Aç olan organizma daha hızlı yürür
Güdülenmiş davranış rastgele değildir: hedefe yöneliktir, daha etkindir, daha seçicidir ve daha yorucudur. Bu ünitede ihtiyaçtan doyuma uzanan beş halkalı döngüyü çalıştıracak, Maslow’un yedi basamaklı piramidini kaydırakla test edecek — alt basamağı doyurmadan üste çıkamayacaksın — ve psikolojinin ele aldığı beş temel duyguyu tek tek gezeceksin.
Organizmanın iç veya dış uyarıcıların etkisiyle harekete hazır hâle gelerek bir davranışta bulunmasına motivasyon (güdülenme) denir. Güdülenme, ihtiyaçla başlayıp doyumla biten bir süreçtir. Bu nedenle de ihtiyaç, dürtü, güdü ve davranışı kapsayan genel bir kavramdır.
Bir halkaya tıkla: döngüde o halka yanar, altta tanımı ve örneği çıkar. Halka sürekli döner çünkü doyum kalıcı değildir — aynı ihtiyaç bir süre sonra yeniden doğar.
Organizmada bir şeyin eksikliğinin duyulmasıdır. Mesela; açlık, beğenilme gibi.
İhtiyaçların karşılanması için organizmada oluşan itici güce denir. Mesela; açlık hissi.
Organizmanın bir ihtiyacını gidermek için, onu dürtü yönünde harekete geçiren eğilime ve isteğine güdü denir.
Güdü sonucu ortaya çıkan eylemlerdir.
Organizmanın amacına ulaşması sonucunda oluşan durumdur.
Güdülenme ise bu sürecin tümüne denir.
Yani güdülenme tek bir halka değil, beşinin toplamıdır. Sınavda “güdülenme nedir” diye sorulunca “açlık hissi” gibi tek halkayı gösteren şık yanlıştır.
Üçü aynı olayın üç ayrı basamağıdır ve örnekte ikisi çok yakın görünür: ihtiyaç: açlık, dürtü: açlık hissi. Ayrım şu: ihtiyaç eksikliğin kendisidir (bedende gerçekten bir şey eksiktir), dürtü o eksikliği gidermek için oluşan itici güçtür, güdü ise organizmayı dürtü yönünde harekete geçiren eğilim ve istektir. Sıra hep aynıdır: eksiklik → itici güç → yönelme → eylem → doyum.
Bir özelliğe tıkla: iki organizma yan yana canlanır — biri güdülenmiş, öteki değil. Farkı çubuklarda göreceksin.
Ağaçtaki bir dala tıkla: o dal yanar ve altta tanımı ve örnekleri çıkar. Ağacın yapısı doğrudan başlıklandırmayı izler — doğuştan gelen güdüler kendi içinde ikiye ayrılır.
Doğuştan gelen güdüler öğrenilmemiştir. Ömür boyu etkisi devam eden ve yaşamın ilk yıllarında daha etkili olan bu güdüler hem insanlarda hem de hayvanlarda görülür.
Organizmanın varlığını ve soyunu sürdürme gereksiniminden doğan güdülerdir. Bu nedenle birincil güdülerdir. Organizma öncelikle bu güdüleri karşılamayı seçer. Bu güdüler; doğuştan gelmiş, öğrenilmemiş ve evrensel güdülerdir. Organizma yaşadığı sürece etkilidir. Örneğin; açlık, susuzluk, cinsellik, korunma, dinlenme, uyku, oksijen ihtiyacı, annelik güdüsü vb.
Bütün insanlarda ortak olan bu güdülerin tatmin şekilleri topluma, kültüre ve çevreye göre değişir. Örneğin bazı kültürlerde hazır yemek, açlık ihtiyacını gidermek için yeterli görülürken bazı kültürlerde bu ihtiyacın giderilmesi için yemeğin evde pişirilmiş olması önemlidir.
