → yılan = illüzyon (yerde gerçekten bir ip var), hiçbir şey yokken yılan görmek = halüsinasyon. İkinci ayrım da unutulmasın: fiziksel illüzyon herkeste aynı, psikolojik illüzyon kişiden kişiye değişir.
Algı, büyük oranda algılayanın kendisinden kaynaklanan özelliklerden etkilenir. Algılayanın kendisinden kaynaklanan faktörler, çevresel faktörlere göre algılamada daha etkilidir. Örneğin yolda yürürken yanıp sönen bir reklam panosu dikkat çekebilir ancak ihtiyaç duyulan bir ürünün reklamı dikkati daha çok çeker.
Madde madde dağılmış bütün değişkenler burada. Süzgeçle yalnız tür sütununda arayarak “bireyden gelen” ile “çevreden gelen” faktörleri ayırabilirsin.
Üstteki çubuk fiziki (nesnel) zamanı gösterir ve kaydırakla hiç değişmez. Alttaki çubuk psikolojik (öznel) zamandır; kaydırak durumun ne kadar hoş geçtiğini değiştirir. Örnek burada canlanıyor: arkadaşlarla sohbet ederken geçirilen bir saat, hastanede geçirilen bir saatten daha kısa algılanır.
Algılayanın kendisinden kaynaklanan faktörlerden biri de zaman algısıdır. Zaman algısı iki türlüdür.
Fiziki (Nesnel) Zaman: Uzayıp kısalmayan sabit zamandır. Değişken değildir. Bir günün 24 saat, bir haftanın 7 gün oluşu gibi.
Psikolojik (Öznel) Zaman: Kişinin psikolojisine göre zamanın uzun veya kısa geçmesidir. Kişiden kişiye, hatta aynı kişi için bile değişen zamandır.
Herhangi bir olay, durum veya nesneye karşı olumlu ya da olumsuz tutum farklı algılara neden olur. Örneğin bir giyim markası hakkında duyulan söylentiler diğer insanların o markayla ilgili olumlu ya da olumsuz tutum geliştirmesine neden olabilir. Tutulan takım, beğenilen sanatçı, oy verilen parti ile ilgili algılar tutumlarla şekillenir.
Başkalarına ya da olaylara olumlu veya olumsuz duygularla yaklaşmanın temelinde çoğu zaman kişilik özellikleri yatar. Örneğin kişilik olarak güvensiz bir yapıya sahip olan biri, insanların arkadaş olmak için yaptıkları girişimlere şüpheyle yaklaşabilir.
İhtiyaç ve güdüler algıya yön verir. Para kazanmaya güdülenen bir mimar gördüğü yeşil araziyi gökdelenlerin yükseleceği bir alan olarak algılarken ressam o manzaranın güzelliğinden ilham alabilir.
Deneyimler ve beklentiler de algıyı etkiler. Trafik kazası geçirmiş birinin geçerken kaza geçirdiği bölgeyi hemen fark etmesi, telefon bekleyen birisinin dikkatinin telefonda olması deneyim ve beklentilerin etkisine örnek olarak verilebilir.
İçinde yaşadığı toplumun kültürel özellikleri, inançları, değerleri gibi sosyal değişkenler kişinin nesne ve olayları algılama biçimini etkiler. Örneğin baykuş uğursuz kabul edildiği kültürlerde sevimsiz, bilgeliğin sembolü olarak kabul edildiği kültürlerde ise sevimli olarak algılanır. Kültürden kültüre en çok değişen algılar; güzellik, hoşa gitme ve beğenmeyle ilgili algılardır.
Nesneler, içinde bulundukları çevresel koşullarla birlikte algılanır. Örneğin beyaz önlüklü birinin hastanede doktor, okulda öğretmen olarak algılanmasında ortam ve çevre etkilidir.
Bireyin, belli bir süreliğine içinde bulunduğu ve gelen uyarıcıları alabildiği çevreye algı alanı denir. Odasında ders çalışan öğrenci için algı alanı odasıyla sınırlıdır. Öğrenci camdan dışarıya baktığında algı alanı değişmiş olur.
Yine orta düzeyde başarıya sahip bir öğrenci ders çalışmayan öğrencilerin olduğu bir sınıfta çalışkan, çok çalışan öğrencilerin olduğu bir sınıfta çalışmayan biri olarak algılanabilir.
