Bir ülke içeride demokrasiyi, dışarıda barışı aynı anda kurabilir mi?
Atatürk Dönemi’nin iki yüzü var ve sınavda çoğu zaman birlikte sorulur. İçeride 1923-1930 arasında iki kez çok partili hayata geçilmeye çalışıldı, ikisi de yarıda kaldı. Dışarıda ise Lozan’dan artakalan sorunlar tek tek masaya yatırıldı: mübadele, Musul, dış borçlar, yabancı okullar, Hatay. Bu sayfada iki tarafı yan yana koyacağız — çünkü bir sorunun içeride mi dışarıda mı çözüldüğü, çoğu soru kökünün tam da ayırt etmeni istediği şey.
23 Nisan 1920’de açılan I. TBMM işgalcilere karşı verilen mücadele ve meclis içerisindeki iç muhalefetten dolayı oldukça yıpranmıştı. Yıpranmanın iki ayrı kaynağı olduğuna dikkat et: biri dışarıdaki savaş, öteki meclisin kendi içindeki muhalefet.
Soldaki iki düğmeyle meclisleri değiştir. Canvas üstte 1920-1924 zaman çizgisi üzerinde o meclisin görev aralığını doldurur; altta iki kutu açılır: meclisin ne yaptığı ve neden değiştiği. Seçim değiştiğinde çizgideki dolu bölge kayar — böylece iki meclisin art arda geldiğini, yan yana durmadığını görürsün.
Bu nedenle Mustafa Kemal 1 Nisan 1923’te milletvekili seçimlerinin yapılmasını istedi. Yapılan seçimler sonrası 11 Ağustos 1923’te II. Meclis görevine başladı.
I. Meclis, Millî Mücadeleyi yürütmüş ve Saltanatı kaldırmıştır. II. Meclis ise inkılapları gerçekleştirecektir.
Cumhuriyet’in ilanı, halifeliğin kaldırılması ve inkılaplar II. Meclis döneminde olduğu için öğrenciler saltanatı da oraya yazma eğiliminde. Oysa ayrım çok net: saltanatı kaldıran I. Meclis’tir. Ayrım şu cümleyle sabitlenir: I. Meclis eskiyi kaldırdı, II. Meclis yeniyi kurdu.
Mustafa Kemal, demokrasinin tam olarak gerçekleşebilmesi için çok partili hayata geçişi zorunlu görüyordu. Bu yüzden 1924 ve 1930’daki iki muhalefet partisi de rejime rağmen değil, rejimin isteğiyle ortaya çıktı. İkisinin de kapanma biçimi ise farklı — sınavda ayrımı buradan sorarlar.
Üç partiden birini seç. Canvas 1923’ten 1931’e uzanan bir zaman şeridi çizer; her partinin kuruluş-kapanış aralığı ayrı bir çubuk olarak durur ve seçili olan yanar. Altta kurucular, savunduğu görüş ve sonu kutuları dolar. Çubukların uzunluklarını karşılaştır: Terakkiperver yaklaşık yedi ay, Serbest ise üç ay ayakta kalabildi; Cumhuriyet Halk Fırkası’nın çubuğu ise şeridin sağ kenarından taşar.
Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubunu partileştirerek 9 Ağustos 1923’te Halk Fırkası’nı kurdu. Cumhuriyet’in ilan edilmesinden sonra 10 Kasım 1924’te partinin adı Cumhuriyet Halk Fırkası olarak değiştirildi.
Cumhuriyet tarihinin ilk partisi olan Cumhuriyet Halk Fırkası 1950’ye kadar 27 yıl boyunca ülkeyi tek başına yönetmiştir.
Halk Fırkası iktidarında yapılan inkılaplara karşı muhalefet edebilmek amacıyla Kazım Karabekir başkanlığında Ali Fuat Paşa, Rauf Orbay ve Refet Bele Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Cumhuriyet döneminin ilk muhalefet partisidir.
12 Ağustos 1930’da Türkiye’nin üçüncü siyasi partisi olan Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu. Parti ekonomide liberalizm görüşünü savundu. Kadınların da siyasi haklardan yararlanmasını istiyordu.