Uyarıcı kaynaklı güdülerin fizyolojik bir kökeni yoktur ancak her organizma doğduğu anda çevresini merak etme, araştırma, kurcalama ve hareket etme isteği ile doğar. Bu istek sayesinde insan, hayvanlardan farklı olarak çevreyi araştırmakla kalmaz aynı zamanda değiştirmeye de çalışır. Yaşamı anlama çabası olan araştırma ve merak güdüsü, ilerleme ve gelişmenin temelidir. İnsanların uzun süre hareketsiz kalmaktan rahatsız olması uyarıcı kaynaklı güdülere örnektir.
Kişinin toplumsallaşma süreciyle beraber kazandığı güdülerdir. Kaynağı, içinde yaşanan toplumdur. Bireyleri toplumsal davranışa yönlendiren bu güdüler sadece insana özgüdür, yaşantılar sonucu ortaya çıkar ve sonradan öğrenilir. Her insanda aynı biçimde görülmez. Kültürden kültüre, kişiden kişiye ve zamanla değişir. Sevgi, saygı, değer görme, başarılı olma gibi sosyal ihtiyaçlardan kaynaklanan güdülerdir.
Üstün değerler söz konusu olduğunda sosyal güdüler fizyolojik güdülere baskın gelebilir. Örneğin vatan söz konusu olduğunda insan günlerce aç, susuz cephede savaşabilir ve gerekirse hayatını feda edebilir.
Birbirine zıt görünen iki şey söylenir ve ikisi de doğrudur: organizma öncelikle bu güdüleri (fizyolojik) karşılamayı seçer ve üstün değerler söz konusu olduğunda sosyal güdüler fizyolojik güdülere baskın gelebilir. Yani kural fizyolojik güdülerin önceliğidir, ama üstün değerler devreye girince bu kural aşılabilir. Şıkta “sosyal güdüler her zaman baskındır” ya da “fizyolojik güdüler asla aşılamaz” yazıyorsa ikisi de yanlıştır.
Hücrelere tıkla: boş → ✓ → ✗ → boş. Bu üç sütunun karşılaştırılması sınavda doğrudan soru olur.
Güdülenmeyi etkileyen içsel ve dışsal faktörler vardır. İçsel faktörler ilgi, merak, gelişme ve yarışma duygusu, açlık, susuzluk vb. bireyin kendinden kaynaklanan faktörlerdir. Dışsal faktörler ise toplumun ve ailenin beklentileri, arkadaş grubunun eğilimleri, ödül ve ceza, uygulanan öğretim teknikleri gibi çevresel faktörlerdir.
Güdülenmenin kaynağı pekiştireçlerdir. Pekiştireç, bir davranışın tekrarlanma olasılığını artıran uyarıcıdır.
Bir kavrama tıkla: şemada o kutu yanar, uyarıcının verildiğini mi yoksa ortadan kaldırıldığını mı gösteren ok yön değiştirir, altta tanımı ve örneği çıkar. En çok karıştırılan çift olumsuz pekiştireç ile cezadır.
Organizma tarafından istenen ve organizmaya verildiğinde davranışın ortaya çıkma sıklığını artıran uyarıcıdır. Örneğin takdir edilme bir yetişkin için olumlu pekiştirmedir.
Organizmayı rahatsız eden ve ortadan kaldırıldığı zaman davranışın görülme sıklığını artıran uyarıcıdır. Örneğin öğrencinin azar işitmemek için ödevini yapması olumsuz pekiştirmedir.
Ödül, istenen davranışın ceza ise istenmeyen davranışın hemen arkasından verilir. İşinde başarılı olan birine verilen ikramiye ödül, işine sürekli geç kalan birine verilen uyarı yazısı ise cezadır.
Ayırt edici: pekiştireçlerin ikisi de davranışı artırır — biri hoş bir şey vererek, öteki rahatsız edici bir şeyi kaldırarak. Ceza ise davranışın arkasından gelir ve amacı davranışı artırmak değildir. “Olumsuz pekiştireç = ceza” demek bu yüzden yanlıştır.