Bilinç, farkında olmak demektir. Kişinin kendisi ve çevresinden, anılarından ve düşüncelerinden haberdar olması hâlidir. Bilinçlilik ile bilinçsizlik arasında dikkatli uyanıklık, gevşek uyanıklık vb. birçok bilinçlilik düzeyi vardır.
Kaydırak bilinçlilik düzeyini değiştirir. Araba örneği canlanır: araba kullanan biri yaptığı işe odaklanmış ve tetiktedir yani dikkatli uyanıklık düzeyindedir. Kişi, arabanın arka koltuğunda otururken gevşek uyanıklık düzeyindedir. Sol uçta tam bilinçsizlik vardır.
Birey, bilinç durumunda dikkatli bir uyanıklık hâlindedir ve çevresindeki uyarıcıları algılayarak onları bilgiye dönüştürebilir. Gevşek uyanıklık hâlinde ise birey herhangi bir duruma odaklanmamıştır. Araba kullanan biri yaptığı işe odaklanmış ve tetiktedir yani dikkatli uyanıklık düzeyindedir. Kişi, arabanın arka koltuğunda otururken gevşek uyanıklık düzeyindedir. Çünkü etrafının farkındadır, uyanıktır ancak odaklanmamıştır. Tam bilinçsizlik, farkındalığın tamamen kaybolması ve kişinin çevresine tepki vermemesi durumudur. Hastalık, travma, kafaya alınan bir darbe bilinçsizliğe neden olabilir.
Bir kata tıkla: buz dağında o kat yanar ve altta tanımı ile örneği çıkar. Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’a göre zihin; bilinç, bilinç öncesi ve bilinçaltı olmak üzere üç bölümden oluşur. Freud, insan kişiliğinin anlaşılması için bu üç yapının çok iyi anlaşılması gerektiğini vurgular. Bu yapıyı buz dağına benzetir. Suyun altında kalan kısım bilinçaltı, su üzerinde kalan kısım bilinçtir.
Çevrede çok sayıda uyarıcı vardır ve biz bunların hepsini algılarız. Ancak bunların sadece bir kısmı bilince ulaşır. İnsan zihninin herhangi bir olay ya da nesne üzerinde odaklanmasına “dikkat” denir. Dikkat sadece bilinçli olarak gerçekleştirilmez, bilgiyi işlemenin her aşamasında rol oynar. Yani dikkat; duyumdan, bellek ve öğrenmeye kadar tüm bilişsel süreçleri etkileyen üst süreçtir.
Aktif (Seçici) Dikkat: İrade ile gerçekleştirilen ve bireyin kendi çabasının ürünü olan dikkattir. Birçok uyarıcının olduğu gürültülü bir ortamda kişinin, kendi çabası ile dikkatini okuduğu kitaba vermesi aktif dikkate örnektir.
Pasif (İrade Dışı) Dikkat: Dış etkenlerin doğrudan etkisi ile oluşan dikkattir. Sınıfta ders dinleyen öğrencinin dikkatinin şiddetli gök gürültüsü sesine yönelmesi pasif dikkate örnektir.
Bir faktöre tıkla: canvasta o faktörün nasıl dikkat çektiği canlanır. Hareket, şiddet, ani değişim, zıtlık, tekrar vb. uyarıcının özelliğinden kaynaklanan dış faktörler dikkati etkiler. Örneğin yeşil elmaların arasındaki kırmızı elma hemen dikkat çeker. Organizmanın kendisinden kaynaklanan ihtiyaç, ilgi, duygu, meslek, kültür vb. iç faktörler de dikkati etkiler. Örneğin eğitimle ilgili bir haber bir öğretmenin dikkatini mühendise göre daha fazla çeker.
Kaydırak gecenin kaçıncı saatinde olduğunu gösterir. Eğri uyku derinliğini çizer; sarı bantlar REM dönemleridir. Uyku, birbirini takip eden beş dönemden oluşur. İlk dört dönem NONREM, beşinci dönem ise REM dönemidir. Yaklaşık sekiz saatlik bir uykuda beş kez REM uykusu yaşanır.