TBMM’de tek bir siyasi partinin bulunmasının demokrasiye uygun olmayışı, hükümetin denetlenememesi, 1929 Dünya Ekonomik Buhranı’nı aşabilmek için yeni fikirlere duyulan ihtiyaç nedenlerinden ötürü Mustafa Kemal yakın arkadaşı Ali Fethi Okyar’dan yeni bir parti kurmasını istedi.
Üç sebebin üçü de ayrı ayrı sorulabilir: biri siyasi (tek parti demokrasiye uymuyor), biri denetim (hükümet denetlenemiyor), biri ekonomik (1929 buhranı). Üçüncüsü, bu ünitenin dışarıdaki dünyayla en açık bağıdır.
Terakkiperver ve Serbest fırkalarının ekonomi görüşü aynı — ikisi de ekonomide liberalizm görüşünü savundu — ve ikisi de rejim karşıtlarının toplandığı bir merkez hâline geldi. Ama kapanış biçimleri farklıdır ve soru tam buradan gelir:
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldı: 1925 yılında Doğu Anadolu’da
çıkan Şeyh Sait İsyanı ile ilişkili olduğu gerekçesi ile parti 5 Haziran 1925 yılında
kapatıldı.
Serbest Cumhuriyet Fırkası ise feshedildi: Ali Fethi Bey, rejim ve inkılaplara karşı bir
olay çıkmasının önüne geçebilmek için kendi partisini 17 Kasım 1930’da feshetti.
Birini devlet kapattı, ötekini kurucusu kendi eliyle kapattı. Bir ayrıntı daha: 17 Kasım tarihi ikisinde de geçer — 1924’te Terakkiperver’in kuruluşu, 1930’da Serbest’in feshi.
Kaydırağı sağa çektikçe 16 Haziran 1926 girişiminin planı adım adım açılır: plan kurulur, ziyaret bir gün gecikir, kayıkçı korkup valiye haber verir, güvenlik güçleri harekete geçer. Kaydırağın 3. adımında planın zincirinin koptuğu yer kırmızıya döner — bütün girişimin tek bir gecikme yüzünden çöktüğünü orada görürsün.
Ziya Hurşit, Laz İsmail, Gürcü Yusuf ve Çopur Hilmi tarafından Mustafa Kemal’e suikast planı yapıldı. Mustafa Kemal’e 15 Haziran 1926’da İzmir’e yapacağı ziyaret sırasında suikast yapılacak ve katiller Giritli Şevki adındaki kayıkçı tarafından Sakız Adasına kaçırılacaktı. Ancak Mustafa Kemal’in ziyareti bir gün geciktirmesi üzerine Giritli Şevki korkarak durumu valiye bildirdi. Güvenlik güçleri harekete geçtiler ve suikastçılar silahlarıyla birlikte yakalandılar.
Mustafa Kemal suikast girişimi sonrasında “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” ifadesini kullandı.
23 Aralık 1930’da İzmir’in Menemen ilçesinde Derviş Mehmet önderliğinde halk ayaklandı. “Din elden gidiyor” sloganıyla ilerleyen halkı yedek subay Kubilay durdurmak istedi. Ancak isyancılar Kubilay’ı ve ona yardıma gelen bekçiler Hasan ve Şevki’yi şehit ettiler.
Aşağıdaki halkalar soldan sağa okunur; dar ekranda kendiliğinden alt alta dizilir. Zincirin son halkası bu ünitenin en çok sorulan sonucudur: 1946’ya kadar tek partili yönetim.
Bu olaydan sonra toplumun çok partili demokratik hayata henüz hazır olmadığı görüldüğünden yeni parti kurulması girişimleri ertelendi. 1946 yılına kadar tek partili yönetim devam etti.
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurucularının aynı zamanda asker olmaları nedeniyle ordunun siyasete karışmasını önleyebilmek için Meclis’te çıkarılan bir kanun ile aynı anda iki görevi birlikte yönetenlerin görevlerinden birini seçmesi sağlandı.
Kanun bir kişiyi değil bir durumu hedefliyor: hem komutan hem milletvekili olmak. Karşılığında kimse ordudan atılmıyor, seçim yapması isteniyor.
