Aynı davranış, dokuz ayrı gözlük
Bir öğrencinin sınavdan önce eli titriyor. Yapısalcı bunu zihnin ögelerine ayırır, davranışçı yalnız gözlenen titremeyi konuşur, psikanalitik bilinçaltını arar, hümanistik “bu genç ne yaşıyor?” diye sorar, bilişsel “kafasında hangi düşünce var?” der, sosyokültürel ise “hangi toplumda büyüdü?” diye ekler. Yaklaşım bir konuyu, sorunu ele alış, inceleyiş, ona bütünsel olarak bakış biçimidir. Bu ünitede dokuz yaklaşımın konusunu, yöntemini ve temsilcilerini birbirine karıştırmadan ayırt etmeyi öğreneceksin.
Psikolojinin bilim dalı olma sürecinde psikolojik süreçleri ve insan davranışlarını farklı açıdan ele alan çeşitli yaklaşımlar ortaya çıkmıştır.
Yaklaşım bir konuyu, sorunu ele alış, inceleyiş, ona bütünsel olarak bakış biçimidir. Yani bir yaklaşım “doğru” ya da “yanlış” değildir; bir bakış açısıdır ve hangi soruyu sorduğuna göre neyi göreceğini belirler.
Bu yaklaşımlar temelde iki soruya yanıt aramıştır:
1. İnsan davranışlarının amacı nedir?
2. İnsan davranışlarının kaynağı nedir?
Sınavda bir yaklaşımı tanımak için de en hızlı yol budur: davranışın kaynağını nereye
koyuyor? Çevreye mi, bilinçaltına mı, ihtiyaca mı, kültüre mi?
Bir yaklaşımı seç. Şema üç bandı doldurur: davranışın kaynağı (solda), psikolojinin bakması gereken yer (ortada) ve kullanılan yöntem (sağda). Altta o yaklaşımın reddettiği şey yazar — sınav sorusu çoğu zaman tam oradan çıkar.
İlk üç yaklaşım da zihinle ilgilenir ama üçü de zihne başka bir soru sorar: “Neden yapılmış?”, “Ne işe yarıyor?”, “Parçalara ayrılabilir mi?”
(Strüktüralizm-Bilinç Psikolojisi): Psikolojide kabul gören ilk yaklaşımdır. Yapısalcılara göre psikolojinin amacı; bilincin karmaşık yapısını çözümlemek, zihnin en yalın ögelerini araştırmak ve bunlar arasındaki ilişkileri bulmaktır. Yapısalcı yaklaşım insan bilincindeki algıların, duygusal durumların iç gözlem yoluyla çözümlenmesine dayanır ve bu zihinsel içerikleri açıklamaya çalışır. Zihni; algı, düşünce, istenç, duygu gibi ögelere ayırarak inceler. Zihnin yapısını incelemek için kullandığı yöntem içe bakıştır. Yaklaşımın öncüleri Almanya’da Wilhelm Wundt, ABD’de Edward Titchener’dır (Edvırt Tiçınır, 1867-1927).
(Fonksiyonalizm): Bu yaklaşıma göre psikolojinin iki temel amacından biri insan davranışlarını incelemek, diğeri insanın çevresine uyumunu sağlamaktır. İnsanın çevresine uyum sağlaması için zihnin nasıl çalıştığının incelenmesi gerekir. Bu nedenle zihnin yapısı yerine asıl üzerinde durulması gereken zihnin işlevidir. İşlevselci yaklaşım; algı, düşünce, duygu gibi zihni oluşturan ögelerin çalışmasını işlevi açısından ele almıştır. Yaklaşımın amacı; algılama, duygulanma ve düşünme gibi iç oluşumların insan yaşamındaki önemini belirterek bunlar aracılığıyla insanın çevresine uyumunu kolaylaştırmaktır. Temsilcileri William James ve John Dewey’dir.