Maslow teorisi veya ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisi, ABD’li psikolog Abraham Maslow tarafından 1943 yılında yayımlanmış bir çalışmada ortaya atılmış ve sonrasında geliştirilmiş bir insan psikolojisi teorisidir. Maslow, klinik gözlemlerine dayanarak insan ihtiyaçlarının piramit şeklinde bir hiyerarşiye tabi olduklarını bulmuştur.
1. İnsan davranışlarının temelinde ihtiyaçlar vardır.
2. Bazı ihtiyaçların tatmini diğerlerinden daha önemlidir.
Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre alt basamaklarda yer alan ihtiyaçlar diğerlerinden daha temel ve yaşamsaldır. Bu ihtiyaçlar belirli düzeyde giderilmezse insanlar daha üst basamaklarda bulunan ihtiyaçları karşılamak için güdülenmezler.
Kaydırak alttan kaça kadar doyurulduğunu gösterir. Doyurulan basamaklar yanar; hemen üstündeki basamak güdülenme sırası olarak işaretlenir; daha yukarıdaki basamaklar ise soluk kalır çünkü alt basamaklar belirli düzeyde giderilmezse insanlar daha üst basamaklarda bulunan ihtiyaçları karşılamak için güdülenmezler. Düğmelerle basamak seçip tanımını okuyabilirsin.
Hiyerarşinin alt kısmındaki iki basamak; dürtülere ilişkin fizyolojik ihtiyaçları ve güvende olma ihtiyacını içerir ve bunlar tüm canlılarda görülür. Daha üst basamaklara çıkıldıkça ihtiyaçlar, güdü niteliği kazanır ve sadece insanda gözlemlenmeye başlar.
Bu cümle sınavda doğrudan sorulur: piramitte ilk iki basamak dürtü ve tüm canlılarda, üçüncüden itibaren güdü ve yalnız insanda.
Birey yukarıdaki altı ihtiyacı giderse bile hâlâ yetenek, bilgi ve becerileriyle kendini tam olarak ortaya koyamadığını düşünüyorsa bir eksiklik hisseder. Bu eksikliğin giderilmeye çalışıldığı aşama kendini gerçekleştirme aşamasıdır. Bu aşama bireyin kendi potansiyelini gerçekçi olarak değerlendirmesi, tanıması ve açığa çıkarmasıyla ilgilidir. Bu ihtiyacı tam anlamıyla doyurmak çok zordur.
Maslow’a göre kendini gerçekleştiren insan belirsizliğe karşı dayanıklıdır. Hem kendini hem de başkalarını olduğu gibi kabul eder. Ulus, ırk, aile gibi sınırlamalara bağlı kalmadan tüm insanlara saygı duyar, onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışır. Kendi sorunlarından çok bütün insanlıkla ilgili sorunlara yönelir. Örneğin bilim insanları kendini gerçekleştiren kişiler olarak görülebilir.
Duygu: Bir olay, kişi ya da nesnenin insanın iç dünyasında ve bedeninde uyandırdığı izlenim ve tepkilerdir. Duygu, davranışsal olarak derin uykudan yüksek gerilime kadar değişebilen genel uyarılmışlık hâlidir.
Psikolojide ele alınan duygular, fiziksel olarak ölçülebilen ya da bedensel olarak gözlenebilen durumlardır. Bunlar aynı zamanda bir yaşantı ya da diğer insanlarca gözlenebilen, davranışta dışa vurulan ifadelerdir. Psikoloji biliminin ele aldığı temel duygulardan bazıları; haz, korku, kaygı, öfke ve saldırganlıktır.
Bir duyguya tıkla: şeritte o duygunun uyarılmışlık düzeyi işaretlenir, altta tanımı ve örnekleri çıkar. Şeridin iki ucu tanımdan geliyor: duygu, davranışsal olarak derin uykudan yüksek gerilime kadar değişebilen genel uyarılmışlık hâlidir.