Uyku bir bilinç düzeyidir. İnsan ömrünün üçte biri uykuda geçer. Uyku hâlinde bilinç pasif değil aktiftir. Uyku, birbirini takip eden beş dönemden oluşur. İlk dört dönem NONREM, beşinci dönem ise REM dönemidir. Uyumaya başladıktan sonra girilen NONREM dönemi gittikçe derinleşen dört evreden oluşur. NONREM dönemlerinde beyin aktivitesi yüksektir, enerji tüketiminde artış görülür. Metabolizmanın düzenlenmesi bu dönemin ana özelliğidir. Büyüme hormonu salgılanır, protein sentezi artar. Böylece bedenin dinlenmesi sağlanır. NONREM döneminin son evresinin ardından REM dönemi başlar. Uyku sırasında belli aralıklarla bu döngü devam eder. Yaklaşık sekiz saatlik bir uykuda beş kez REM uykusu yaşanır. Rüyaların büyük bir bölümü REM uykusunda görülür.
REM, “hızlı göz hareketleri” anlamına gelen İngilizce “rapid eye movement” kelimelerinin baş harflerinden oluşur.
Beynin bilinçli tepkilerde bulunmaması, dış dünyaya kapanarak bilinçli olmadan imgeler kullanarak faaliyetini sürdürmesidir. Rüyalar üzerinde geçmiş deneyimler, yaşantılar, ortam, fizyolojik yapı, bilinçaltı gibi etkenler etkilidir.
Rüyalar beyindeki görme merkeziyle ilgilidir. Doğuştan yüzde yüz görme engelli olanlar sadece sesle rüya görürler.
Hipnoz bireyin dikkatini bir duruma veya nesneye odaklayarak, bedenine ve çevresine olan dikkatini azaltıp bireyi telkine açık hâle getirme işlemidir. Bir başka deyişle trans hâlidir. Bu trans sırasında kişi çevreden gelen (ses, ışık, koku vb.) tüm uyaranlara kendini kapatır ve hipnoz yapan kişinin telkinlerini büyük bir dikkatle dinler. Hipnozun temel koşulu, kişinin kendi isteğiyle telkine razı olması ve kendini karşısındaki kişinin etkisine bırakmasıdır. Hipnoz sırasında olanlar genellikle sonradan hatırlanmaz.
Normal hayatta bireyin üstesinden gelemediği işler hipnoz yöntemiyle de gerçekleştirilmez. Örneğin zekâ seviyesi yükseltilmez, kaldıramadığı ağırlığı kaldırabilme gücü sağlanamaz.
Bazı maddelerin kullanımı duyumu ve algılamayı etkileyerek ruh hâlini, duygu ve düşünceleri değiştirir. Psikolojik etkileri olan bu maddelere psikoaktif maddeler denir. Tekrarlı kullanımları sonunda birey, bu maddelere bağımlı hâle gelir. İnsanların bu maddeleri kullanmaya başlaması özenti, merak, zihinsel acıdan kaçış ve sosyal uyum eksikliği gibi psikolojik nedenlerle olabilmektedir. Başlangıçta psikolojik olarak duyulan gereksinim zamanla fizyolojik bağımlılığa dönüşür.
Meditasyon: Sessiz ve sakin bir şekilde oturup yoga egzersizleriyle yapılan farklı bir bilinç durumudur. Meditasyonun amacı zihin sakinliğine ve ruhsal dinlenmeye ulaşmaktır. Bu sayede birey kendisi ve çevresiyle barışık olmayı öğrenir. Bedeni üzerinde ruhsal denetim sağlayarak gerginlikten ve kaygıdan kurtulmaya çalışır.
En çok şaşırtan cümle şudur: uyku hâlinde bilinç pasif değil aktiftir. Uyku bir bilinç düzeyidir, bilincin yokluğu değil. Bilincin gerçekten kaybolduğu durum tam bilinçsizliktir; nedenleri ayrıca sayılır: hastalık, travma, kafaya alınan bir darbe.
İkinci tuzak: NONREM dönemi “beyin dinleniyor” demek değildir — NONREM dönemlerinde beyin aktivitesi yüksektir, enerji tüketiminde artış görülür; dinlenen bedendir.
Dokuz sahne, hepsi 14-17 yaşın hayatından.
