Merkezde
yeniçeri
Anadolu'da Celâli
Bir taraftan Avusturya ve İran ile savaşan Osmanlılar, diğer taraftan da iç isyanlarla mücadele etmiştir. Bu isyanlar merkezde Yeniçeri, Anadolu'da Celâli İsyanlarıdır. Çözüm arayışı ise layihalar ve Lâle Devri yenilikleri ile sürdü.
Yeniçeri İsyanlarının çoğu İstanbul'da gerçekleşmiştir. Devlet adamları arasındaki iktidar mücadeleleri ve ekonomik sıkıntılar bu isyanların temel sebepleridir. Aşağıdaki şeritte aşamalara tıkla.
• Liyakatsiz kişiler üst makamlara getirildiği için devlet yönetiminde aksaklıklar
yaşanmıştır.
• Sık padişah değişiklikleri nedeniyle devlet idaresi bozulmuş, yapılmak istenen
ıslahatlar sonuçsuz kalmıştır.
• İsyanların başkentte yaşanması sonucunda İstanbul'da can güvenliği
kalmamıştır.
• Önemli devlet adamlarının idam edilmesi merkezî otoriteyi sarsmıştır.
Yeniçeri İsyanlarının en şiddetlisi Yeniçeri Ocağı'nı kaldırarak disiplinli bir ordu
kurmak ve devlete düzen vermek isteyen Sultan II. Osman zamanında çıkmıştır. II. Osman
yeniçeriler tarafından öldürülmüştür.
25. ünitedeki bilgiyle birleşince tablo tamamlanır: Kapıkulu Ocaklarının kaldırılması
fikri ilk kez II. Osman'ın Lehistan Seferi'nde gündeme gelmişti — bu fikrin bedeli
padişahın hayatı olmuştur.
Celâli İsyanları'nda sınavın istediği şey neredeyse hep aynıdır: verilen madde neden mi, özellik mi, sonuç mu, yoksa bir isyancı adı mı? Aşağıdaki ayırıcıda maddeye tıkla — hangi kulvara düştüğünü ve o kulvarın tamamını gör.
• Yavuz Sultan Selim Dönemi'nde Bozoklu Şeyh Celâl adında bir kişi mehdilik iddiasıyla
Tokat civarında isyan başlatmıştır.
• Bundan sonraki isyanlar, halk arasında onun adına nispetle Celâli İsyanları olarak
anılmaya başlanmıştır.
• Osmanlı idaresinden memnun olmayan zümrelerin ve Şii eğilimli Türkmen grupların,
Safevilerin de tahrikiyle devlete başkaldırması şeklinde ortaya çıkmıştır.
• XVI. yüzyılın sonlarından itibaren bu isyanlar, farklı bir mahiyet
kazanmıştır.
• Hızlı nüfus artışı ile mevcut toprak ve kaynakların yetersiz kalması isyanın
çıkmasında etkili olmuştur.
Celâli İsyanları'nın en çok karıştırılan özelliği budur:
Osmanlı hanedanına ve devletin varlığına karşı değildir.
Eşkıyalık şeklinde olmuştur. Hatta isyancılar devletten menfaat elde edince,
devlete itaat etmişler ve devlet içerisinde görevler almışlardır.
Yani bu isyanlar bir rejim değişikliği talebi değil, ekonomik ve toplumsal bir
patlamadır. Bu yüzden sonuçları da siyasi değil, ekonomik ve sosyal başlıklar
altında sayılır.
Osmanlı Devleti'nde, hanedan üyelerinden hangisinin tahta geçeceğini belirleyen kesin bir kuralın olmayışı, taht mücadelelerine sebep olmuştur. Bu taht mücadelelerini kendi çıkarları için kullanmaya çalışan rakip devletler, Osmanlı için her zaman tehlike oluşturmuştur. Aşağıdaki merdivende bu boşluğun nasıl kapatıldığını adım adım gör.
Sultan III. Mehmet, sancakta yetişen son şehzadedir. I. Ahmet sancağa çıkmayan ve
sarayda kafes usulüyle yetişen ilk Osmanlı padişahı olmuştur.