Mutluluk, coşku, rahatlama, tatmin, sevinç gibi birçok olumlu duyguyu da kapsayan haz; bir dürtü veya güdüyle ilgili amaca ulaşıldığında ve doyum sağlandığında yaşanılan histir. Bize haz veren durum ve nesneler, yeteneklerimizin olgunlaşmasıyla ve öğrendiğimiz davranışlara bağlı olarak değişebilir. Örneğin 3-4 aylık bir bebek bir ses duyduğunda ya da tanıdık yüz gördüğünde; 12 aylık olduğunda ise yürümeyi, ayakta durmayı başardığında haz belirtileri görülür. Haz duygusunun en açık belirtileri gülümseme ve gülmedir.
Olumsuz duyguların başında gelen korku gerçek ya da olası bir tehlike karşısında hissedilen duygudur. Her gelişim döneminde farklı korkular yaşanır. Örneğin çocuklar 2-5 yaş arasında hayal ürünü varlıklardan, yalnız kalmaktan, karanlıktan korkabilirler. Daha sonraları ise sosyal aşağılanma, alay gibi sosyal tehditler bireyde korkuya neden olabilir. Korkuların çoğu deneyimler sonucu elde edilir. Birey, yüksek bir yerden düştü ise yıllar geçse de yüksek yerlerde bulunmaktan korkabilir. Korkular, anne baba ya da çevredeki diğer insanları örnek alarak oluşabilir.
Kişinin korku verici veya tehdit edici bir duruma karşı vermiş olduğu ruhsal veya bedensel tepkidir. Kaygı bir huzursuzluk hissi ve nedeni bilinmeyen bir endişedir. Kaygının nedenlerinden biri bilinçaltıdır. Örneğin çocukluk yıllarında yaşanan olumsuz bir durum hatırlanmasa da ileriki yaşlarda, benzer durumlarda kaygıya neden olabilir. Kaygının bir diğer nedeni de uyarıcı genellemesidir. Örneğin sert bir baba ile yaşamış ve ona korku geliştirmiş bir çocuk zamanla diğer tüm erkeklerden de huzursuzluk ve kaygı duyabilir.
Öfke duygusu engellenme, haksızlığa uğrama, başkaları tarafından zarara uğratılma veya uğratıldığını zannetme gibi durumlarda ortaya çıkar. Kişilerin yapmak istedikleri ya da yapmak istemedikleri, yaş ile değiştiği için öfkenin nedenleri de değişir. Örneğin küçük çocuklarda sevdiği nesnenin elinden alınması, yüzünü yıkamaya zorlanması öfke nedenidir. Daha sonraki yıllarda ise sosyal engellemeler, diğer insanlarca hor görülmek, aşağılanmak öfkenin nedenleri arasındadır.
Saldırganlık: Genellikle öfke duygusunun kontrol edilememesi sonucunda ortaya çıkan bir davranıştır. Saldırganlık fiziksel ya da sözlü şekilde olabilir.
İkisi de tehdide verilen tepkidir, ama ayrım net: korku gerçek ya da olası bir tehlike karşısında hissedilen duygudur — yani ortada belirli bir tehlike vardır. Kaygı ise bir huzursuzluk hissi ve nedeni bilinmeyen bir endişedir. Nedeni bilinmiyorsa kaygı, biliniyorsa korkudur. Kaygının iki nedeni şunlardır: bilinçaltı ve uyarıcı genellemesi.
İkinci ayrım: öfke bir duygudur, saldırganlık bir davranıştır. Saldırganlık öfke duygusunun kontrol edilememesi sonucunda ortaya çıkan bir davranış diye tanımlanır.
Duygular davranışları etkiler ve şekillendirir. Bir davranışın anlaşılması büyük ölçüde o davranışa neden olan duyguların bilinmesi ile mümkündür. Örneğin “dersi dinlememe” davranışına neden olan duyguları bilmeden bu davranışı anlamak ve bu sorunu çözmek zordur. Duyguları anlamak, duyguların ifade ediliş biçimine bağlıdır.