Onlarca sesin arasından yalnız adını duyman algıda seçiciliktir: insanın bu uyarıcılar arasında dikkatini belli bir uyarıcıda toplamasına ve birçok uyarıcı arasındayken yalnızca onları algılamasına algıda seçicilik denir.
Aynı modeli aldıktan sonra her yerde görmeye başlaman şu örneğin aynısıdır: normalde kırmızı arabalara dikkat etmeyen bir kişinin kırmızı araba aldıktan sonra kırmızı arabalara dikkat etmesi. Ayakkabı sayısı artmadı; seçiciliğin değişti.
Maçta oyuncuları anında ayırman benzerlik ilkesidir: bir futbol maçında aynı takımın oyuncuları forma renginden dolayı birlikte algılanır. Benzerlikte etkili olan üç faktör şunlardır: renk, büyüklük ve şekil.
Ekranda aslında art arda gelen kareler var, sen akan bir görüntü görüyorsun. Bu devamlılıktır: film şeritleri tek tek fotoğraflardan oluşur. Ancak biz filmi izlerken onları bir bütün olarak algılarız.
Arkadaşın harfleri eksik yazsa da ne dediğini anlaman tamamlamadır: eksik uyarıcıların zihinde tamamlanarak algılanmasıdır. Ama bir şart var: tamamlanmanın olması için nesnelerin önceden algılanmış olması gerekir — hiç bilmediğin bir kelimeyi tamamlayamazsın.
Gece askıdaki montu bir an biri sanman psikolojik illüzyondur: bireyin içinde bulunduğu psikolojik koşullardan, geçmiş yaşantılardan kaynaklanan illüzyondur ve kişiden kişiye değişir. Ortada gerçek bir nesne var — bu yüzden halüsinasyon değil.
Aynı 60 dakika sınavda uzun, arkadaşlarınla sohbette kısa geçer. Fiziki zaman değişmedi; psikolojik (öznel) zaman değişti: kişinin psikolojisine göre zamanın uzun veya kısa geçmesidir; kişiden kişiye, hatta aynı kişi için bile değişir.
Kitaba odaklanman aktif (seçici) dikkat, aniden çakan şimşeğe bakman pasif (irade dışı) dikkattir: dış etkenlerin doğrudan etkisi ile oluşan dikkattir. Örnek birebir aynı: sınıfta ders dinleyen öğrencinin dikkatinin şiddetli gök gürültüsü sesine yönelmesi.
En canlı rüyaları sabaha karşı hatırlamanın nedeni döngüdür: yaklaşık sekiz saatlik bir uykuda beş kez REM uykusu yaşanır ve rüyaların büyük bir bölümü REM uykusunda görülür. Az uyuduğun gecelerde son REM dönemlerini kaçırırsın.
50 soruluk test · algı ve algılama, algısal değişmezler ve derinlik algısı, algıda seçicilik, Gestalt örgütleme ilkeleri, illüzyon ve halüsinasyon, algıyı etkileyen sosyal ve çevresel değişkenler, duyum ve algı farkları, bilinçlilik düzeyleri, Freud'un bilinç bilinç öncesi ve bilinçaltı ayrımı, dikkat türleri, uyku REM rüya hipnoz psikoaktif madde ve meditasyon
Duyumların yorumlanması algıdır. Duyumlar aracılığı ile varlığı anlaşılan birtakım nesnelerin zihinde anlamlandırılması ve yorumlanması sürecine algılama denir; bir koku almak duyum iken bunun ne kokusu olduğunu anlamak algıdır. Algı duyum sonrası gerçekleşir fakat her duyum algıyla sonuçlanmaz; zihin nesnel bir veri olmadan anlamlandırma işlevini gerçekleştiremez. Algı temelde bir “nesne algılamadır” ancak içsel süreçlerin etkisi ile kişiden kişiye değişebilir. Farklar: duyum basit fizyolojik, algı karmaşık psikolojik bir olaydır; duyumda uyarıcılar tek tek, algıda bir bütün olarak değerlendirilir; duyumda öğrenmenin etkisi yoktur ve her bireyde aynı gerçekleşir, algıda öğrenmenin etkisi vardır ve bireyden bireye farklılık gösterir. Duyum olmadan algı gerçekleşmez.