İnsanın algı sistemi üzerinde araştırma yapan ve bütünün kendini oluşturan parçalardan farklı olduğunu savunan yaklaşımdır. Gestalt yaklaşımına göre her davranış bir bütünlük içerisinde anlam kazanır. Bu bakımdan bir davranışı oluşturan ögeleri araştırmanın hiçbir yararı yoktur. Psikoloji ögeleri aramaktan vazgeçmeli, onların yerine bütünleri incelemelidir. Önde gelen temsilcileri, Alman psikologlar Max Wertheimer (Maks Wertaymır), Kurt Koffka (Kurt Kofka, 1886-1941) ve Wolfgang Köhler (Volfgang Köhler, 1887-1967)dir.
Max Wertheimer, algı üzerine yaptığı araştırmalarla Gestalt psikolojisini doğuracak olan gelişmelerin önünü açmıştır. Wertheimer, hareketin görsel algılanması sırasında nesnelerin art arda sıralandığını değil bir bütünün algılandığını fark etmiştir. Kaydırağı yavaştan hızlıya sürükle: solda tek tek film kareleri var. Kare hızı arttıkça sağdaki alanda kareler kaybolur, yerini tek bir hareket alır. İşte “psikolojik olaylar tekil ögelerin toplamı değil parçalanmaz bütünlerdir” cümlesi budur; Wertheimer, bu bütünlere “Gestalt” adını vermiştir.
| Ölçüt | Yapısalcılık | İşlevselcilik | Gestalt |
|---|---|---|---|
| Zihne sorduğu soru | Neden yapılmış? | Ne işe yarıyor? | Bütün olarak ne anlam taşıyor? |
| İlgilendiği şey | Zihnin yapısı | Zihnin işlevi | Bütün |
| Yöntem | İçe bakış (iç gözlem) | Zihnin çalışmasını inceleme | Algı araştırmaları |
| Ögelere ayırma | Ayırır (algı, düşünce, istenç, duygu) | Ögeleri işlevi açısından ele alır | Ayırmayı reddeder |
| Temsilciler | Wundt, Titchener | William James, John Dewey | Wertheimer, Koffka, Köhler |
Wundt hem 1879’da ilk psikoloji laboratuvarını kuran kişidir hem de yapısalcılığın Almanya’daki öncüsüdür. Soru “ilk laboratuvarı kim kurdu?” derse cevap Wundt; “psikolojide kabul gören ilk yaklaşım hangisidir?” derse cevap yapısalcılıktır. İkisi aynı kişide buluşur ama aynı şey değildir. Aynı biçimde işlevselcilikte zihnin “yapısı” değil “işlevi” konuşulur — bu iki sözcüğün yeri değiştirildiğinde cümle yanlış olur.
Bu iki yaklaşım birbirinin tam zıddıdır: biri gözle görülmeyen hiçbir şeyi konuşmaz, öteki asıl gerçeğin gözle görülmeyende olduğunu söyler.
Uyarıcı (U)-tepki (T) psikolojisi olarak da bilinen bu yaklaşıma göre psikolojinin konusu gözlenebilen ve ölçülebilen insan davranışlarıdır. Doğuştan getirilen hiçbir davranış ya da özellik yoktur. Davranışlar eğitim ve çevre etkisiyle sonradan oluşur. Davranış, bir organizmanın herhangi bir araç ile dıştan gözlenebilen etkinlikleridir ve doğal bir olgu gibi incelenebilir. Psikolojinin konusunun davranış olduğunu belirten bu psikologlar, psikolojinin yöntemi olarak da gözlem ve deneyi görürler. Davranışa ilişkin daha nesnel bilgi edindikçe davranışın ardında yatan nedenleri ve insan olmanın ne demek olduğunu daha iyi anlamaya başlayacağımızı savunurlar. Duygular ve zihinsel süreçler nesnel bir şekilde incelenemediği için psikolojinin konusu olamaz. Temsilcileri John Watson, İvan Pavlov, Frederic Skinner ve Edward Thorndike’tır.