Mübadele, Patrikhane ve Musul — üçü de Lozan’da karara bağlandı ama kapanmadı. Üçünün de çözüm yolu farklı: biri ikili antlaşmayla, biri Türkiye’nin “bu iç sorundur” demesiyle, biri de Misak-ı Millî’den taviz verilerek bitti.
Yedi dosyadan birini seç. Canvas ortada Türkiye kutusunu, karşısında da o sorunun karşı tarafını çizer; aralarındaki ok sorunun yönünü gösterir. Okun rengi çözümün nasıl bittiğini söyler: yeşil Türkiye’nin isteği doğrultusunda kapandı, kırmızı taviz verildi. Altta anlaşmazlığın konusu ve çözüm yılı kutuları dolar.
Lozan Antlaşması’na göre İstanbul’daki Rumlar ve Batı Trakya’daki Türkler hariç Türkiye’de kalan Rumlar ile Yunanistan’da kalan Türkler yer değiştirecekti. Yunanistan’ın İstanbul’da daha fazla Rum bırakmak istemesi iki ülke arasında anlaşmazlığa yol açtı.
Yunanistan Mondros Mütarekesi öncesi geçici de olsa İstanbul’a gelen her Rum’u yerleşik sayarak mübadeleden ayrı tutmak istiyordu. Ayrıca Batı Trakya’daki Türklerin, Balkan Savaşları sırasında geldiklerini ileri sürerek onları da mübadeleye tabi tutmak istiyordu.
Sorun Milletler Cemiyeti’ne taşınsa da bir sonuç elde edilemedi. 10 Haziran 1930’da Ankara’da imzalanan antlaşmayla yerleşme tarihlerine bakılmaksızın İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin hepsi “yerleşik” sayılarak sorun çözüldü.
Türkiye, 1921’de İstanbul’a gelmiş olan VI. Konstantinos Arapoğlu’nun 1924’te Patrik seçilmesine mübadeleye tabi olduğundan dolayı itiraz etti. Yunanistan’ın itirazına karşı Türkiye’nin, Patrikhane konusunun bir iç sorun olduğunu belirtmesi üzerine mübadeleye tabi olmayan Vasilios Yeorgiadis’in patrik seçilmesi ile sorun çözüldü.
İki sorun aynı kuralla iç içe: patrik adayının mübadeleye tabi olup olmaması. Yani Patrikhane meselesi aslında mübadelenin bir uzantısıdır.
1930 yılında Yunanistan Başbakanı Venizelos’un Türkiye’yi ziyareti, 1931’de de İsmet İnönü’nün Yunanistan’ı ziyareti sonrası iki ülke arasında 1954’e kadar sürecek dostluk başladı. Venizelos 1934’te Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi.
Aynı yıl, 1930, hem mübadele sorununun çözüldüğü hem dostluğun başladığı yıldır. Bu tesadüf değil: sorun kapandığı için yakınlaşma mümkün olmuştur.
Lozan Antlaşması’nda Musul Meselesi’nin Türkiye ile İngiltere arasında ikili görüşmelere bırakılması kabul edildi. Buna göre taraflar dokuz ay boyunca meseleyi çözmek üzere aralarında görüşecekler, bir çözüme ulaşılamadığı takdirde sorun Milletler Cemiyeti tarafından çözülecekti.
İngiltere’nin görüşmelerde Hakkari ilinin nüfusunun çoğunluğunun Nasturi olduğunu ileri sürerek bu bölgenin de Irak sınırları içinde olması gerektiğini savunması üzerine sorun Milletler Cemiyeti’ne havale edildi. Milletler Cemiyeti, Musul’un Irak’a bırakıldığını ilan etti.
İngiltere, Türkiye’nin Musul Meselesine olan ilgisini dağıtmak amacıyla Doğu Anadolu’da çıkan Şeyh Sait İsyanı’nı destekledi.
5 Haziran 1926’da imzalanan Ankara Antlaşması ile Misak-ı Millî’den taviz verilerek Musul’un Irak’a bırakılması, Musul’dan elde edilecek petrol gelirlerinin %10’unun 25 yıllığına Türkiye’ye verilmesi karşılığında kabul edildi.