Algıda Değişmezlik: Nesnelerin değişik ortam ve şartlarda yine aynı şekilde algılanmasıdır. Şekil (biçim) değişmezliği: önceden şekli bilinen bir nesneye farklı açılardan bakılsa da nesne eski şekliyle algılanır (pencere hep dikdörtgen). Büyüklük değişmezliği: nesne uzaklaşıp yakınlaşsa da hep aynı şekilde algılanır (gökdelenden bakınca küçük görünen insanlar normal boyutlarıyla algılanır). Renk değişmezliği: nesnenin ışıkta kalan kısmı açık, gölgede kalan kısmı koyu göründüğü hâlde nesne bilinen renkte algılanır (bordo araba gece siyaha yakın görünse de bordo algılanır). Derinlik algısı retinaya yansıyan görüntülerin iki boyutlu olmasına rağmen nesnelerin üç boyutlu olarak algılanmasıdır; tren raylarının giderek daralıyormuş gibi görünmesi buna örnektir.
İnsanın uyarıcılar arasında dikkatini belli bir uyarıcıda toplamasına ve birçok uyarıcı arasındayken yalnızca onları algılamasına algıda seçicilik denir. Uyarıcıların tek tek değil de anlamlı ilişkiler bütünü hâlinde algılanmasına algıda örgütleme (organizasyon) adı verilir. Beş ilke: Şekil-zemin: nesneleri şekil ve zemin olarak ayırma eğilimi vardır; zemin olmadan şekil olmaz, şekil zemin içinde anlam kazanır; bazen şekil olarak görülen bir biçim daha sonra zemin olarak görülebilir. Devamlılık: devamlılık gösteren uyarıcılar tek tek değil bir bütün olarak algılanır (film şeritleri, yanıp sönen ampuller). Benzerlik: birbirine benzer nesneler bir örüntünün parçası olarak algılanır; etkili faktörler renk, büyüklük ve şekildir. Yakınlık-uzaklık: birbirine yakın nesneler birlikte bir bütün hâlinde algılanır; müzikte ritim duygusu buna örnektir. Tamamlama: eksik uyarıcıların zihinde tamamlanarak algılanmasıdır; tamamlanmanın olması için nesnelerin önceden algılanmış olması gerekir. Gestalt yaklaşımına göre bütün, parçaların toplamından daha fazlasıdır.
Algı sürecinde bazen yanlış ya da kusurlu algılamalar olabilir; bu duruma algı yanılmaları adı verilir ve illüzyon (yanılsama) ile halüsinasyon (sanrı) olarak ikiye ayrılır. İllüzyon var olan bir nesnenin gerçekte olduğundan farklı algılanmasıdır; psikolojik ve fiziksel olmak üzere ikiye ayrılır. Psikolojik illüzyon bireyin psikolojik koşullarından ve geçmiş yaşantılarından kaynaklanır ve kişiden kişiye değişir. Fiziksel illüzyon duyu organlarının yapısından veya uyarıcının özelliklerinden kaynaklanır ve her insanda aynı yanılgıya yol açar. Halüsinasyon gerçekte var olmayan bir uyarıcının algılanmasıdır; akıl hastalıklarında, ateşli hastalıklarda ve madde bağımlılığının yol açtığı krizlerde görülür. Üç fark: illüzyonda mutlaka bir dış uyarıcı vardır, halüsinasyonda yoktur; illüzyon normal her insanda görülür, halüsinasyon genelde akıl hastalarında, ateşli hastalıklarda, alkol ve uyuşturucu bağımlılarında, aşırı ve yetersiz uyarılma durumlarında görülür; fiziksel illüzyonda aynı uyarıcılar aynı yanılgıyı oluşturur, ama halüsinasyon kişiye özgüdür.