Sigmund Freud, Alfred Adler ve K. Gustav Jung yaklaşımın temsilcileridir. Bu yaklaşıma göre psikolojinin konusu bilinçaltı ve bilinçaltının çözümlenmesidir. Bilinçaltının çözümlenmesinde vaka (olay) incelemesi, hipnoz, rüya analizi, projektif testler, serbest çağrışım ve telkin gibi yöntemler kullanılır. Yaklaşımın kurucusu Freud’un temel varsayımı, davranışlarımızın büyük bir kısmının bilinçaltı süreçlerden kaynaklandığıdır. Bilinçaltı süreçler; kişinin farkında olmadığı ancak davranışların kaynağını oluşturan inançlar, korkular, arzular ve travmatik yaşantılardır. Freud, insan davranışlarını anlamak için bilinçaltı etkilere, biyolojik güdülere ve çocukluk yaşantılarına odaklanır.
Düğmelerle iki yaklaşımı sırayla seç. Aynı sahne (“öğrenci sınav kâğıdını görünce donup kalıyor”) iki ayrı şemayla çizilir: davranışçıda uyarıcı → tepki zinciri akar; psikanalitikte buzdağı belirir ve suyun altındaki bilinçaltı süreçler görünür. Üçüncü düğme ikisini yan yana koyar.
Bu cümleyi yalnız davranışçı yaklaşım söyler: duygular ve zihinsel süreçler nesnel bir şekilde incelenemediği için psikolojinin konusu olamaz. Genel olarak psikoloji için bu doğru değildir — ünite 1’de gördüğün gibi duyguları da duyguların etkisiyle ortaya çıkan davranışları gözlemleyerek ölçebiliriz. Soru kökünde “hangi yaklaşıma göre” ifadesi varsa cevap davranışçıdır; yoksa cümle yanlıştır.
İkisi de insanı bir “ölçüm nesnesi” olmaktan çıkarır; biri ihtiyaçlardan, öteki seçimlerden başlar.
Davranışların temelinde ihtiyaçlar (güdüler) bulunduğunu ifade eden bu yaklaşıma göre psikolojinin konusu insanı anlamaktır. İnsanın doğumla başlayan ve ömür boyu süren birtakım temel gereksinimleri vardır. Bunlar zorunlu gereksinimlerin yanında güven, sevgi, saygı ve kendini gerçekleştirme gereksinimidir. Bu gereksinimler bir bütünü oluşturur ve ayrı ayrı doyum arar. İnsan “kendini gerçekleştirmeye” çalışan değerli bir varlıktır ve doğası iyilik temelleri üzerine kurulmuştur. Bu nedenle de koşulsuz saygıyı ve sevgiyi hak eder.
Hümanistik yaklaşıma göre, insana dıştan bakarak onun nasıl davranacağını kestirmek olanaksızdır. Çünkü her insanın kendine özgü duygu, düşünce ve amaçları vardır. Hümanistik yaklaşım bireyin davranışlarını anlayabilmek için onun yaşantısını bilmek ister. Bu da kişiyi anlamakla mümkün olur. Bu nedenle hümanistik yaklaşım deneysel yöntemi yetersiz bulur. Bu yöntemle elde edilen bilgilerin insanı anlamaya yetmeyeceğini ileri sürer. Bunun için de içe bakış ve empatiyi yöntem olarak önerir. Temsilcileri Abraham Maslow ve Karl Rogers’tır.
Yaşamda anlam bulmayı, acıyı ve ölümü kabullenmeyi, eylemlerin sorumluluğunu üstlenmeyi, varoluşun kaygılarını göğüslemeyi, bireyselliği ve irade özgürlüğünü öne çıkaran bir yaklaşımdır. Birey, kişiliğini kendi seçimleri ile oluşturur. Yaşamı anlamlı ve yaşamaya değer hâle getirmek, insanın kişisel sorumluluğudur. Geçmişte yaşanılan ya da gelecekte yaşanılacak olan değil yaşanılan o “an” önemlidir. İnsan davranışları sınırlanmamalı, denetim altına alınmamalı ve insan özgür bırakılmalıdır.
Psikolog Rollo May “insan odaklı felsefe” yaklaşımını ilk kez psikoloji alanına uygulamıştır. May’a göre insan, olumsuz duygularını engellemek ya da bastırmak yerine bunları kabullenmelidir. Bu duygular insan yaşamının doğal bir parçasıdır ve gereklidir.