Kafes usulüne göre şehzadeler eğitimlerini sadece sarayda almış ve kapalı bir alanda
yaşamıştır. Bu bilgi 22. ünitedeki "sancağa çıkma sisteminin kaldırılması ile
tecrübesiz ve halktan kopuk padişahlar iş başına gelmiştir" maddesinin sebebini
açıklar.
I. Ahmet'ten itibaren hanedanın en büyüğünün tahta geçmesi kural hâline gelmiştir.
Bu yeni uygulama ile saltanatın babadan oğula geçme yöntemi yerine en yaşlı hanedan
üyesinin tahta geçmesi demek olan "Ekber ve Erşed Sistemi"ne geçilmiştir.
Sıra şöyledir: Fatih'in "kardeş katli" uygulaması → Kanuni Dönemi'nde en büyük oğlun
sancağa gönderilmesi → 1595'ten sonra kafes usulü → I. Ahmet'ten itibaren Ekber ve
Erşed.
Buhrandan kurtulmak için yeni ve kalıcı tedbirlerin alınması gerektiğini düşünen devlet erkânı, nasihatname tarzında raporlar düzenlemiştir. Bu raporlar layiha ve risale olarak adlandırılmıştır. Aşağıdaki canvas'ta layiha yazarlarının bakışının nereye çevrili olduğunu gör.
• Çin'de matbaanın ortaya çıkışı Avrupa'ya göre çok daha eskilere dayanmasına rağmen
matbaa geliştirilememiştir.
• Modern anlamda ilk matbaa Avrupa'da Johannes Gutenberg tarafından 1450'lerin başında
geliştirilmiştir.
• Avrupa'da kâğıt ve matbaanın yaygınlaşması, bilginin üretiminde ve yayılmasında en
önemli aşama olmuştur.
• Bu gelişmelerle Avrupa'da okuryazar sayısı hızla artmaya ve insanların eğitim düzeyi
yükselmeye başlamıştır.
• Osmanlı Devleti'nde ilk matbaa gayrimüslimler tarafından kurulmuştur.
• Gayrimüslimler içerisinde de matbaayı kullanan ilk grup Museviler olup
ilk Yahudi matbaası, İstanbul'da 1493 yılında Haham Gerson tarafından
kurulmuştur.
• Müslümanların kullandığı ilk matbaa Lâle Devri'nde açılabilmiştir.
• İbrahim Müteferrika matbaasında basılan ilk kitap, iki yıl kadar süren çalışmalar
sonunda 31 Ocak 1729'da yayımlanan "Vankulu Lûgati" olmuştur.
Osmanlı tarihinde Avrupa tarzında ilk yenileşme hareketleri Lâle Devri hükümdarı olan Sultan III. Ahmet Dönemi'nde başlamıştır. Aşağıdaki gezginde altı alana tıkla — her alandaki yenilikleri ayrı ayrı gör.
| Ölçüt | KÂTİP ÇELEBİ (1609-1657) | EVLİYA ÇELEBİ |
|---|---|---|
| Dönemi | 1609-1657 | XVII. yüzyılda yaşamış bir diğer Osmanlı aydınıdır |
| Öne çıkan özelliği | Avrupa ile Osmanlı ilim dünyası arasındaki açığı fark eden ilk Osmanlı âlimi; Avrupa'da "Hacı Kalfa" ismi ile tanınır. Arapça ve Türkçe eserler kaleme almıştır | Kırk iki yıl yaptığı seyahatler sonucunda gezip gördüğü yerleri ve şahit olduğu olayları usta bir ressam bakışıyla kaleme almıştır |
| Eserleri | Cihannüma — batı coğrafya kitaplarından istifade ederek hazırladığı coğrafya eseri, Osmanlı ilim ve irfan geleneğinde yeni bir ufuk açmıştır. Keşfü'z-Zunûn — kapsamlı bir bibliyografya ve ilimler ansiklopedisi özelliği taşır | Seyahatname-i Evliya Çelebi |
| İçeriği | Coğrafya ve bibliyografya | Gezdiği bölgelerde bulunan inanışlar, gelenekler, kültürel ögeler, yararlı su ve bitkiler hakkında bilgiler |
Bu dönem için "Lâle Devri" tabirini ilk defa Yahya Kemal Beyatlı kullanmıştır. Yani bu ad dönemin kendi adı değil, sonradan verilmiş bir adlandırmadır. Osmanlı tarihinde Avrupa tarzında ilk yenileşme hareketleri Lâle Devri hükümdarı olan Sultan III. Ahmet Dönemi'nde başlamıştır.
Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi Avrupa'ya gönderilen ilk elçidir. Bu bilgi Lâle Devri'nin diplomatik alandaki yeniliğiyle birlikte sorulur: Avrupa'ya geçici elçiler gönderilmiştir. Dikkat: elçiler bu dönemde geçicidir, daimî değil.
Karışık sırayla gelen maddeyi oku, ait olduğu başlığı işaretle. Gerekçesini anında göreceksin.
55 sorudan oluşan bu test ile "Osmanlı Devleti'nde İsyanlar ve Düzeni Koruma Çalışmaları" konusunu ne kadar kavradığını gör. Her sorudan sonra anında ayrıntılı geri bildirim alacaksın.
Yeniçeri İsyanlarının çoğu İstanbul'da gerçekleşmiştir. Devlet adamları arasındaki iktidar mücadeleleri ve ekonomik sıkıntılar bu isyanların temel sebepleridir. Yeniçerilerin ilk isyanları Fatih zamanına kadar uzansa da XV ve XVI. yüzyıllarda genellikle dirayetli padişahlar tahta geçtiği için yeniçeriler etkili olamamıştır. Sultan III. Murat Dönemi'nde düşük ayarlı akçe ile ulufe almak istemeyen Kapıkulu Askerleri isyan etmiş ve defterdar ile veziriazamın idamını istemiştir. İstekleri yerine getirilen yeniçeriler, XVII. yüzyıl boyunca taleplerini veziriazama yaptırmış hatta tahta kimin geçeceği kararında bile etkili olmuşlardır.
Liyakatsiz kişiler üst makamlara getirildiği için devlet yönetiminde aksaklıklar yaşanmıştır. Sık padişah değişiklikleri nedeniyle devlet idaresi bozulmuş, yapılmak istenen ıslahatlar sonuçsuz kalmıştır. İsyanların başkentte yaşanması sonucunda İstanbul'da can güvenliği kalmamıştır. Önemli devlet adamlarının idam edilmesi merkezî otoriteyi sarsmıştır. Yeniçeri İsyanlarının en şiddetlisi Yeniçeri Ocağı'nı kaldırarak disiplinli bir ordu kurmak ve devlete düzen vermek isteyen Sultan II. Osman zamanında çıkmıştır; II. Osman yeniçeriler tarafından öldürülmüştür.
Osmanlı Devleti, XVI ve XVII. yüzyıllarda bazı muhalif hareketlerle uğraşmak zorunda kalmıştır. Bir taraftan Avusturya ve İran ile savaşan Osmanlılar diğer taraftan da iç isyanlarla mücadele etmiştir; bu isyanlar merkezde Yeniçeri, Anadolu'da Celâli İsyanlarıdır. Yavuz Sultan Selim Dönemi'nde Bozoklu Şeyh Celâl adında bir kişi mehdilik iddiasıyla Tokat civarında isyan başlatmıştır. Bundan sonraki isyanlar, halk arasında onun adına nispetle Celâli İsyanları olarak anılmaya başlanmıştır. Osmanlı idaresinden memnun olmayan zümrelerin ve Şii eğilimli Türkmen grupların, Safevilerin de tahrikiyle devlete başkaldırması şeklinde ortaya çıkmıştır. XVI. yüzyılın sonlarından itibaren bu isyanlar farklı bir mahiyet kazanmıştır.
Hızlı nüfus artışından dolayı toprak ve kaynak yetersizliği. Anadolu'da işsizliğin artması. Ağır ve keyfi vergi uygulamaları. Tımarları elinden alınan sipahilerin, topraklarını terk eden köylülerin devletin imtiyazlı yapısına girmek istemeleri. Ayrıca hızlı nüfus artışı ile mevcut toprak ve kaynakların yetersiz kalması isyanın çıkmasında etkili olmuştur.