Bu ünitede 5 Haziran iki ayrı olayın tarihidir ve ikisi de 1925-1926 yıllarına düşer:
5 Haziran 1925 → Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılması
(iç politika).
5 Haziran 1926 → Ankara Antlaşması ile Musul’un Irak’a bırakılması (dış politika).
İkisini birbirine bağlayan halka Şeyh Sait İsyanıdır: isyan içeride bir partinin kapatılma gerekçesi, dışarıda ise İngiltere’nin desteklediği bir dikkat dağıtma aracıdır. Aynı olay iki dosyada birden karşına çıkarsa şaşırma.
Osmanlı Devleti’nin en fazla borçlandığı ülke Fransa idi. Lozan sonrasında borçların ne kadar süre içinde ve hangi ülkenin parasıyla ödeneceği tartışmaları çıktı. 13 Haziran 1928’de imzalanan bir antlaşmayla borçlarının ödenmesi belirli bir sisteme bağlandı.
Türkiye, Osmanlı Devleti’nden kalan borçların son taksidini 1954’te ödedi.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na göre, yabancı okulların tümünde Türkçe, tarih ve coğrafya dersleri Türk öğretmenler tarafından ve Türkçe okutulacaktı. Fransa bu duruma itiraz etti. Türkiye’nin konunun iç meselesi olduğunu söylemesi üzerine Fransa geri adım atmak zorunda kaldı.
Bir Fransız şirket tarafından işletilen Adana-Mersin demir yolunun millîleştirilmesi sırasında iki ülke arasında tartışma çıktı. 1929’da Adana-Mersin demir yolunun Türkiye tarafından satın alınmasıyla sorun çözüldü.
TBMM ve Sovyet Rusya arasında 16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Antlaşması’yla Türkiye-Sovyet ilişkilerinde yakınlaşma dönemi başladı. Ancak 1930’dan itibaren Türkiye’nin Batılı devletlerle yakınlaşmaya başlaması Sovyet Rusya’yı endişelendirdi ve Türkiye-Sovyet ilişkilerinin zayıflamasına yol açtı.
1936’da Fransa’nın, Suriye’den çekilme kararı alması üzerine Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne başvurarak Hatay’ın kaderine Hataylıların karar vermesini istedi. Milletler Cemiyeti’nin Hatay’da bağımsız bir devletin kurulması gerektiğini belirtmesi üzerine 2 Eylül 1938’de Hatay Cumhuriyeti kuruldu. Hatay Meclisi’nin Türkiye’ye katılma kararı alması üzerine 23 Temmuz 1939’da Hatay, Ana Vatan’a katılmış oldu.
Sıralamayı ezberlemek yerine mantığını tut: 1936 başvuru → 1938 bağımsız devlet → 1939 katılım. Arada bağımsız bir Hatay Cumhuriyeti aşaması olduğunu atlarsan soruyu kaybedersin; Hatay doğrudan katılmadı, önce kendi devletini kurdu.
Yunanistan’ın ve İspanya’nın önerisiyle Milletler Cemiyeti, Türkiye’yi üyeliğe davet etti. Türkiye, dünya barışının korunması için beslediği iyi niyetin göstergesi olarak üyelik davetini kabul etti. 18 Temmuz 1932’de Türkiye Milletler Cemiyeti’ne katıldı.
Bu maddede sınavın sevdiği ayrıntı şu: Türkiye başvurmadı, davet edildi — daveti öneren de Yunanistan ve İspanya’dır. Yunanistan’ın adı burada geçtiği için 1930 sonrası yakınlaşmayla birleştirerek hatırla.
Arama kutusuna bir ülke adı (“Fransa”), bir yıl (“1930”) ya da bir kavram (“mübadele”) yaz; tablo anında süzülür. Sütun seçicisiyle yalnız tek bir sütunda da arayabilirsin. Sınav tekrarında bu tabloyu ülkeye göre süzmek en hızlı yoldur.
Balkan Antantı, Montrö ve Sadabat Paktı ayrı ayrı ezberlenirse karışır. Üçünü tek bir cümle bağlar: İtalya’nın Habeşistan’a saldırması. Aynı tehdit, üç ayrı coğrafyada üç ayrı önlem doğurdu.
