Padişahın
yetkisi
daralıyor
1808'de bir sözleşme, 1839'da bir ferman, 1876'da bir anayasa. Bu ünitede mutlak otoritenin adım adım sınırlandığı yolu izliyoruz: Sened-i İttifak, Tanzimat, Islahat, Kanun-ı Esasi ve iki dereceli seçim.
Osmanlı Devleti'nde XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren devletle halk arasında irtibatı sağlayan âyan ve eşraf mahallî otorite olarak ortaya çıkmıştır. Âyanlar, zamanla devletin içine düştüğü sıkıntılardan faydalanıp bulundukları bölgede güçlerini ve nüfuzlarını genişletmiştir. Âyanların gerek kendi aralarında gerekse devletle yaptığı mücadeleler, sosyal yapıyı ve siyasi dengeleri bozmuştur.
Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa başkanlığında devlet görevlileri ile İstanbul'a gelen âyanlar arasında geniş katılımlı bir toplantı yapılmıştır. Müzakereler sonucunda 29 Eylül 1808'de bir sözleşme kaleme alınmıştır.
Sened-i İttifak'la devrin siyasi aktörleri olan âyanlar, mevcut kazanımlarını iktidar karşısında garanti altına almıştır.
Sened-i İttifak, her ne kadar uygulanamamış bir belge olsa da hukuki bakımdan padişahın yetkilerini kısıtlamış ve mutlak otoritesini sınırlandırmıştır. Sınavda bu iki yargı bir arada sorulur: uygulanamadı ama hukuken sınırlandırdı.
II. Mahmud 1830'lardan itibaren Osmanlı merkez teşkilatında köklü değişiklikler yapmıştır; bu değişiklikler bir bakıma Tanzimat Dönemi'nin temelini oluşturmuştur. İç ve dış sorunlarla karşı karşıya kalınan bu dönemde içerde bütünlüğü sağlamak, devletin zayıflamasını engellemek ve Avrupa kamuoyunun desteğini kazanmak için daha kapsamlı yenilik hareketlerine ihtiyaç duyulmuştur.
Sultan Abdülmecid'in emriyle Sadrazam Koca Hüsrev Paşa'nın başkanlığında Bâbıâli'de bir Meşveret Meclisi toplanmıştır. Tanzimat Fermanı'nın maddelerinde Avrupalı devletlerin desteğini almak, Osmanlı Milleti oluşturmak ve Osmanlı birliği siyaseti oluşturmak gibi amaçlar vardır.
Tanzimat Fermanı'yla padişah, hukukun üstünlüğünü kabul etmiş ve bu olay anayasal rejim yolunda atılan ilk adım olmuştur. Ayrıca Tanzimat Fermanı, modernleşmeyi devlet siyaseti hâline getiren resmî bir belgedir.
Islahat Fermanı'nın, Paris Antlaşması maddeleri arasında yer alması, bu fermanın siyasi nitelikli olduğunu göstermektedir. Bir iç düzenleme gibi görünüp aslında bir antlaşma maddesi olması sınavda en çok sorulan noktadır.
Islahat Fermanı azınlıklara haklar getirdiği hâlde Rumlar, diğer gayrimüslimler ile eşit hâle geldiği için fermana karşı çıkmıştır. Çünkü Rumlar millet sistemi içinde önceden ayrıcalıklı bir konumdaydı; herkesin eşitlenmesi onlar için kazanç değil kayıp anlamına geliyordu. Aynı fermanın Müslümanlar için yeni haklar getirmediği de ayrıca vurgulanır.
II. Abdülhamid Dönemi'nde Mithat Paşa başkanlığında bir komisyon kurulmuştur. Bu komisyon Fransa, Belçika ve Prusya anayasalarından esinlenerek bir anayasa metni hazırlamış ve 1876'da padişahın da katkılarıyla 119 maddelik Kanun-ı Esasi ortaya çıkmıştır. Kanun-ı Esasi hem dış sorunlara çare bulmayı hem de içeride bir değişimi hedeflemiştir.
1876'da Kanun-ı Esasi'nin ilanından, Sultan II. Abdülhamid'in meclisi tatil edip Kanun-ı Esasi'yi askıya aldığı 1878 yılına kadar geçen dönem Osmanlı tarihinde I. Meşrutiyet Dönemi olarak anılır.
Mebusan Meclisi üyelerinin mensup oldukları ırk veya dinin temsilcileri gibi davranmaya başlaması nedeniyle II. Abdülhamid, 13 Şubat 1878'de Kanun-ı Esasi'nin kendisine verdiği yetkiye dayanarak, yürürlüğünü askıya almış ve meclisi süresiz tatil etmiştir.