Algı, büyük oranda algılayanın kendisinden kaynaklanan özelliklerden etkilenir; algılayanın kendisinden kaynaklanan faktörler, çevresel faktörlere göre algılamada daha etkilidir. Zaman algısı iki türlüdür: fiziki (nesnel) zaman uzayıp kısalmayan sabit zamandır; psikolojik (öznel) zaman kişinin psikolojisine göre zamanın uzun veya kısa geçmesidir. Tutum farklı algılara neden olur. Olumlu veya olumsuz duygularla yaklaşmanın temelinde çoğu zaman kişilik özellikleri yatar. İhtiyaç ve güdüler algıya yön verir. Deneyimler ve beklentiler de algıyı etkiler. İçinde yaşadığı toplumun kültürel özellikleri, inançları, değerleri kişinin algılama biçimini etkiler; kültürden kültüre en çok değişen algılar güzellik, hoşa gitme ve beğenmeyle ilgili algılardır. Nesneler, içinde bulundukları çevresel koşullarla birlikte algılanır. Bireyin belli bir süreliğine içinde bulunduğu ve gelen uyarıcıları alabildiği çevreye algı alanı denir.
Bilinç, farkında olmak demektir; kişinin kendisi ve çevresinden, anılarından ve düşüncelerinden haberdar olması hâlidir. Bilinçlilik ile bilinçsizlik arasında dikkatli uyanıklık, gevşek uyanıklık vb. birçok bilinçlilik düzeyi vardır. Tam bilinçsizlik, farkındalığın tamamen kaybolması ve kişinin çevresine tepki vermemesi durumudur; hastalık, travma, kafaya alınan bir darbe buna neden olabilir. Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’a göre zihin; bilinç, bilinç öncesi ve bilinçaltı olmak üzere üç bölümden oluşur; bu yapıyı buz dağına benzetir. Bilinç: şu anda farkında olunan her türlü duyum ve yaşantının bulunduğu düzeydir. Bilinç öncesi: şu anda farkında olunmayan ancak ufak bir çabayla hatırlanabilen yaşantıların bulunduğu alandır. Bilinçaltı: farkında olmadığımız arzu, istek, duygu ve düşüncelerin depolandığı yerdir.
İnsan zihninin herhangi bir olay ya da nesne üzerinde odaklanmasına “dikkat” denir. Dikkat sadece bilinçli olarak gerçekleştirilmez, bilgiyi işlemenin her aşamasında rol oynar; duyumdan, bellek ve öğrenmeye kadar tüm bilişsel süreçleri etkileyen üst süreçtir. Aktif (seçici) dikkat irade ile gerçekleştirilen ve bireyin kendi çabasının ürünü olan dikkattir. Pasif (irade dışı) dikkat dış etkenlerin doğrudan etkisi ile oluşan dikkattir. Hareket, şiddet, ani değişim, zıtlık, tekrar vb. uyarıcının özelliğinden kaynaklanan dış faktörler dikkati etkiler; organizmanın kendisinden kaynaklanan ihtiyaç, ilgi, duygu, meslek, kültür vb. iç faktörler de dikkati etkiler.
Uyku bir bilinç düzeyidir; insan ömrünün üçte biri uykuda geçer ve uyku hâlinde bilinç pasif değil aktiftir. Uyku birbirini takip eden beş dönemden oluşur: ilk dört dönem NONREM, beşinci dönem REM. NONREM dönemlerinde beyin aktivitesi yüksektir, enerji tüketiminde artış görülür; metabolizmanın düzenlenmesi bu dönemin ana özelliğidir, büyüme hormonu salgılanır, protein sentezi artar, böylece bedenin dinlenmesi sağlanır. Yaklaşık sekiz saatlik bir uykuda beş kez REM uykusu yaşanır; rüyaların büyük bir bölümü REM uykusunda görülür. REM, “rapid eye movement” kelimelerinin baş harflerinden oluşur. Rüyalar beyindeki görme merkeziyle ilgilidir; doğuştan yüzde yüz görme engelli olanlar sadece sesle rüya görürler. Hipnoz bireyi telkine açık hâle getirme işlemidir, trans hâlidir; temel koşulu kişinin kendi isteğiyle telkine razı olmasıdır ve hipnoz sırasında olanlar genellikle sonradan hatırlanmaz; bireyin normalde üstesinden gelemediği işler hipnozla da gerçekleştirilmez. Psikolojik etkileri olan maddelere psikoaktif maddeler denir; başlangıçta psikolojik olarak duyulan gereksinim zamanla fizyolojik bağımlılığa dönüşür. Meditasyon sessiz ve sakin bir şekilde oturup yoga egzersizleriyle yapılan farklı bir bilinç durumudur.