İnsanlar yüz yüze kurduğu ilişkilerde sözlerin yanında; yüz ifadesi, beden duruşu, ellerini kullanış şekli, ses tonu ve beden dili ile duygularını ifade eder. Diğer insanlar da sözlerden, mimiklerden, ses tonundan ve beden hareketlerinden kişinin duygularını anlamaya çalışır. Aile ve toplumsal çevrenin etkisiyle sosyalleşerek hangi durumda nasıl davranması gerektiğini öğrenen birey, duygularını kontrol etmeyi zaman içinde çeşitli deneyimler yardımıyla öğrenir.
Duygu Kontrolü: Duyguların doğru zamanda, doğru kişiye, doğru biçimde, doğru gerekçeyle ve doğru düzeyde gösterilmesidir. Ruhsal ve bedensel rahatsızlıkların birçok nedeni vardır. Bu nedenlerden biri de kontrol edilemeyen yoğun duygulardır.
Duygu kontrolü beş ölçütle tanımlanır. Halkalardan birine tıkla: o ölçüt yanar ve ne anlama geldiği altta yazar.
Dokuz sahne, hepsi 14-17 yaşın hayatından.
Karnın acıktı (ihtiyaç: organizmada bir şeyin eksikliğinin duyulması), açlık hissi seni itti (dürtü), kantine yönelme isteğin oluştu (güdü), koştun (davranış), tostu yiyince rahatladın (rahatlama, doyum). Beşinin toplamı güdülenmedir.
Hedefi olan öğrencinin daha yorgun olması bir kuraldır: güdülenmiş davranış daha yorucudur. Başarılı olmak isteyen bir öğrenci, başarılı olma hedefi olmayan öğrenciye göre hem fiziksel hem de zihinsel olarak daha çok yorulur.
Maç arasında masadaki cipse değil suya uzanman seçiciliktir: güdülenmiş davranış daha seçicidir. Susamış bir hayvan önüne koyulan yiyeceğe değil suya yönelir. Susuzluk fizyolojik kökenli, yani birincil bir güdüdür.
Yeni bir uygulamayı hiçbir ödül olmadan kurcalaman uyarıcı kaynaklı güdüdür: her organizma doğduğu anda çevresini merak etme, araştırma, kurcalama ve hareket etme isteği ile doğar. Bunun fizyolojik bir kökeni yoktur.
Bir yarışmada birinci olmak istemen öğrenilmiş (sosyal) güdüdür: sevgi, saygı, değer görme, başarılı olma gibi sosyal ihtiyaçlardan kaynaklanan güdülerdir ve sadece insana özgüdür, yaşantılar sonucu ortaya çıkar ve sonradan öğrenilir.
Sunumdan sonra takdir edilmen bir sonraki sunuma daha istekli çıkmanı sağlıyorsa bu olumlu pekiştireçtir: organizma tarafından istenen ve organizmaya verildiğinde davranışın ortaya çıkma sıklığını artıran uyarıcı. Ödevi azar işitmemek için yapmak ise olumsuz pekiştireçtir — rahatsız edici uyarıcı ortadan kalkar.
Kahvaltı etmeden gittiğin günlerde derse odaklanamaman piramidin kuralıdır: alt basamaklarda yer alan ihtiyaçlar belirli düzeyde giderilmezse insanlar daha üst basamaklarda bulunan ihtiyaçları karşılamak için güdülenmezler. Anlama ve bilme ihtiyacı beşinci basamaktadır; fizyolojik ihtiyaçlar birinci.
Neden olduğunu tam bilemediğin bu huzursuzluk kaygıdır: kişinin korku verici veya tehdit edici bir duruma karşı vermiş olduğu ruhsal veya bedensel tepkidir. Kaygı bir huzursuzluk hissi ve nedeni bilinmeyen bir endişedir. Sahnede biri sana gülerse hissettiğin ise korkudur — tehdit artık belirlidir: sosyal aşağılanma, alay gibi sosyal tehditler.
Haksızlığa uğradığını düşününce sinirlenmen öfkedir: engellenme, haksızlığa uğrama, başkaları tarafından zarara uğratılma veya uğratıldığını zannetme durumlarında çıkar. Ağır bir mesaj atmak ise saldırganlıktır — öfke duygusunun kontrol edilememesi sonucunda ortaya çıkan bir davranıştır, fiziksel ya da sözlü şekilde olabilir. Aradaki fark duygu kontrolüdür.