II. Mahmud döneminde muhtarlık teşkilatı ilk kez 1829'da İstanbul'da kurulmuştur. Tanzimat sonrası yapılan nizamnamelerle taşrada yeni yapılanmalar gerçekleşmiş, eyalet ve sancaklarda meclisler oluşturulmuştur. Âyan Meclisi üyeleri padişah tarafından seçilmiş, Mebusan Meclisi üyeleri ise sınırlı da olsa halk tarafından seçimle belirlenmiştir. Bu iki meclis, Meclis-i Umumi'yi meydana getirmiştir.
Mebusların halk tarafından seçilmesi, Türk tarihinde demokratikleşme yolunda atılan önemli bir adım olmuştur.
Konu özetinde bu başlık yer alır ancak maddeleri metinde verilmemiştir (sayfada görsel olarak bulunmaktadır). Bu yüzden burada yalnız kesin olan bilgi anılıyor: Üç Tarz-ı Siyaset, imparatorluğu ayakta tutmak için tartışılan üç ana fikir akımını — Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük — anlatan adlandırmadır. Ayrıntısı için ders kitabındaki tabloya bak.
Karışık sırayla gelen maddeyi oku, ait olduğu belgeyi ya da dönemi işaretle. Gerekçesini anında göreceksin.
46 sorudan oluşan bu test ile "Osmanlı Devleti'nde Demokratikleşme Hareketleri" konusunu ne kadar kavradığını gör. Her sorudan sonra anında ayrıntılı geri bildirim alacaksın.
Osmanlı Devleti'nde XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren devletle halk arasında irtibatı sağlayan âyan ve eşraf mahallî otorite olarak ortaya çıkmıştır. Âyanlar, zamanla devletin içine düştüğü sıkıntılardan faydalanıp bulundukları bölgede güçlerini ve nüfuzlarını genişletmiştir. Âyanların gerek kendi aralarında gerekse devletle yaptığı mücadeleler, sosyal yapıyı ve siyasi dengeleri bozmuştur.
Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa başkanlığında devlet görevlileri ile İstanbul'a gelen âyanlar arasında geniş katılımlı bir toplantı yapılmıştır. Müzakereler sonucunda 29 Eylül 1808'de bir sözleşme kaleme alınmıştır.
Sened-i İttifak'a göre âyanlar; padişahın ve padişah vekili sadrazamın buyruklarına uyacak, kendi nüfuzları altındaki bölgelerden devletin asker toplamasına karşı çıkmayacaktır. Bu kurallara uymayanlara el birliğiyle müdahale edilecektir. Devlet adına modern askerî birlikler oluşturulacak, yeniçeriler ve diğer ocaklar buna karşı çıkarsa âyanlar davet beklemeksizin asileri cezalandırabilecektir. Vergilerin toplanmasında yolsuzluğa izin verilmeyecektir. Âyanların devlete itaat ve hizmetlerine karşılık devlet de onların fiilî kazanımlarını meşru kabul edecektir.
Sened-i İttifak'la devrin siyasi aktörleri olan âyanlar, mevcut kazanımlarını iktidar karşısında garanti altına almıştır. Sened-i İttifak, her ne kadar uygulanamamış bir belge olsa da hukuki bakımdan padişahın yetkilerini kısıtlamış ve mutlak otoritesini sınırlandırmıştır.
Ortaya çıkış biçimleri ve içerikleri bakımından bu iki belgenin aralarında bazı benzerliklerin bulunduğu söylenebilir, ancak sonuçları bakımından belgelerin birbirine benzediğini ileri sürmek güçtür. Magna Carta, İngiltere'de soyluların haklarını teminat altına alarak zamanla bu hakların halka doğru genişlemesinin yolunu açmıştır; Sened-i İttifak için böyle bir durum söz konusu değildir. Magna Carta'da haklarını krala karşı korumak isteyen güçlü bir sosyal grup olarak soylular varken Sened-i İttifak'ta senedin içeriğindeki hakları benimseyen böyle bir taraf yoktur.
1830'lardan itibaren Osmanlı merkez teşkilatında köklü değişiklikler yapılmıştır. II. Mahmud Dönemi'nde yapılan bu değişiklikler, bir bakıma Tanzimat Dönemi'nin temelini oluşturmuştur. Osmanlı Devleti'nin iç ve dış sorunlarla karşı karşıya kaldığı bu dönemde; içerde bütünlüğü sağlamak, devletin zayıflamasını engellemek ve Avrupa kamuoyunun desteğini kazanmak için daha kapsamlı yenilik hareketlerine ihtiyaç duyulmuştur.
Sultan Abdülmecid'in emriyle Sadrazam Koca Hüsrev Paşa'nın başkanlığında Bâbıâli'de bir Meşveret Meclisi toplanmıştır. Tanzimat Fermanı'nın maddelerinde; Avrupalı devletlerin desteğini almak, Osmanlı Milleti oluşturmak, Osmanlı birliği siyaseti oluşturmak gibi amaçları vardır. Tanzimat Fermanı'yla padişah, hukukun üstünlüğünü kabul etmiş ve bu olay anayasal rejim yolunda atılan ilk adım olmuştur. Ayrıca Tanzimat Fermanı, modernleşmeyi devlet siyaseti hâline getiren resmî bir belgedir.