Hümanistik yaklaşım, kendisinden önceki bütün yaklaşımları insanın değerini ve önemini göz ardı ettiği için reddeder. Ayrıca psikologlardan şunu ister: birbirinden soyutlanmış ayrı davranışları incelemek yerine, insanlığın mutluluğu ile ilgili sorunların çözümü üzerinde yoğunlaşmaları gerektiğini savunur. Yani hümanistik yaklaşımın hedefi tek tek davranışlar değil, insanlığın mutluluğudur.
İnsanın dünyayı tanımaya ve anlamaya yönelik zihinsel etkinliklerine biliş adı verilir.
Bu yaklaşıma göre psikolojinin konusu, bilişsel süreçler ve yaşa bağlı davranış değişiklikleridir. Bilişsel yaklaşım bir davranışı; algılama, anımsama, akıl yürütme gibi zihinsel süreçlere dayanarak açıklamaya çalışır. Bilişsel yaklaşım, yöntem olarak deney ve gözlemi kullanır. Bilişsel yaklaşıma göre insan diğer canlılardan farklı olarak dikkat, algı, düşünme gibi bilişsel süreçlerle çevresini anlar ve yorumlar. Davranışları biçimlendiren bu bilişsel süreçlerdir.
Bilişsel yaklaşıma göre, insan edilgen değil, etkin bir varlıktır. Bireyin dünyayı ve kendini anlamasında bilinç, dikkat, algı, bellek, düşünme gibi bilişsel alanlardaki bireysel yaşantıları, birikimleri oldukça önemlidir. Böylece eski olayları anımsar, kaygı veren sorunları çözmeye çalışır, beklentileri ile ilgili tasarımlar geliştirir. Bunları yaparken de davranışçı yaklaşım psikologlarının sandıkları gibi uyarıcıya karşı mekanik bir tepki göstermez. Bireyin gösterdiği tepki bilişsel süreçleriyle çok yakından ilişkilidir. Ayrıca bu tepki bireyin içinde yaşadığı ailenin, toplumsal grubun ve toplumun değer yargılarından soyutlanamaz. Jean Piaget bilişsel yaklaşımın en önemli temsilcisidir.
Bu yaklaşıma göre bilişsel gelişimin kaynağı kişisel psikolojik süreçlerden çok, insanlar ve kültürler arasındaki etkileşimdir. Kişilerin davranışlarını incelerken ait oldukları kültürün hesaba katılması ve psikolojik araştırmalarda kültürel farklılıklara dikkat edilmesi gerektiğini vurgular. Lev Vygotsky bu yaklaşımın en önemli temsilcisidir. L. Vygotsky’ye göre çocuğun bilişsel gelişiminde sosyal çevrenin önemli bir rolü vardır çünkü kazanılan becerilerin, tutumların, öğrenilen fikirlerin, kavramların kaynağı sosyal çevredir.
İki yaklaşım da bilişsel gelişimi konuşur, ama kaynağı farklı yere koyar: Piaget’de kaynak çocuğun kendi zihinsel evreleri, Vygotsky’de kaynak sosyal çevre ve kültürdür. Sınavda ayırt edici sözcük budur.
Jean Piaget’e göre çocukta bilişsel gelişim 4 evreden geçmektedir. Kaydırağı 0’dan 18 yaşa sürükle: işaretçi ilerledikçe içinde bulunulan evre yanar, yaş aralığı ve evre adı altta yazar. Evre sınırlarının 2, 7 ve 11 yaş olduğuna dikkat et — soru çoğu zaman tam bu üç sayıyı sorar.
Bu ünitenin en çok karıştırılan bilgisi kim hangi yaklaşımda sorusudur. Aşağıdaki tabloya bir isim ya da bir yaklaşım adı yaz — “Gestalt”, “Freud”, “bilinçaltı”, “içe bakış” — liste anında süzülür.
Aşağıdaki dokuz sahnede aynı olay farklı yaklaşımlarla okunuyor. Sen de kendi cümlelerinde hangisini kullandığını fark edeceksin.