50 soruluk test · güdülenme süreci ve ihtiyaç dürtü güdü davranış doyum kavramları, güdülenmiş davranışın ayırt edici özellikleri, doğuştan gelen ve öğrenilmiş güdüler, içsel ve dışsal faktörler, olumlu ve olumsuz pekiştireç ödül ve ceza, Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisinin yedi basamağı, haz korku kaygı öfke ve saldırganlık, duygu kontrolü
Organizmanın iç veya dış uyarıcıların etkisiyle harekete hazır hâle gelerek bir davranışta bulunmasına motivasyon (güdülenme) denir. Güdülenme, ihtiyaçla başlayıp doyumla biten bir süreçtir. İhtiyaç: organizmada bir şeyin eksikliğinin duyulmasıdır (açlık, beğenilme). Dürtü: ihtiyaçların karşılanması için organizmada oluşan itici güç (açlık hissi). Güdü: organizmanın bir ihtiyacını gidermek için onu dürtü yönünde harekete geçiren eğilim ve istek. Davranış: güdü sonucu ortaya çıkan eylemler. Rahatlama (doyum): organizmanın amacına ulaşması sonucunda oluşan durum. Güdülenme ise bu sürecin tümüne denir.
Güdülenmiş davranış bir hedefe yöneliktir ve organizmaya enerji verir. Güdülenmiş davranış daha etkindir — aç olan organizma tok olana göre daha aktif yiyecek arar. Güdülenmiş davranış daha seçicidir — susamış bir hayvan önüne koyulan yiyeceğe değil suya yönelir. Güdülenmiş davranış daha yorucudur — başarılı olmak isteyen bir öğrenci, hedefi olmayan öğrenciye göre hem fiziksel hem zihinsel olarak daha çok yorulur.
Doğuştan gelen güdüler öğrenilmemiştir. Ömür boyu etkisi devam eden ve yaşamın ilk yıllarında daha etkili olan bu güdüler hem insanlarda hem de hayvanlarda görülür. Fizyolojik kökenli güdüler (dürtüler), organizmanın varlığını ve soyunu sürdürme gereksiniminden doğar; bu nedenle birincil güdülerdir. Organizma öncelikle bu güdüleri karşılamayı seçer. Doğuştan gelmiş, öğrenilmemiş ve evrensel güdülerdir; organizma yaşadığı sürece etkilidir: açlık, susuzluk, cinsellik, korunma, dinlenme, uyku, oksijen ihtiyacı, annelik güdüsü. Bütün insanlarda ortak olan bu güdülerin tatmin şekilleri topluma, kültüre ve çevreye göre değişir. Uyarıcı kaynaklı güdülerin fizyolojik bir kökeni yoktur; her organizma çevresini merak etme, araştırma, kurcalama ve hareket etme isteğiyle doğar. Araştırma ve merak güdüsü, ilerleme ve gelişmenin temelidir.
Kişinin toplumsallaşma süreciyle beraber kazandığı güdülerdir; kaynağı içinde yaşanan toplumdur. Sadece insana özgüdür, yaşantılar sonucu ortaya çıkar ve sonradan öğrenilir. Her insanda aynı biçimde görülmez; kültürden kültüre, kişiden kişiye ve zamanla değişir. Sevgi, saygı, değer görme, başarılı olma gibi sosyal ihtiyaçlardan kaynaklanır. Üstün değerler söz konusu olduğunda sosyal güdüler fizyolojik güdülere baskın gelebilir.