İki paktı düğmelerle değiştir. Canvas solda paktın üyelerini, sağda katılmayanları çizer; ortadaki ok üyeleri birleştiren ortak sebebi taşır. Katılmayan ülkelerin kutusu kırmızı çerçeveli durur ve altında neden katılmadığı yazar — sınavda sorulan tam olarak bu “eksik üye”dir.
Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya tarafından kuruldu. İtalya ve Almanya’da ortaya çıkan totaliter rejimlerin (Faşizm ve Nazizm) saldırgan ve yayılmacı politikaları bu birlikteliğin kurulmasında etkili oldu.
“Büyük Bulgaristan” hayaliyle yayılmacı bir politika izleyen Bulgaristan ve İtalya’nın baskısı altında bulunan Arnavutluk, Balkan Antantı’na katılmadılar.
Türkiye, Irak, İran ve Afganistan arasında kuruldu. Kurulmasında İtalya’nın Habeşistan’ı işgal etmesi ve doğu ülkelerini hedef alan yayılmacı siyaseti etkili oldu.
Türkiye ile Hatay meselesi ve Irak ile toprak sorunu olan Suriye, Sadabat Paktı’na katılmadı.
Lozan Antlaşması’nda Boğazların Türkiye başkanlığında bir komisyon tarafından yönetilmesi kararlaştırılmıştı. Ancak İtalya’nın Habeşistan’a saldırması, Japonya’nın Mançurya’ya saldırması üzerine Türkiye boğazlar konusunda harekete geçti. Milletler Cemiyeti’nin kararıyla 20 Temmuz 1936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı.
Boğazlar Komisyonu kaldırılarak boğazlar Türkiye’ye verildi. Ticaret gemilerinin boğazlardan geçişi serbest, savaş gemileri için ise bazı kısıtlamalar getirildi.
Düğmelerle Lozan düzeni ile Montrö düzeni arasında geçiş yap. Canvas Boğazları bir kanal olarak çizer; üstünde yönetimin kimde olduğunu gösteren bir bayrak durur. Lozan’da yönetim komisyondadır (Türkiye yalnız başkandır), Montrö’de komisyon kutusu silinir ve yönetim doğrudan Türkiye’ye geçer. Kanaldan geçen iki gemi de değişir: ticaret gemisi her iki düzende serbest geçer, savaş gemisi Montrö’de kısıtlanır.
| Girişim | Yıl | Taraflar | Katılmayan | Doğrudan sebep |
|---|---|---|---|---|
| Balkan Antantı | 1934 | Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya | Bulgaristan, Arnavutluk | Faşizm ve Nazizm’in yayılmacı politikaları |
| Montrö Sözleşmesi | 1936 | Milletler Cemiyeti kararıyla imzalandı | — | İtalya’nın Habeşistan’a, Japonya’nın Mançurya’ya saldırması |
| Sadabat Paktı | 1937 | Türkiye, Irak, İran, Afganistan | Suriye | İtalya’nın Habeşistan’ı işgali ve doğuya yönelik yayılmacılığı |
Karışık sırayla gelen olayı doğru dosyaya yerleştir: hangi parti, hangi ülke, hangi yıl. Yanlışta doğru cevap ve sebebi hemen açılır.
Atatürk Dönemi’nde çok partili hayat denemeleri ile Lozan’dan kalan dış politika sorunları üzerine 48 soruluk test.
23 Nisan 1920’de açılan I. TBMM işgalcilere karşı verilen mücadele ve meclis içerisindeki iç muhalefetten dolayı oldukça yıpranmıştı. Bu nedenle Mustafa Kemal 1 Nisan 1923’te milletvekili seçimlerinin yapılmasını istedi. Yapılan seçimler sonrası 11 Ağustos 1923’te II. Meclis görevine başladı. I. Meclis, Millî Mücadeleyi yürütmüş ve Saltanatı kaldırmıştır. II. Meclis ise inkılapları gerçekleştirecektir.
Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubunu partileştirerek 9 Ağustos 1923’te Halk Fırkası’nı kurdu; Cumhuriyet’in ilan edilmesinden sonra 10 Kasım 1924’te partinin adı Cumhuriyet Halk Fırkası olarak değiştirildi ve bu parti 1950’ye kadar 27 yıl boyunca ülkeyi tek başına yönetmiştir. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (17 Kasım 1924) Kazım Karabekir başkanlığında Ali Fuat Paşa, Rauf Orbay ve Refet Bele tarafından kuruldu ve Cumhuriyet döneminin ilk muhalefet partisidir. 12 Ağustos 1930’da Türkiye’nin üçüncü siyasi partisi olan Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu.
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ekonomide liberalizm görüşünü savundu, “Dini düşünceler ve inançlara saygılıyız” sloganını kullanan parti özellikle saltanat ve halifeliğin kaldırılmasına karşı olanların toplandığı bir yer haline geldi ve 1925 yılında Doğu Anadolu’da çıkan Şeyh Sait İsyanı ile ilişkili olduğu gerekçesi ile parti 5 Haziran 1925 yılında kapatıldı. Ali Fethi Bey ise rejim ve inkılaplara karşı bir olay çıkmasının önüne geçebilmek için kendi partisini 17 Kasım 1930’da feshetti.
Ziya Hurşit, Laz İsmail, Gürcü Yusuf ve Çopur Hilmi tarafından Mustafa Kemal’e suikast planı yapıldı; Mustafa Kemal’in ziyareti bir gün geciktirmesi üzerine Giritli Şevki korkarak durumu valiye bildirdi ve suikastçılar silahlarıyla birlikte yakalandılar. 23 Aralık 1930’da İzmir’in Menemen ilçesinde Derviş Mehmet önderliğinde halk ayaklandı, yedek subay Kubilay ile bekçiler Hasan ve Şevki şehit edildi. Bu olaydan sonra yeni parti kurulması girişimleri ertelendi ve 1946 yılına kadar tek partili yönetim devam etti.
10 Haziran 1930’da Ankara’da imzalanan antlaşmayla yerleşme tarihlerine bakılmaksızın İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin hepsi “yerleşik” sayılarak mübadele sorunu çözüldü. Patrikhane meselesi, mübadeleye tabi olmayan Vasilios Yeorgiadis’in patrik seçilmesi ile çözüldü. Milletler Cemiyeti, Musul’un Irak’a bırakıldığını ilan etti ve 5 Haziran 1926’da imzalanan Ankara Antlaşması ile Misak-ı Millî’den taviz verilerek Musul’un Irak’a bırakılması, petrol gelirlerinin %10’unun 25 yıllığına Türkiye’ye verilmesi karşılığında kabul edildi.
Osmanlı Devleti’nin en fazla borçlandığı ülke Fransa idi ve 13 Haziran 1928’de imzalanan bir antlaşmayla borçların ödenmesi belirli bir sisteme bağlandı; son taksit 1954’te ödendi. Yabancı okullar sorununda Türkiye’nin konunun iç meselesi olduğunu söylemesi üzerine Fransa geri adım atmak zorunda kaldı. 1929’da Adana-Mersin demir yolunun Türkiye tarafından satın alınmasıyla sorun çözüldü. 18 Temmuz 1932’de Türkiye Milletler Cemiyeti’ne katıldı. 1930’dan itibaren Türkiye’nin Batılı devletlerle yakınlaşması Türkiye-Sovyet ilişkilerinin zayıflamasına yol açtı.
1936’da Fransa’nın Suriye’den çekilme kararı alması üzerine Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne başvurarak Hatay’ın kaderine Hataylıların karar vermesini istedi. 2 Eylül 1938’de Hatay Cumhuriyeti kuruldu. Hatay Meclisi’nin Türkiye’ye katılma kararı alması üzerine 23 Temmuz 1939’da Hatay, Ana Vatan’a katılmış oldu.
Balkan Antantı (1934) Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya tarafından kuruldu; Bulgaristan ve Arnavutluk katılmadılar. Montrö Boğazlar Sözleşmesi 20 Temmuz 1936’da imzalandı, Boğazlar Komisyonu kaldırılarak boğazlar Türkiye’ye verildi, ticaret gemilerinin geçişi serbest, savaş gemileri için bazı kısıtlamalar getirildi. Sadabat Paktı (1937) Türkiye, Irak, İran ve Afganistan arasında kuruldu; Suriye katılmadı.