Ailen “bu dönem ortalaman yükselirse şu olacak” diyorsa davranışçı düşünüyor demektir: doğuştan getirilen hiçbir davranış ya da özellik yoktur. Davranışlar eğitim ve çevre etkisiyle sonradan oluşur. Uyarıcı verilir, tepki beklenir.
Ekranda saniyede onlarca kare geçiyor ama sen tek bir hareket görüyorsun. Wertheimer’ın fark ettiği tam bu: bir film seyredildiğinde tek tek film kareleri değil bütün bir hareket algılanmaktadır. Beynin bütünü kurar, kareleri değil.
Sebebini bulamadığın bir huzursuzluk psikanalitik yaklaşımın alanıdır: bilinçaltı süreçler; kişinin farkında olmadığı ancak davranışların kaynağını oluşturan inançlar, korkular, arzular ve travmatik yaşantılardır.
“Sen ne hissettin?” diye sorup yargılamadan dinlemek hümanistik yaklaşımın yöntemidir: içe bakış ve empatiyi yöntem olarak önerir, çünkü insana dıştan bakarak onun nasıl davranacağını kestirmek olanaksızdır.
“Kaygımı yok etmeliyim” yerine “kaygı var, kabul ediyorum, yine de çalışırım” demek varoluşçu yaklaşımdır: insan, olumsuz duygularını engellemek ya da bastırmak yerine bunları kabullenmelidir. Bu duygular insan yaşamının doğal bir parçasıdır ve gereklidir.
Aynı soruyu iki arkadaşın iki ayrı şekilde anlaması bilişsel yaklaşımın konusudur: insan dikkat, algı, düşünme gibi bilişsel süreçlerle çevresini anlar ve yorumlar. Davranışları biçimlendiren bu bilişsel süreçlerdir. Aynı uyarıcı, farklı tepki.
Bir davranışın bir ülkede olağan, başka bir yerde tuhaf sayılması sosyokültürel yaklaşımın uyarısıdır: kişilerin davranışlarını incelerken ait oldukları kültürün hesaba katılması ve psikolojik araştırmalarda kültürel farklılıklara dikkat edilmesi gerekir.
Yedi yaşındaki kardeşinin somut örnek olmadan anlamaması rastlantı değil: Piaget’ye göre somut işlemler evresi 7-11 yaştır, soyut işlemler 11 yaş ve üstü. Soyut örnek vermek henüz erken.
Bir konuyu arkadaşına anlatırken kendinin de kavraması Vygotsky’nin söylediği şeydir: kazanılan becerilerin, tutumların, öğrenilen fikirlerin, kavramların kaynağı sosyal çevredir. Grup çalışması bu yüzden işe yarar.
50 soruluk test · yaklaşım kavramı ve iki temel soru, yapısalcılık ve içe bakış, işlevselcilik, Gestalt ve bütün-parça ilişkisi, davranışçı uyarıcı-tepki psikolojisi, psikanalitik bilinçaltı yöntemleri, insancıl ve varoluşçu yaklaşımlar, bilişsel yaklaşım ve Piaget’in dört evresi, sosyokültürel yaklaşım ve Vygotsky
Yaklaşım bir konuyu, sorunu ele alış, inceleyiş, ona bütünsel olarak bakış biçimidir. Psikolojinin bilim dalı olma sürecinde psikolojik süreçleri ve insan davranışlarını farklı açıdan ele alan çeşitli yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Bu yaklaşımlar temelde iki soruya yanıt aramıştır: 1. İnsan davranışlarının amacı nedir? 2. İnsan davranışlarının kaynağı nedir?
Psikolojide kabul gören ilk yaklaşımdır. Amaç: bilincin karmaşık yapısını çözümlemek, zihnin en yalın ögelerini araştırmak ve bunlar arasındaki ilişkileri bulmak. Zihni; algı, düşünce, istenç, duygu gibi ögelere ayırarak inceler. Yöntem: içe bakış. Öncüler: Almanya’da Wilhelm Wundt, ABD’de Edward Titchener.