İçsel faktörler ilgi, merak, gelişme ve yarışma duygusu, açlık, susuzluk vb. bireyin kendinden kaynaklanan faktörlerdir. Dışsal faktörler ise toplumun ve ailenin beklentileri, arkadaş grubunun eğilimleri, ödül ve ceza, uygulanan öğretim teknikleri gibi çevresel faktörlerdir. Güdülenmenin kaynağı pekiştireçlerdir. Pekiştireç, bir davranışın tekrarlanma olasılığını artıran uyarıcıdır. Olumlu pekiştireç, organizma tarafından istenen ve organizmaya verildiğinde davranışın ortaya çıkma sıklığını artıran uyarıcıdır (takdir edilme). Olumsuz pekiştireç, organizmayı rahatsız eden ve ortadan kaldırıldığı zaman davranışın görülme sıklığını artıran uyarıcıdır (öğrencinin azar işitmemek için ödevini yapması). Ödül, istenen davranışın; ceza ise istenmeyen davranışın hemen arkasından verilir.
Maslow teorisi ABD’li psikolog Abraham Maslow tarafından 1943 yılında yayımlanmış bir çalışmada ortaya atılmıştır. Maslow, klinik gözlemlerine dayanarak insan ihtiyaçlarının piramit şeklinde bir hiyerarşiye tabi olduklarını bulmuştur. İki varsayım: insan davranışlarının temelinde ihtiyaçlar vardır; bazı ihtiyaçların tatmini diğerlerinden daha önemlidir. Alt basamaklardaki ihtiyaçlar daha temel ve yaşamsaldır; belirli düzeyde giderilmezse insanlar üst basamaktaki ihtiyaçları karşılamak için güdülenmezler. Sırasıyla: fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik ihtiyacı, ait olma ve sevgi ihtiyacı, takdir edilme ve saygınlık ihtiyacı, anlama ve bilme ihtiyacı, estetik ihtiyacı, kendini gerçekleştirme. Hiyerarşinin alt kısmındaki iki basamak dürtülere ilişkindir ve tüm canlılarda görülür; daha üst basamaklara çıkıldıkça ihtiyaçlar güdü niteliği kazanır ve sadece insanda gözlemlenmeye başlar.
Duygu: bir olay, kişi ya da nesnenin insanın iç dünyasında ve bedeninde uyandırdığı izlenim ve tepkilerdir; davranışsal olarak derin uykudan yüksek gerilime kadar değişebilen genel uyarılmışlık hâlidir. Psikolojide ele alınan duygular fiziksel olarak ölçülebilen ya da bedensel olarak gözlenebilen durumlardır. Haz, bir dürtü veya güdüyle ilgili amaca ulaşıldığında ve doyum sağlandığında yaşanılan histir; en açık belirtileri gülümseme ve gülmedir. Korku, gerçek ya da olası bir tehlike karşısında hissedilen duygudur; korkuların çoğu deneyimler sonucu elde edilir ve başkaları örnek alınarak da oluşabilir. Kaygı, korku verici veya tehdit edici bir duruma karşı verilen ruhsal veya bedensel tepkidir; bir huzursuzluk hissi ve nedeni bilinmeyen bir endişedir, nedenleri bilinçaltı ve uyarıcı genellemesidir. Öfke engellenme, haksızlığa uğrama, zarara uğratılma veya uğratıldığını zannetme durumlarında ortaya çıkar. Saldırganlık, genellikle öfke duygusunun kontrol edilememesi sonucunda ortaya çıkan bir davranıştır; fiziksel ya da sözlü olabilir.
Duygular davranışları etkiler ve şekillendirir. Bir davranışın anlaşılması büyük ölçüde o davranışa neden olan duyguların bilinmesi ile mümkündür. Duyguları anlamak, duyguların ifade ediliş biçimine bağlıdır. İnsanlar sözlerin yanında yüz ifadesi, beden duruşu, ellerini kullanış şekli, ses tonu ve beden dili ile duygularını ifade eder. Birey duygularını kontrol etmeyi zaman içinde çeşitli deneyimler yardımıyla öğrenir. Duygu kontrolü: duyguların doğru zamanda, doğru kişiye, doğru biçimde, doğru gerekçeyle ve doğru düzeyde gösterilmesidir. Ruhsal ve bedensel rahatsızlıkların nedenlerinden biri de kontrol edilemeyen yoğun duygulardır.