Azınlıklara yönelik hazırlanmış olup Müslümanlar için yeni haklar getirmemiştir. Yabancı tesirinde hazırlanmıştır. Paris Barış Antlaşması'nın bir maddesi olarak antlaşmaya eklenmiştir. Rumlar, diğer gayrimüslimler ile eşit hâle geldiği için fermana karşı çıkmıştır. Islahat Fermanı'nın, Paris Antlaşması maddeleri arasında yer alması, bu fermanın siyasi nitelikli olduğunu göstermektedir.
1856 Paris Konferansı öncesinde, Rusya'nın Hristiyan kamuoyunu yanına çekmesini engellemektir. Avrupalı devletlerin desteğini sağlayarak Osmanlının içişlerine müdahaleleri önlemektir. İmparatorluktan ayrılma çabası içinde olan azınlıkların haklarını genişleterek imparatorluğun bütünlüğünü sağlamak düşüncesidir. İngiltere ve Fransa'nın Hristiyan halk için, Kırım Savaşı'ndan sonra ıslahat istemesidir.
II. Abdülhamid Dönemi'nde Mithat Paşa başkanlığında bir komisyon kurulmuştur. Bu komisyon Fransa, Belçika ve Prusya anayasalarından esinlenerek bir anayasa metni hazırlamış ve 1876'da padişahın da katkılarıyla 119 maddelik Kanun-ı Esasi ortaya çıkmıştır. Kanun-ı Esasi hem dış sorunlara çare bulmayı hem de içeride bir değişimi hedeflemiştir. Osmanlı Devleti; Kanun-ı Esasi ile devlet-toplum ilişkisini iyileştirmek ve devletin Avrupa siyasi sistemine entegrasyonunu sağlamak istemiştir.
1876'da Kanun-ı Esasi'nin ilanından, Sultan II. Abdülhamid'in meclisi tatil edip Kanun-ı Esasi'yi askıya aldığı 1878 yılına kadar geçen dönem Osmanlı tarihinde I. Meşrutiyet Dönemi olarak anılır. Mebusan Meclisi üyelerinin mensup oldukları ırk veya dinin temsilcileri gibi davranmaya başlaması nedeniyle II. Abdülhamid, 13 Şubat 1878'de Kanun-i Esasi'nin kendisine verdiği yetkiye dayanarak, yürürlüğünü askıya almış ve meclisi süresiz tatil etmiştir.
II. Mahmud döneminde muhtarlık teşkilatı ilk kez 1829'da İstanbul'da kurulmuştur. Tanzimat sonrası yapılan nizamnamelerle taşrada yeni yapılanmalar gerçekleşmiş, eyalet ve sancaklarda meclisler oluşturulmuştur. Âyan Meclisi üyeleri padişah tarafından seçilmiş, Mebusan Meclisi üyeleri ise sınırlı da olsa halk tarafından seçimle belirlenmiştir. Bu iki meclis, Meclis-i Umumi'yi meydana getirmiştir. Kanun-ı Esasi'ye göre iki dereceli seçim sistemi uygulanmıştır. İki dereceli seçim, seçmenlerin önce mebusları seçecek olan kişileri belirlediği, ardından bu kişilerin mebusları seçtiği sistemdir. Mebusların halk tarafından seçilmesi, Türk tarihinde demokratikleşme yolunda atılan önemli bir adım olmuştur.
Osmanlı Devleti'nde 1908'de hem içerde hem de dışarda yaşanan olaylar üzerine İttihat ve Terakki Cemiyeti harekete geçmeye karar vermiştir. Askerî grubun baskısı sonucu 23 Temmuz 1908'de Sultan II. Abdülhamid Kanun-ı Esasi'yi yeniden yürürlüğe koymuştur. II. Meşrutiyet Dönemi başlamış ve otuz yıllık bir aradan sonra yeniden mebus seçimi yapılmıştır. II. Meşrutiyet Dönemi'ndeki ilk meclis, 275 milletvekiliyle 17 Aralık 1908'de açılmıştır.
Yeni rejime karşı çıkan 31 Mart Vakası'nın bastırılmasından sonra Sultan II. Abdülhamid tahttan indirilmiştir. Ardından Meclis 21 Ağustos 1909'da anayasa değişikliğini kabul etmiştir. Bu değişikliklerle siyasal örgütlenme ve toplantı hakkı tanınmış ve Türk demokrasi tarihinde gerçek anlamıyla siyasi partiler kurulmaya başlanmıştır.