Osmanlı hanedanına ve devletin varlığına karşı değildir. Eşkıyalık şeklinde olmuştur. İsyancılar devletten menfaat elde edince, devlete itaat etmişler ve devlet içerisinde görevler almışlardır.
Tarımsal ve hayvansal ürün fiyatları yükselmiştir. "Büyük Kaçgun" adıyla anılan göç hareketi başlamıştır. Anadolu'daki sosyal düzen bozulmuştur. Şehirlerde asayiş sorunu ortaya çıkmıştır. Üretimin durma noktasına gelmesi devletin vergi toplayamamasına, hazinenin para sıkıntısı çekmesine sebep olmuştur. İsyancılar: Karayazıcı, Deli Hasan, Tavil Halil, Kalenderoğlu Mehmet, Canboladoğlu.
Osmanlı Devleti'nde, hanedan üyelerinden hangisinin tahta geçeceğini belirleyen kesin bir kuralın olmayışı, taht mücadelelerine sebep olmuştur. Bu taht mücadelelerini kendi çıkarları için kullanmaya çalışan rakip devletler, Osmanlı için her zaman tehlike oluşturmuştur. Taht mücadelelerinde devletin siyasi karışıklıklar içinde kalması hatta yıkılma tehlikesi yaşaması üzerine Fatih, "kardeş katli" olarak bilinen uygulamayı getirmiştir. Kanuni Dönemi'nde, padişahın en büyük oğlu sancaklara gönderilmeye başlanmış ve diğer şehzadeler sarayda tutulmuştur. 1595'ten sonra şehzade eğitimi "kafes usulü" adı verilen sistemle yürütülmüştür. I. Ahmet'ten itibaren hanedanın en büyüğünün tahta geçmesi kural hâline gelmiştir; bu yeni uygulama ile saltanatın babadan oğula geçme yöntemi yerine en yaşlı hanedan üyesinin tahta geçmesi demek olan "Ekber ve Erşed Sistemi"ne geçilmiştir. Sultan III. Mehmet, sancakta yetişen son şehzadedir. I. Ahmet sancağa çıkmayan ve sarayda kafes usulüyle yetişen ilk Osmanlı padişahı olmuştur. Kafes usulüne göre şehzadeler eğitimlerini sadece sarayda almış ve kapalı bir alanda yaşamıştır.
Buhrandan kurtulmak için yeni ve kalıcı tedbirlerin alınması gerektiğini düşünen devlet erkânı, nasihatname tarzında raporlar düzenlemiştir. Bu raporlar layiha ve risale olarak adlandırılmıştır. Layihalar XVI. asırdan itibaren yaşanan olumsuz gelişmeleri geleneksel devlet ve toplum düzeninin terk edilmesine bağlamıştır. Layihalarda bu olumsuzlukların büyük ölçüde iç faktörlerden kaynaklandığı öne sürülmüştür. Bunun için de layihalarda, dirayetli padişahların yönetim tarzı örnek gösterilmiş ve Klasik Dönem'deki uygulamalara aykırı iş yapılmaması tavsiye edilmiştir. Layiha yazarları, Kanuni'nin saltanat yıllarını Osmanlı toplumunun her bakımdan mükemmel biçimde işlediği, kanun ve adaletin geçerli olduğu bir dönem olarak tasvir etmiştir. Layiha ve risale yazarları, Osmanlı devlet ve toplumunu gözlemlerken Avrupa'da meydana gelen olaylar yerine, yalnızca devlet içerisinde meydana gelen değişmeler üzerine yoğunlaşmıştır. Kanuni sonrası dönem ise rüşvet, adaletsizlik ve düzensizliğin yaygın olduğu bir dönem olarak anlatılmaktadır.