İki temel amaç: insan davranışlarını incelemek ve insanın çevresine uyumunu sağlamak. Zihnin yapısı yerine asıl üzerinde durulması gereken zihnin işlevidir. Temsilciler: William James ve John Dewey.
Bütünün kendini oluşturan parçalardan farklı olduğunu savunur; her davranış bir bütünlük içerisinde anlam kazanır. Bir davranışı oluşturan ögeleri araştırmanın hiçbir yararı yoktur. Temsilciler: Max Wertheimer, Kurt Koffka, Wolfgang Köhler. Wertheimer, hareketin görsel algılanması sırasında nesnelerin art arda sıralandığını değil bir bütünün algılandığını fark etmiş, bu bütünlere “Gestalt” adını vermiştir.
Uyarıcı (U)-tepki (T) psikolojisi olarak da bilinir. Konu: gözlenebilen ve ölçülebilen insan davranışları. Doğuştan getirilen hiçbir davranış ya da özellik yoktur; davranışlar eğitim ve çevre etkisiyle sonradan oluşur. Yöntem: gözlem ve deney. Duygular ve zihinsel süreçler nesnel bir şekilde incelenemediği için psikolojinin konusu olamaz. Temsilciler: John Watson, İvan Pavlov, Frederic Skinner, Edward Thorndike.
Konu: bilinçaltı ve bilinçaltının çözümlenmesi. Yöntemler: vaka (olay) incelemesi, hipnoz, rüya analizi, projektif testler, serbest çağrışım ve telkin. Freud’un temel varsayımı, davranışlarımızın büyük bir kısmının bilinçaltı süreçlerden kaynaklandığıdır. Freud, insan davranışlarını anlamak için bilinçaltı etkilere, biyolojik güdülere ve çocukluk yaşantılarına odaklanır. Temsilciler: Sigmund Freud, Alfred Adler, K. Gustav Jung.
Davranışların temelinde ihtiyaçlar (güdüler) bulunur; konu insanı anlamaktır. Gereksinimler: zorunlu gereksinimlerin yanında güven, sevgi, saygı ve kendini gerçekleştirme. İnsan “kendini gerçekleştirmeye” çalışan değerli bir varlıktır ve doğası iyilik temelleri üzerine kurulmuştur; koşulsuz saygıyı ve sevgiyi hak eder. Deneysel yöntemi yetersiz bulur; içe bakış ve empatiyi önerir. Kendisinden önceki bütün yaklaşımları insanın değerini ve önemini göz ardı ettiği için reddeder. Temsilciler: Abraham Maslow, Karl Rogers.
Yaşamda anlam bulmayı, acıyı ve ölümü kabullenmeyi, eylemlerin sorumluluğunu üstlenmeyi, varoluşun kaygılarını göğüslemeyi, bireyselliği ve irade özgürlüğünü öne çıkarır. Birey, kişiliğini kendi seçimleri ile oluşturur. Yaşanılan o “an” önemlidir. Rollo May “insan odaklı felsefe” yaklaşımını ilk kez psikoloji alanına uygulamıştır; ona göre olumsuz duygular bastırılmak yerine kabullenilmelidir.
İnsanın dünyayı tanımaya ve anlamaya yönelik zihinsel etkinliklerine biliş adı verilir. Konu: bilişsel süreçler ve yaşa bağlı davranış değişiklikleri. Yöntem: deney ve gözlem. İnsan edilgen değil, etkin bir varlıktır ve uyarıcıya karşı mekanik bir tepki göstermez. Jean Piaget en önemli temsilcisidir. Evreler: duyusal motor 0-2, işlem öncesi 2-7, somut işlemler 7-11, soyut işlemler 11 yaş ve üstü.
Bilişsel gelişimin kaynağı kişisel psikolojik süreçlerden çok, insanlar ve kültürler arasındaki etkileşimdir. Kişilerin davranışları incelenirken ait oldukları kültür hesaba katılmalı, araştırmalarda kültürel farklılıklara dikkat edilmelidir. Lev Vygotsky en önemli temsilcisidir; ona göre kazanılan becerilerin, tutumların, öğrenilen fikirlerin, kavramların kaynağı sosyal çevredir.