Çin'de matbaanın ortaya çıkışı Avrupa'ya göre çok daha eskilere dayanmasına rağmen matbaa geliştirilememiştir. Modern anlamda ilk matbaa Avrupa'da Johannes Gutenberg tarafından 1450'lerin başında geliştirilmiştir. Avrupa'da kâğıt ve matbaanın yaygınlaşması, bilginin üretiminde ve yayılmasında en önemli aşama olmuştur; bu gelişmelerle Avrupa'da okuryazar sayısı hızla artmaya ve insanların eğitim düzeyi yükselmeye başlamıştır. Osmanlı Devleti'nde ilk matbaa gayrimüslimler tarafından kurulmuştur; gayrimüslimler içerisinde de matbaayı kullanan ilk grup Museviler olup ilk Yahudi matbaası, İstanbul'da 1493 yılında Haham Gerson tarafından kurulmuştur. Müslümanların kullandığı ilk matbaa Lâle Devri'nde açılabilmiştir. İbrahim Müteferrika matbaasında basılan ilk kitap, iki yıl kadar süren çalışmalar sonunda 31 Ocak 1729'da yayımlanan "Vankulu Lûgati" olmuştur.
Bilim-Kültür ve Sanat: Topkapı Sarayı'nda ve Yeni Cami'de halkın kullanımı için kütüphaneler kurulmuştur; kültürel ve bilimsel eserlerin Türkçeye çevrilmesi için bir heyet oluşturulmuştur; devrin bilim ve sanat insanları devlet himayesine alınmış ve çalışmaya teşvik edilmiştir; çiçek hastalığına karşı aşı yapılmaya başlanmıştır. Teknik: İlk Türk matbaası İbrahim Müteferrika ve Mehmet Said Efendi tarafından kurulmuştur. Ekonomik: Çiniciliğin yeniden canlandırılması amacıyla 1725'te İstanbul'da bir çini atölyesi, bunun yanında bir de kumaş ve çuha atölyesi kurulmuştur; çinilerde lale motifi kullanılmıştır. Mimari: Yangın ve depremlerle harap olan İstanbul baştanbaşa imar edilmiştir; şehirlere yeni yollar açılmıştır; Batı mimarisi ile binalar inşa edilmiş, süsleme sanatında barok ve rokoko tarzları uygulanmıştır. Şehir Hayatı: Avrupa modası İstanbul şehir hayatında etkili olmaya başlamıştır; Yeniçeri Ocağı'na bağlı "Tulumbacılar" adıyla ilk defa düzenli bir itfaiye teşkilatı kurulmuştur; padişah ve devlet ileri gelenlerinin düzenlediği eğlenceler ve fener alayları yapılmış, büyük bir israf kültürü oluşmuştur. Diplomatik: Avrupa'ya geçici elçiler gönderilmiştir.
Kâtip Çelebi (1609-1657): Avrupa ile Osmanlı ilim dünyası arasındaki açığı fark eden ilk Osmanlı âlimi olup Avrupa'da "Hacı Kalfa" ismi ile tanınır; Arapça ve Türkçe eserler kaleme almıştır. Batı coğrafya kitaplarından istifade ederek hazırladığı "Cihannüma" adlı coğrafya eseri, Osmanlı ilim ve irfan geleneğinde yeni bir ufuk açmıştır. "Keşfü'z-Zunûn" adlı eseri, kapsamlı bir bibliyografya ve ilimler ansiklopedisi özelliğini taşımaktadır. Evliya Çelebi: XVII. yüzyılda yaşamış bir diğer Osmanlı aydınıdır; kırk iki yıl yaptığı seyahatler sonucunda gezip gördüğü yerleri ve şahit olduğu olayları usta bir ressam bakışıyla "Seyahatname-i Evliya Çelebi" adlı eserinde bir araya getirmiştir. Seyahatname'sinde gezdiği bölgelerde bulunan inanışlar, gelenekler, kültürel ögeler, yararlı su ve bitkiler hakkında bilgiler vermiştir. Bu dönem için "Lâle Devri" tabirini ilk defa Yahya Kemal Beyatlı kullanmıştır. Osmanlı tarihinde Avrupa tarzında ilk yenileşme hareketleri Lâle Devri hükümdarı olan Sultan III. Ahmet Dönemi'nde başlamıştır. Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi Avrupa'ya gönderilen ilk elçidir.